1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Mustafa Özgür Sancar
  4. Özgürlük ve kardeşliğin çerçevesi… Ulusal devlet, Mekke Paktı: Vekil misyonu

Özgürlük ve kardeşliğin çerçevesi… Ulusal devlet, Mekke Paktı: Vekil misyonu

featured

Mustafa Özgür Sancar yazdı…

Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında 7 Ağustos 2026’da imzalanan Mekke Ortak Savunma Antlaşması henüz Meclis onayından geçmedi. Uluslararası sözleşmelerin onaylanma prosedürü gereği, anlaşmanın tam metninin resmî olarak yasalaşma süreci henüz tamamlanmadı.

ANAYASA 90. MADDE… ‘KOLEKTİF SAVUNMA!’

Ayrıca antlaşmanın ”anlaşma” olarak anlatılması, uluslararası hukuk ve iç hukukta Anayasa açısından bir sorun teşkil ediyor.

Antlaşma bir zorunluluğu içerir, devletler hukukunda bağlayıcıdır. Anlaşma hukukî hiyerarşide, antlaşmanın altında yer alır ve sadece imzayı atan tarafları bağlar. Burada bir anlaşmadan değil, bir Pakt’tan yani bâzı zorunlulukları içeren bir antlaşmadan bahsediyoruz.

Mekke Antlaşması’nda yer alan, taraflardan bir tanesine yapılacak saldırının diğerlerine yapılmış sayılacağı yönündeki ”kolektif savunma maddesi”, tüm Türk ulusunu ilgilendirir; ayrıca Türkiye’nin bağlı olduğu uluslararası örgütlerle ilişkilendirilir.

Anayasa’nın 90. maddesi uyarınca bu tür bağlayıcı askeri metinler, TBMM onayından geçmek zorunda…

Bir oyalama taktiği ya da oldu bitti ile ülke geleceğini doğrudan ilgilendiren bir antlaşma yürürlüğe sokulamaz.

ABD’NİN VEKİL ÜLKE PROJESİ, NATO ÇERÇEVELEME POLİTİKASI, SİLÂH VE UKRAYNA-RUS SAVAŞI

”Mekke Ortak Savunma Antlaşması”nın NATO’yu tamamlayıcı nitelikte olduğu yönündeki açıklama, ilk planda hükümet açısından NATO ile hukukî ilişkiler nedeniyle pozitif bir anlam üretmiş gözüküyor; fakat gerçekte bunun bir Washington stratejisi olduğunu ortaya koyuyor. Beyaz Saray Ukrayna örneğinde gördüğümüz gibi, Rusya’yı NATO ile çerçevelemek, İran’ı baskı altına almak için kendine eklemlenmiş bölgesel yapılar üzerinden vekil ülkeler tayin etmeye çalışıyor.

Hükümetin, Rusya’nın savaş hâlinde olduğu Ukrayna’ya silâh satışı kararı alması bu denklemden bağımsız değerlendirilemez.

Mekke Antlaşması’nın İsrail’e karşı güçbirliği oluşturduğu iddiası basit bir kandırmacadan öteye gitmiyor.

NATO’yu tamamlayıcı nitelikte bir antlaşma, İsrail’i hedef alamaz. Siyonist İsrail pratikte NATO’nun, yani ABD’nin koruma şemşiyesi altında yer alıyor; 1994’ten bu yana Akdeniz Diyaloğu güvenlik ortaklığı girişimi yoluyla NATO’ya bağlanıyor.

DOĞU AKDENİZ SORUNU, CÜRETKÂR-SİNSİ İSRAİL PLANI

Mekke Antlaşması, İsrail’i hedef almıyor; fakat bu antlaşma üzerinden en önemli ticaret ortağımız Rusya ve komşumuz İran’ın karşısına düşüyor olmamız, Netanyahu yönetiminin Türkiye’ye karşı daha cüretkâr, tehditkâr davranmasına sebebiyet veriyor.

Son birkaç gündür, Türkiye’nin Suriye sınırında taciz uçuşları yapan İsrail uçakları bu sarih gerçeğin kanıtını oluşturuyor.

Doğu Akdeniz bizim için çok daha sorunlu bir bölge hâline geliyor. Mekke’de hükümetlerarası zirve sonrası, Doğu Akdeniz, Kuzey Kıbrıs ve Ege’deki ABD-İsrail-Yunanistan saldırganlığı, Türkiye için daha yakıcı bir tehdide dönüştü.

Bu noktada bir sıcak çatışma ihtimalinin varlığına kapı aralayanlar var.

YENİ ORTADOĞU PROJESİ, 2. AÇILIM, MEKKE PAKTI

”İkinci Açılım”, Anayasa Değişikliği Plânı ve Mekke Antlaşması neden sonuç ilişkisiyle birbirine bağlı.

Kürt aşiretlerinden Pinyanişi aşireti lideri Orhan Piruzbeyoğlu, ”Çerçeve Yasa”yı kastederek ”Devlet Bahçeli, bu yasanın Kürdistan’ın dört parçası için olduğunu bana söyledi” dedi. Sonradan açıklamasının çarpıtıldığını öne sürse de gerçek şu ki, ABD’nin istediği tipte bir Ortadoğu tasnifi yapılıyor; Türkiye, İran, Irak ve Suriye’deki Kürtler ”kontrollü devlet modeli” ile bir araya getirilecek. Akp hükümeti bu noktada bir hamilik rolü üstlenmeyi bekliyor.

Fakat Ortadoğu bunu 20. yüzyılın başında, 1. Dünya Savaşı’nın ardından, acı biçimde deneyimledi.

Dün İngiliz, Fransız, İtalyan emperyalistleri, bugün ABD-İsrail’in olduğu bir coğrafyada özgürlük ya da bağımsız devletlerden bahsedilemez.

Büyük Ortadoğu Projesi’nde, yeniden dizayn edilmeye çalışılan Ortadoğu’da, Türkiye’ye biçilen rol ulusal, üniter devlet, Cumhuriyet ve laiklikten vazgeçmekten başka bir şey değil. Doğal olarak İran’ın toprak bütünlüğü ve üniter devleti de hedef alınıyor.

ÖZGÜRLÜK VE KARDEŞLİĞİN BİRİCİK ÇERÇEVESİ ULUSAL DEVLETTİR

Burada Kürtlerin özgürlüğünden bahsedilemez. ”Çerçeve Yasa”, daha büyük çerçeveden yeni Ortadoğu düzeni bir özgürlük, demokrasi meselesi değil…

Etnik milliyetçi bataklığına saplanan Dem-Pkk, projenin kendileri için bir katı ABD tahakkümünden başka bir şey getirmeyeceği gerçeğine karşın, Kürt yurttaşlarımıza yalan söyleyerek tabanlarını konsolide etmeye çalışıyor. Onlar ABD-İsrail tahakkümünden rahatsız değiller. Kürt yurttaşlarımızın özgürlüğü Türk ulusal devletindeki varlıklarından geçiyor. Ulusal devleti yıkmayı amaçlayan herhangi bir yaklaşımda özgürlük bulunmaz. Tüm unsurlarıyla Türk milletinin Özgürlük ve Kardeşliği için -biricik çerçeve- Ulusal Devlet’tir.

Ve ne hazindir ki, sokaklarda rahatça terörist Öcalan’a fizikî özgür sloganları atılıyor, Pkk ilk terörist eylemini bir bayram havasında kutluyor, bu duruma ses çıkarılmıyor, Diyarbakır kentimizde bir Süper Lig maçında, statta, Kürtçe ”Biz kimiz, biz Kürdüz” tezahüratlarıyla bayağı etnik hezeyan yaşanıyor ve buna seyirci kalınıyor; ancak vatan için gözünü, uzuvlarını kaybeden Gazilerimiz, Ankara Güven Park’ta eşit özlük hakları için mücadele ederken, şafak vakti müdahale ile karşı karşıya kalıyorlar.

Bu bir Kara Kâbus… Türk milletî tüm unsurlarıyla birleşerek bu kâbustan ülkeyi uyandıracak. Anayasa ve kanunlardan gelen gücüyle ilk seçimde, Atatürk, Cumhuriyet ve ulusal devletine sahip çıkacak.

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!