Mustafa Özgür Sancar yazdı…
Nikaragua’nın Seçimi: Sandinista Devrim’i
Oksidatif stres, vücuttaki serbest radikaller- zararlı moleküller ile bunlara karşı savaşan antioksidanlar arasındaki dengenin bozulmasından kaynaklanan bir sorundur. Bu dengesizlik, serbest radikallerin lehine döndüğünde sağlıklı hücreler, proteinler ve DNA yapıları zarar görmeye başlar. Bozulan hücreler vücudu kansere götürür.
Birleşik Devletlerin (ABD) Latin Amerika’da oynadığı rol serbest radikallerin vücuttaki rolüyle tam olarak aynısıdır.
Yeni kıtanın hücrelerine girer, bağımsız devletleri zararlı molekülleri ile hasta eder, sonunda kendine bağımlı hâle getirir, damarlarını keser, öldürür.
AMERİKA, ABD OLARAK TANIMLANAMAZ, DAHA FAZLASIDIR
Egemenlik vurgusu öyle pervasızdır ki, kendini Amerika’nın tamamı olarak tanıtır.
Türkiye’de bile Amerika deyince insanlar ABD’yi aklına getirir. Bu nedenle ben Birleşik Devletler demeyi doğru buluyorum. İspanyol dilinin konuşulduğu ülkelerde kimse ABD demez; Estados Unidos (Birleşik Devletler) denir.
UK (United States) adlandırması da Anglo Sakson dilindeki doğru kullanımdır.
”ABD’nin başka ülkelerin sermayesine imtiyaz tanıdığından bahsedildiğine tanık olamazsınız. Latin Amerika ülkeleri ve diğerlerine imtiyaz tanınmaz” diyordu eski Birleşik Devletler başkanı Woodrow Wilson 1913’te bir konuşmasında… Ona göre Haitililer, Kübalılar Amerikalı diye adlandırılma hakkına bile sahip değillerdi. Bütün dünyanın gözünde ”Amerika, ABD demekti”, bunun dışındaki halklar mevcut başkanları Trump’ın birden fazla kez imâ ettiği gibi ikinci sınıftı.
Bir önceki yazımda ABD’nin 2026 Dünya Kupası boyunca, katılımcı ülke sporcu kafilelerine uyguladığı eziyet ve aşağılayıcı yöntemlerle bu anlayışı ortaya koyduğunu anlatmıştım.
ŞEKER VE KAHVE PARADOKSU
İspanyol ve Portekizliler 400 yıl boyunca, vahşi yöntemlerle, dil ve din araçlarıyla Latin Amerika’yı kolonileştirdiler; ama yeni kıtanın zenginliklerini ”korsan hukuku” ile İngiliz, Fransız, Hollandalılar sömürdüler.
1800’lerin ikinci yarısından itibaren ABD asıl sömürücü olarak belirdi. Meksika’nın, Arjantin’in yüzölçümü büyüklüğünde doğal topraklarını işgal etti; silâhla kendine bağımlı iktidarlar kurdu, sadece kahve ve şeker üretiminden edindiği kâr ve imtiyazlar bugün dünyanın en büyük sermaye gruplarına sahip olmasını sağladı.
Tek başına Şeker ve Kahve, Latin Amerika’yı kendine bağımlı, kıta halkını köle, yeni kıtanın doğasını geri dönüşü mümkün olmayacak şekilde tahrip eden bir kâr mekanizması olarak ABD hanesinde duruyor.
20. yüzyılın ortasında Brezilya’da çıkan kahvenin üçte ikisi altı Kuzey Amerika firmasına aitti…
Tıpkı United Fruit/Brands firmasının Orta Amerika, Kolombiya ve Ekvador’da üretilen muzun ihracatını, dağıtımının tekelini elinde tuttuğu gibi, kahve ticaretini yürütenler de Kuzey Amerikalılar oldu.
Brezilya kahveyi son derece düşük fiyattan ABD’ye ithal ederken, aracı Kuzey Amerikalı firmalar Brezilya’dan aldıklarını nerdeyse 4 kat fazla fiyatla başka ülkeleri ihraç ediyordu. Üstelik Latin Amerika ülkeleri, ABD yönetimlerinin dayattığı tek taraflı regülasyon nedeniyle kahve satışından elde ettikleri dövizi (doları) fiyatları sürekli artan Kuzey Amerika ürünlerini almak için kullanıyordu.
Bir zorba düşünün tek bir koyunu olan çobana, koyunu baktırıyor, küçük bir ücretle yünü, sütü eti alıyor, daha yüksekten satıyor ve sonunda çobana eline geçen parayla benim ekmeğimi, peynirimi satın alacaksın diyor.
ABD’NİN SERBEST RADİKALLERİ KANSER YAPIYOR, LATİN AMERİKA’NIN ANTİOKSİDANLARI İYİLEŞTİRİYOR
ABD, 200 yıldır bu sınır tanımaz, vahşi sömürünün devamı için Latin Amerika’nın damarlarında dolaşıyor.
Vücutta serbest radikale dönüşüyor; yeni kıtanın buna karşı geliştirdiği antioksidanlar ise bağımsızlıkçı-halkçı iktidarlar. Latin Amerika’yı Birleşik Devletler serbest pazarcı (açık pazar-sınırsız sömürü) kanserinden kurtarmak için serbest radikallerin önüne geçmek, antioksidan üreten tüm güçlerle temas etmek gerekiyor.
Tam de bu nedenle Küba, Nikaragua devrimlerinin, Bolivya, Venezuela ulusal bağımsızlıkçı iktidarlarının devamı hayati bir önem taşıyor.
Nikaragua’da son dönemde olanları AntiOksidan-Serbet Radikal/Zararlı Moleküller denkleminde değerlendirmek gerekir.
Devlet başkanı Daniel Ortega, “Nikaragua’da artık seçim yapılmayacak” dedi.
Batı medyası, vakit kaybetmeden bu açıklamayı seçimli demokratik sistemden sapma, aşırı otoriterleşme olarak nitelendirdi.
Oysa bu radikal karar bir büyük idari önlemin pratikteki geçerliliğinin ilânıydı.
Nikaragua, temeli Sandinista hareketine dayanan devrimini koruyor. ABD’nin sinsi müdahale plânlarına set çekiyor.
NİKARAGUA, ABD MÜDAHALESİNE KARŞI BAĞIMSIZLIK VE SANDINISTA DEVRİMİ’Nİ KORUYOR
Son olarak Kolombiya, eş zamanlı olarak Peru, öncesinde, Morales örneğinde Bolivya’da gördüğümüz üzere seçim hilesi, müdahalesi ile ABD, kendi politikalarıyla tam uyumlu hükümetleri iş başına getirdi. Burada ortaya çıkan sonuçlar, hükümet olanlar adına bir seçim zaferi değil, gerçekte sahte oylar ve oyların sayımı ile ilgili usulsüzlüklerin temelinde şekillenen seçim manipülasyonuydu.
Gerçek şu ki Latin Amerika’da seçimler, ABD tarafından desteklenen muhalefetin iktidarı ele geçirmek için kullandığı bir araç haline geldi.
Beyaz Saray ve Batı medyasının Ortega’nın aldığı kararı ülkenin yazgısının bir haneden, aile yönetimine bırakıldığı şeklinde yorumlaması son derece normal; fakat Nikaragua halkı devlet başkanın açıklamasını tam olarak meşru bir savunma hakkı olarak kabul ediyor. Nikaragua, kararı tam destekleyerek Sandinista Devrimi’ni koruma iradesini açıklamış oldu. Bu, tüm toplum nezdinde bir devrim manifestosu olarak kabul ediliyor.
Arjantin’de, Beyaz Saray ve İsrail’in palyaçosu olan ”devlet başkanı” Javier Milei gibi ABD politikalarını hilafsız uygulayabilecek bir hükümet oluşturmak için Nikaragua’da 2018’de sokak olayları çıkartılmış, ABD’nin desteklediği gruplar darbe girişiminde bulunmuştu.
Devrimci hükümet doğru müdahaleyle, seçim mekanizmasının dış müdahale için kullanılmasına izin vermiyor.
Ortega konuşmasında da ”Yankilerin desteklediği partiler bir daha iktidara dönemeyecek” dedi. Bağımsızlık manifestosunun bundan daha yalın bir anlatımı olamazdı.
Büyük Latin Amerika Kıtası’nın çoğunluğunda Beyaz Saray’ın desteklediği neo liberal hükümetler iş başında. Kolombiya, Arjantin gibi büyük ülkelerden Peru, Şili, Paraguay, Honduras, Panama, Dominik Cumhuriyeti’ne kadar uzanan kuşakta tam 12 ülke Trump yönetimini güdümünde Beyaz Saray ile tam uyumlu politikalarla yönetiliyor.
Buna karşılık Uruguay, Küba, Brezilya, Venezuela, Meksika, Guatemala ve Nikaragua sol ve ulusalcı iktidarlar sayesine ABD’ye direniyor, bağımsızlıklarını koruma mücadelesi veriyorlar. Adet olarak baktığımızda, 12’ye 7, sağ hükümetlerin fazlalığı dikkât çekiyor; ancak yüzölçüm ve ülkelerin siyasal, stratejik önemleri bakımından durum dengede gözüküyor.
Not: Buradaki tablo bir siyasi tasnifi içeriyor: Kırmızı ile gösterilen ülkeler sol (izquierda), koyu mavi ülkeler sağ (derecha) hükümetlere sahip…
ULUSAL EGEMENLİK, BURJUVA TİPİ PARLAMENTER SEÇİMLERDEN DAHA ÖNEMLİDİR
En berrak örneğini Küba ve Çin’de gördüğümüz biçimiyle ulusal egemenlik, burjuva tipi parlamenter seçim rekabetinden daha önemlidir. Emperyalizm, yüzyıldan daha uzun bir süredir, demokrasi götürme/ihracı gerekçesiyle mazlum ulusların egemenlik haklarını çiğniyor.
Ortega’nın aldığı karar, mazlum Nikaragua halkının ABD emperyalizmine karşı bağımsızlığını, ulusal devletini koruma hakkının ifadesidir.
HALK MEŞRUİYETİ VE SANDİNİSTA DEVRİMİ
Sandinista Devrimi, yalnızca Nikaragua’nın değil, 20. yüzyıl Latin Amerika tarihinin en önemli siyasal atılımlarından bir tanesidir. Küba Devrimi’nden sonra Latin Amerika devrimlerinin öncüsü olarak kabul edilir.
Daniel Ortega iktidarı, meşruiyetini Sandinista devrimine bağlılığından alır.
Sandinista Devrimi halkın öncü kesimlerinin katıldığı aşağıdan yukarıya bir toplumsal hareketin sonucudur.
19 Temmuz 1979’da, yaklaşık 43 yıl boyunca ülkeyi yöneten Somoza ailesi diktatörlüğünün devrilmesiyle sonuçlanan bir halk devrimidir.
Devrim’i Frente Sandinista de Liberación Nacional (FSLN – Sandinista Ulusal Kurtuluş Cephesi) örgütledi.
Adını, ABD işgaline karşı mücadele eden ulusal kahraman Augusto César Sandino’dan alır.
Bugün Türkiye’nin en çok ihtiyaç duyduğu üç önemli düzlemde Sandinista Devrimi gerçekleşmiştir: Bağımsızlık, ulusal egemenlik ve eşitlik.
Nikaragua 1912- 1933 yılları arasında ABD işgali altındaydı. 20. yüzyılın başında ABD, olası kanal güzergâhını kontrol (Nikaragua Kanal Projesi) etmek, kendi şirketlerinin ülkedeki sınırsız imtiyazlarını korumak, Orta Amerika’daki nüfuz alanını kontrol ve arttırmak amacıyla Nikaragua’ya asker çıkardı.
Sandino, ABD işgaline karşı gerilla savaşı başlattı, etkili ve onurlu direniş sonrasında 1933’te ABD, ülkeden çekilmek zorunda kaldı.
1934 yılında Sandino, General Anastasio Somoza García’nın emriyle suikasta uğradı, öldürüldü.
Bu cinayet Nikaragua siyasî tarihinin kırılma noktasını oluşturur.
Sandino, bağımsızlığın, anti-emperyalizmin, ulusal egemenliğin sembolüdür.
DEVRİM, BAĞIMSIZLIK VE EŞİTLİK, ABD YANDAŞLIĞI DİKTATÖRLÜK VE EŞİTSİZLİK GETİRİYOR
Diktatör Somoza ve ailesi hanedanlık modeliyle kırk yıl boyunca hükümette kaldı (1936-1979). ABD diktatörün hem finansörü hem de hamisi oldu.
Bu yarım asra yakın sürede Nikaragua’daki yönetimi doğal unsurları:
* tek adam yönetimi
* büyük yolsuzluk
* Tam ABD desteği
* muhalefetin bastırılması
* büyük gelir eşitsizliği
başlıklarında toplanabilir.
1972 Managua depreminden sonra gelen uluslararası yardımların önemli kısmının rejim çevrelerine aktarılması halkın öfkesini doruk noktasına taşıdı.
Halkın biriken öfkesini örgütlü bir güce, bağımsızlık yoluna kanalize etmek amacıyla 1961 yılında Carlos Fonseca ve arkadaşları Marksizm, Küba Devrimi, Sandino’nun düşünceleri ve ulusal kurtuluş hareketlerinden etkilenerek FSLN’yi kurdu.
* sosyalizm
* anti-emperyalizm
* toprak reformu
* ulusal bağımsızlık
* eğitim
* sağlık hizmetlerinin kamulaştırılması
temel hedefleriydi.
1978-79 yıllarında grevler, öğrenci hareketleri, işçi direnişleri, köylü ayaklanmaları ile birleşti. Devrim gerçekleşti.
Devrimden sonra Soğuk Savaş’ın etkisiyle ABD yönetimi, Sandinista hükümetine karşı savaşan Contra (Karşı -Devrim-) adı verilen silahlı grupları destekledi.
Yaklaşık on yıl süren çatışmalar nedeniyle on binlerce Nikaragualı öldü. Ülke büyük ekonomik yıkıma uğradı. Ağır dış borç yükü oluştu.
Bu dönem, Nikaragua toplumunda ABD ve işbirlikçilerinin yaptıklarına karşı derin izler oluşturdu.
Daniel Ortega,1979 devriminin lider kadrolarından biriydi. 1985’te devlet başkanı oldu. 1990 seçimlerini kaybetti.
2007’de yeniden iktidara geldi.
Bugün Sandinista Devrimi’nin ilerletilmesi için mücadele ediyor.
Her yıl 19 Temmuz Devrim Günü büyük törenlerle kutlanır.
Kutlamalarda, Sandino’nun siyah-kırmızı bayrakları, FSLN flamaları, devrim şarkıları yer alır; gençlik yürüyüşleri, askerî törenler yapılır.
Sandinista Devrimi, ulusal bağımsızlık, anti-emperyalizm ve toplumsal adalet mücadelesinin temel referansıdır.
Sandinista Devrimi, Nikaragua halkı için nefes almak kadar önemlidir: Devrim sayesinde,
1. Yaklaşık 40 yıllık Somoza diktatörlüğü sona erdi.
2. Eğitim, sağlık ve toprak reformu gibi kapsamlı sosyal dönüşümler başladı.
3. Latin Amerika’da anti-emperyalist ve ulusal kurtuluş hareketlerinin en güçlü sembollerinden biri hâline geldi.
Devrim, bağımsızlık ve sosyal adalet, eşitliğin simgesidir ve ondan asla vazgeçilemez.
Bu nedenle Daniel Ortega, 19 Temmuz Bağımsızlık ve Devrim Günü’nde ulusal güvenliğe tehdit oluşturan dış müdahaleli seçimlere izin vermeyeceklerini ilân etti; Nikaragua’nun kesik damarlar ülkesi olmayacağını haykırdı.
ÇİN VE RUSYA, LATİN AMERİKA’DA ABD’YE KARŞI BİR DENGE UNSURU
Ortaga’nın seçimlerin yapılmayacağı yönündeki açıklamasından sonra Beyaz Saray’ın ne söyleyeceğinden daha çok Rusya ve Çin’in konuyla ilgili tutumu merak konusu oldu. Mâlum ABD’nin baskıladığı ülkeler için bu iki ülke bir denge unsuru olarak, ticarette, stratejik ortaklıkta kıtanın denge unsuru olarak ortaya çıkıyor.
Rusya ile Nikaragua’nın ilişkileri uzun yıllara dayanıyor ve özellikle güvenlik alanında oldukça iyi ilişkilere sahipler.
* Moskova, Ortega yönetimini Latin Amerika’daki önemli siyasi ortaklarından biri olarak görüyor.
* İki ülke arasında askerî eğitim, silah tedariki, polisiye ve istihbarat işbirliği konusunda yakın temas bulunuyor.
* Rusya, Batı’nın Nikaragua’ya yönelik demokrasi ve insan hakları eleştirilerini genel olarak “egemen devletin iç işlerine müdahale” olarak değerlendiriyor ve karşı çıkıyor.
* Daha önce 2021 seçimlerinin meşruiyetine yönelik Batı eleştirilerini reddetmiş ve seçim sonuçlarının tanınması gerektiğini savunmuştu. Bu nedenle bugünkü sessizlik, dolaylı bir onay veya en azından itiraz etmeme olarak yorumlanabilir.
* Askerî ve güvenlik iş birliği
* Polis eğitimi
* İstihbarat paylaşımı
* Rus askerî ekipmanları ve teknik desteği
* BM başta olmak üzere uluslararası platformlarda karşılıklı siyasi destek
STRATEJİK ORTAKLIK, ÇOK KUTUPLU YENİ DÜNYA
Nikaragua, Rusya’nın dış politika tezlerine Latin Amerika’da en açık destek veren ülkelerden biri oldu. Örneğin 2008’de Rusya’nın tanıdığı Güney Osetya ve Abhazya’nın bağımsızlığını tanıyan ilk ülkeler arasında yer aldı.
Çin de kamuoyu önünde seçimlerin kaldırılması konusuna ilişkin bir değerlendirme yapmadı.
Bunun temel nedenleri:
* Pekin’in dış politika ilkelerinden biri “başka ülkelerin iç işlerine karışmama” söylemidir.
* Çin, ülkelerin kendi siyasi sistemlerini kendilerinin belirlemesi gerektiğini savunuyor.
* Demokrasi, seçim sistemi veya yönetim biçimi konusunda müttefiklerini kamuoyu önünde eleştirmemeyi tercih ediyor.
DIŞ POLİTİKA SEVGİ ÜZERİNE DEĞİL, STRATEJİ TEMELİNDE KURULUR
Çin açısından öncelik siyasi istikrar ve ekonomik işbirliğinin sürmesidir
2021’de Nikaragua’nın Tayvan ile diplomatik ilişkileri kesip Çin’i tanıması sayesinde iki olarak arasındaki ilişkiler daha doğru bir düzlemde ilerlemeye başladı.
* Çok sayıda altyapı anlaşması imzalandı.
* Konut projeleri
* Liman yatırımları
* Enerji projeleri
* Ulaştırma ve su altyapısı projeleri gündeme geldi.
Çin Halk Cumhuriyeti, Nikaragua’yu stratejik ortak olarak, Orta Amerika’da diplomatik nüfuzunu arttırma hedefi, Tayvan’ın uluslararası tanınmasını azaltması, ABD’nin geleneksel etki alanında siyasi ve ekonomik varlık gösterme imkânı tanıyor olmasından dolayı büyük önem veriyor.
Uluslararası ilişkiler sevgi üzerine kurulmaz. Çin ve Rusya’nın taşıdığı askerî ve siyasî güç, Nikaragua’nın bağımsızlığı için ABD’ye karşı bir denge unsuru oluşturuyor.
ASIL DEMOKRASİ SORUNU EL SALVADOR’DA, ARJANTİN’DE PALYAÇO MILEI TEPATAKLAK, ULUSAL HÜKÜMETLER KAZANIYOR
El Salvador’da devlet başkanı Nayip Bukeleni’nin bir oldu bitti ile Anayasa Değişikliğini dayatıp, hakkı yokken sınırsız seçilmenin yolunu açmaya çalışıyor olması; bununla yetinmeyip, aynı değişiklik içerisinde 2029’daki seçimi bir baskın seçim olarak 28 Şubat 2027’ye aldırmaya çalışması ve başkanlık süresini 5’ten 6’ya çıkarmak istiyor olması, Batı basınında bırakın eleştiri konusu olmayı, haber olarak bile yer almadı.
Arjantin halkı ise, Dünya Kupası’nın bitmesiyle Milei’nin ABD’ci neo liberal politikalarının acımasızlığıyla tekrar yüzleşmek zorunda kaldı. Arjantin’de toplum, koşar adımlarla, fakirler ordusu olmaya doğru ilerliyor.
Yeni Dünya’da bağımsızlıkçılar kazanırken, ABD yanlıları kaybediyor.










