Sömürgelerde sözde insan hakları eylem planı

Nihat Genç yazdı...

Sömürgelerde sözde insan hakları eylem planı

İnsan hakları eylem planı'nı duyunca, yani biz şimdiye kadar şu anki anayasamızda ve yasalar önünde eşit ve özgür değil miydik, yeni mi şimdi mi eşit oluyoruz, diye, şaşırmadım değil.

İşte bu sahte duruma 'sözde' eşitlik derler.

Zaten var, var olan uygulanmıyor, göz boyamayla aynı kavramları 'eşit, özgür, herkes' yeniden yan yana yaz, adına reform deyiver, bir on yıl geçsin, tekrar reform deyiver, tekrar yaz, tekrar söyle ve bu kısır döngü sonsuza kadar devam etsin.

Kardeşlerim, anayasa değiştirmelerden, reformlardan, yargıda devrim'lerden usanmadınız mı?

Kölelik güya 19. yüzyılın ortalarında tartışılmaya ve kaldırılmaya başlanır, yalan, kaldırılmış olan, kağıt üzerinde yani 'sözde'... Mesela Amerika ve İngiltere'de 1865'lere gelindiğinde köleliğin tamamen kaldırıldığı söylenir, tarihler de böyle yazar, ama değil?

Hiç değil. Çin ve Hindistan'ı sömürgeleştiren ben miyim?

O ünlü Berlin Konferansı 1885'de kuruldu, Avrupalı ülkeler oturdular ve Afrika'yı bölüştüler. Yani Afrika'ya bilim için giden kaşifler ve hristiyan misyonerler vardı. Ülkelerin isimleri dahi yoktu. Bu kaşifler diyelim Fransız kaşif nereye gitmiş hangi yollardan geçmişse orası Fransa'ya verildi, diyelim misyoner, hangi bölgeye gitmişse oraya isim verildi ve orası da papazın ülkesine sömürge diye yazıldı.

O meşhur sahraaltı Fransa sömürgeleri'ni hatırlayalım, Çad, Mali, Gine, Senegal, Kongo, Nijer, Kamerun, vs. vs.(onlarca ülke). Bu ülkeler bağımsız olunca dahi Fransa bu ülkelerde resmi dil ve resmi eğitimi Fransızca olarak zorunlu tuttu, geçelim.

Asıl önemlisi, kendi parası Fransız Frangı dışında ikinci bir para icad etti, argo adı: 'sömürge frangı', resmi adı: Fransız Afrika Frangı.

Yani ülkeler 'sözde' bağımsızlığına kavuştuktan sonra dahi dilleri Fransızca ve para birimleri Afrika Frangı. Milli para yerine sömürge frangı kullanmalarının bitmeyen zararı şu, sömürge ülkeleri dövizlerinin bir yarısını Fransa'da tutacaklar, halen, şu an, devam eden bir uygulama.

Ve siyasetçiler yazarlar kalkıp neden milli paramız yok derse, gizemli suikastlar ve ölümlere şahit olursunuz.

Ancak Afrika'dan İtalya'ya büyük göçler başlayınca, Sahraaltı ülkelerin ekonomik sefaletine sebep milli paralarının olmadığı gerçeğini İtalyanlar söylemeye başladı, çünkü göçün sebeplerini arıyor, göç edilen ülkelerin ekonomisini ciddi şekilde inceliyorlar.

Düşünün sözde bağımsızlıklarını ilan etmeleri seksen yıl yüz yıl olmuş ama hala başta madenleri dilleri ve paraları üzerinde hegemonik hakları yok!

Madenleri parası ve dili üzerinde egemenlik hakkı ilan edemeyen bu ülkelere şimdi kim 'özgür' ve 'bağımsız' diyebilir!

Peki bizim kendi ülkemizde egemenlik haklarımız var mı?

Yani, bu toprağın üstünde binlerce yıllık tarihi olan bizlerin 'madenlerimiz' üzerinde egemenlik hakkımız var mı? Şöyle, bu madenleri kim kazar, kim çıkartır kimin kasasına gider, denetleyen var mıdır?

Sorgulayan medyası, denetleyen müfettişi yoksa o madenler üzerinde egemenlik hakkınız yoktur!

Çünkü anayasanın eşitlik ilkeleri 'eşittir' yazılarak gerçekleşmez, bir daha hatırlayalım, halk iradesi, mecliste vekilleriyle karşılığını bulur, ve meclis halk adına basın hürriyeti ve denetleme kurumlarını tarafsızca özgürce çalıştırır.

Eşitlik ilkesi karşılığını böyle bulur, halkın iradesi halkın vekilleriyle meclise dönüşür ve meclis basın ve denetlemeyi ayakta tutar korur ve uygulatır.

Mesela, şimdi, iktidarın İnsan Hakları Eylem Planı teklifine, Davutoğlu, Babacan ve Yeni CHP 'polemiğe' girip akıllarınca karşı çıkıyorlar.

Ancak, hiçbiri çıkıp da 'kardeşim ortada anayasaya aykırı şeyhlik kurumları tarikat ve cemaatler var', diyemiyor.

Şeyhlik varken 'eşitlik' nasıl olacak.

Adam kendini Allah'ın dostu yani Allah'tan sonra ikinci büyük kabul ediyor, sen ben değil, hukuk, değil yurttaş, fasulye dahi değiliz.

Ve adamın milyonluk tebaası var, ve şeyhin halen hakim ve askeri kadrolarda yüzbinlerce müridi var.

Bu cemaatlerin diyanet gözeteminde medreseleri okulları var.

Bu facto gerçek durum an itibariyle anayasa ve yurttaşlığı ve eşitlik ilkesine düpedüz aykırıdır.

İnsan Hakları Eylem Planı'nıza geçmeden önce bir iyi niyet tutumu olarak önce bu tarikat ve cemaatler neyin nesi bir açıklar mısınız, şeyhlerin ve cemaatlerin varlığıyla 'eşitlik' ilkesi nasıl olacakmış, bir anlatıverseniz..

Herkes eşitmiş, yazarken herhalde siz de .ötünüzle gülmüşsünüzdür, yani şeyhiyle mürid eşit mi, müridi şeyhinden davası olabilir mi, şeyhi kendini müridiyle aynı boyda hakda görmesi mümkün mü? Bu ülkede 200 üniversite var, göz göre göre İnsan Hakları Eylem Planı diye kimi yiyor kimi kandırıyorsunuz? İnsan Hakları.. deyip deyip duruyorsunuz, şeyhin olduğu cemaatin olduğu tarikatın olduğu yerde 'insan' olabilir mi? İçinizde bunu cevaplayacak tek kişi var mı?

Hatta milyonlarca müridin resmi kabul görmesi Cumhuriyet Anayasası'na karşı bir kalkışma-ayaklanmadır.

Ve anayasamızda, yurttaşlar kendilerine verilen siyasi ve sosyal haklardan feragat etme hakkına da sahip hiç değildir. Yani ben yurttaş değil mürid olmak istiyor, mahkemelerde kendimi savunmak yerine şeyhin karar vermesini uygun görürüm, diyemez, yahut ben reşit haklarımı kullanmıyor babam büyüğüm şeyhim ne derse onu doğru kabul ediyor ona boyun eğiyorum hiç diyemez.

Yani ayıptır beyler, göz göre göre İnsan Hakları Eylem Planı, diye, güya, bakın 'eşitlikler' hayata geçiyor gibi gargaradan siyaset yapmaya çalışmayın.

An itibariyle kendini kutsal, torpilli saray yakını görüp imtiyazlı şirketler, vakıflar, cemaatler ve mübarek sayılan insanlar gırla gidiyor. Madem eşit, kalkın, sayenizde bu 'aziz' katına çıkarılmışlara hadi bir dava açın.

Hiçbirine 'dava' açamazsınız, açamadınız, ama insan hakkıymış eşitlikmiş, herkes hukuk karşısında eşit olacakmış, dersiniz.

Hiçbiri seninle benimle eşit haklara sahip hiç değil, bunların çektikleri krediler ortada, bunların aldıkları ihaleler ortada, bunların sorgulanmayan para kaynakları ortada, ve ama abidik gubidik kağııt üzerinde şimdi 'eşit' olacakmışız.

Ve tıpkı sahraaltı Fransız sömürgeleri gibi 'eşit ve özgür' olacağız!

Kim kalkar milli bir paramız niye yok derse, madenlerimizi Fransa neden soyuyor derse, gizemli şekilde vurulup öldürülecek (öldürülen aydınlarımızı hatırlayın).

Kim kalkar madenlerimizi ihalelerimizi kimler götürüyor kimlerin cebine giriyor derse, gizemli bir el bu aydınları ve siyasileri dışlayacak kovacak marjinalize edecek yani gözle görülür elle tutulur dünyadan uzaklaştıracak.

Evet, eşitliğimizi ve anayasamızı ve insan haklarını savunuyoruz, işte bu yüzden siyasette yokuz, medyada yokuz, varolan siyasi partiler için Cumhuriyet ve Anayasası hiç yok!

Hadi, madenleri ve egemenlik haklarınızı bir sorun, sizi Vietnam'a Afganistan'a Irak'a çevirmekle tehdit ederler, ediyorlar, PKK'yla İŞİD'le içerdeki işbirlikçi partileriyle yaptıkları budur, ve Çanakkale'de yapamadıkları budur!

Kardeşlerim, cemaatlerin her kuruma sirayet etmiş olmasına üzülüp siyasi duruşunuzu direncinizi asla kırmayın, kurucu meclislerin kuvvetler ayrılığı olmaz, kurucu meclis, kendi mahkemesini kendi kurar, kendi denetimini ortalık süt liman temizlenene kadar kendi yapar, ilk işimiz!

Yaşasın Cumhuriyet!