Genelkurmay’ın içindeki gizemli bina

Nihat Genç yazdı...

featured

Devletin en derin sırrını öğrenmek istiyorsanız, peşime takılın!

İçimi yakıp kavuran bir aşk ateşiyle on yıl kadar önce Pensilvanya’yı ziyaret etmeye karar verdim.

Benimki bir araştırma merak gazetecilik değil sahiden manevi bir hayranlık!

Fenafillah makamına yükselip dünyalarca okullar açan o mübareği görmek isteğiyle yanıp tutuşuyordum.

Ve ayrıca sihirli bir değnek dokunup aramızdaki mayınların kalkması için Fetö’yü dünya gözlerimle tanımak için çırpınıp duruyorum.

Sadece ortamlarda değil telefonların da dinlendiğini bildiğim için Fetö’ye hayran işte böyle hep ters manyel konuşmalar yapıp dikkat çekmek istiyorum.

Etrafımı inandırmaya çalışıyorum, hakikaten o mübareğin yüksek ruh halini elektriğini benliğimde test etmek ve ikna olmak istiyorum.

Hakikaten o gönül adamının hoşgörü ordusuna katılmak istiyorum, diye, yapmadık çakallık numara, çalmadık kapı, bırakmadım!

Oltaya getirmek için ortamlarda kolpadan paso aşktan tasavvuftan ihlastan nur’dan bahsediyorum. Şöyle düşünün diyorum, aşık olduğunuzda ya da çok yüksek bir sanat eseriyle büyülendiğinizde ya da muhteşem bir manzara önünde insanın içinden şelale gibi taşan duygular vardır, bana bir titreme geldi, işte onu yaşıyorum.

Yalandan numaradan tasavvufi cezbeli konuşmalar yapıyorum, ki, beni Fetö’ye ulaştırsınlar ve karşısına çıkınca, ben onun yedi geçmişini belasını …… !

-Görüşeceğin özel bir konu mu var, derdin ne?

-Hayır, Fetö’ye muhabbetimi durduramıyorum içimden taşan şeyler beni aşıyor kendimi kaybediyorum.

Bakın, dünyanın varlığı büyük bir mucize, ama asıl mucize, dünyanın varlığı karşısında hayranlıkla fark ettiğiniz kendi varlığınız! Mübareğin ismi bile titretiyor, o büyük buluşmayı iple çekiyorum, yoksa içimden taşan ve dünyayı aşan o derin duygular beni boğacak!

Dinden imandan inançtan ve manevi boşluktan bahsedip, kendimi Allah delisi bir meczup gösterip havayı yumuşatmaya çalışıyorum, ama oraya bir varayım, ben onun yedi sülalesini doğduğu kasabanın …… ! !

-Saçmalama, seni ne yapsın!

-Dayanamıyorum, varoluş sorunumu ebediyyen çözmek istiyorum, inanç, iman ve içimden taşan duygularla aşkın alemlere cumburlop atlamak ve ben de nacizane emre amade sadık bir fakir kulu olmak istiyorum.

Ciddiye alan yok, kime derdimi açsam, kafa ütüleme, bi .iktir git, ucuz şakalar yapma, diyor!

-Kardeşim, her gece içimden taşan ve beni aşan ötelere ait sırların girdabında kayboluyorum, bir sahibe ihtiyacım var!

Ben de o nurlu talebeler gibi, bedenime hayatıma, sükunet ve ölçülülük ve alçakgönüllülük ve bir doygunluk hakim olsun, beynimi yiyip bitiren bu kasırga son bulsun, istiyorum.

Aksi durumlar da ortaya çıkmıyor değil, kolpadan tasavvufi konuşmalarımdan bazen en çok ben gaza geliyorum. Ağzımdan iman ve inanç ve bağlılık ve adanmışlık ve sadakat kelimeleri çıktıkça bu kelimeler beni sanki dertsiz tasasız huzurlu bir yere götürüyor.

Numaradan konuştukça aşan ve taşan kelimelerin gerilimi ve ayartıcılığı nasıl oluyor anlamıyorum, burada bir hikmet var, dalga geçerken birden varlığım huzura kavuşuyor, içimdeki gerilimin sona erdiğini görüyorum! Yoksa intisap etmek bize de fırıldak şeytani bir tarafdan mı nasip olacak, hadi hayırlısı!

Kullandığım alaycı kelimeler sanki bana tuzak kuruyor, Fetö’nün naciz bir köpeği olmayı kolpadan rol icabı dillendirdikçe o role hemen giriyor ve içimdeki huşuyu rahatlığı harbiden hissediyorum! Demek bu kelimelerin derinlerinde bir sır var, şakadan kullananları dahi, kendi kendimizi oltaya mı getiriyoruz!

Bakın, arkadaşlar, kararsız kalırsan, liman bulamaz, karadeliğin girdabında kaybolur, kızgın ruhun seni çekilmez öfkeli huzursuz ve işe yaramaz çöpten bir insan yapar!

Ve sahipsiz insanlara şeytan ve cinler dadanır, dünyayı dar ederler sana, ne olur beni kurtarın, hocaefendiyle on dakikalık olsun bir görüşme ayarlayın…

Ama içimden asıl ses, bir yolunu bulup gideyim, onun ben yedi sülalesini ……. diyor!

Kolpayı daha derine atıyorum, arkadaşlar, aşan ve taşan şeyler varlığımızın özü’dür, aşan ve taşan şeyler ipsiz asasız kaldıkça beni aşırı bir deliliğe sürüklüyor ve yönüm şaşıyor, kurtarın beni bu gafletten!

-Bir sus yahu, germe bizi, bu şarlatanın adını şakadan olsun, tasavvuf içinde geçirme!

-Ben karşımda insan değil ‘ışık’ gördüm, büyülendim, nuru ruhumu uyandırdı.

Yalvarırım o’na götürün, benim siyasetle işim olmaz, ben, ışığın öte dünyanın ahretin peşindeyim! İçimdeki altın madenlerini keşfetsin derinlerimi birlikte kazalım o da kazansın ben de…

Nasıl bir hayatım olmuşsa kimse inanmıyor, bırak kafa ütülemeyi, .aşak geçmeyi bile beceremiyorsun!

-Bana bir dertler oldu, ne oldu, başıma gelen hikmet mi keramet mi?

Ciddiye alan tek kişi yok bir turist gibi uzak gözlerle baktılar!

-Kardeşim, ben bir ‘şakird, mürid, ihvan, derviş’ değil sahiden bir ‘melek’ olmak istiyorum. Hiç üzülmeyen dert tasa bilmeyen sabah akşam karnını gaiplerden doyuran bir melek olup iki cihan rahat etmek istiyorum!

Yalvarırım ona götürün, bir nur talebesi olarak, nefsim iştahım şehvetim iradem bedenim arzularım erisin ve ağırlıksız gölgesiz görülmez bir varlık haline geleyim.

Nura dönüşüp alemlere kaymak olayım sadece evliyaların ve teleskopların görebildiği bir ışık haline geleyim.

Gözlerini hazla kapattıkça içinizde kremalı çikolatalı vişneli ve bitmeyen bir dondurmayı sonsuza dek mutlulukla yaladığınızı görüyorsunuz, tatların tadı lezzetlerin lezzeti, yalvarırım deryalar açın kapılarınızı!

Semalara alemlere yükselmek, öte dünyada doğmak, öte dünyada evlenmek ve öte dünyadan iş makam mertebe, Allah dostlarının saadet zincirinin ebedi bir halkası oluvermek!

Hiç inandırıcı değilim, ulan nerede hata yapıyorum, yoksa hiç ağzını açmadan tek kelam etmeden sus pus teslim olmak mı lazım, ama beni bir kabul etsinler, doğduklarına pişman etmezsem!

Boşuna, kimseyi ikna edip dikkat çekemedim, yahu bu adamda sahiden bir değişiklik olmuş, dedirtemedim.

Tarifsiz ve gerilimli duygularla sonunda bir sohet ortamında irtibatı olan ağbilerden birine ulaştım, ve, ayrıntıya girmeyeyim, bende acayip bilgiler var deyip bağladım, sonunda Pensilvanya’nın yolunu tuttum!

Elimde öyle gizli tarihi bilgiler var ki kafayı yediler, yıldırım hızıyla harekete geçtiler!

Dedim ki arkadaşa: -İstanbul Yerebatan Sarnıcı’nda bulunmuş, Fatih’in bilinmeyen bir fermanı. Bizansla anlaşma yapıp imzalamış. Andlaşmaya göre Fatih Sultan Mehmet İstanbul’un Haliç ve Avrupa Yakası’nı 600 yıl sonra Bizans’a geri verecekmiş…

Elimdeki fermana akbabalar gibi üşüştüler, tuzağa düşürdüm, piçleri!

Ah o ne güzel yolculuk, koynumda ferman, göğsümden iman ve ihlasla taşan ve aşan duygularım başımın üstünden buharlaşıp haleleşti!

Uçak kalkarken, sazlıklardan havalan bir ördek gibi serin ve çok sessiz bir buluta bir melodiye dönüşüverdim.

Bana refakat eden arkadaşıma, sahiden, Fetö’yü ziyarette keramet varmış, zehirlenmiş günahkar bedenim kimliğim ayrışıyor, özümü buluyorum! Bu uzun yolculukta kirlerim günahlarım daha da dökülüp mübareğin karşısına dallama bir ruh süzme bir nur olarak çıkacağım!

Yolculuk arkadaşım, şöyle bir bana baktı ve dün gece seni peygamberimizle bir minderde iki kişi otururken gördüm dedi! Bak nasip oluyormuş. Rengimin değiştiğini karanlık ve bulutsuz gecelerde gökyüzündeki yıldızlar gibi masmavi bir ışığa dönüştüğümü söyledil!

Bakın işte ilahi fotoğrafa girmeye başarıyorum, alemlere gark oluyorum, Kainat İmamı, bekle beni, o ..ötü ……!

Uçak tekerlekleriyle ayaklarım yerden kesilince ağırlığımı kaybedip hafifledim, ve yine uçakla aynı istikamet, nihayet etrafında dönecek galaksisini arayan bir ışık huzmesine dönüşüverdim!

Refakatçi arkadaş -Ooo maşallah, dedi, henüz varmadan, İşid’e katliam için fünye satacak kıvama gelmişsin, dedi…

Oralı olmadım, içimle dışımla uçuyorum, ne güzel, bedeni patlatmak, uçmak, mübareğe yolculuk da bir intihar değil mi?

Demimi, kıvamımı buldum, kendimden geçişim, coşkunluğum, uçuşum, yükselişim, beni renksiz ve cinsiyetsiz gökkuşağını aşmış bir melek’e dönüştürdü.

Artık polisler istihbarat arasa beni hiç bulamaz, ne güzel, Enver Altaylı ve katil çetesi gibi ben de dokunulmazlık makamına işte yükseliyordum.

Düşünün, ben de, Abdi İpekçi’den Muammer Aksoy’a Uğur Mumcu ve Hablemitoğlu’na kadar onlarca aydını öldüren gladyö-fetö’nün Enver Altaylı’nın, derin devletin ve suikastçilerin, masumluğu ve saflığına ulaşacak alemlere akıyorum, cezadan suçtan soyutlanmış, göksel mucizelere doğru uçuyorum!

Hadi hayırlısı, bir karşısına çıkayım, ebesini …… !

Bedenimin değil bir ışığın seyahati bu, sonsuz derin maviliğin görülmez derin güzelliklerinin büyüsüne kapılmışım, artık istediğimi düzerim, istediğimi soyarım, istediğim yalanı söyler istediğim kumpası kurar ve istediğimi anında patlatır ortadan kaldırırım! Ve ihtiyatı da elden bırakmadım uçakta dahi vakit namazlarını gözlerimle rekat rekat eda ettim!

Teslim olma yolculuğum işte bu kadar, gittin mi, gittim! Elini öptün mü öptüm, fotoğraf verdin mi, verdim, huzurunda bulundum mu, bulundum, ama neden!

Işığa dönüşmek istedim, gündüz her yer ışık olduğu için ışık aslında görünmez olandır, işte o görülmez tutulmaz yakalanmaz olandan oldum!

Ağırlığımdan gören gözlerden kameralardan kurtuldum.

Amerika’nın Türkiye’de islamcıların ve tarikatların önünü açmak için kullandığı kahraman tetikçilerin pırıl pırıl dertsiz tasasız Kurtlar Vadisi kafasına o kahramanlık makamına ulaşmıştım!

Saraydan şirketlere gariban müslüman ahaliye artık önüme gelene çökeceğim, iftira atacağım, az kaldı, henüz elli yaşında imanımdan zerre taviz vermeden ve hiç günaha girmeden yüz milyon dolar sahibi olmak iş değil!

Kardeşlerim, inanın bana, Fethullah Gülen Hocaefendi Hazretleri’yle ilk buluşmam, ışığa kainata alemlere bir ışık ve buhar olup karışmamın hikayesidir! İnanın, giden başka adamdı ama dönen nurla yıkanmış bambaşka nonoş ve tatliş bir adam!

Dersanelerin, makamların, çalınmış soruların, iş garantisinin, casusluğun, köpekliğin masumluğuna ulaştım ve sonra asıl emaneti (:bedenimi) hakiki sahibine teslim ettim!

Huzura vardığımda, bir mum gibi erimiş, fitilimde ateş kalmamıştı!

Yanımdaki arkadaş, -dikkatli ol, bak, .ötü kötü …..! dedi.

-Heyecan yapma, insan sıçmadan üç gün durabiliyormuş, dikiş attırıp geçici bir süre kapattım!

Ve, o an geldi!

Kapılar açıldı, ve…

Bir tören cübbesi giymiş Fetö hazretleri yürüyen nur’u önümde görünce önce havai fişek gibi patladım sonra sönmekte olan mum alevi gibi tir tir titredim…

Mübarek sohbetine hemen başladı: -Sabah yürüyüşleri yapıyor musunuz, dedi!

Başım yerde, utandım: -Nereden biliyorsunuz, dedim…

-Bu alemde herşeyi biliriz, siz, dedi, her sabah, bizi vareden bizi yaradan bizi alemlere salan o büyük dergahımızın yanından geçiyorsunuz!

Ne dediğini anlamadım, düz sohbetmiş gibi devam ettim:

-Efendi hazretleri, sabah yürüyüşlerinde sokak köpekleriyle başım çok dertte, kaçacak yer de yok, çete olup saldırıyorlar…

Mübarek, hikmetiyle buyurdu: -Sokak köpekleri her sabah, mahalleyi sokağı, yaşadıkları bölgeyi sahiplenip kolaçan ederler. Mıntıkalarına ayak bastığında dikkatli olacaksın! Huzur bulmak istiyorsan bizim gibi görünmez olacaksın! Bizim dergahımız karargahımızdır ve sokak köpekleri bir daha peşine düşerse….

-Mübarek hoca efendim, nasıl olacak, ben de sahipsiz bir sokak köpeğiyim, bu yüzden huzurunuzdayım!

Fetö Hazretleri: -Biz sokak köpeklerini ehlileştirmek için görevliyiz. Sokak köpeklerini hadım tımar edersen bir ülkenin dağını sokağını bakanlıklarını koruyacak kimse kalmaz, bu yüzden…

‘-Bir ev köpeği olacaksın, bir sahibin olacak! Evdeki köpekleri kimse görmez! Hepsinin yüksek sahipleri vardır!

‘Sokak köpeklerinin bir sahibi olmadığı için onlar boş sokaklarda burası benim bölgem diye aklınca vatan savaşı verir! Sahipli köpeklerin bölge ve vatan savaşı yoktur, onlar sadece hemcinslerinin sidiklerini koklar ve sadece aşk ve oyun ve düzülmek ister!

‘-Bu milletin başına ne geldiyse sahipsiz sokak köpeklerinden geldi. Sokak köpekleri her sabah gazeteleri okur, bugün bizim bölgeye acaba kim saldırdı diye kara kara düşünürler! Oysa ev köpekleri huzur içinde süslü minderlerinde jeeplerinde mutluluk içinde düzüşe düzüşe güne başlarlar.

‘-Vatan öfkeyle saldırganlıkla savunulmaz, bu yüzden bütün sokak köpeklerini hoşgörüyle ya ıslah etmeli ya pençelerini dişlerini sökmeli ya itlaf etmeli ya da karantinaya almalıyız, ki, göklerden bize verilen görev budur!

Hocaefendi konuşurken, ulan, dedim, bütün gizli planları ele geçirdim, ne kadar kudurmuş ağzından salyalar akan heyecanlı yerinde duramayan vatansever var bu yüzden ortadan kaldırmak istiyorlar!

Derken, bir ikram geldi, -buyrun, nefeslenin, dedi..

-Nedir bu, der gibi, bir bakış attım!

-Hocaefendimizin .oku bitti, kısmet değilmiş, sidik şurubu, ve, sidik dolu bardağı ağzıma dayadı.

Ulan, içmesek kolpadan geldiğimizi anlayacak, en iyisi lafla meşgul edeyim…

-Efendim, doğru diyorsun, havlayanlar hep sokak köpekleri. Bunca sabah yürüyüşünde şöyle ağız dolusu kudura kudura havlayan tek bir ev köpeği görmedim! Havlıyorlarsa da şöyle oyun için şakalaşmak için… Oysa sokak köpekleri bölgeleri için kendilerini paramparça ediyor, ölümüne bir savaşa girişip ülkenin huzurunu tarikatların işadamlarının düzenini bozuyorlar!

Fetö Hazretleri: -Artık senin de mutlu bir yuvan olacak, artık emin ellerdesin, bir ev köpeği olacak ve hem şeytan hem hırsız hem yalancı hem katil hem tetikçi ve hep korunacaksın!

Ve, mübarek bir sıkıntı mı var gibi, yüzüme baktı, birden sidik bardağını işaret edip, -hayırdır niye içmiyorsunuz!

Tiksintiyle yüzümü çevirdim.

-Olur mu, bu sidiği içecek ve park ve bahçelere ve devlet dairelerine ve istihbarata damla damla dökeceksin ve ev köpekleri gelip kokusunu alıp bizi tanıyacak ve sana kefil olacaklar!

-Bir dikişte mi?

-Hayır, gargara yaparak…

Ulan ne iğrenç yaratığa dönüştüm, olacak şey değil!

-Efendim, böyle ne bileyim, biraz limon sıkıp biraz tarçın karabiber dökseydik! Laf nerede kalmıştı, efendim ben fakir de parasız çulsuz mihrapssız mamasız bir sokak köpeği olmaktan boş boş vatan sokaklarını her Allah’ın sabahı korumaktan gün boyu yazı-çizi-konuşma havlamaktan bıktım usandım!

Der demez, beş dakika doldu ve beni huzurdan apar topar çıkarttılar!

Fethullah hoca efendi hazretleriyla konuşmam ve ilk görüşmem, hepi topu bu kadardı.

O mübarek zatı dünya gözüyle görmüş, sabah yürüyüşü gibi eften püften bir konu olsun, bir müddet sohbet etmiş ama nasipmiş nurundan sadır olmuş zemzem suyunu köpek öldüren şarabı gibi bir dikişte içmiş olduk!

Gördün mü, gördüm, konuştun mu, konuştum, ama heyhat!

Aradan bir ay geçmedi…

Olanlar oldu, cemaati sorgulayan tutuklayan bir savcı arkadaş, bana, seni yemişler, dedi, çünkü, görüştüğüm Fetö değil, dublorüymüş.

-Ha .iktir!

-Bunu her ziyaretçiye yapıyorlar, aslını hakikisi değil benzeriyle görüştürüyorlar!

-Ulan, kimin sidiğini içtik?

Tufaya gelmişim, sinirden gerilimden patlıyorum.

-Kardeşim, bunlar nihayetinde Fetöcü, her türlü kumpas ayak var, seni Fetö diye bir çakalla görüştürdüler!

-Benim de zaten gözüm tutmamıştı, ben mübarekle kainatı alemlerin sırrını konuşacağım diye beklerken, bir kemik bulamayan aç sokak köpeklerinden bahis açtı, hikmetini pek anlayamadım!

Ve asıl gerçek hikaye burada başladı, duyduklarıma inanamadım! Beni uyaran savcı arkadaş:

-Saçmasapan manyaklarsınız, ulan ne denyo adamlarsınız, Fetö aslında, hiç Pensilvanya’da olmadı, Ankara’da askeri bölge, Genelkurmay içinde gizemli bir bina var, orada tutuluyor!

-Biliyorum, Nato’nun binası, her sabah yürüyüşünde 500 metre yanından geçiyorum, spor okulları içinde.

-Konuşmasını anlamadın mı bizim dergahımız karargahımız orası, diyor,

-Ne Fetö karargahı, orası Nato’nun…

-Hayır, Nato diye biliniyor ama değil, 1954 yılında Amerika’yla bir ikili ve geçici bir anlaşma imzalanmış, irtibat bürosu diye, ve o gün bugün o bina orada…

‘-Sadece Amerikalı askerler girip çıkıyor. 15 Temmuz darbesinde genelkurmay kendini koruyamadı ama bu gizemli binanın etrafında askerlerle nöbet tuttu!

‘-Bu bina niye orada bilen yok, her yeri dinliyor, her şeyi biliyor, terfiler, tayinler, suikastler, oradan yapılıyor, bağımsız bir bina.

‘-Hiç bir Türk yetkilisi .öt korkusundan sözünü etmiyor, karışamıyor, yasası andlaşması da yok. Nato’yla hiç alakası yok. Dünyanın en gizemli binası!

‘-Bu gizemli bina neden orada, hiç bir gazeteci şimdiye kadar sormadı, hiç bir siyasetçi araştırmadı, ne mecliste ne siyasette hiç tartışılmadı, ama orada işte…

‘-Nato binası denilip geçiliyor, ama değil! Ve bugüne kadar hiç bir Türk yetkili o binaya girebilmiş değil, oysa, genelkurmay ve askeri birimler hemen yanıbaşında, hepsinin ortasında bir yerde… İşte hakiki Fetö orada tutuluyor…

‘-O binaya girebilmek ne iş yaptığını sorabilmek Türkiye’de herkesi aşar!

-Ne saklıyorlar, orada?

-Senin gibi zavallı iman ve inançla içinden taşan ve aşan milyonların yularları o binada saklı…

‘-O bina siyasette sanatta bürokraside ne kadar sokak köpeği var ehlileştirmek için var!

‘-Türk siyasetini partileri ve tarikatları elli yıldır oradan yönetiyorlar! Çok gizemli odaları var! Fetö nedir anlayabilmek için o binada bir gün kalacaksın ama bu asla mümkün değil!

-Yani Fetö’nün trafo merkezi, manevi merkez bu bina mı?

‘-Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni bu görülmez dokunulmaz gizemli binadan yıktılar!

‘-Elli yıldır kayıt tutuluyor bilgi toplanıyor yani bu bina Amerika’nın kozmik odası!

‘-Abdi İpekçi’den Hablemitoğulları’na bütün cinayetler bu binada tasarlandı. Enver Altaylı’nın Levent Göktaş’a kırk tane telefonu, CHP baş danışmanına bin telefonu, AKP baş danışmanına yüzlerce telefon, hepsinin çıkış ve irtibat yeri bu telefonların bağlandığı yer, bu bina! İşte daha dün uydurma bir anket yapmışlar güya başkanlık seçiminde yüzde 1 oy alamayan Babacan Tayyip’e on puan fark atıp yüzde 56 oy alıyormuş, bunların hepsi burada hazırlanıyor!

‘-Fethullah hareketini tarikatlarını besleyen büyüten terfileyen makamlayan ve PKK, hepsi bu binadan yönetiliyor!

‘-15 Temmuz darbesinin ertesi günü dahi idareyi-kontrolü ele alıp, dağılmış yeni genelkurmayın görev ve makamlarını da düzenleyip terfileyen de işte bu bina!

-Hassiktir, ne diyorsun, boşuna mı onca yolu gittik!

-Sıkı dur, bu bina sadece dinleme bilgi toplama değil, propaganda merkezi gibi de çalışıyor, mesela, şaşıracaksın, bir odası Atatürk posterleriyle dolu. Kemalist Cumhuriyetçi yazarlara partilere Atatürk posteri dağıtıyorlar…

‘-Hangisi işbirliği içinde yakayı eleverirse versin bu binadan size büyükçe bir Atatürk posteri verip pisliklerin üstünü kapatıyorsun.. Şu anda CHP’ye ve İyi Parti’ye balya balya Atatürk posteri tedarik ediyorlar!

‘-Ve büyük medyanın kimleri ekrana çıkartıp hangi konuları tartışacağına da bu bina karar veriyor! Muhalefete ve medyaya akıl bilgi iletişim ve koordine, hepsi bu binadan yönetiliyor! Bu binanın elli yıldır asıl görevi, sokak köpeklerini ıslah tımar itlaf ve bütün kudurmuş vatanseverleri ehlileştirip mamalayıp sahiplendirmek!

-illuminati gibi bir şey…

-İllimunati yalan, bu gerçek, bina orada. Herkes gidip, gireni çıkanı rahatlıkla görebilir! Hatta 15 Temmuz darbesinde halk genelkurmayı değil bu binayı bassaydı Fetö’yle mücadele çok hızlı sonuca ulaşırdı!

‘-Bir başka odası daha gizemli, bu odada, Fetö’nün boklarını depolamışlar. Yüzlerce çuval kurutulmuş Fetö bokuyla dolu. Yüzlerce liberale buradan yedirdiler! Zamanında AKP’ye tedarik ediyorlardı şimdi İyi Parti ve CHP’ye kamyon kamyon Fetö boku postalıyorlar… Senin benim gibi ziyaretçileri de düşünmüşler, hemen girişte, parekende, kaşık kaşık atıştırmak için Fetö bokları servis ediyorlar. Fetö boku yemeyen zaten siyaset yapamaz bir makama gelemez hatta bir parti kuramaz hatta siyasette adını hiç geçirtemez!

-Hırsımdan kuduracağım, Türk Devleti sınırları içinde ve Genelkurmay mıntıkasının tam ortasında, şu işe bak, Anıtkabir’e ve meclise de bir km. mesafede, ulan işe bak, ben de hergün önünden geçiyorum…

-Fetöcüler Genelkurmay’ın kozmik odasındaki kasetleri-bilgileri işte buraya getirip teslim ettiler!

-Vay .mına koduğumun çocukları!

-Güzel kardeşim, yanlış yeri ziyaret ediyorsun, devletinizin Kabe’si, burası, bu bina dokunulmaz ve sorgulanmaz, bu bina Genelkurmay içinde durdukça Fetö gider yenisi gelir!

Suçluluk ve utanç içinde hayıflandım:

-Ne bileyim, içime bir Allah aşkı düştü, cezbeye kapıldım, içimden taşan şeyler sarhoşluk verip gözlerimi kör etti, kendime hakim olamadım, kolpadan bir dümen uydurup içlerine bir gireyim, sonra analarını …….. dedim..

-Yalnız değilsin senin gibi saf milyonlar var, tamamlanmamış ve olgunlaşmamış toplumlarda insan kültürü gelişmemiştir her çağda kendini merkeze koyar, hepiniz ego manyağısınız, benden taşan beni aşan, ilahi yüce duygular peşindesiniz, oysa, Amerika merkezinize koymuş!

-Ne bileyim, milyonlarca insan tarikatlara şeyhlere koşunca, içimden taşan ve aşan nurların şelalesinde boğuldum, bir bok var sandım, hayat nedir dünya niye var dedim ve varlığıma kendi içime odaklandığımı sandım, hakikaten içimden ilahi manevi duygular aşıyor taşıyor ve her tarafımı coşturuyordu, kapılıp gitmişim!

-Oysa, olgun ve sorumlu insan ve toplumlar, önce, hukuku aşan şeyleri konuşmalı.

‘-Önce, meclis ve halk iradesinin kontrol edemeyip taşan pislikleri denetlemeli!

‘-Oysa her insan merkezine kendi egosunu kendi kuruntularını vehimlerini değil halk iradesini ve meclisini ve milli egemenliğini koymalı!

‘-Tam tersi, bu topraklarda bitmeyen bir çürümüş gelenek, dünyanın merkezine kendinizi koyuyorsunuz…

‘-Dünyayı yönetenler de kendine odaklanmış kendinden çıkamayan bu milyonlarca dangalağı görünce silahsız bombasız ellerini kollarını sallayıp gelip vatanlarının en mahrem yerlerine koyuyor!

Hayal kırıklığım çok büyük, sarsıldım:

-Doğru diyorsun, zaten gerçek Fetö’yle görüşebilseydim o da kesin .ötümüze koyacaktı!

Savcı arkadaş birden korkuyla suratıma baktı ve omuzlarımdan tutup salladı beni:

-Hey baksana, ağzından salyalar akmaya başladı… Sen yine taşmaya başladın evlat, sen busun evlat, pençelerin dişlerinle varsın!

Gözlerim karardı, kimi görsem parçalayacağım ya da havaya uçuracağım!

-Şimdi bu binayı kimse yazamıyor kimse konuşamıyor, öyle mi?

‘-Ülkeyi yağma ve talana gelmiş hiç bir siyasetçinin gözü bu binayı görmez.

‘-Ayrıca bu binanın varlığı siyasetçilerin işini kolaylaştırıyor, büyük siyasi kararlar bu binadan alındığına göre, siyasetçilere ve tarikatlara çalmaktan başka iş düşmüyor, yani kardeşim aşar aşar, gazetecinin siyasetçinin elli yıldır boyunu aşıyor, yazamaz, pislikler tetikçiler bu binadan taşıyor, taşıyor. taşıyor, ülkenin hukukunu siyasetini sonunda yıktılar, şimdi, saraydaki gider yenisi gelir, ama merkez aynı merkez!

-Benim vatanımda yasaları ve beni aşan kurumlar yapılar gizli örgütler?

-Aslında bu bir İngiliz sömürge geleneği, Osmanlı’yı parçalayıp şeyhleri kral olarak atadıklarında da saraylarının yanında bir sömürge komiserliği binası şartı koymuşlardı!

-Fetö’nün menzilin İsmailağa’nın yeni CHP’nin İyi partinin ve AKP’nin asıl merkezi…

‘-Dikkat et, ülkede, ağzından Cumhuriyet vatan milli egemenlik diye tek kelime çıkan yok, her biri ev köpeği süs köpeği olmuş, bunların vatan toprağı diye derdi yok, bunların mıntıkadan, bunların sahada olup bitenden haberi yok, bunlar, gezdirilen değiştirilen renklendirilen süslü tasmalı siyasetçiler’

‘-Senin gibi yüz milyonlarca insan, uzak gezegenlere bitkilere canlılara hayranlık duyup kendini bir tarikatın kapısına bağlıyor, güzel, ama her cins insanı bir arada yaşatan Cumhuriyet’in ve bağımsızlığın ve milli egemenliğin güzelliğini bu topraklarda niye kimse hiç düşünmüyor! Herkes kendi varlığını düşünüyor ama Cumhuriyetrin varlığını bağımsızlığını düşünen niye yok! Cumhuriyet yıkılırsa bir insan olarak dinin imanın içindeki aşk ateşinin ne anlamı kalır!

‘-İnsanlar, önce, yasalara saygı duyar, yasa dediğin, halk oylarıyla halkın vekillerince mecliste yapılır, insan önce kendi öz meclisine güvenir, iradeni ancak halkın meclisine teslim edebilirsin ama sen yularını tasmanı bir şeyhe veriyorsun!

‘-Şeyh de .ikine .ötüne göre, Amerika’ya İngiltere’ye seni pazarlıyor, dün AKP’yle bugün CHP’yle… Sen parti şeyh bağlanmışsın onlar da işte bu ‘binaya’ bağlanmış! Bağımsız yasalara saygısı olmayanların kendine vatanına hiç saygısı yok, hepsi süs köpeği yapılmış demektir!

Genelkurmay’ın içindeki gizemli bina

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

7 Yorum

  1. 2 hafta önce

    Tamam okuyayım diyorum bir bakıyorum ki yazı bitmiyor. Sizinki köşe yazısı değil korsan kitap gibi. Lütfen biraz daha kısa yazın

  2. 2 hafta önce

    Yazının girişinden sevgili İlham İrem’in anısına Nihat Genç tarzı bir atıf olacağını hissetmiştim… yüreğinize kaleminize sağlık

  3. Çok iyi aciklamissiniz yine durumu uzulerek burukarak okuyoruz malesef olmasaydi sonumuz böyle

  4. 2 hafta önce

    Genelkurmay’ın içinde böyle bir bina yok, yazar burada Kara Kuvvetleri Spor Okulunun içinde bulunan Nato karargahını kastetmiş sanırım.

  5. 2 hafta önce

    devşirilmesi tamam olmuş anadolunun, harabe kokulu izbe gecelerinde, ulumaları ile teselli aradığım, nesli tüketilmiş börülere, bina soranlar,, içi boş ümitlerimi de alıp götürdü.anladık ki, hazımsızlığımız son mertliğimiz olacak…

  6. 2 hafta önce

    Türkiye’de, tek anti emperyalist ve sağlam lider, Mustafa Kemal Atatürk’tür. diğerleri, İnönü dahil hepsi bürokratlar dahil güçten yana ve sömürge memuru.

  7. 2 hafta önce

    Elinizie sağlık.

Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!