Kia ora! Polinezya'nın güney ucunda Maorilerin bakir ülkesinde

Gürcan Elbek yazdı

Kia ora! Polinezya'nın güney ucunda Maorilerin bakir ülkesinde

Geçen hafta Güney Amerika’nın en güneyindeki Patagonya yollarında dolaşmıştık. Bu hafta ise Avustralya’nın güneydoğusunda yer alan Yeni Zelanda’ya merhaba diyeceğiz. KİA ORA!

Yeni Zelanda’nın yerli Maori halkının dilindeki deyişle “Kia Ora!”: “Merhaba! Teşekkürler! Sevgiler!” anlamına geliyor.

Polinezya haritası.

Polinezya ve Maoriler…

Yeni Zelanda’ya yerleşmiş en eski halk Polinezya kökenli Maori topluluğu. Yunanca birleşik bir kelime olan Poli-Nezya,  “Çok Adalar” demek. Haritada gördüğünüz gibi Pasifik Okyanusu’nun ortasında, Hawai, Yeni Zelanda ve Paskalya Adası’nın arasındaki devasa üçgen, Polinezya olarak anılıyor.

Denizci bir uygarlık kökleri var…

Polinezyalıların, koskoca Pasifik içinde engin bir deniz alanında yaşamaları, yıldızlardan yön bulabilmeleri, kendi teknelerini yapmaları, göksel seyir kabiliyetleri olan mükemmel denizciler olduklarına işaret ediyor. Adalardan ve engin okyanustan oluşan bu bölgede denizcilik vazgeçilmez bir olgu. Aynı milattan önce 1400’lerde Akdeniz’de yaşamış çok kabiliyetli denizciler gibi, denizleri, okyanusları keşfedebilen Maoriler, özgün bir topluluk.

Denizle yaşayan Maori öncüleri.

Maorilerin ülkesi…

Maoriler ilk olarak 13. ve 14. Yüzyıllarda, bugün Yeni Zelanda olarak adlandırılan bölgeye gelmişler. Kendilerine has ve doğaya bağlı özgün biçimde yaşamlarını sürdüren Maorilerin dış dünyadan gelen insanlarla ilk irtibatları, 1642 yılında bu bölgeye ulaşan Hollandalı kaşif Abel TASMAN’ın ekibiyle olmuş. Sonrasında İngilizler bu topraklarda şanslarını denemişler.

Polinezya bölgesi ve bu uygarlık, hakkında çok okuma ve araştırma yapılmasını hak ediyor bana göre. İnsanın algısı, gördükleri, okudukları ve izlediklerinden edindiği bilgiler ile var oluyor. Ben de, Polinezya deyince esmer tenli, dans eden, yuvarlak hatlı kıvrak kızlar, adaleli ve etek gibi otlardan örülmüş kıyafetler giymiş bedeni çıplak, mızraklı erkekler, tropik içkiler, turkuaz denizler, kumsallara uzanan hindistan cevizi ağaçlarıyla dolu yerleri hayal ediyordum hayatım boyunca. Java ve Yeni Zelanda’yı dolaşma şansı bulduğumda, hafızamdaki bu resme uygunlukların yanı sıra, pek çok yeniliklerle de karşılaşacaktım.


Maoriler.

Pasifik Okyanusu’nun bu özgür ve görece el değmemiş konumu içinde yüzlerce irili ufaklı adadan oluşan bölgede 18.Yüzyılda keşif ve bilimsel araştırma yapacak bir heyeti taşıyan HMS ENDEAVOUR gemisinin komutanı, donanma yüzbaşısı James Cook’un tespitine göre, aralarında 1500 km mesafe olan adalardaki insanların birbirlerinin konuştukları dilleri anlamaları, aynı kökenden geldiklerinin bir kanıtı.

Günümüzde doğaya saygı bağlamında birçok olgu, kültürlerine bağlansa da, daha çok mitolojik öykülere dayanan Maori tarihi ile ilgili pek fazla bir belge bulunmuyor. Bu kadim topluluğa ilişkin bana garip gelen yönlerden biri de, çağdaşları diyebileceğim İnka’lar gibi, yazılarının olmaması. Bu derece uygulamalı yaşam ilmine sahip insanların yazıyı neden kullanmadıkları ve yazısız birçok şeyi nasıl nesiller boyu aktararak bir sistem kurabildikleri incelemeye değer. Yazının olmaması birçok konuyu muğlak bırakıyor Maori tarihine ilişkin. Örneğin yamyamlıkla ilgili söylenceler olmasına karşın, bu konuda çok net arkeolojik bulgulara rastlanmamış. Dolayısıyla, genelde elde edilen bulgular ve mitolojik öyküler vasıtasıyla çözümlenmeye çalışılıyor Maori kültürü.

Koloni dönemi…

Kuzey ve Güney Ada esas olmak üzere bölgeye yerleşmeye başlayan İngiliz kökenliler ile Maoriler arasında kanlı mücadeleler yaşanmış. Yeni Zelanda yerlisi Maoriler, Avustralya yerlileri Aborjinler gibi beyaz adama öyle kolay kolay boyun eğmemişler.

 İngilizlerin keşfi sonrası Yeni Zelanda. 

Yeni Zelanda yazılarım ve görsel paylaşımlarım bu köşede daha sonra devam edecek olsa da, bu ilk yazıda, Yeni Zelanda’ya ilişkin güzel hazırlanmış olduğunu düşündüğüm bir tanıtım videosunu paylaşmak istiyorum.

Yeni Zelanda, tanıtım videosu.

Haydi şimdi dikkatimizi yavaş yavaş, değişik yönleriyle hatırlamaya çalışacağım, gördüğüm, hissettiğim kadarıyla Yeni Zelanda’ya çevirelim.

Avustralya’dan üç ayda bir çıkma zorunluluğu nedeniyle gittiğim Yeni Zelanda... 

2016 ve 2017 yıllarını Avustralya’da geçirdim. Avustralya vizesinin, internette 17 sayfalık işlem dizisini tamamladıktan hemen iki gün sonra, altı aylık vizem çıkmıştı. Ancak dünyanın çoğu ülkesinde olduğu gibi, her üç ayda bir ülkeden çıkış zorunluluğu vardı. Bu da, civardaki ülkeleri gezmek için bulunmaz bir fırsat olacaktı benim için. Sidney’de geçen ilk üç ayın sonuna doğru vizemin gereği olarak ilk giriş-çıkışımı, 2016 Mart ayı sonunda Yeni Zelanda’ya giderek yaptım.

Sidney’den Jet Star havayolları firmasının tarifeli uçuşuyla, Yeni Zelanda’nın Güney Adası’ndaki Christchurch’e uzanan, yaklaşık 3 saat 20 dakikalık uçuş sonrasında Kiwi topraklarındaydım.

Jet Star Havayolları ile uçuş (Avustralya’nın hesaplı havayolu şirketi)

Christchurch’den görüntüler.

“Kiwi”, Yeni Zelanda’nın sembolü olan kuş…

Maori dilinde “Saklı Kuş” anlamına gelen Kiwi, Yeni Zelanda’nın resmi sembolü. Bu sembolle anılmak o kadar güçlü bir bağ haline gelmiş ki, Yeni Zelandalı demek için Kiwi sözcüğü kullanılıyor. Eskiden yalnızca askeri rozetlerde bulunan Kiwi, Dünya Savaşlarına katılan Yeni Zelandalı askerleri tanımlamak için kullanılırken, günümüzde her Yeni Zelandalı bu sözcük ile anılmakta.

Kiwi, Yeni Zelanda’nın sembolü.

Yeni Zelanda Haritası

Deprem Bölgesi ülkede Christchurch ve Güney Adası…

İki büyük adası olan Yeni Zelanda’nın, doğal güzellikler açısından günümüzde daha turistik olan kesimi güneydeki. İnmiş olduğum Christchurch en büyük kentlerinden biri olsa da, kırsal ve doğal güzellikleri görmek istiyorsanız çok vakit harcanacak bir yer değil. Yine de bir gece ve iki gün konakladığım Christchurch’den manzaralar paylaşmak istiyorum. Şubat 2011’de ağır bir depremle sarsılan Güney Adası’nın bu kentinde 185 kişi hayatını kaybetmiş. 

Harika doğal güzelliklere sahip Yeni Zelanda bir deprem bölgesi. Avustralya deprem nedir bilmezken, Kiwiler bu sallanmalara oldukça alışıklar. 2010 ve 2011 depremlerinde hasar gören tarihi binaların restorasyonlarının kısmen devam ettiği Christchurch’den bazı manzaralar sunmak istiyorum. Bunların arasında bir kısmı yıkık katedraller, botanik bahçeleri, koloni döneminden kalma İngiliz mimari yapıları ve sokak fotoğrafları bulacaksınız.

Chirstchurch’den görüntüler.

Yeni Zelanda’nın Mavi Vatan zenginlikleri… 

Bir ada ülkesindeyseniz, denizin tüm nimetlerinden yararlanmanız gerekir. Bu doğal bir oluş, zenginlik ve zorunluluktur. Yeni Zelanda denizci bir ülke. Bu bağlamda deniz mahsulleri konusunda da bolluk içinde yaşayan bir konumda. Her gün tazelikle ulaşacağınız birçok seçenek bulunuyor çarşılarda, restoranlarda. Ben Christchurch’de buraların meşhur yeşil midyelerinin tadına baktım. Yeşil midyenin pişirilme yöntemi sonucu aldığı lezzet ve yemeğin sosu harikaydı.

Yeşil midye deneyimi.

Her türlü deniz kabuklusu, ahtapot, mercan türleri, kırlangıç dahil birçok balığın ve deniz kabuklusunun bulunduğu Yeni Zelanda, ziyaretçilerine bu konuda zengin seçenekler sunuyor.

Aşağıdaki video, denizlerden oldukça iyi yararlanan, temiz bir çevre ve doğaya sahip bu ülkeyi anlatıyor. Bilimsel metotlar ve kontrollü bir avlanma politikasıyla, doğanın kendi işleyişine müdahale etmeksizin destek verilen bir yapı kurulmuş Yeni Zelanda’da. 

Denizci ülke Yeni Zelanda ve deniz mahsülleri.

Aşağıdaki video ise Auckland Balık Pazarı ve ürünlerin fiyatları konusunda sizlere güzel fikirler verecektir.

Auckland Balık Pazarı.

Güney Adası’nda yollardan görüntüler…

Yeni Zelanda ve özellikle Güney Adası, kesinlikle arabayla gezilmesi gereken bir yer. Çoğunluğu Avrupalı genç gezginlerin, genelde karavana dönüştürülmüş ufak minibüslerle, uzun sürelerle gezdiği bu ülke, sadece yol görüntüleriyle bile sizi mest ediyor. Ülkenin çok büyük bir bölümünde otoban bulunmuyor. Yollar tek şerit gidiş, tek şerit geliş biçiminde. Yemyeşil doğanın her tarafında akan dereler, çaylar, nehirler var. Bu akarsuların üzerinde sadece tek arabanın geçebildiği dar köprüler, bütün Güney Adası yolculuğunuz boyunca sizlere eşlik ederek, tekrar eden harika manzaralar sunuyor. 

Yollardan manzaralar, Yeni Zelanda Güney Adası

O kadar güzel manzaralar var ki, defalarca yol kenarında duruyorsunuz. Ancak bu duruşlarda çok dikkatli olmanız gerekiyor; zira yollar dar ve yol kenarları da o denli geniş değil; fotoğraf çekmek veya etrafı izlemek için inenlerin dikkatsiz park edişleri nedeniyle çok sayıda kaza oluyormuş. Gezdiğim iki haftalık sürede böyle bir kazaya tanık olmadım; ancak, gitmeden okuduğum tüm gezi rehberlerinde bu konuya dikkat çekiliyordu.

Güney Adası, Yeni Zelanda.

Arthur’s Geçidi (Arthur’s Pass)…

Christchurch’de kiralanan arabayla bir hafta sürecek bir Güney Adası gezisi başlamıştı. İlk başlarda çok matah görüntüler olmasa da, şehri terk etmiş olmanın ve doğaya çıkmanın ferahlığını yaşıyordum. Ancak yol ilerleyip Arthur’s Pass adı verilen milli parkın olduğu geçide yaklaşırken yol kenarından akan tertemiz nehirler, yemyeşil dağ manzaraları çok güzeldi.

Arthur’s Pass, Yeni Zelanda’nın Güney Alpleri adı verilen dağlık bölgesi ve bir doğa harikası. Güney Adası’nda yaptığım bu turda, yola yakın yerleri, şelaleleri, nehirleri görmeye gittim. Daha fazla zamanınız varsa ve biraz da macera düşkünü iseniz bu bölgeler birbirinden güzel yürüme rotaları ve kamp olanakları sunuyor size.  

Arthur Pass’a gidiş yolu ve geçitten görüntüler.

Hokitika...

Hokitika’ya gidiş yolundan görüntüler.

Arthur’s Pass sonrası deniz kenarındaki kent Hokitika’da verdiğim molada huzurlu bir soluk alıyordum. Hokitika küçücük bir sahil kasabası. Güzel doğal manzara ve deniz kenarı görüntülerine sahip bu şirin kasabada hem dinleniyor, hem de karnımı doyuruyordum. Huzurlu bir nefes aldığım Hokitika’dan sonra güneye doğru olan yolculuğum devam edecekti.

Hokitika’dan görüntüler.

Artan korona vakaları moral bozarken, hayal gibi geziler…

Bu köşede yazılarla yaptığımız gezimizde bir yılı geride bıraktık. Bu hafta 53. yazımızın yayınlanmasının mutluluğu içindeyim. Geçen sene umudum, salgının hafiflemesiyle tekrar gezilere çıkabilmekti. Ancak gelişmeler bu tür gezilerin uzun bir süre daha hayal bile edilemeyeceğini gösteriyor. Eski gezilerimi buradan paylaşmaya devam edeceğim.

Ben kendimi eve kapattım ve elimden geldiğince en az faaliyetle virüsten uzak durmaya çalışıyorum. Ancak çalışmak zorunda olanlara şans ve sabır diliyorum.

İşleri başından aşmış sağlık çalışanlarına bu zor günlerde direnç ve kuvvet diliyor, şükranlarımı sunuyorum.

Sağlığa yüksek özen gösterdiğimiz, temassız ve kapalı geçireceğimiz bir hafta diliyorum.

Sevgi ve saygılarımla.

gurcan.elbek@gmail.com

www.gurcanelbek.com

NOT:

Değerli okurum, sayın ÖZEL çok ayrıntılı biçimde yazılarımı takip ettiğini belirterek beğenisi ileten bir e-posta atmış. İlgisine ve ayrıntılı mektubuna çok teşekkür ediyorum.

Balkanlar-1 numaralı yazı olarak: "Kaybolmanın Dayanılmaz Keyfi ve Slovenya’nın Başkenti Ljubljana’da Farklı Bir Gezinti… Kaybolmak Güzeldir…"

yazısını düşünmüştüm. En baştan Balkanlar serisini yazarken bu yazıyı Balkanlar-1 kabul edip seriye Balkanlar-2’den devam ettim. 

Balkanlar ve Avrupa gezisini yayınladığımız seyahatimizde Viyana’da kalmıştık. Değerli ÖZEL’in sorusuna buradan yanıt veriyor ve yakın bir zamanda tekrar Viyana’ya dönerek o geziye devam edeceğimizi bildirmek istiyorum.

Saygılarımla.