'Tazmanya' harika bir doğa ve mahkumların inşa ettiği ülkenin başlangıcı: İlk hapishane 'Port Arthur'

Gürcan Elbek yazdı...

'Tazmanya' harika bir doğa ve mahkumların inşa ettiği ülkenin başlangıcı: İlk hapishane 'Port Arthur'

Avustralya ve güneydoğusunda Tazmanya Haritası

Bu hafta Avustralya’da kurulan ilk suçlu yerleşimi, hapishane kolonisi olan Tazmanya Adası’nı dolaşmaya başlıyoruz. Tazmanya’daki ilk suçlu yerleşimlerden Port Arthur Hapishanesi ve çevresini gezeceğiz.

Devasa Ağaçlar, Tertemiz Nehirler ve Harika Bir Doğa…

Engin kaynaklar, bakir ve harika bir doğa, işte Avustralya ve özellikle de Tazmanya.

Öncelikle tertemiz bir havası var Tazmanya’nın. Bereketli tarım arazilerini besleyen su kaynakları da harika doğal yapının tamamlayıcısı. Ben küçük Yeni Zelanda diyorum Tazmanya için. Doğal yapısıyla Avustralya’nın genelinden çok Yeni Zelanda’ya yakın bir ruhu var bu güzel adanın.

Adanın sahillerinde okyanusun dövdüğü kayaların oluşturduğu harika doğal görüntüler, uzun doğal plajlar ve hemen bu görünüm ardında başlayan yemyeşil ve sert doğa yapısı insanı etkiliyor.

Güneydoğu Tazmanya, Remarkable Cave yakınları

Güney Tazmanya

Port Arthur yakınlarında bir plaj

Tazmanya’nın engin ve harika doğasından bir kesit

Kuzey Tazmanya 

Bu kocaman ve görece bakir bölgede göklere uzanan devasa ağaçları görmelisiniz. Buralarda dolaştığım nehir kenarlarını, ormanlık alanları unutmam mümkün değil. Tazmanya’nın vahşi sayılabilecek doğası, yıkıcı insanla en son tanışan yerlerden biri. 200 yılı aşkın insan tahribatına karşın bu bölgede gördüğüm devasa ağaçlar her zaman aklımda kalacak.

Devasa ağaçlar (Güney Tazmanya)

Devasa ağaçlar (Güney Tazmanya)

Ağaçlar seviyesinde yürüme parkuru

Ağaçlar seviyesinde yürüme parkurunun aşağıdan görünümü

Güney Tazmanya’da bir nehrin önünde

Devasa ağaçlar (Güney Tazmanya)

Tertemiz nehirler, Tazmanya

Devasa ağaçlar (Güney Tazmanya)

Tertemiz nehirler, Tazmanya

Tazmanya’nın son derece temiz ve içimi çok güzel suları olan nehirleri var. Yaşam için en temel kaynak olan suyun temizliği ve bolluğu Tazmanya’nın önemli bir doğal gücü. İngiliz kültüründe bira tüketimi temel gıda maddesi desem büyük bir yanlış yapmış olmam sanıyorum. Bu nedenle Tazmanya’yı inşa etmeye başladıklarında yaşama ilişkin ilk kurulan yerlerin başında bira fabrikaları gelmiş. Tazmanya nehirlerinin suyunun temizliği ve niteliğinin yüksekliğinin dünyada üretilen en iyi biraların kaynağı olduğu söyleniyor.

TAZMANYA TARİHİNDE KISA BİR YOLCULUK

 Tazmanya, Avustralya’nın hemen güneydoğusunda yer alan bir ada. Melbourne kentine 275 deniz mili (510 km) mesafede. Adaya ilk ayak basan Avrupalı, 1642 yılında bir keşif seferi ile ulaşan Hollandalı denizci Abel Tasman.

Bütün Güneydoğu Asya’yı 17. Yüzyıldan itibaren sömüren Hollanda Batı Hint bölgesi (Dutch East Indies) şirketi adına yaptığı seferde vardığı bu toprakların ada olduğu anlaşılmamış. Adaya da şirketin başındaki kişinin adına ithafen “Van Diemen’s Land” ismi verilmiş.

1853 tarihli “Van Diemen’s Land” ismi zamanından kalma bir posta pulu.

1798-1799’da Tazmanya’nın etrafını dolaşıp bir ada olduğunu ilk tespit edenler İngiliz kaşifler Jacob Grieg ve George Bass. Avustralya ile Tazmanya arasındaki geçişe de “Bass Boğazı (Strait)” ismi verilmiş.

Melbourne’den Devonport’a seferler yapan “Spirit of Tasmania” Feribotunun Rotası Bass Boğazını geçiyor.

Önce İspanyollar ardından Fransızlar adada keşif ve inceleme maksatlı bulunmuşlar. Adayı keşifler devam etse de koloni tipi bir yerleşim haline gelememiş.

1800 başlarında deniz aslanı ve balina avcıları Tazmanya Adası’na yerleşmişler. Fransızlardan önce davranarak bölgeye sahip olmak için, zamanın Avustralya valisi emriyle adaya bir Teğmen komutasında küçük bir askeri birlik yollanmış. Bir karakol inşa edilmiş ve İngiliz bayrağı çekilmiş. 1825 yılında Avustralya valisi tarafından ziyaret edilen bölge “Bağımsız Koloni” olarak ilan edilmiş. Adaya yazımıza konu olan suçlu nakilleri için kullanılan hapishane koloni bölgesi inşası başlamış. 1856 yılında kendi yönetim yapısı içinde adanın adı Tazmanya olarak değişmiş.


MAHKUMLARIN SÜRGÜN YERİ (PENAL COLONY), TAZMANYA...

 17 ve 18 yüzyıllarda İngiliz ceza sistemi çok sertti. Mülkiyetin korunması temelindeki bu sert yasalar nedeniyle, günümüzde çok ufak suç olarak kabul edilen cürümler bile o zamanlarda ölüm cezasıyla cezalandırılabiliyordu. 1820’lere kadar basit bir dokümanda sahtecilik cezası veya bir işçinin bir haftalık maaşının yirmide birine karşılık gelen bir hırsızlığın cezası idam olan bir suçtu. Bu sert hukuk yapısı aşırı sayıda suçlu ortaya çıkmasına neden oldu. İngiltere’de hapishanelerde yer kalmamıştı.

 Bu suçlulara, ölüm cezası yerine uzak ülkelerdeki hapishanelere nakil seçeneği verilmeye başlanmış. Doğal olarak idam yerine sonu belli olmayan bir yolculuk ve bilmedikleri bir yerde yaşama fikrine boyun eğen bu insanlar, yeni bir yaşama başlıyorlarmış. Bazısı nakiller esnasındaki zor şartlarda ölmüş, bazısı hapis şartlarının ağırlığından gittikleri yerde hayatını kaybetmiş. Ancak yaşama ihtimali seçeneksiz bir seçimmiş o yıllarda bu mahkumlar için.

Önceleri Amerika’ya gönderilen suçlular, Amerika’nın bağımsızlık ilanı ve suçlu nakline izin vermemesi üzerine yeni bir rotaya yönlendirilmişler. Tazmanya...

Mahkumları Tazmanya’ya taşıyan gemilerden, HMS Indefatigable.

Mahkumları Tazmanya’ya taşıyan gemilerden biri.

Mahkumları Tazmanya’ya taşıyan gemilerden, HMS Minerva.

Mahkumlar kanlarının ve hücrelerinin son damlasına kadar kullanılmışlar. Hemen altyapıların inşasında hem de serbest yerleşimciler diyebileceğim “Free Settler” statüsünde gelen insanların işlerinde çalıştırılmışlar. Yerel Aborjinlerin öldürülmesi ve onları canlı olarak bile kabul etmeyen anlayışın egemen olduğu son derece acı tarihi bir kesit de yaşanmış buralarda. Tazmanya çok vahşi bir yermiş 1800’lerin başından itibaren. Doğa için sert demek daha doğru olur ama kurucu İngiliz idaresinin mahkumlara karşı acımasız, Aborjinlere karşı yok edici tarzı, “vahşi” ve “vahşet” kelimelerinde yerini bulur diye düşünüyorum.

MAHKUMLARIN BAŞLATTIĞI ÜLKEYİ KURAN SINIFLAR

Avustralya’nın yerlileri Aborjinler olsa da maalesef bugünkü Avustralya’yı kuran insanlar onlar değil.

Mahkumları idare edecek ve bu yeni koloniyi şekillendireceklerin başında “yönetici” sınıf var. O sınıfın bir altında “serbest yerleşimciler” denilen bu ülkede yaşamaya karar veren normal İngiliz vatandaşları geliyor. Onların altındaki sınıf olarak “meslek erbabı” yani marangoz, taş ustaları, küçük tüccarlar gelmekte. Onlardan sonraki sınıf “cezası bitmiş veya affedilmiş mahkumlar” ve en alt sınıf olarak da “mahkumlar” bulunuyor. 

Bu arada cezası bitenlerin İngiltere’ye dönmelerinde bir yasak yokmuş. Ama ne madden, ne fiziki güç, ne de moral durumları nedeniyle bu statüdeki insanlar bir daha ayrıldıkları ülkeye geri dönebilmeye cesaret edebilmişler.

ERKEK EGEMEN TOPLUM VE İNANILMAZ SINIF AYRIMLARI

1800’lü yıllarda bu sınıflar arasındaki ilişkiler katı denebilecek kurallara bağlıymış.

O dönemde evlilikler için inanması zor ve bugün için anlamsız gelen kuralları okurken hayrete düşmüştüm. Örneğin yönetici sınıf sadece kendi aralarında veya serbest yerleşimcilerle evlenebiliyormuş ama bu evliliğin gerçekleşebilmesi için özellikle kadının bilmesi gereken danslar ve meziyetler olmalıymış. Mahkumlar kesinlikle üst tabakadan evlenemiyorlar veya çok daha ağır koşullara bağlı düzenlemeler bulunuyormuş. Bu ve bunun gibi bugün için kabulü ağır bir sınıf ayrımı varmış. 

Jane Austin’in romanlarında bile özellikle miras durumları olmak üzere kanunlara dayandırılmış bazı ayrımlar dikkat çekiyor. Hatırladığım kadarıyla, 8 çocuklu bir ailede eğer 7 kadın ve sadece bir erkek çocuk varsa, miras kanunen erkeğe kalıyormuş daha 100-150 yıl evvel. Erkek en ufak çocuk olsa da böyleymiş. O erkek de kendi hakkaniyet prensibine göre eğer uygun görürse kız kardeşler arasında paylaşılmasına rıza gösterirmiş. Tabii ki bu konularla ilgilenen tarihçilerin ve hukukçuların daha fazla bilgisi kapsamında ele alınmalı ama günümüz uygulamalarında bile bu hale yakın yaklaşımları görünce o zaman için doğru olduğu algım yüksek.

Günümüze gelirsek tespitlerimi şöyle paylaşmak isterim: Avustralya’da okuduklarım ve gördüklerim de beni çok şaşırtmıştı. Özellikle Anglosakson hayat ve hukuk sisteminde kadınların nasıl ikinci sınıfa hapsedildiğine ilişkin konuları gözlemlerken son derece şaşırmıştım. Aynı işi yapan kadına yarı maaş verilmesi ve neredeyse hiçbir zaman en üst düzey yönetici konumuna getirilmek için tercih edilmemesi. Kadınların daha çok çocuk büyütmeye itildiği bir ekonomik yapı ve tek başına ayakta kalma güçlerinin, yeteneklerinin zamanla yok olarak erkeğin eline bakmaları gibi birçok konuyu gördüm ve o insanların arasında yaşadım.

Cumhuriyetimizin vizyonunun 20 yüzyılın başında kadına verdiği yeri düşünüp halen Avustralya dahil tüm Anglosakson topluluklarda uygulanmakta olanları ibretle algılamıştım. Hayatı değişik açılardan yerinde görüp yaşayarak deneyimlemek çok değerli. Neye sahip olduğunun kıymetini kaybetmeden bilmeli.

 

YENİ İNŞA EDİLECEK ÜLKE İÇİN YETERLİ KAYNAK VAR

O zamanın teknolojisinde yeni bir yer inşa edilmesi için doğal kaynakların tümü varmış bu bölgede. Özellikle kereste başta olmak üzere bina ve gemi inşası için her türlü ana gereksinim malzemesi varmış. Olmayanlar da buradaki maddelerden, bitkilerden üretilebiliyormuş.

Port Arthur da böyle bir noktada kereste işleme tesisi olarak kurulmuş bir yermiş ve doğal olarak bir hapishane olarak da hizmet vermiş.

Erkek mahkumların daha çok yapı işlerinde kullanıldığı o günlerde kadın mahkumlar da kumaş üretimi için gereken yün eğirme ve dokuma işlerinde çalıştırılmışlar ağırlıklı olarak. Kayaların kırılma işinde bile kadınlar yer almış zaman zaman.

Kadın mahkumlar aynı zamanda serbest yerleşimcilerin hizmetlerinde, çocuk bakılmasında, süt anneliğinden tutun her türlü hizmete kadar kullanılmışlar. Kadın hapishanelerine bir üretim merkezi olarak bakıldığından “Female Factory” yani “Kadın Fabrikası” deniliyormuş. Eski tahta gemilerin su sızdırmazlığını sağlamak için kullanılan kalafat için iplik üretiminden, her türlü dokuma, dikiş, hasır üretimine kadar her iş bu Kadın Fabrika’larında gerçekleştiriyormuş. Ayrıca günümüz Avustralya’sındaki neredeyse her beş kişiden birinin bu kadınların soyundan geldiği belirtiliyor Wikipedia’da.

POTATO FACTORY

Bryce Courtenay’ın üçleme tarzında yazdığı kitapların ilki olan; “Potato Factory” romanında Avustralya tarihi, İngiltere’nin 18 yüzyıldaki halinden başlayarak bu sınıfsal ayrımlar ve yaşantılar da dahil olmak üzere oldukça uzun biçimde anlatılıyor.

 “Potato Factory”, Bryce Courtenay.

Gerçekleri harika bir roman olarak kurgulayarak yazılmış eser, hayrete düşürecek ayrıntıda birçok konuyu öğretmişti bana Avustralya günlerimde. Günümüz Avustralyalısının çoğunun bu geçmişten magazin haberleri veya diziler ötesinde habersiz ve konuya ilgisiz olduğunu da görmüştüm oradaki deneyimimde.

Londra’da suç yapılanması, bu insanların orada tutuklanması, hapis zamanları, aralarındaki aşk ve hayat ilişkileri, vefa, korku, sevgi, ihanet gibi her duyguyu içeren dönemin anlatımı yapılıyor kitapta. Devamında gemilerle 4 ay civarında süren yolculuğun her safhası, yeni kıtaya ayak basmaları, hapis hayatından günümüze kadar uzanan süreçte anlatılan bu eser harika bir yapıt.  Edebiyat ve tarihi sevenlerin büyük bir ayrıntıyla ve gerçeklerle dayanarak yazılmış bu harika ve uzun romanı okumasını öneririm.

Tazmanya haritası. (Port Arthur ve mesafeler)

 

PORT ARTHUR HAPİSHANESİ

Port Arthur günümüzde Tazmanya’nın en büyük kenti olan Hobart’a yaklaşık 100 km mesafede deniz kıyısında bir yerleşim. Hapishane bölgesi çok iyi korunmuş bir tarihi yerleşke.

Port Arthur yerleşkesinde

Port Arthur yerleşkesinden bir görünüm

Port Arthur yerleşkesinden bir görünüm

 

Bir yarımada üzerinde kurulan bu yapı kara kısmından çok iyi korunan ve firarı zor bir konumda. Ayrıca denize açılan tarafının köpek balıkları ile dolu olduğu bulunduğu idarece yayılmış bir söylentiymiş. Ancak söylentide sayıları abartılmış olsa da bölgede köpek balığı var.

port Arthur’a toplam 73.000 dolayında mahkum getirilmiş İngiltere’den o dönemde. Mahkumların 9000 kişisi kadınmış. Bu mahkumlar önce hapishanelerini ardından Tazmanya’yı ve devamında tüm Avustralya’yı inşa etmişler.

Zamanının en azılı suçluları diğer suçluların bulunduğu merkezlerden buraya gönderilirlermiş. Bu hapishane yerleşim düzenlemesi suçluların bulunduğu tüm binaların merkezi bir izleme noktasından görülebileceği tasarımla yapılmış. Ortadaki sahanlıkta bulunan nöbetçi tüm kanatları görebilecek konumda. Birbiriyle konuşmaları yasak olan mahkumlara her gün bir saat egzersiz yaptırılıyormuş. Hapishane kilisesinde bile birbirlerini görmeyecek oturma düzenleri yapılmış.

Port Arthur yerleşkesinden bir görünüm

Merkezdeki nöbetçi yerinden hücrelerin bulunduğu bir kanadın görünümü

Hapishane bina tasarımı

Port Arthur yerleşkesinden bir görünüm

Port Arthur yerleşkesinden bir görünüm

Kırbaçlama cezaları yerine yiyecekle ödüllendirme, ışıksız hücre cezası yerine psikolojiyi bozmayacak yapılanmalarla yönetilen daha insanca bir hapis sistemi örneğiymiş.

Port Arthur’da bir hücre

Hücrelerin bazıları

 Port Arthur yerleşkesinden bir görünüm

Port Arthur yerleşkesinden bir görünüm

Tarihi hapishanede ziyaretçiler için, günün belli saatlerinde, o zamanki tutuklu ve gardiyanların günlük yaşantıları, durumları ve ruh hallerini yansıtan bir açık hava tiyatrosu sergileniyor.

Mahkumların Temsili Mini Tiyatro Gösterisi

Port Arthur Hapishanesinde yöneticilerin, komutanların ve gardiyanların evleri de o zamanları yansıtan biçimde sergileniyor. Rehberli turlar yanında veya kulaklıktan ses dinleme cihazı ile tarihi yerleşkeyi ayrıntılı olarak gezmek mümkün.

Bir yönetici evinden görünüm

 Yönetici evinin mutfağı

 Yönetici evlerinden birinin çalışma odası

Bir yönetici evinin salon görünümü

Bir yönetici evinden görünüm

 Ayrıca Port Arthur’u denizden görecek şekilde seyir yapan anlatımlı tekne turu da yapabiliyorsunuz.

Tekne turundan görünüm

Bütün bu yapıyı gezdiğinizde Avustralya ve Tazmanya tarihinin başlangıcına ilişkin mahkum sevki ve mahkumların yaşantıları ve bu ülkenin kuruluşu ile ilgili birçok bilgi edinmiş oluyorsunuz.

Oldukça önemli olan bu mekan, bölgeyi gezen çok sayıda yerli yabancı turist ve gezgin tarafından ziyaret ediliyor.

1966, PORT ARTHUR KATLİAMI

Bu mekanda yaşanan çok üzücü bir hadise 1966 yılında yaşanan bir katliam. Hala tam olarak nedeni aydınlanmamış bir durumda cinnet geçiren bir kişi, tarihi mekana otomatik silahlarla girip Avustralya tarihinde tek kişi tarafından yapılan en büyük silahlı saldırı ve katliamı

gerçekleştiriyor. Saldırılarda Port Arthur Hapishanesi ve Tarihi Alanı’nı  gezmekte olan ve o gün için önüne çıkan herkese saldırıyor. Bu şuursuz kişinin ailevi bir miras meselesi nedeniyle gerçekleştirdiği düşünülen saldırılarda 35 kişi hayatını kaybederken 23 kişi de yaralanıyor.

MAHKUMLARIN YENİ DÜNYASI, TAZMANYA

Tazmanya çok sevdiğim bir yer oldu. Tazmanya gezim Hobart’tan başlamıştı. Öncelikle bu tarihi mekanı gezmek istemiştim. Port Arthur turu, bu ülkenin kuruluş aşamalarını anlamama büyük bir ışık tuttu. Mahkumların nasıl bir ortamda bulunduklarını, nasıl yaşadıklarını hissetmiş oldum. Anlamak için gezip görmek gerek. Okuduklarımı görünce her şey daha bir yerli yerine oturuyor. Okumak elbette çok şey öğretiyor ama o mekanları dolaşırken insan tarihin içinde yaşayarak idrak ediyor. “Çok gezen mi bilir? Çok okuyan mı?” sorusuna klasik cevabım; “Gezerken, okuyan” oluyor benim.

Avustralya tarihinin başlangıcı sayılacak Tazmanya’daki Port Arthur şu an cennet gibi bir yer, güzelim doğasıyla harika bir bölge. Ancak bir de o zamanki mahkumların yaşadıkları yıllarda onların gözünden bakınca farklı.

Port Arthur ziyaretinden dönüş yolundan bir görüntü

HAPİSHANE KAPATILIP MAHKUMLARIN EVİ, HASTANESİ OLUNCA

1877 yılında hapishane işlevi sona erdiriliyor Port Arthur’un. Hayat çok garip aşamalarla dolu. Yaşlanan mahkumlar aile veya başka bir iş kurup tutunamadılarsa veya elden ayaktan düştülerse de Port Arthur’da yani eski hapishanelerinde kalmışlar. Hapishanenin kapatılmasından sonra onlara huzurevi ve revir hizmeti veren bir yapı olarak kullanılmış Port Arthur.

200 yılı aşan tarihte; başlangıçta kereste üretim tesisi, hapishane, hastane, huzurevi ve revir… Şimdi de en popüler tarihi ve turistik yerlerden biri. Zamanda kayma ile aynı mekanda değişik işlevler...

Ne değişti mahkumlar için? Bence çok şey değişti, hatta her şey. İdamdan kaçarak ölümle vedalaştıkları İngiltere, paylarına düşen zorlu yaşamda deneyimledikleri sevimsiz yıllar, zorunlu ikamet ve hayatlarının sonlarında onlara bakan bir devlet.

Tabii ki çabalarıyla kurdukları da bir ülke var yaşayan.

İşte Tazmanya’nın başlangıç öyküsü…

 Sağlık ve sevgiyle kalın.