Murat Bölükbaşı yazdı…
Bak sevgili Montella kardeşim! Bu maçı akşam oynat, sabah oynat, geri sar oynat, ileri sar oynat, kırp oynat, kes oynat, ‘’ayakkabısından tut kravatına kadar’’ sana yazar. Diyeceksiniz ki; ‘’Maçı kaybedince ateş etmek kolay!’” Gıybete düşmeyin diye söylüyorum; Dün, VeryansınSpor YouTube kanalında Muharrem Karanfilci hocam ile yaptığımız “SporPolitik” maç önü programında olabilecekleri ve olması gerekenleri ‘’Baba Vanga’’ gibi anlattık. Montella’nın turnuva için seçtiği kadroyu eleştirip, Avusturalya maçında oynayacağı 3/5/2 sisteminde tercih etmesi gereken kilit oyuncuları söyledik. Eğer futbol aklına sahipseniz olabilecek senaryoları simüle etmek ve kadro seçimini duygularınızla değil nesnel gerçeklik üzerine yapmalısınız.
Avusturalya yetenekli oyuncu kapasitesinde eksik; takım oyunu, taktik ve oyun disiplini oturmuş; kapalı savunma formunu çok iyi uygulayabilen; fizik kalitesi ile mücadele gücü yüksek, bu turnuvaların gediklisi tecrübeli bir takım hikayesine sahipti. Böyle hikayesi olan takımlar karşısında gol bulabilmek adına oyuncu eksiltme kabiliyeti yüksek, dar alan becerisi olan iç ve dış koridoru aynı sekansta kullanabilecek yaratıcı kanat oyuncuları ile birlikte bu hücumcuları merkezde besleyebilecek ve hücum senaryolarını yazıp aynı anda yönetebilecek bir 10 numaraya ihtiyaç duyarsınız. Üçüncü bölgenin ucunda bu oyunculara istasyon olacak, rakip savunmanın dengesini bozacak, kenar ortalarında tehditkar yapısıyla ceza sahası içini karıştırıp asist veya tek vuruş yapabilecek bir pivot santraforla sahaya çıkmanız bir antrenör tercihinden ziyade taktik ve stratejik bir mecburiyettir.
Montella’nın sahaya sürdüğü kadroyu gördüğümde, eğer zamanında ve doğru müdahaleler yapılmaz ise başımızın çok ağrıyacağını düşünmüştüm. Bu kapalı savunma karşısında merkezde kaleye yakın hatta oynaması ve milli takımın oyun ve hücum senaryolarını yönetmesi gereken Arda, Madrid’de bile oynamaktan zevk almadığı ve fizyolojik özelliklerinin de buna uygun olmadığı kanat pozisyonunda görevlendirilmişti. Bir futbol sihirbazını sağ kanada bir bek karşısına koymak, elindeki silahın tahrip gücünü kendi elinle yok etmekten başka da bir işe yaramadı. Sağ kanat görevi için doğru isim Yunus Akgün’dü. Bir geniş alan oyuncusu olan Barış, kapalı savunma anlayışı ve fizik gücü yüksek rakip savunmacılar karşısında ilk yarı boyunca hiçbir varlık gösteremedi. İkinci yarı oyundan çıkan Barış’ın yerine oyuna giren Kenan, bu kulvarı neredeyse hallaç pamuğu gibi attı. Kenan’da herhangi bir sakatlık emaresi göremedim. Bir kilit açma ustası ve bir dünya markası olan bu oyuncunun ilk 45 dakika kulübede oturtulması, takımın en ihtiyaç duyduğu zamanda sahada olmaması bir ‘’Teknik Direktör Cinayetidir.’’ Santrafor bölgesinde ‘’Toprak altı Pivot Santrafor’’ olarak görevlendirilen Kerem, sahada kaldığı 84 dakika boyunca Türk Milli takımının sahada 10 kişi olarak mücadele etmesine sebep oldu. Bunun suçlusu asla Kerem değildi. Bu tercih de, kasıtlı bir ‘’Teknik Direktör Cinayetiydi.’’ İlk yarıda oyun içinde Kerem – Barış rotasyonunu bile akıl edemeyen Montella rakibin 5/4/1 dizilişine karşı üç ön liberoyla sahaya çıkarak hatalar zincirine bir başka halka daha eklemişti. Yaptığımız maç önü analizinde ifade ettiğimiz şekilde golü ani gelişen bir kontra atak sonucu yedik. İlk yarıda geri kalan dakikalarda gol üretme çabamız olsa da, takım kurgusunda biçilen roller taktiksel ve stratejik hedef ve amaca cevap veremediği için ilk yarıyı 0-1 yenik kapattık. Ben, Montella’dan; ‘’Barış’la Kenan’ı, Kerem’le, milli takımın tek ve gerçek pivot santraforu Deniz Gül’ü, İsmail- Orkun ikilisinden birini Yunus Akgün’le değiştirip, santraforun arkasına Arda’yı serbest bırakır şeklinde oyuna müdahale hamlesi beklerken’’ Montella’nın yalnızca Barış- Kenan değişikliğine yine de şaşırmadım… lakin, milli takımımız adına sükut-u hayale uğramadım desem yalan olur. Kenan’da 45’’ Yunus’da 62’’ Deniz’de 85’’ dakikada doğruyu bulan, Can Uzun gibi bir hücum gücünü ihtiyaç duyduğu en zor anda bile sahaya sürmeyen Montella, Türk Milli Takım Teknik Direktörlük Makamına yakışmayan bu yönetim fecaati sonrasında otelin yolunu doğru bulmuş mudur bilemiyorum.
Daha turnuvanın ilk müsabakasında genel kadro seçiminde verdiği kararların bedelini ödemek zorunda kalan Montella, Galatasaray’da bu sezon tüm kategorilerde toplamda 446 dk. Forma giyen Kaan Ayhan ve B. Dortmund takımında bir sezonda sadece toplam 73 dk. Şans bulan Salih Özcan’ı kadroya alıp, Stuttgart takımının kaptanı, sezon içinde 44 maç 1890 dk. sezon skoruyla milli takım formasını dibine kadar hak eden Atakan Karador’u kadroya almamak bir başka ‘’Teknik Direktör Cinayetidir.’’ İrfan Can Kahveci, Oğuz Aydın gibi form durumu ve sezon skorları ulusal kadro düzeyinde olmayan oyuncuları milli takım kadrosuna alıp, Danimarka liginde oynayan oyuncuların oylamasıyla yılın futbolcusu seçilen 52 maç 12 gol, 21 asist’le muhteşem bir sezon skoru gerçekleştiren, bugün ceza sahası içinde yaratıcılık ve gol üretme bakımından çok ihtiyaç duyacağın Aral Şimşir’i kadroya almamak bir ‘’Teknik Direktör Cinayetidir.’’ Kadromuzda elle tutulur tek sol stoper Abdülkerim Bardakçı’yken, top ayağına geldiğinde korku filmi izler gibi ellerimle gözümü kapattığım Samet Akaydın’ı, sakatlıklarla boğuşan, sezon skoru milli takımı hak etmeyen Çağlar Söğüncü’yü kadroya alıp, Hollanda’nın Ajax takımından NEC Nijmegen takımına kiralanıp, 30 maç 2432 dk sezon skoru üreterek takımının ligi 3. bitirmesine ve şampiyonlar ligi ön eleme oynamasına katkıda bulunan Ahmetcan Kaplan ve Suudi Arabistan’ın Al Hilal takımında Kral kupası finali oynayarak sağlam olduğunu ve milli takım formasını fazlası ile hak eden Yusuf Akçiçek’i tercih etmemek, cinayet olmasa da, cinayete teşebbüs etmektir…
Hem maddi, hem manevi gerçekler ve gerekçeler doğrultusunda milli takımımızın ilk iki şansının imkansız, en iyi üçüncü olma şansının da bu realitede çok düşük olduğu kanaatimi taşıyorum. Daha önceki yazılarımda ifade ettiğim gibi; herkes Montella’yı yere göğe koymazken, ben; Montellan’ın Türk Milli Takımını UEFA ‘’C’’ ve ‘’B’’ klasmanından ‘’A’’ klasmanına taşımasını ve zayıf gurupta ikinci olarak, yine seviyesinin altında zayıf rakiplerle Play Of müsabakası oynayarak milli takımı dünya kupasına taşımasını bir başarı olarak görmediğimi, benim için Montella testi’nin dünya kupası gurup aşaması olduğunu belirtmiştim.
Montella beni çok bekletmedi. Avusturalya maçındaki kadro mühendisliğinde, taktik ve stratejik akıl ve uygulama becerisinde, akan ve sıkışan oyunu okumada, oyuna müdahalede, hak ve adalet çizgisinde antrenörlük kalibresini ve kalitesini dosta düşmana gösterdi… Bu yenilgi hayırlara vesile olsun! Bu arada aklıma gelmişken TFF Başkanı Hacıosmanoğluna sorayım; ‘’Dünya kupası şampiyonu olacağız’’ diye beyanınız vardı. Güncellemeyi düşünüyor musunuz, yoksa son kararınız mı?