Yavuz Alogan
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Diğer
  4. İttifaklar ve kimlik krizi

İttifaklar ve kimlik krizi

Yavuz Alogan yazdı...

featured

II. Dünya Savaşı (1939-1945) Mihver ile Müttefikler arasında oldu. Devletlerden oluşan her iki grup da   kendi içinde ağır sorunlar yaşadı.

Mihver ülkeler stratejide birleşemediler. Roma-Berlin İttifak Antlaşması’na (1936) rağmen Mussolini ile Hitler, kadim Roma’nın mirası için örtülü rekabete giriştiler. Birincisi, Akdeniz merkezli bir “Yeni Roma İmparatorluğu,” ikincisi ise Avrasya Merkezli bir “Büyük Germen İmparatorluğu” (III. Reich) kurmak istedi.

Nazi ideolojisine göre Kutsal Roma Germen İmparatorluğu I. Reich’ı; Bismarck’ın 1871’de kurduğu, Versay Antlaşması’yla (1919) dağılan Alman İmparatorluğu ise II. Reich’ı temsil ediyordu. Naziler II. Dünya Savaşı’nda III. Reich’ı kurmak için savaştılar.

Günümüzde Kremlin’in çevresinde kümelenmiş bir ideoloji/strateji kliğini temsil eden Aleksandr Dugin’in Bizans İmparatorluğu ile Ortodoks Rus Çarlığı’nın mirasını üstlenerek Kartaca’ya (Atlantik) savaş ilan ederken, “Biz Roma’yız, III. Roma Kartaca’ya sınır koyuyor” demesi, bu tarihsel bağlamda anlam kazanıyor.

Faşizmin her türlüsü daima tarihsel bir mirası efsane düzeyinde üstlenir ve esoterik (sadece belirli bir kültürel / ideolojik grubun anlayabileceği) semboller kullanır.

II. Dünya Savaşı’nda Mihver faşist ideoloji dışında neredeyse hiçbir konuda anlaşamadı. İspanya’nın diktatörü General Franco, Alman Ordusu’nun Cebelitarık’a ulaşmasını (Feliks Harekâtı) önledi. Mussolini, Kuzey Afrika ve Balkanlar’da giriştiği her askerî harekâtta başarısız oldu, Alman ordusu sayesinde ayakta durabildi. Daha önce gereksiz katliamlara giriştiği (zehirli gaz) sonuçsuz Habeşistan işgalinde (1935) askerî kabiliyetsizliğini zaten göstermişti. Japonya da diğer Mihver devletlerinden habersiz Pearl Harbor’a saldırarak (1941) kendi Pasifik Savaşı’nı başlattı; Asya-Pasifik’te kendi Güneş İmparatorluğu’nu kurmak için savaşıyordu.

Benzer sorunlar Müttefik cephesinde de görüldü. ABD, Pasifik’te Japonya’yla hesaplaşmak için Avrupa’daki Alman hâkimiyetinin kırılması gerektiğini geç bir tarihte idrak edebildi. İngilizler 1943’e kadar SSCB’yi gerçek bir müttefik olarak görmediler, ancak Stalin’in Komünist Enternasyonal’i feshetmesinden sonra, ABD ve İngiltere Kızıl Ordu’ya askerî yardım göndermeye başladı.

Bugünün “hibrit” Üçüncü Dünya Savaşı’nda Batı’nın ve Doğu’nun fantezi düzeyinde yorumlara konu olan iç “ittifak”ları II. Dünya Savaşı’ndaki Mihver ve Müttefik ittifaklarına kıyasla çok daha belirsiz, gevşek ve oynaktır. Bütün taraflar küresel kapitalist ekonominin çıkar ağları içinde ticaret ve enerji yollarını denetlemek, nüfuz alanlarını genişletmek için mücadele ediyorlar.

1989-91’de kaybettiği bölgeleri evreler hâlinde geri almak isteyen Rusya’nın askerî kapasitesizliği Ukrayna’da açıkça görüldü. Bu durumda Çin’in, Ortodoks Rus İmparatorluğu kurma fantezisiyle oyalanan Putin oligarşisiyle Atlantik karşıtı bir “mihver” kurması, Tayvan’a saldırarak topyekûn bir dünya savaşı başlatması bu ülkenin kadim bilgeliğine ters düşer. Provokasyona gelmeden ticarî ağlarını genişletmeye, savunma gücünü artırmaya devam edecek, dolaylı tutumla savaşmadan netice almaya çalışacaktır.

Avrupa ülkelerinin, tek kutuplu dünyayı yeniden kurmaya çalışan ABD’nin tahakkümü ve NATO şemsiyesi altında birliğini koruyamayacağı anlaşıldı; Brexit’ten bu yana ve birliğin küçük ülkelerinin direnci nedeniyle yeni bir “AB mutabakatı” ihtiyacı ortaya çıktı. Putin sonrası Rusya’yı, belki Türkiye’yi de kapsayan yeni bir Avrupa Güvenlik Mimarisi daha şimdiden ufukta göründü. “Rus tehdidi”ne karşı NATO’nun birleştirdiği Avrupa görüntüsü geçicidir.

Çok kutuplu yeni bir kapitalist dünya düzeninin kurulması kesin sonuçlu savaşlarla birbirini yenmesi mümkün olmayan güçlerin yeni bir uluslararası hukuk düzeninde uzlaşmalarıyla gerçekleşebilir. Bunun alternatifi, rekabet konusu olan kaynakları hızla tüketecek uzun bir yıpratma savaşı ve giderek nükleer yok oluştur.

Ukrayna krizinin etkileri dünya kapitalizminin 2008’de başlayan krizini ağırlaştıracaktır. Tekil ülkelerde (Rusya ve Çin dâhil) kaçınılmaz biçimde yükselecek olan halk hareketleri yeni bir mücadele kültürü yaratarak devletleri baskı altına alacaktır.

Doğu’dan yükselen yeni bir Avrasya-Çin uygarlığının Atlantik uygarlığını yenilgiye uğratacağı ya da Atlantik uygarlığının kalpgâhı (heartland) ele geçirerek tam bir dünya hâkimiyeti kuracağı düşüncesi, analiz düzeyinde, Samuel Huntington’ın “Medeniyetler Çatışması” tezine denk düşmektedir.

Batı emperyalizmi bu tezi benimsedi. Zira tez, emperyalizmin yurttaş haklarının yerine etnik/dinî/cinsel vs hakları geçiren yeni insan hakları anlayışını güçlendiriyor; bütün sınıfsal yapıları, yoksulu ve zengini “uygarlık” dediği kavramın içinde kaybediyor; ulus-devlet’in 21. yüzyılda anlamını kaybedeceği düşüncesiyle, batı emperyalizminin Ortadoğu’da Kemalizm ve Baas gibi milliyetçi ideolojileri gerileterek etnik ve dinî bataklıklar yaratma girişimini haklı çıkarıyordu.

Huntigton’un kitabı, Oswald Spengler’ın 1926’da yayımlanan Batının Çöküşü kitabına benzer bir etki yarattı. Spengler’a göre birey kendi bencil çıkarları için değil ortak yarar için çalışmalı; sosyal imkânlar karşılığında devletine sadakatle hizmet etmeliydi. Kitap, II. Dünya Savaşı öncesinde Avrupa faşizminin önemli dayanaklarından biri oldu. Huntington’ın kitabı da Yankee emperyalizminin sosyalizm sonrası saldırganlığını ve yayılma arzularını haklı çıkarmak için kullanıldı.

Bölünmüş toplumsal yapınız, yozlaşmış ekonominiz ve Batı’nın şantajına maruz Saray rejiminizle Atlantik yörüngesine girmeye çalıştıkça sömürgeleşecek, toprak bütünlüğünüzü ve bağımsızlığınızı kaybedeceksiniz.

Asya uygarlığını savundukça, Türk ulus-devleti’nden ve Cumhuriyet Aydınlanması’ndan vazgeçeceksiniz. Çin ve Rus Ortodoks uygarlığının yanına ancak İslam medeniyetini koyabilirsiniz. Bu durumda kendinizi Ortadoğu ümmetinin bir parçası olarak tanımlamanız gerekir. Putin başta olmak üzere Rus gerici ideologlarının Türkiye’deki Saray Rejimi’ni “geleneksel” bulup övmelerinin esas sebebi budur.

Cumhuriyet Devrimi Türkiye’yi Rusya’nın da içinde yer aldığı batı kültür kuşağında, “âtinin yüksek medeniyet ufku”nda tanımladı. Cumhuriyet değerlerini savunuyorsanız, kendinizi “Doğu uygarlığı” içinde tanımlayamazsınız. Tanımlarsanız, gireceğiniz yol sizi doğruca Ortadoğu tarzında bir İslâmi diktatörlüğe götürecektir. Batı, tarih boyunca Türkleri hep doğuya, Avrupa ve Akdeniz’den uzağa itmeye çalıştı. AKP de Arap sermayesini ve nüfusunu Türkiye’nin içine taşıyarak milleti ümmetle kuşatmaya çalıştı.

Türkiye, devleti ve halkıyla ağır bir kimlik krizi yaşamaktadır (millet miyiz ümmet miyiz, Türk müyüz Türkiyeli miyiz, demokrasi miyiz diktatörlük müyüz, devletimiz laik mi yoksa din devleti mi?). Uygarlıklar ve ittifaklar tartışmasında taraf tutmak mevcut kimlik krizini ağırlaştırmaktan başka etki yaratmaz. [email protected]

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

4 Yorum

  1. Anafikir cümlesi:
    “Cumhuriyet Devrimi Türkiye’yi Rusya’nın da içinde yer aldığı batı kültür kuşağında, “âtinin yüksek medeniyet ufku”nda tanımladı. Cumhuriyet değerlerini savunuyorsanız, kendinizi “Doğu uygarlığı” içinde tanımlayamazsınız. Tanımlarsanız, gireceğiniz yol sizi doğruca Ortadoğu tarzında bir İslâmi diktatörlüğe götürecektir.”
    Burada önemli olan “batı değerleridir”, batıcı, doğucu, güneyci, kuzeyci olmak değildir.

  2. 8 Nisan 2022, 13:36

    Cumhuriyet Devrimi,Turkiye ‘ye ,Bati/ Dogu ayirimsiz, cagdas yolu, bilim yolunu hedef koydu.

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!