Mustafa Köse
Mustafa Köse
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Manşet
  4. Esas komuta yeri: Askerlikten muafiyetin arkasında ne var?

Esas komuta yeri: Askerlikten muafiyetin arkasında ne var?

featured

Mustafa Köse yazdı…

Türkiye Büyük Millet Meclisi Milli Savunma Komisyonunda kabul edilen ve Türk Silahlı Kuvvetleri personelini ilgilendiren yeni kanun teklifi, ilk bakışta teknik bir özlük hakları düzenlemesi gibi görülebilir.

Teklifte; TSK personeline yapılacak bazı ödemeler, sözleşmeli erbaş ve erlerin kamu kurumlarında istihdamı, uzman erbaşlıktan astsubaylığa geçişi ve askerlik hizmetinden muaf tutulanların uzman erbaşlığa başvurabilmesi gibi hükümler yer almaktadır.

Kâğıt üzerinde bunların bir kısmı personel sorunlarını gidermeye yönelik makul düzenlemeler olarak değerlendirilebilir. Ancak konu Türk Silahlı Kuvvetleri ise mesele hiçbir zaman sadece maaş, kadro, kontenjan, sözleşme veya geçiş hakkı değildir.

TSK’nın personel rejimi doğrudan devletin güvenliğiyle ilgilidir. Çünkü ordu, herhangi bir kamu kurumu değildir. Ordu; sadakat, disiplin, aidiyet, liyakat, kurumsal hafıza, vatan bilinci ve emir-komuta bütünlüğü üzerine inşa edilen bir yapıdır.

Bu nedenle TSK’yı ilgilendiren her düzenleme, “kim hangi haktan yararlanacak?” sorusundan önce, “bu düzenleme Türk ordusunun millî karakterini, güvenliğini ve kurumsal yapısını nasıl etkileyecek?” sorusuyla değerlendirilmelidir.

ÖNCE USUL: BU MESELELER KİMLERLE KONUŞULUYOR?

Bu kanun teklifi vesilesiyle üzerinde durulması gereken ilk mesele, teklifin maddelerinden önce hazırlanma ve görüşülme usulüdür. TSK personeliyle ilgili düzenlemeler yapılırken yalnızca bakanlık bürokrasisinin, siyasi karar alıcıların veya komisyon üyelerinin değerlendirmesiyle yetinilmemelidir. Elbette karar merci Meclis’tir. Elbette kanun yapma yetkisi millet adına TBMM’ye aittir. Ancak askerlik mesleğinin kendine has bir tabiatı vardır.

Görevdeki askerî personel; hiyerarşi, disiplin, sicil, tayin, terfi ve görev kaygıları nedeniyle yaşadığı sorunları her zaman bütün açıklığıyla ifade edemeyebilir. Bu bir zafiyet değil, askerî disiplinin doğal sonucudur. Kışlada herkes her şeyi konuşamaz. Karargâhta herkes her itirazını açıkça dile getiremez. Görevdeki personelin suskunluğu, çoğu zaman memnuniyetinden değil, taşıdığı üniformanın ağırlığından kaynaklanır.

İşte tam da bu nedenle emekli asker derneklerinin bu tür komisyon çalışmalarına katkı sunması hayati önemdedir. TESUD, TEMAD, TEMUD ve EMUJAD gibi yasal temsil kabiliyeti bulunan dernekler, yalnızca emeklilerin sosyal dayanışma kuruluşları değildir. Bu dernekler aynı zamanda TSK’nın kurumsal hafızasını temsil eder. Kıt’ayı, karargâhı, sınır hattını, operasyon bölgesini ve personel sisteminin aksayan yönlerini bizzat yaşamış insanların birikimini taşırlar.

Görevdeki asker susmak zorunda kalabilir; emekli asker ise devlete sadakatini koruyarak hakikati söyleme imkânına sahiptir. Bu nedenle TSK personelini ilgilendiren kanun tekliflerinde emekli asker derneklerinin görüşlerinin alınması bir lütuf değil, stratejik aklın gereğidir.

SÖZLEŞMELİ ERBAŞ VE ERLERİN KAMUYA GEÇİŞİ

Teklifte yer alan düzenlemelerden biri, sözleşmeli erbaş ve erlerin belirli şartlarla kamu kurumlarında istihdam edilmesine yöneliktir.

Bu düzenlemenin iyi niyetli tarafı vardır. Devlet, yıllarca en zor şartlarda görev yapan bir personele “sözleşmen bitti, artık başının çaresine bak” dememelidir. Dağda, sınırda, üs bölgesinde, operasyon hattında, ailesinden uzakta ve can güvenliği riski altında görev yapan personelin geleceğini düşünmek devletin sorumluluğudur.

Ancak burada iki husus dikkat çekmektedir.

Birincisi, kamuya geçiş için öngörülen kontenjanın yüzde 10 seviyesinde tutulmasıdır. Yüzde 10, yıllarca hizmet etmiş personele güçlü bir gelecek güvencesi sunmak bakımından oldukça sınırlı bir orandır.

İkincisi, geçişin kura ve mülakat gibi tartışmaya açık süreçlere bağlanmasıdır.

Türkiye’de mülakat denildiğinde toplumun zihninde artık liyakatten çok kaygı oluşmaktadır. Kimin hangi ölçüte göre elendiği veya seçildiği şeffaf değilse, iyi niyetli düzenlemeler bile personelin vicdanında adalet duygusu üretmez.

Kanaatimce sözleşmeli erbaş ve erlerin kamuya geçişi için 7 yıl değil, en az 10 yıllık hizmet süresi esas alınmalıdır. Çünkü 10 yıl, hem personelin askerî meslek kültürünü olgunlaştırması hem de devletin o personele yaptığı yatırımın karşılığını alması bakımından daha makul bir süredir.

Bu sürenin sonunda kamuya geçiş; kura ve mülakata değil, hizmet yılına, sicile, disiplin durumuna, görev yapılan bölgenin zorluğuna, operasyon tecrübesine, takdir ve cezalara, fiziki yeterliliğe ve objektif performans ölçütlerine bağlanmalıdır. Devlet, askerine gelecek güvencesi verecekse bunu belirsizliğe değil, adalete dayandırmalıdır.

UZMAN ERBAŞLIKTAN ASTSUBAYLIĞA GEÇİŞ

Teklifte uzman erbaşlıktan astsubaylığa geçişe ilişkin düzenlemeler de yer almaktadır. Bu husus doğru kurgulanırsa TSK için yararlı olabilir. Çünkü sahada kendini ispat etmiş, zorlu görev yerlerinde pişmiş, kıt’a tecrübesi kazanmış uzman erbaşların belirli şartlarla astsubaylığa geçmesi, insan kaynağının verimli kullanılması bakımından değerlidir.

Ancak astsubaylık yalnızca bir üst maaş veya statü basamağı değildir. Astsubaylık; liderlik, teknik uzmanlık, kıt’a disiplini, eğitim sorumluluğu ve komuta kademesiyle erbaş-er arasındaki en kritik bağlardan biridir.

Bu nedenle geçişte çıta yüksek tutulmalıdır. Farklı görev dönemlerinde, farklı amirlerden alınmış yüksek sicil aranmalı; disiplin geçmişi, eğitim başarısı, görev yeri zorluğu, liderlik kabiliyeti ve meslekî olgunluk birlikte değerlendirilmelidir.

Sahada iyi olmak önemlidir. Ancak astsubay olmak, sadece iyi silah kullanmak veya görevini aksatmadan yapmak değildir. Astsubay; örnek olmak, öğretmek, denetlemek, sevk ve idare etmek demektir. Bu husus korunmalıdır.

ASIL SORU: ASKERLİKTEN MUAF OLANLAR KİM?

Teklifte en çok üzerinde durulması gereken düzenleme, askerlik hizmetinden muaf tutulanların uzman erbaşlığa başvurabilmesine imkân tanıyan hükümdür. İşte burada durup düşünmek gerekir.

Askerlikten muafiyet ne demektir? Kimler askerlikten muaf tutulmaktadır? Bu muafiyetin gerekçesi nedir? Ve en önemlisi, askerlik hizmetinden muaf tutulmuş bir kişi hangi gerekçeyle profesyonel askerlik sistemine dâhil edilmek istenmektedir?

Bu düzenleme kamuoyuna daha çok şehit ve gazi yakınları üzerinden anlatılmaktadır.

Şehit ve gazi yakınlarına vefa göstermek, devletin namus borcudur. Bu konuda en küçük bir tereddüt olamaz. Şehit ailesi, bu milletin en ağır bedelini ödemiş ailedir. Gazi, vücudunda vatan toprağının izini taşıyan insandır.

Ancak tam da bu nedenle soruyu daha dikkatli sormak zorundayız. Zaten şehit yakınları, gaziler ve gazi yakınları için kamu istihdamına yönelik çeşitli haklar bulunmaktadır. Devlet, bu ailelere kamu görevinde istihdam imkânı tanımaktadır.

O hâlde şu soruyu sormak yanlış mıdır? Bir evladını, eşini, kardeşini veya babasını vatan uğruna kaybetmiş bir aile, neden bir başka yakınını yeniden aynı risk hattına sokmak istesin?

Şehit ailesine vefa göstermek istiyorsak, ona zaten daha güvenli kamu istihdam imkânı sağlanırken, askerlikten muaf tuttuğumuz bir yakını neden uzman erbaşlık gibi riskli bir meslek alanına yönlendirelim?

Bu soru, şehit ve gazi ailelerine karşı değil; tam tersine onların acısını ve fedakârlığını ciddiye alan bir sorudur. Eğer bu düzenleme yalnızca şehit ve gazi yakınları için düşünülüyorsa, bu husus kanun metninde hiçbir tereddüde yer bırakmayacak açıklıkta yazılmalıdır.

Ama eğer “askerlikten muaf olanlar” ifadesi daha geniş bir kitleyi kapsıyorsa, o zaman mesele çok daha ciddi bir hâl alır.

Sonradan Türk vatandaşlığı kazanmış, belli bir yaştan sonra vatandaş olduğu için askerlik hizmetini fiilen yapmamış veya askerlik yapmış sayılmış kişiler bu kapsama girecek midir? Türkiye’ye sonradan vatandaşlık bağıyla katılmış; geçmişi, aidiyeti, sosyal çevresi, güvenlik ilişkileri, geldiği coğrafyadaki bağlantıları ve Türkiye Cumhuriyeti’ne sadakat bağı yeterince açıklığa kavuşmamış kişilerin profesyonel askerlik sistemine alınmasının önü mü açılacaktır?

Bu soru, kimseyi peşinen suçlamak için sorulmuyor. Bu soru, Türk ordusunun ve Türk milletinin güvenliği için soruluyor. Çünkü ordu, sosyal uyum projesi değildir. İstihdam kapısı değildir. Vatandaşlık sonrası entegrasyon deneme alanı hiç değildir. Ordu, milletin namusudur.

Türk ordusunun kapısı yalnızca fiziki yeterliliği olanlara değil; sadakati, aidiyeti, geçmişi, güvenilirliği ve vatan bilinci tartışmasız olanlara açılmalıdır. Askerlik mesleğinde sadece beden gücü yetmez. Silah verilecek insanın ruhu da, aklı da, sadakati de devlete bağlı olmalıdır. Yarın en kritik bölgelerde, en hassas birliklerde, en mahrem bilgilerle temas edecek personelin kimlerden seçileceği meselesi, asla basit bir istihdam düzenlemesi gibi görülemez.

İYİ NİYET YETMEZ, AÇIK HÜKÜM GEREKİR

Kanun yaparken iyi niyet beyanı yeterli değildir. Devlet yönetiminde asıl olan niyet değil, metindir. Kanun metni ne yazıyorsa uygulama ona göre şekillenir.

Bugün iyi niyetle açılan bir kapı, yarın başka amaçlarla kullanılabilir. Bugün dar yorumlanan bir hüküm, yarın genişletilebilir. Bugün “şehit yakınları yararına bir uygulama” olarak lanse edilen bir düzenleme, yarın “askerlikten muaf tutulmuş herkes” şeklinde uygulama alanı bulabilir.

Bu nedenle soruyoruz: Askerlikten muaf olan kimdir? Hangi gerekçeyle muaf tutulmuştur?

Bu muafiyet sağlık nedeniyle midir? Şayet öyle ise sağlığı yükümlü askerlik hizmetine uygun olmayan kişilerin profesyonel askerliği nasıl yapacağı ayrıca tartışılmalıdır.

Şehit veya gazi yakını olması nedeniyle midir?

Sonradan vatandaşlık kazanması ve yaşı nedeniyle askerlik yapmış sayılması nedeniyle midir?

Bu kategorilerin tamamı aynı torbaya konulabilir mi? Konulursa bunun Türk Silahlı Kuvvetleri bakımından doğuracağı güvenlik riski hesaplanmış mıdır? TSK’nın personel sistemi, belirsiz ifadelerle düzenlenemez.

Hele hele uzman erbaşlık gibi doğrudan silahlı görev icra eden, operasyon bölgelerinde görev alan ve birliğin emniyetinden sorumlu olan bir statü için belirsizlik kabul edilemez. Bir kanun maddesi, Türk ordusunun kapısından içeri kimlerin gireceği konusunda en küçük bir şüpheye bile yer bırakmamalıdır.

MESELE KADRO DEĞİL, MİLLÎ ORDU MESELESİDİR

Türkiye zor bir coğrafyada bulunmaktadır. Etrafımızda devlet otoritesinin çöktüğü ülkeler, vekâlet savaşları, terör örgütleri, mezhep ve etnik fay hatları, düzensiz göç hareketleri ve büyük güçlerin hesapları vardır. Böyle bir coğrafyada Türk ordusunun millî karakteri tartışma konusu yapılamaz.

TSK, Türk Milletinin ordusudur. Bu ordunun personel rejimi, geçici istihdam politikalarının, günü kurtaran kadro hesaplarının veya dar kapsamlı özlük düzenlemelerinin konusu olamaz.

Elbette personelin hakkı verilecektir. Elbette sözleşmeli erbaş ve erlerin geleceği düşünülmelidir. Elbette uzman erbaşların kariyer yolu açılmalıdır. Elbette subay, astsubay, uzman erbaş, sözleşmeli erbaş ve erlerin sorunları ciddiyetle ele alınmalıdır.

Fakat bütün bunlar yapılırken asıl ilke unutulmamalıdır: Türk Silahlı Kuvvetleri’nin güvenliği, disiplini, liyakati ve millî karakteri her şeyin üzerindedir. Bu nedenle kanun koyucuya düşen görev açıktır.

Emekli asker dernekleri dinlenmeli; sahadaki personelin gerçek sorunları kurumsal hafızanın katkısıyla görülmelidir.

Kamuya geçiş sistemi adil, objektif ve şeffaf kurulmalı; uzman erbaşlıktan astsubaylığa geçişte kalite çıtası düşürülmemelidir.

Ve en önemlisi, askerlikten muaf olanların uzman erbaşlığa başvurabilmesine ilişkin hüküm, hiçbir yoruma ve güvenlik açığına meydan vermeyecek şekilde yeniden ele alınmalıdır. Çünkü mesele yalnızca “kim uzman erbaş olacak?” meselesi değildir. Mesele, Türk ordusunun kapısından kimlerin hangi şartlarla içeri gireceği meselesidir. Bu kapı, tarih boyunca kolay açılmadı. Kolay açılmamalıdır.

Türk ordusunun içine girecek insanın yalnızca nüfus cüzdanında “Türkiye Cumhuriyeti” yazması yetmez. O insanın yüreğinde de Türkiye Cumhuriyeti yazmalıdır.

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!