Umut dimdik ayakta

Borga Temel Budak yazdı...

Umut dimdik ayakta

Işıklar içerisinde uyusun; Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün yüzlerce muhteşem sözü içerisinden en çok “Umutsuz durum yoktur. Umudunu yitirmiş insanlar vardır.” cümlesine hayranlık duyarım. Bir kelimeler topluluğuna bundan büyük ve evrensel anlam yükleyebilen insan sayısı, insanlık tarihinde iki elin parmaklarını geçmez.

Zira dünya üzerinde varlığını sürdüren veya tükenmiş olan bir çok muhteşem yaratık içerisinde en güçlüsü, en hızlısı, en yükseğe uçanı, en iyi yüzeni veya en uyumlusu olmayan bir türü tanımlamaya çalışan yani “İnsan” nedir sorusunun cevabını arayan yüzlerce filozof birçok ayrı fikir ortaya koymuş olsa da ortak kanaat insanın “hayal edebilen” yani umuda tutunabilen tek tür olduğudur. Bu aklın ürettiği en muazzam fenomendir.

Günümüz insanının tarihi gelişimine fiziksel ve akılsal olarak yön vermiş olan tek kavramdır; UMUT!

İnsanlığın geldiği noktada sorgulama ihtiyacı duyduğumuz varoluşsal bir durum oluşmuş ve düşüncelerimizde önemli bir soru belirmiştir; umudunu kaybetmiş bir insan ne olarak tanımlanmalıdır? Çünkü artık insan olmadığı mutlak ve kesindir.

Bu soru aklımızın bir köşesinde dururken, tespitlerimize devam edelim.

Kafamızı Türkiye siyasetini yönlendiren vasat kişilerin, vasat ötesi gündemleriyle meşgul eden ekranlardan, dünyaya döndürdüğümüz an, gümbür gümbür gelmekte olan ve kapımıza dayanması an meselesi diyebileceğimiz PREKERYA isyanının ayak seslerini duyuyoruz.

Sadece geride bıraktığımız hafta içerisinde;

Lübnan’da vergi zammını, Ekvator’da akaryakıt sübvansiyonlarının kaldırılmasını, Irak’ta işsizliği, yolsuzluğu, Şili’de ise metro başta olmak üzere toplu ulaşıma yapılan zamları protesto etmek için halk sokaklara ve meydanlara aktı.

Her ülkede onlarca ölü, yüzlerce yaralı var. Peki bu canlar neden yitiriliyor?

Bir önceki yazımda Fransa’da başlayan beyaz gecelerin, global şirketler ve onların esiri olan hükümetler için karanlığın başlangıcı olduğunu aktarmıştım. Sarı yelekliler hareketini doğru tespit edemeyen siyasiler şimdi birer birer kapıyı çalan bu gerçekle yüzleşmek zorundalar.

Şili Devlet Başkanı’nın kurduğu şu cümleyi muhtemelen bir kaç ay içerisinde Beştepe Sarayı’nda ejder meyveli smoothie yudumlamakta olan liderimizden de duyacağız;

‘BİZ VİZYONSUZUZ, EŞİTSİZLİĞİN BU HALE GELDĞİNİ GÖRMEDİK’

Peki nispeten genç bir politikacı olarak Cumhuriyetimizin yıl dönümünde neden yılmaz bekçileriz, nöbetçileriz, biz bitti demeden bitmez gibi eyyam cümleleriyle popülist bir tavır sergileyerek, laik bonus puanları toplamak yerine bu satırları kaleme alıyorum dersiniz?

İşte bu noktada sizlerle Yılmaz Özdil’in goygoy kitabında bulamayacağınız ama anın ruhunu muhteşem bir şekilde yansıtmış olan işgal döneminin gazetecisi Falih Rıfkı Atay’ın kaleme aldığı Çankaya kitabından şu anektodu paylaşmak istiyorum;

Fransız komutan yaveriyle birlikte Beşiktaş iskelesinden, o zamanlar Kalkedon diye adlandırılan ve Fransız komutasında olan Kadıköy bölgesine doğru Boğaz’dan ilerlemektedir. Ve yaver kendisine Boğaz’da demirlemiş olan zırhlıları işaret ederek;

“Türklerin bu kadar savunmasız olarak duran bu gemilere neden sabotaj veya saldırı düzenlemediğini anlamıyorum.” diye sorar. Komutan ise Kadıköy iskelesinde beklemekte olan yaşlı ve bitkin Osmanlı tebaasını işaret ederek; “Şu insanları görüyor musun? Bunlar Sultanla beraber kalanlar, bütün genç, ilerici ve savaşçı Türkler, Anadolu’ya geçerek Mustafa Kemal’in Kurtuluş mücadelesine katıldılar. Ve kazanacaklarına olan inancım yüksek, çünkü böyle bir umuda tutunan ve liderlerini bulan Türklerin kaybettiği görülmemiştir.” der.

SENE SANKİ 1919

Bugün 100 yıl sonra geldiğimiz noktada ister Prekerya, ister Sarı Yelekliler, isterseniz Kuvay-i Milliye olarak adlandırın, insanlık ile global şirketler arasında sonucu görmesini bilen gözler için belli olan büyük bir savaş başlamıştır. Zaferi kazanacak olan savaşan halktır.

100 yıl sonra biz Türk Gençleri ağaca konan bir kartal gibi kudretliyiz. Harekete geçmek için kuvvet, mekan ve zaman denkleminin eşleşmesi için artık kalan sayılı günleri beklemekteyiz.

Allah’tan başka kimseye borcumuz yoktur.

Çıktığımız bu yolun sonunda  zafer mutlaktır. Ve bu zafer o kadar kesin olacaktır ki insanlık  adına uydurulan bütün borçlar silinecek, sadece coğrafyamızın değil aynen 100 yıl önce olduğu gibi tüm insanlığın zincirleri kırılacaktır. İnancımız tam, enerjimiz sonsuzdur.

Kimsesizlerin kimsesi, sessizlerin sesi olacağız.

Güvenimiz ise konduğumuz dala değil güçlü kanatlarımızadır. Cumhuriyeti esir alanlar kadar, en az onlar kadar günahkar olan vazgeçenler, teslim olanlar ve ihanet edenler için de geliyoruz. Liberal saldırıyı, globalleşme tamtamlarını çalarak başlatan kan emici vampirleri konfor alanlarından çıkartacak, derebeylerini Akdeniz’in serin suları ile kucaklaştıracağız.

Bütün ilerici, aydınlık ve savaşçı Türk Gençleri bizimledir. Müsterih olunuz.

UMUT DİMDİK AYAKTADIR!