1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Orkun Özeller
  4. Terörle mücadelenin bittiğinin ilanı mı?

Terörle mücadelenin bittiğinin ilanı mı?

featured

Orkun Özeller yazdı…

Mermilerin yağmur gibi yağdığı, gecenin sessizliğini bir anda “gümmm” diye bir patlama sesinin parçaladığı o anları bilir misiniz?

Er meydanında, silah seslerinin arasında bir can pazarı yaşanırken bir başka mücadele daha başlar: Yaralıya ulaşmak, kanamayı durdurmak ve arkadaşının hayatta kalmasını sağlamak…

Bakarsınız, az ileride arkadaşınızın botu vardır bacağının bir parçası ile birlikte….

O an düşünmezsiniz. Korkmazsınız. Sadece kanamayı durdurmaya çalışırsınız. Çünkü arkadaşınızın yaşaması gerekir.

İlk müdahaleyi yaparsınız. Ardından tahliye için helikopter gelir. Önce yaralı arkadaşınızı bindirirsiniz. Sonra da kopan uzvunu…

O kopan bacak, artık yalnızca bir uzuv değildir. O bacak, birlikte yaşanmış bir mücadelenin, bir fedakârlığın ve vatan uğruna ödenmiş bedelin parçasıdır.

Çatışmalarda kimi canını kaybeder, kimi bir uzvunu…

Ama “Hiçbir şey olmadı.” diyenin bile yaşadıkları ruhuna işler.

O anlar artık ömür boyu insanın peşinden gelir. Bazen rüyalarında yeniden yaşar, bazen gecenin bir yarısı ter içinde uyanır. O kadar ağır bir travmadır ki insan, nefes aldığına bile sevinemez hâle gelebilir.

Hayat devam eder.

Tutunmak zorundadır.

Ancak ruhundaki tahribata bir de fiziksel eksiklik eklenmiştir.

Artık yalnızca bedenen değil, ruhen de yaralıdır.

İşte bu nedenle gazi olmak, yalnızca bir uzvunu kaybetmek ya da vücudunda bir mermi izi taşımak değildir. Gazi olmak, hayatının geri kalanını o savaşın izleriyle yaşamaktır.

Eminim artık “Hiç gazi tanımadım.” diyeniniz yoktur.

Çünkü en azından Ankara Güvenpark’ta hak arayışı içinde olan gazilerimizi görmüşsünüzdür.

Fakat onlara yalnızca kaybettikleri uzuvları veya aldıkları mermiler üzerinden bakmayın.

Onların görünmeyen yaraları, çoğu zaman görünen yaralarından daha derindir.

Bu nedenle bir gazi size haksız yere kızsa, öfkelense, ağır konuşsa ya da zaman zaman anlaşılması güç davranışlar sergilese bile önce şunu düşünmek gerekir:

“Kim bilir, içinde ne acılar taşıyor?”

Hoşgörü göstermek gerekir.

Çünkü onlar, “vatan borcu” diyerek teröre geçit vermemek için o şanlı üniformayı giydikleri andan itibaren devlete emanettir.

Başlarına gelen her olayda devletin sorumluluğu vardır.

Ve bu sorumluluk, gazilerin üniformasını çıkardıkları gün sona ermez. Ömürlerinin sonuna kadar devam eder.

DEVLETİN EMANETİNE BÖYLE Mİ SAHİP ÇIKILIR?

İşte o devletimize emanet olan gazilerimizden bir kısmının, 19 Ağustos 2026 günü saat 05.00 sıralarında Güvenpark’taki eylem alanından polis müdahalesiyle çıkarıldıkları ve eşyalarının toplandığı görüntüler kamuoyuna yansıdı.

O anları izlerken insanın aklına ister istemez yıllar öncesi geliyor.

Belki de o gazilerin bir kısmı, yıllar önce terör örgütü PKK mensuplarıyla girdikleri çatışmalarda yaşadıkları o günlere geri döndü.

Ancak bu kez durum çok farklıydı.

Yıllar önce karşılarında teröristler vardı.

Bu kez karşılarında, devletin güvenlik görevlileri bulunuyordu.

Ve ortaya çıkan görüntülerden biri, insanın hafızasından kolay kolay silinecek gibi değil:

Gazilerin protez uzuvları, siyah bir çöp poşetinin içinde taşınıyor.

Bu fotoğrafa iyi bakın.

Ve unutmayın.

Çünkü o protez bacak, sıradan bir eşya değildir.

Yıllar önce PKK’nın döşediği bir patlayıcının kopardığı gerçek bacağın yerini tutuyordu.

Şimdi insan ister istemez soruyor:

Hangisi daha acı vermiştir?

Terörle mücadele sırasında kaybettikleri gerçek bacakları mı?

Yoksa haklarını aramak için eylem yaptıkları Güvenpark’tan polis müdahalesiyle çıkarılırken geride bıraktıkları protez bacakları mı?

GAZİLERİN TALEPLERİ GERÇEKTEN KARŞILANAMAZ MI?

Talepleri her ne olursa olsun Gazilerimizin gönlü kırılmaması gerekirken  neden böyle bir muamele görüyor? Bu sorunun cevabı bence terörle mücadelede  bedel ödemeyen insanların ülkede söz sahibi olmalarıdır.

Peki, gazilerimizin talepleri karşılanamayacak kadar büyük, imkânsız veya toplumun kabul edemeyeceği talepler mi?

Hayır.

Orduevlerinden yararlanmaları neyi değiştirir?

Maaşlarının hak ettikleri seviyeye yükseltilmesi kimi mağdur eder?

Protezleriyle ilgili karşılaştıkları maddi külfetin azaltılması Türkiye ekonomisini çökertecek bir yük müdür?

Elbette değildir.

Öyleyse neden bu talepler yıllardır çözüme kavuşturulmak yerine gazilerimizin eylem yaparak hak aramak zorunda kaldığı bir noktaya gelinmiştir?

Neden hak arayan insanlar, taleplerinin dinlenmesi yerine eylem alanlarından uzaklaştırılmak zorunda kalmaktadır?

Daha da önemlisi, neden gazilerimizin yaşadığı bu sorunlar kamuoyunda yeterince tartışılmamaktadır? Yandaş medya olanları görmezlikten gelecek kadar alçalmıştır.

İnsan ister istemez başka bir soru daha soruyor:

Acaba gaziler eylem yaparak haklarını elde ederse öğretmenlerin, madencilerin, çiftçilerin, emeklilerin ve diğer toplum kesimlerinin de “Eylem yaparak hakkımızı arayabiliriz.” düşüncesine kapılmasından mı endişe ediliyor?

İnsanlara demokratik yollarla, eylem ve protestolarla hak aranabileceğini göstermemek için mi gazilerimize bunlar yaşatılıyor?

Bilmiyorum.

Ama kendime bu soruları sormaktan da vazgeçemiyorum.

BİR TARAFTA GAZİ, DİĞER TARAFTA ‘ŞEHİT’ TARTIŞMASI

Bütün bunlar yaşanırken, diğer tarafta Diyarbakır’da PKK mensubu olduğu belirtilen 49 kişi için “şehit” ifadesinin kullanıldığı bir anma etkinliği düzenlendiğine ilişkin haber ve görüntüler kamuoyuna yansıyor.

Bu satırları yazarken boğazım düğümleniyor.

Damarlarımdaki kanın çekildiğini hissediyorum.

İnsanın aklına şu soru geliyor:

“Biz gerçekten Türkiye’de, kendi ülkemizde mi yaşıyoruz?”

“Allah’ım, bu bir kâbus olsa da uyansam.” diyorum.

Bir tarafta terörle mücadele ederken bedenini ve ruhunu ortaya koymuş gazilerimiz haklarını ararken polis müdahalesiyle karşılaşıyor.

Diğer tarafta ise PKK mensuplarına yönelik “şehit” nitelemesi üzerinden tartışmalı etkinlikler düzenlenebiliyor.

Şimdi sormak gerekiyor:

Sözde kardeşlik ve yeni bir dönem adına terör örgütü mensuplarına yönelik af veya benzeri düzenlemeler gündeme gelirken, güvenlik güçlerimiz tarafından etkisiz hâle getirilen teröristler için de “şehit” gibi nitelemeler kullanılmasının önü mü açılacak?

Bunu da Meclis’teki o 467 vekil  kabul eder her halde?

Peki Türk milleti kabul edecek mi?

Asıl soru budur.

TERÖRSÜZ TÜRKİYE Mİ, BEDELİ ÖDENMİŞ BİR TÜRKİYE Mİ?

Son dönemde terör örgütü PKK’nın silah bırakması ve örgüt mensuplarının geleceğine ilişkin çeşitli siyasi açıklamalar yapılıyor.

İmralı görüşmelerine ilişkin olduğu ileri sürülen tutanaklar ve gündeme getirilen komisyon önerileri de kamuoyunda ciddi tartışmalara neden oluyor.

Cezaevlerinden, dağdan ve Avrupa’dan binlerce örgüt mensubunun Türkiye’ye dönerek topluma yeniden dâhil edilmesi ihtimali konuşuluyor.

Peki bütün bunların Türk milletindeki karşılığı ne olacak?

Özellikle terörle mücadelede evlatlarını kaybetmiş aileler ne düşünecek?

Yıllarca terörle mücadele etmiş gazilerimiz ne hissedecek?

Şehit ailelerinin, gazilerin ve terörle mücadelede bedel ödeyen insanların duyguları hiç mi hesaba katılmayacak?

Tribünlerden yükselen sesleri de mi duymayacaklar?

Bir ülkeyi demokratik tartışma zemininden uzaklaştırarak toplumun farklı kesimlerini birbirine karşı kışkırtabilecek uygulamalar, kontrol edilmesi güç toplumsal olaylara zemin hazırlayabilir.

Böyle bir ortamın Türkiye’nin düşmanlarının işine yarayacağı da açıktır.

Bugün geldiğimiz noktada, ülkeyi adeta bile isteye  kaos ve çatışma ortamına sürükleyebilecek siyasi kararların toplumdaki gerilimi artırdığı görülüyor.

ABD’nin bölgedeki politikaları ve Türkiye’ye ilişkin açıklamaları da bu tartışmaların dışında tutulamaz.

Ancak burada asıl mesele dışarıdakilerden önce içeride bizim ne yaptığımızdır.

Çünkü Türkiye’yi güçlü kılacak olan, başka ülkelerin ne istediği değil; Türk milletinin kendi geleceği hakkında ortak bir irade ortaya koyabilmesidir.

BU OYUN MİLLETTEN DÖNMELİDİR

Bu süreç eninde sonunda Türk milletinin iradesiyle şekillenecektir.

Bundan şüphem yok.

Fakat benim istediğim şey çok açık:

Bu gidişatın, demokratik ortam bozulmadan, siyasi zeminde ve çözüme kavuşturulmasıdır.

Çünkü istemediğimiz şey kan ve gözyaşıdır.

Türkiye’de kutuplaşan insanların çatışma ortamına sürüklendiğini görmemek mümkün değil.

Ancak şu ana kadar muhalif partilerce  bu süreci durdurabilecek güçlü bir siyasi iradenin yeterince ortaya konulamadığını düşünüyorum.

O nedenle sorumluluk yine duyarlı, cesur ve vatanını dert eden vatandaşlara düşüyor.

Siyasetçileri milletin iradesiyle yönlendirmek zorundayız.

Mecliste oylanan çerçeve yasaya evet diyenlerle kızarak  öfkenizi göstermek yeterli değil. Bu yasaya hayır diyen tüm parti ve STK ların da bir araya gelmeleri için zorlanması gerekir

Birbirleriyle olan kavgalarını ve siyasi husumetlerini bir kenara bırakıp, “Söz konusu vatansa gerisi teferruattır.” diyebilmelerini sağlamak zorundayız.

Türk milleti bu iradeyi ortaya koymadığı takdirde, muhalif siyasi partilerin kendi başlarına böyle bir birliktelik oluşturması mümkün görünmüyor.

BUGÜNÜN KUVAYI MİLLİYESİ

Bugünün Kuvayı Milliyesi, eline silah alıp dağa çıkmak değildir.

Bugünün Kuvayı Milliyesi; vatanı dert eden insanların, siyasi farklılıklarını bir kenara bırakarak Türkiye’nin geleceği konusunda ortak bir irade ortaya koyabilmesidir.

İYİ Parti’nin düzenlediği bayrak mitingleri artık tek bir partinin değil farklı siyasi partilerin bir araya gelerek organize ettiği mitinglere dönüşmelidir.

Gerekirse Atatürkçü Düşünce Derneği, Türk Ocakları ve diğer güçlü sivil toplum kuruluşları da bu birlikteliğin içinde yer almalıdır. Her temsilciye de söz hakkı verilmelidir. Bu birliktelikler sadece mitingler işe sınırlı olmamalıdır.

Bir araya gelmeyi başaran bu insanlar, gazilerimizin hakkını korumakta da, madencimizin hakkını savunmakta da, emeklinin, çiftçinin, öğretmenin ve toplumun diğer kesimlerinin sorunlarına sahip çıkmakta da güç birliği yapabilmelidir.

SÖZÜN SONU

Sözlerimi, bundan yaklaşık yüz yıl önce bize ne yapmamız gerektiğini anlatan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Nutuk’ta yer alan şu sözleriyle bitirmek istiyorum:

“Yalnız mitingler ve gösteriler, büyük gayeleri hiçbir zaman gerçekleştiremez. Bunlar, ancak ulusun sinesinden fiilen doğan ortak güce dayanırsa kurtarıcı olur.”

Bugün teröristle kardeş olmamızı bekleyenlere bunun beyhude bir bekleyiş olduğunu anlaması gerekir.

Türk Milleti olarak ortak bir irade ortaya koyabilmelidir

Ve unutmayalım:

Bir devlet, gazisinin protez bacağını çöp poşetinde taşınan bir eşya hâline getirirse, yalnızca bir gaziyi değil, kendi hafızasını da incitir.

Bir millet, kendi gazisinin acısını unutursa, yarın hangi fedakârlığın kıymetini bileceğini de unutabilir.

Bu nedenle o fotoğrafa iyi bakın.

İyi bakın ve unutmayın.

Çünkü o fotoğrafta yalnızca bir protez bacak yok.

Orada bir gazinin ödediği bedel, bir devletin sorumluluğu ve bir milletin vicdanı var.

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!