İsrail 'apartheid' devlettir! Yüzyılın davası: Filistin

Eski Ankara Barosu Başkanı Av. Sema Aksoy yazdı...

İsrail 'apartheid' devlettir! Yüzyılın davası: Filistin

İsrail'in Filistin topraklarında uyguladığı zulüm, insanlık dışı muameleler tarih içinde hep gündeme gelen bir konudur. Son dönemde de Mescidi, Müslümanlarca kutsal kabul edilen, Hz. Muhammed'in İsra ve Mirac hadisesi sırasında gerçekleştirdiği yolculuğun yeryüzündeki gece yolculuğu olarak bilinen İsrâ kısmında yöneldiği yer ve Müslümanların ilk kıblesi olan Mescid-i Aksa’da mübarek Ramazan ayında ibadetini gerçekleştiren yüzlerce Filistinliye karşı İsrail güçleri tarafından yapılan saldırılar ve Doğu Kudüs’teki Filistinlilerin zorla evlerinden çıkartılmaları olayları ile gündeme gelmiş bulunmaktadır.

İsrail’in Filistin halkına yönelik yürüttüğü bu saldırılar İnsan Hakları Sözleşmesi ve Uluslararası Normlarla belirlenmiş insani ve hukuki değerlerin ihlali niteliğindedir.

UCM, savaş suçlarını soruşturmak ya da dava açmak için kendi iç hukuk süreçlerinde yetersiz kaldığında son merci olarak devreye giren uluslararası bir ceza mahkemesidir. Sistematik hale gelen bu saldırılar nedeniyle Filistin 2014 yılında Uluslararası Ceza Mahkemesine (UCM) başvuru yapmıştı. Filistin’in UCM' ye soruşturulması talebi ile sunduğu üç dosya da; Roma Mutabakatı'na göre savaş suçu sayılan Doğu Kudüs ve Batı Şeria başta olmak üzere işgal altındaki Filistin topraklarındaki İsrail yerleşimi konusu, Gazze'ye yönelik saldırılar ve İsrail hapishanelerinde tutuklulara yönelik muameleler yer almaktaydı.

İsrail bu talep karşısında Filistin'in bir devlet olmadığını, gelecekte kurulacak bir devletin sınırlarına barış görüşmelerinde karar verileceğini belirterek mahkemenin yargı yetkisinin olmadığı savunmasını yaptı.

Daha önce Afganistan’daki Amerikan askerleri ile ilgili soruşturma nedeniyle hakkında ABD tarafından mali yaptırımlar ve vize yasağı yaptırımları uygulanan ve İsrail tarafından da büyük baskı gören UCM başsavcısı Fatou Bensouda, 2019 yılında “İsrail'in hem Gazze Şeridi'ndeki hem de işgal altındaki Batı Şeria'da sürdürülen yerleşim hareketlerine ilişkin savaş suçları soruşturması açılması için makul gerekçeler olduğunu” belirtmiş ve dava açmadan önce mahkemeden bölgesel yargı yetkisinin olup olmadığına dair görüş sormuştu.

UCM, bu başvuru üzerine İsrail'in Filistin topraklarında işlediği savaş suçlarıyla ilgili, söz konusu suçları soruşturmak için yetkili olduğuna karar vermişti. Amerika Birleşik Devletleri de UCM soruşturmasını eleştirerek İsrail'e desteğini açıklamıştı.

Akabinde Filistin’in üyesi bulunduğu Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) bu yıl içinde yetki alanının İsrail'in 1967'deki Altı Gün Savaşı sırasında işgal ettiği toprakları kapsadığına hükmetti. Bu kararla İsrail'in askeri operasyonlarına karşı savaş suçu soruşturması açabilmesi mümkün hale geldi. Şimdi Filistin halkı, işlediği suçlara ilişkin İsrail’e karşı resmi soruşturma açılmasını beklemektedir.

Uluslararası hukuk uzmanı Filistinli avukat Muhammed Dahle, "Uluslararası bir mahkemede tutuklama emri çıkarılması ve İsraillilerin yargılanması, kendilerini besledikleri, ahlaki ve yasal olarak bina etmeye çalıştıkları, işgal uygulamadıklarına dair kendilerine ve dünyaya söyledikleri, kendilerini ve dünyayı inandırmaya çalıştıkları yalanlar ile de temelden çelişiyor. Yargılanma meselesi onlar için, içinde büyüdükleri ve nesillerini buna göre yetiştirmeye çalıştıkları ve dünyayı ikna etme konusunda kısmen de başarılı oldukları tüm kavramların sarsılması anlamına geliyor." şeklinde çok çarpıcı bir açıklama yapmıştı .

Birleşmiş Milletler Şartı’nda “Tüm üye devletlerin ırk, cinsiyet, dil ayrımı yapmaksızın insan haklarını desteklemekle” yükümlü olduğunun altı çizilmiştir. Birleşmiş Milletler ( BM) "Doğu Kudüs'ün işgal altındaki Filistin bölgesinin bir parçası olduğunu, burada uluslararası insani hukukun geçerli olduğunu, uluslararası hukuk açısından İsrail'in Doğu Kudüs'te Filistinlileri evlerinden zorla tahliye etmesinin "savaş suçu" olduğunu, işgal gücünün işgal edilen bölgede özel mülkiyete el koyamayacağını ve kendi hukukunu uygulayamayacağını" belirterek buna son verilmesi uyarısında bulunmuştur.

“Apartheid”, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin kuruluş belgesi olan Roma Statüsü’nde suç olarak sayılmıştır. İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), İsrail'i, işgal altındaki Filistinlilere ve İsrail içindeki Arap azınlığa karşı 'insanlığa karşı suç teşkil eden apartheid ve zulüm politikaları yürüttüğünü açıklamıştır.

Çıkarılan ayrımcı ve ırkçı yasalarla Arapların asırlardır yaşadıkları topraklar üzerinde sonradan zorla kurulmuş bir yönetim tarafından resmi olarak ikinci sınıf vatandaş statüsüne indirilmiştir.

İsrail parlamentosu Knesset’in 2018 Temmuz ayında çıkardığı ve İsrail’in yeni Anayasası olarak ifade edilen“Ulusal Yasa” nın İlk maddesi ile İsrail’i Yahudi halkının anavatanı ve bu “vatan” üzerinde kendi geleceğini tayin hakkını haiz tek halk olarak kabul etmiştir.Yahudi olmayan Araplar bu temel yasa seviyesinde ikinci sınıf vatandaş hâline getirilmiştir. Bu yasa ile İsrail’in ayırma/ayrımcılık anlamına gelen devlet rejimi olan bir apartheid rejimini açıkça kabul ettiği belirtilmektedir.Ayrıca yine Ulusal Yasa’nın 7. maddesinde ifade edilen “Yahudi yerleşimlerini genişletmenin milli bir değer olarak görüldüğünü ve bu gelişmenin teşvik edileceği” hükmü ayrımcılığın ve ırkçılığın açık işareti olarak kabul edilmektedir.

İnsan Hakları İzleme Örgütü HRW, İsrail'in 'Filistinlilere yönelik ayrımcı politikalar nedeniyle uluslararası apartheid ve zulüm suçlarını işlediğini bildirdi.

HRW'nin 2021 Nisan ayında yayınladığı "Eşik geçildi, İsrail Yetkilileri Apartheid ve Zulüm Suçları" raporunda İsrail'in apartheid dönemi Güney Afrikası ile karşılaştırılmadığı daha ziyade "belirli eylemlerin ve politikaların" uluslararası hukukta tanımlandığı gibi apartheid oluşturup oluşturmadığının değerlendirildiği tespitleri yapıldı. HRW'nin raporunda “Sorunun sadece iki taraf arasındaki toprak anlaşmazlığından öte, Yahudilere tanınan temel haklardan Filistinlilerin sistematik olarak mahrum bırakıldığı, hareketlerine kısıtlamalar getirildiği, sistematik baskı ve insanlık dışı eylemlerle 'apartheid ve zulüm suçları' olarak tanımlanan politikalar yürütüldüğü, 1967 Orta Doğu savaşının ardından işgal altındaki topraklarda Yahudi yerleşimleri oluşturmak için Filistinlilere ait topraklara el konulduğu, Yahudi İsraillilerin, Filistinliler üzerindeki (ırksal) hakimiyet kurmaya çalıştığı" ifade edildi.

İnsan Hakları İzleme Örgütü "İşgal altındaki topraklarda araziye el koyma, bina izinlerinin sistematik olarak reddedilmesi, ev yıkımı ve hareket özgürlüğü ile onlarca yıldır temel insan haklarına yönelik süren geniş çaplı kısıtlamalar' da dahil olmak üzere ağır suistimalleri" de “zulüm” suçu olarak değerlendirmiştir.

Raporla ilgili açıklama yapan İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün İsrail-Filistin Bölge Direktörü Omar Şakir, "Bugün İsrail hükümeti, esas olarak Ürdün Nehri ile Akdeniz arasında, eşit büyüklükte iki grubun yaşadığı bölgeyi yönetiyor. Bu bölgelerde İsrail hükümeti, Yahudi İsraillileri tek bir yasalar ve ayrıcalıklar sistemi altında yöneterek yöntemsel olarak ayrıcalıklı hale getiriyor. Filistinlileri ise yaşadıkları yere göre çeşitli yoğunluk derecelerinde sistematik olarak bastırıyor. Uluslararası toplumun yaklaşımının temelini oluşturan varsayımlar, bunun geçici bir durum olduğu, bir barış sürecinin yakında sorunu çözeceği fikri, İsrail'in Filistinliler üzerindeki köklü, ayrımcı egemenliğinin bu gerçekliğini gölgeledi. Artık dobra dobra konuşmanın zamanı geldi; gerçekleri olduğu gibi tanıyın. Milyonlarca Filistinli için gerçek, apartheid ve zulümdür" değerlendirmesini yaptı.

30 Kasım 1973 yılında Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nun aldığı 3068 sayılı kararla kabul edilen ve üç yıl sonra yürürlüğe giren Apartheid Suçunun Ortadan Kaldırılması ve Cezalandırılması Sözleşmesi (kısaca Apartheid Sözleşmesi olarak anılmaktadır) kabul edilmiştir. 1976 yılında Birleşmiş Milletler Apartheida Karşı Merkez’in kurulmuş olup, 1986'da “Irkçı Güney Afrika Rejimine Karşı Yaptırımlara Dair Dünya Konferansı” da apartheid rejimi ile ilgili önemli adımlardır.

2014'de uluslararası hukuk dünyasının önemli ismi Raportör Richard Falk, BM İnsan Hakları Konseyi’nin sonuç raporunda İsrail’in tespit edilen kimi işlem ve eylemleri ile apartheid uygulamalarında bulunduğunu belirtmişti.

Bir devletin nüfusun içerisindeki tek bir dini-etnik grup esas alınarak tanımlanması mümkün müdür? Bu çerçevede önümüzdeki dönemde uluslararası hukuk açısından en çok tartışılacak konulardan birisinin de İsrail’in Filistin halkına ve Araplara karşı yürüttüğü uygulamaların apartheid ve zulüm kapsamında hukuken tescil edilip edilmeyeceği olacaktır.

Uluslararası Adalet Divanı'nın (UAD) Güneybatı Afrika Davası ve Barcelona Traction Davası’nda ırk temelli ayrımcılık yasağı ile ilgili önemli tespitlerde bulunulmuştur. İsrail- Filistin davasının ne olacağını da izleyip göreceğiz…

Boycott, Divestment and Sanctions (Boykot, Tecrit ve Yaptırımlar/BDS) hareketinin kurucularından Filistinli insan hakları aktivisti Ömer Barghouti “Eğer İsrail’in sistematik zulmüne karşı boykot, yatırımların durdurulması ve yaptırımların uygulanması için uygun bir vakit aranıyorsa o vakit tam da bu vakittir” diyerek tüm devletlere çağrısını yapıyor. Bakalım kimler duyacak?

*https://www.hrw.org/report/2021/04/27/threshold-crossed/israeli-authorities-and-crimes-apartheid-and-persecution *https://unitedwithisrael.org/international-red-cross-official-israel-not-an-apartheid-state/

* Deniz Baran Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi (UHAM) makalesi