Bilin Neyaptı

Yeni CHP’nin Yeni Yüzyıl Belgesi

featured

Bilin Neyaptı yazdı…

Son 20 yıldır ana muhalefet partisi konumunu koruyan Cumhuriyet Halk Partisi’nin ekonomi vizyonunu ortaya koyacak olan “İkinci Yüzyıla Çağrı” Belgesi, 3 Aralık 2022’de açıklandı. Belgenin açıklanacağı haberi ile, siyasette Türkiye’nin kalkınması için yürekten bir çıkış yolu özleminde olan Cumhuriyet sevdalıları için bu belge önemli bir beklenti oluşturmuş göründü. Bu beklentide, belgeyi hazırlayan iktisatçıların makroekonomi, büyüme ve para politikası alanlarında uluslararası tanınırlığı olan uzman ve akademisyenler olduğu bilgisi öne çıktı. Bu iktisatçıların kariyerlerinde birbirleriyle yakın iş birliği içinde olmaları da belgenin hazırlanmasındaki iş bölümünde kolaylaştırıcı olmuştur sanırım. Grupta yer alan Acemoğlu’nun çalışmaları arasında benim de üzerinde çalışageldiğim kurumsal iktisat konusu da var, ki bu konudaki son (best-seller) kitabı (Dar Koridor) üzerine eleştirilerimi iki köşe yazımda ve bir uluslararası yayınımda detaylandırmıştım.[1]

Bu yazımda, “İkinci Yüzyıla Çağrı Belgesi” sunumlarının temel noktalarını belirtecek ve değerlendireceğim.

K.Kılıçdaroğlu, bu çalışma ile krizlerin bir daha ortaya çıkmayacağı, devletin 7 gün 24 saat çalışacağı yeni bir sistem  tasarladıklarını belirten bir giriş yaptı. Siyaset üstü olarak tanımladığı iktisat takımının, Cumhuriyet’imizin kurucusu Atatürk’ün vizyonu doğrultusunda bir çözüm sunacağını belirtti. Bu perspektifi çizmek üzere de Kılıçdaroğlu’nun baş danışmanının dinlemek için Washington D.C.’ye bağlanıldı.(!)

J.Rifkin, sıfır karbon emisyonun önemini öne çıkaran son sanayi dönüşümünün altını çizdi. Ana konusu küresel ikim değişikliği olan Rifkin konuşmasında altıncı yokoluşa dem vurdu. Konuşmasından öyle anlaşılıyor ki bu küresel problemin yıkıcı sonuçlarından, ancak küresel aklın şefkatli kucağında korunulabilir. Rifkin, krizlere dem vururken Çin’deki protestolardan bahsetti, ama Avrupa’da yükselen protestolara hiç değinmedi. Sonunda sözünü, sadece büyümeyi değil esenlik getirmeyi de hedefleyecek şekilde, Akdeniz havzasında Türkiye liderliğinde “ortak bir yönetişim” gerekliliğine getirdi.

F.Öztrak, kalkınma için gerekli, itiraz edilmesi mümkün olmayan iktisadi ve kurumsal reformları özetledi. H.Fogo, yoksulluğa karşı “aile desteği sigortası” kurulacağını belirtti ve kadını korumaya yönelik politikalardan bahsetti. Uzun dönemde yoksulluğu bitirme mekanizması olarak; devletin bilimsel ve ücretsiz eğitim, kreş ve yurt gereksinimlerini karşılaması gerektiğinin altını çizmesi önemliydi.

H.Kara’nın tarihi çerçeveden enflasyon-faiz analizi ışığında, dış şoklara ve genel olarak krizlere karşı kırılganlığı azaltacak makro-ihtiyati politika öneri paketi, biz iktisatçıların hep altını çizdiği fakat mevcut iktidarın uygulamamakta ısrar ettiği kurumsal mekanizma ve politikaların iyi bir özetiydi. R.Gürkaynak bulunduğumuz durumdan kalkınma rotasına geçmek için bütüncül değişim gerekliliğinden bahsetti; yoksullaşmanın ve gelir dağılım bozukluğunun en önemli unsuru enflasyonun iktidarın kötü politikalarından kaynaklandığının altını çizdi. Ve evet, verimli insanların önünü kesen kötü bir düzen ve onun cesaretlendirdikleri, ülkeye varlık içinde yokluk yaşatıyor!

U.Akçiğit’in sunumu, sanayide ölçek sorunu, rekabetçilik, eğitim ve inovasyon konularında durum tespitine değindi. Sunum (kısmen daha önceki iki sunum gibi) kamuyu hedefleyen böyle bir toplantı için kanımca biraz fazla teknik ve akademikti. Yanısıra, bu analizler çok faydalı olsa da, politika ve reform önerilerine görece daha fazla odaklanmak gerekirdi. S.S.Böke de her zamanki gibi coşkulu olan konuşmasındaki, teknolojiden elde edilecek gelirin adil paylaşımı, “hatta gerekiyorsa (evet, gerekli!) teknoloji üretiminde kamunun öncülüğü, girişimci ve dinamik devlet anlayışı” … kamuculuk ve eğitimcilerin nitelikli eğitimi, “emek dostu teknolojiler” vurguları önemli. Böke’nin politika önerileri oldukça somut ve ümit verici. Ancak akla getirdiği önemli bir soru; Rifkin’in de altını çizdiği yeşil ve mavi dönüşüm ile uyum hedefinin, Türkiye’nin en büyük sorunlarını çözmek yerine kalkınmayı daha da erteleme riski.

D.Acemoğlu, artan enflasyon ve verimsizliği, yanlış politika ve bozulan kurumsal yapıya, buna rağmen büyümeyi ise kredi ve borç artışı ile açıkladı. Buna karşın, Türkiye’nin yüksek kalkınma potansiyelinin altını çizdi. İlk düzelmesi gereken problemi enflasyon olarak belirtti; bilançoların düzelmesi için de dış kaynak gereğinden söz etti. Sürdürülebilir kalkınma için demokrasi, bunun için de devlet ile sivil toplumun dengeli ilişkisinin gereğini belirtti.

Genel olarak, sunumlar iktidarınkilere büyük ölçüde fark attı, iktisadın ehliyetli kişilerin elinde olması gereğinin altını çizdi. Ancak,

Bana göre iktisatçıların sunumlarında önemli eksikler şunlardı:

Kalkınma için adil paylaşım ve eğitimde fırsat eşitliğinden söz ederken, bunlar için temel olan:

◦    eğitim, tarım, sanayi politikası seçimlerinde tam bağımsızlık vurgusundan

◦    ulusal birlik ve bütünlüğün, beşeri sermayenin de ötesinde sosyal sermaye için gerekliliğinden,

◦    geçmiş haksız refah kazanımlarını geri döndürecek adil bir refah vergisinden

◦    djjital dönüşümün altını çizerken, olası risklerinden

◦    çarpık şehirleşmeden, köylerin bayındırlığından,

◦    kontrolsüz göç sorunun yaratmış olduğu sorunların çözülmesinden,

◦    meslek liselerinin yeniden canlandırılmasından

◦    sağlığın ve gıdanın kamu malı özelliğinden,

◦    doğal kaynakların özelleştirmeleriyle ortaya çıkan iş güvenliği zafiyetlerinden,

hiç bahsedilmedi. K.Kılıçdaroğlu da kapatma konuşmasında, milyarlarca dolar dış kaynaktan söz etti ki işte bu dışa bağımlılığın sonlandırılması konusunda ciddi şüphe yaratıyor.

Sonuç olarak, kısa dönemli politika ve etkileri uzun vadede görülebilecek kurumsal gerekliliklerden bahsederken, bunları gerçekleştirmedeki siyasi, konjonktürel ve küresel fırsat ve kısıtlar konusu epey eksik kaldı. Mevcut yapıdaki tekelleşme ve özelleşmenin yarattığı zararlardan yeterince söz etmemek de, bunu sorun olarak görmemek ve buna ilişkin çözümlerin de yeterince geliştirilmediğini düşündürüyor. Şunu da söylemek gerekir ki uzmanların çözümleme ve önerileri, ancak bunları uygulama niyetleri ve saikleri haiz siyasetçiler ile buluşursa doğru ve başarılı sonuçlara yol açabilir.

İktidara da muhalefete de son söz, Ulu Önder Atatürk’ün İzmir İktisat Kongresi açılı konuşmasından:

“… büyük, güçlü padişahlar takip ettikleri dış siyasette kendi emelleri, hırsları ve arzularına dayanmışlardır. Büyük ve şahane arzularına dayanmakla beraber iç kuruluşlarını, iç siyasetlerini bu tutkularından doğmuş olan dış siyasetlerine göre düzenlemek zorunda kalmışlardır. Halbuki dış siyaset iç teşkilât ve iç siyasete dayandırılmak mecburiyetindendir. Yani iç teşkilâtının dayanamayacağı genişlik derecesinde olmamalıdır. Yoksa hayalî, dış siyasetler peşinde dolaşanlar, dayanma noktalarını kendiliğinden kaybederler.

Siyasî, askerî zaferler ne kadar büyük olursa olsunlar, iktisadi zaferler ile taçlandırılamazlarsa meydana gelen zaferler devamlı olamaz, az zamanda söner. Bu bakımdan en kuvvetli ve parlak zaferimizin bile sağlayabildiği ve daha sağlayabileceği yararlı kazançları belirlemek için ekonomimizin, iktisadî hâkimiyetimizin sağlanması ve sağlamlaştırılması ve genişletilmesi gerekir. Efendiler, bu kadar verimli ve bu kadar kuvvetli olan yeni hükûmetimizin, düşmansız kalacağını saymak doğru değildir. Bu güzel temellerin bile içine bomba koyarak onu yıkmaya çalışanlar olacaktır. Onun hayatına, ilerlemesine karşı suikastler düzenlemeye girişecekler bulunacaktır. Bütün bunlara karşı en kuvvetli silâhımız ekonomideki genişlik, dayanıklılık ve başarımız olacaktır. Efendiler, içinde olduğumuz halk devrinin, millî devrin, millî tarihini yazabilmek için kalemlerimiz sabanlar olacaktır. Bence halk devri, iktisat devri kavramı ile açıklanabilir. ” 

[1]Bkz.:

Fildişi Kuleden görünen ‘Dar Koridor`

Dar Koridor… Fildişi kuleden görüntü (2)

https://www.tandfonline.com/doi/full/10.1080/00213624.2022.2026184

 

Yeni CHP’nin Yeni Yüzyıl Belgesi

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

6 Yorum

  1. 2 ay önce

    TÜSİAD ve patronları bizi bir 20 yıl daha demokrasi ve kalkınmaya boğacak, Bilin hanım…

    Cevapla
  2. 2 ay önce

    Yeni Kemal Derviş’ler istemiyoruz.
    Asla !!!!
    Özal’dan beri sürekli dışardan danışman ve ekonomi uzmanı geldikçe bu ülke ve yurttaşlar fakirleşti.
    En son Kemal Derviş’i 10 senede zor at la attık.

    Almanya, Fransa, Japonya her yer zor durumda. Gidin biraz da onlara yardım edin. Bizim artık sizden yardım alacak durumunuz kalmadı.

    Cevapla
  3. 2 ay önce

    Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün, daha Cumhuriyet’i ilan etmeden önce topladığı İzmir I.İktisat Kongresi’nin metni (internette PDF formatında okumak mümkün), bugün dahi geçerliliğini koruyan bir kalkınma manifestosudur!.. Kendisini hiç sevmesem bile Kılıçdaroğlu’nun bu metne en azından bir gönderme yapmış olmasını olumlu karşılıyorum.

    Cevapla
  4. Ekonomi uzmanı değilim anlamam ama 80′ li yıllardan beri gördüğüm bir şey var; kim ki, ülkenin kurtulması, kalkınması için dışarıdan borç para, kaynak diyor ona asla inanmam, güvenmem..

    Cevapla
  5. 4 hafta önce

    Yazının aşağıya kopyaladığım ikinci cümlesindeki anlatım bozukluğu nedeniyle tamamını okumaktan vazgeçtim.

    Belgenin açıklanacağı haberi ile, siyasette Türkiye’nin kalkınması için yürekten bir çıkış yolu özleminde olan Cumhuriyet sevdalıları için bu belge önemli bir beklenti oluşturmuş göründü.

    Cevapla
Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!