İsmet Hergünşen yazdı…
Mekke, İslam tarihinin yalnızca manevi değil, aynı zamanda siyasi ve stratejik açıdan da en önemli şehirlerinden biridir. Yüzyıllar boyunca burada yaşanan gelişmeler, yalnızca bölgeyi değil, daha geniş bir coğrafyanın güç dengelerini de etkilemiştir.
Bu açıdan 628’deki Hudeybiye Antlaşması, 1916’daki İngiliz Henry McMahon ile Mekke Emiri Şerif Hüseyin arasında yürütülen yazışmalar ve 2026’da imzalanan Mekke Ortak Savunma Antlaşması, farklı dönemlerin üç önemli dönüm noktası olarak okunabilir.
İLK MEKKE: 628 – HUDEYBİYE
Hz. Muhammed’in yaklaşık 1.400 sahabe ile umre yapmak üzere Mekke’ye yönelmesiyle başlayan süreç, tarafların Hudeybiye ‘de görüşme masasına oturmasıyla sonuçlandı. Yapılan antlaşmayla on yıl süreyle savaşılmaması kararlaştırıldı. Müslümanların o yıl umre yapmadan geri dönmesi ve ertesi yıl üç gün süreyle Mekke’ye gelmeleri sağlandı.
Hudeybiye, başlamamış olan savaş ortamının sona ermesini sağlayarak diplomasi için geniş bir alan açtı. Müslümanların siyasi ve toplumsal gücü kısa sürede arttı.
Verdiği mesaj açıktı: En büyük zafer, savaşmadan kazanılandır.
İKİNCİ MEKKE: 1916 – BÜYÜK KIRILMA
Mekke’nin tarihindeki ikinci büyük dönüm noktası, I. Dünya Savaşı sırasında yaşandı. Henry McMahon ile Mekke Emiri Şerif Hüseyin arasında yürütülen yazışmalar, Arapların Osmanlı Devleti’ne karşı isyan etmesi karşılığında bağımsızlık vaadini gündeme getirdi.
1916’da başlayan Arap İsyanı, 35. padişah V. Mehmed (Sultan Reşad) idaresindeki Osmanlı Devleti’nin Hicaz, Suriye, Irak ve Filistin’deki hakimiyetini kaybetmesine giden süreçte önemli bir rol oynadı.
Savaş sonrasında İngiltere ve Fransa’nın bölgeyi kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirmesi, verilen bağımsızlık vaatlerinin beklenen biçimde gerçekleşmemesine yol açtı.
Ve o yıllarda etnik ve dini toplulukları eyaletlere bölen Sykes-Picot Antlaşması, Orta Doğu’da günümüzde yaşananların ana nedeni olarak görülmektedir.
Böylece Mekke, bu kez barış ve uzlaşmanın değil, büyük güç mücadelesinin ve bölgesel çözülmenin yeri oldu.
ÜÇÜNCÜ MEKKE: 2026 – YENİ ARAYIŞ
7 Ağustos 2026’da Mekke’de Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Antlaşması, şehrin siyasi tarihinde yeni bir sayfa açtı.
Türkiye’nin gelişmekteki savunma sanayii, Pakistan’ın askeri ve nükleer kapasitesi ile Suudi Arabistan’ın ekonomik ve enerji gücünün, antlaşmaya stratejik bir derinlik kazandırdığı yazılmaktadır.
Savunma sanayii iş birliği, teknoloji transferi, istihbarat paylaşımı ve ortak askeri tatbikatlar gibi alanlarda kapsamlı bir iş birliği hedeflenmektedir. Bu mekanizmaların ne ölçüde etkin işleyeceğini ise zaman gösterecektir.
Antlaşmanın merkezinde, kolektif savunma anlayışının yer aldığı ifade edilmektedir.
Endişe içeren yönü NATO’nun 5. maddesinde vaz edilen biçimde taraflardan birine yönelik saldırının diğer iki ülkeye yapılmasını öngören güvenlikçi yaklaşımdır.
Bu nedenle 2026 Mekke Antlaşması’nı doğrudan bir “savaş paktı” olarak değil, caydırıcılık ve ortak savunma mekanizması olarak değerlendiren görüşler ağırlık kazanmaktadır.
Sonuç olarak, Ege ve Doğu Akdeniz’de güvenlik sorunlarıyla karşı karşıya bulunan Türkiye’nin, bu tür antlaşmalarla tek başına kalıcı ve köklü sonuçlar elde etmesi ve durum üstünlüğü sağlaması kolay görünmemektedir.
Yine de iyimserliği koruyarak şu soruyu sormak gerekir: 2026 Mekke Antlaşması gerçekten yeni bir bölgesel güvenlik mimarisinin başlangıcı mı olacak, yoksa tarihte yerini alan bir başka stratejik girişim olarak mı kalacaktır?
Son sözse, Mekke’nin manevi ağırlığı değişmedi; değişen, bu şehirde şekillenen siyasi mesajların niteliği oldu.










