Tarihî mecburiyet

featured

“Vatanseverlik” bir tutum değil, bir duygudur. İnsan yaşadığı ülkeye, konuştuğu dile, içinde yaşadığı topluma bağlanır, ülkesinin tarihine ilgi duyar. Ruhunuzun derinlerinde bu masum duyguyu taşıdığınızı bilirsiniz, hayatın akışı içinde onu hissedersiniz. Fakat sürekli “vatan, millet!” diye bağırıp çağırma ihtiyacı duymazsınız.

Mesela “dürüstlük,” vatanseverlikten farklı olarak, bir duygu değil bir tutumdur. Yalan söylemeyen, insanları aldatmayan, rüşvet yemeyen insana “dürüst” deriz. Dürüstlük mertebesi tarihte bazı kişilere unvan olarak verilmiştir. Mesela ünlü Fransız ihtilalcisine “Incorruptible Robespierre” denilmiştir. Buradaki gâvurca sözcük, dürüst, baştan çıkarılamaz, ahlakı bozulmaz, rüşvet kabul etmez anlamına gelir.

“Vatanseverlik” kendi başına siyasî bir terim de değildir. Bir duygu üzerine siyaset inşa edilemez ya da bir duygu bir siyasî özneyi ya da hareketi bir diğerinden farklılaştırmak için kullanılamaz. Siyasette ideolojik ve programatik görüşler, gizli ya da açık niyetler, hedefler belirleyicidir. Mesela birisi kalkıp “Benim partim vatansever, diğer bütün partiler çeşitli derecelerde vatansızdır; benim gibi düşünmeyen herkes vatan hainidir” derse, sıradan vatandaş “La bu ne diyo la?” diye söylenir.

Fakat bazı durumlarda “vatanseverlik” duygusu bir tutuma dönüşür. İnsan ulusal kimliğinin, yurttaş olarak sahip olduğu hakların, hayat tarzının ve daha önemlisi içinde yaşadığı ülkenin nüfus yapısından toprak bütünlüğüne kadar her şeyinin tehlikeye maruz kaldığını görmeye başlar ve bir tutum almak zorunda olduğunu hisseder. İşte o zaman vatanseverlik duygusu bir tutuma dönüşür. Burada, zorlayıcı bir durum, tarihî bir mecburiyet vardır. Yani hayatın akışı içinde bir duyguyu bir tutuma dönüştürmeyi gerektiren bir arıza olmuştur. Yoksa normal günlük hayatın içinde hiç kimse durduk yere kendisinin ya da başkasının vatansever olup olmadığını sorgulamaz; kendisini büyük vatansever görüp vatan haini aramaya, giderek avlamaya çıkmaz.

“Mecburiyet” dedim de aklıma geldi. Geçen gece “tarihî mecburiyet” diye bir şey kafama takıldı, uykum kaçtı. Tarihî bir mecburiyet olarak kalktım ve kesif tütün dumanlarına gömülerek düşünmeye başladım.

Mesela Alman halkı 1920’lerin sonunda ve 1930’ların başında Hitler’i desteklemeye mecbur muydu? Yoksa Hitler, Versailles Antlaşması’nın (1919) dayattığı vahim koşulları (toprak kaybı, ağır savaş tazminatları, ordunun neredeyse polis gücüne indirgenmesi) kullanarak Alman halkını kendisine mecbur mu etti?

İdeolojik altyapı 19. yüzyılda olgunlaşmıştı. Otokratik devlet yönetiminde ırksal ütopyaları temel alan uyumlu bir halk topluluğu (Volksgemeinschaft) kurma özlemi, Hitler’in etnomerkezci (völkisch) milliyetçiliği devlet sosyalizmi anlayışıyla birleştirmesini sağladı. Birincisi (milliyetçilik) zaten vardı; ikincisi (etnik milliyetçilik temelinde devlet sosyalizmi) ise Nazilerin, ortak bir mücadele cephesi kuramayacak kadar ayrışan ve kendi içinde bölünen Komünist ve Sosyal Demokrat hareketlerin tabanını ele geçirmelerini sağladı. Alman Reis’i (Führer) ve faşist cehennem makinesi böylece ortaya çıktı.

Peki Führer vatansever miydi? Elbette. Peki Versailles Antlaşması’nın çeşitli ülkelere dağıttığı, itilip kakılan Alman nüfusunu birleştirme arzusu, bunun için Sudetenland (Çekoslovakya) ve Ruhr bölgesini (Fransa’nın denetiminde) ele geçirme, hatta ırksal birliği sağlamak için Avusturya’yı ilhak etme niyetleri meşru muydu? Alman halkı için tamamen, diğer Avrupa devletleri için kısmen meşruydu. Bu yüzden Alman panzer birlikleri Polonya sınırını geçene kadar (1 Eylül 1939) kimse sesini çıkarmadı.

Benzetme yaptığım sanılmasın. Bizdeki durum kıyaslanamayacak kadar yüzeysel. Milliyetçilik elbette var. Milliyetçiliğin etnik versiyonları da var. Fakat fikrî temeli olan uyumlu bir toplum özlemi yok. Bizde baskın olarak, daha çok 1930’lu yıllara dönmek ya da ucundan da olsa Osmanlı İmparatorluğu özlemini tatmin etmek gibi müphem (belirsiz, karmaşık) arzular var. Bir bütünü oluşturan, örgenleşmiş (bütünün işlemesini sağlayan organik ama kendi başına özerk) kurumlar yok. Devlet dediğimiz yapı, her türlü kamu denetiminden kurtulmuş bir siyasî iktidar sayesinde, paraları toplayıp yandaşlara pompalayan bir emme basma tulumba gibi çalışıyor. Bu yüzden herkes tulumbaya yakın durmaya çalışıyor. Tulumbayı korumak için gerekli olan güvenliği sağlama kaygısı bütün diğer kaygıların en tepesine yerleştirilmiş. Siyasî toplumun çok büyük bir bölümü geniş kitlelerden ayrılarak, sadece pastadan büyükçe bir dilim koparmak için siyaset yapıyor.

Ve en önemlisi, bizde millet ve ümmet kavramları iç içe geçmeye başladı. Milliyetçi kendisini giderek ümmetçi, ümmetçi ise milliyetçi olarak görüyor ve bu tuhaf sentez sayesinde vatanseverlik duygusu masumiyetinden sıyrılarak mevcut siyasî iktidarın en önemli dayanak noktası hâline geliyor. Reisimiz bu sentezlenmiş vatanseverlik duygusunu başarılı biçimde kullanabilirse, bütün toplumu kendisine ve kendisinden sonra gelecek benzerlerine mecbur bırakabilir. Alternatifsiz kaldığı koşullarda başarısızlığa uğrar ve kendi gerçekliğini kabul etmekte gecikirse, ki gecikmekte olduğu görülüyor, araladığı fakat mecburen sonuna kadar açamadığı Ortaçağ kapısından fırlayacak cehennem zebanileri bütün toplumu istila eder ve telafi edilemeyecek kadar kaotik bir durum oluşur.

Bu yüzden halkımızın, özellikle seçkinlerin, büyük kentlerde yaşayan aydınlanmış insanların akıllarını başlarına toplayarak kendi vatanseverlik duygularını ve tarihî mecburiyetlerini gözden geçirmeleri ve siyasî iktidarın hegemonik ideolojisinden kendilerini ayırmanın yolunu bulmaları gerekir. Fazla geç olmadan. [email protected]

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

6 Yorum

  1. Sayın alogan, tarihi mecburiyetler konusunda yüzde yüz haklı olduğunuzu düşünüyorum. Ancak cumhurbaşkanlığı seçiminde oy veren yüzde 52 ‘nın ümmetçi bir yaklaşım içinde olduğunu kesinlikle düşünmüyorum. Hep o sekilde farz-ı kabul ediliyor yanlış olarak..Öyle bir ummetci yapinin istense bile zorlansa bile ne yapilirsa yapilsin bu saatten sonra hem fiziksel hem kimyasal olarak imkansız olduğu kanatindeyim. O harç bu ülkede tutmaz. Zira diğer müslüman ülkelerle bile tutmaz. Hayalî öcü göstermeye gerek yok bence. Evet yok değildir, vardir ama kendileri çalıp kendileri oynayacak kadar bir kitleden bahsediyoruz bence. Asıl tehlikeler genelde insanlara öcü göstererek pireyi deve yaparak algılarla oynayarak onceden kurgulanmiş planlarin icinde geliyor. Önce düşman yarat, hatta onları el altından besle, senin kontrolunde olsun, onunla mücadele ediyormuş gibi görün, sonra ne istiyorsan yap, adını da filânca adına yapılıyor tüm bunlar de geç..Sizin aklınız ermez derler sonra da.. Ülkemize ve hatta dünyaya zarar vermiş tüm oluşumlar hep bu taktikle çalışmıyorlar mı sizce de.. Koca nehir akıp giderken kendi tarlasına uyaniklik yaparak ark yapıp su çevirmeye kalkanlar nehrin ne yatağını ne de akış yönünü degistiremezler. Bunlara inanmak için nehrin debisinden ve yatağın derinliğinden bi haber olmak gerekir.

  2. 13 Aralık 2019, 11:26

    vatanseverlik bir tutumdur, Atatürkten biliyoruz… Duygu durumu değişken olur ama vatanseverlikte değişkenlik pek olmaz, çok nadir, etki ajanlarınca kandırılan, para karşılığı satılan tutumlar haricinde… Mevcut sisteme olan eleştiriniz makul, alternatif bulamadığımız gerçek… Ancak her ne kadar iktidarı beğenmesek de, bizi alternatifsiz bırakan muhalefeti kutuplaşmanın bu kadar yoğun olduğu bir dönemde koşulsuz desteklememizi de beklemeyin. (Mevcut koşullarda ya Abd kucağına tekrar oturacağız, yada deliğe süpürenler yolsuz da olsa iyi kötü abd kucağından kalkmak zorunda kalıp milli çizgiye yaklaştıkları savıyla yanlarında olacağız) dedim ya üçüncü bir alternatifi kim nasıl yaratacak, bekliyoruz. Bu sayfaların bazı yazarlarına göre olgunlaşması beklenen siyasi oluşum için de vatanseverlerin ne kadar bekleyeceği belli değil.

  3. “Bu yüzden halkımızın, özellikle seçkinlerin, büyük kentlerde yaşayan aydınlanmış insanların akıllarını başlarına toplayarak kendi vatanseverlik duygularını ve tarihî mecburiyetlerini gözden geçirmeleri ve siyasî iktidarın hegemonik ideolojisinden kendilerini ayırmanın yolunu bulmaları gerekir. Fazla geç olmadan. ”
    Katiliyorum. “Siyasal iktidarin hegemonik ideolojisinden kurtulma” nin yolu milli vatanseverlerin birlesmesidir. Bu sadece siyasal islamciliktan degil, ayni zamanda belki ondan da onemli ve daha guclu bir tehlikeden, emperyal istila’dan kurulmanin yoludur. Bu ise boluk, porcuk ulusal partiler kurmak ve ulusal gucleri dahada bolmek yerine, ulusal ve vatansever butun guclerin elbirligi ile CHP nin tekrar elde edilmesidir. YCHP Turkiye’nin basina bela bir emperyal istila tehlikesidir.
    Isin aci tarafi, Ulusalci ve gercek Ataturkcu guclerin artik iyiden, iyiye bolunmus ve boluk, porcuk bir durum sergiliyor olmasidir. Silivri duvarlari yikildiktan sonra bircok Ataturkcu orgut biraraya gelebilmis ve bir umut asilamisti. Su anda gorulen, en orgutlu ulusal parti olan Vatan partisinin dahi hazan yapraklari gibi dokuldugu. Ulusal cephe aklini basina devsirip, iktidarla koalisyon gibi stratejilerin disinda, yeni diger ve uzun vadeli stratejilerde belirlemelidir. Yoksa Turkiye ihvanci, tarikatci, yesil kusakci siyasal islamcilar ile Avrupa oligarsisinin masalari arasinda sikisip kalacaktir. Yani olumden kurtulmak icin sitmaya razi olacagiz. Benim gorebildigim, ulusal cephe icin basari ihtimali en yuksek olasilik CHPnin ulusal gucler tarafindan tekrar ele gecirilmesidir. YCHPnin basindaki isbirlikciler Ataturk’un kurdugu bu parti’den def edilmelidir ve CHP fabrika ayarlarina geri donmelidir. Ataturk’un kurdugu Cumhuriyet’in kurtulusu, ATATURK’UN KURDUGU PARTI’NIN KURTULUSUDUR. Ulusal gucler bu yonde birlesmelidir, ufak tefek ulusal partiler kurmak daha da bolunmek demektir. CHP bir marka’dir ve en az yuzde 30lara varan degismez bir oy potansiyeli vardir. Birlesmis, ulusal, Ataturkcu ve guclu bir CHP ayni zamanda siyasal islamci iktidarlarinda sonunu getirebilecektir.

  4. 13 Aralık 2019, 18:31

    Kurtuluş için mutlaka ve mutlaka Atatürk benzeri bir öndere ihtiyacımız var. Önder olmadan insanlar birleşip örgütlü mücadele yapamazlar. Yani Türk halkına gerçek bir önder gerek. Gerisi kolay. Türkiyenin sorunu işte bu bence. Ne yazık ki ben şu anda gerçek bir önder adayı göremiyorum.

  5. 13 Aralık 2019, 19:54

    Ülke kaynakları 1946 yılından başlamak üzere, sistemli ve planlı olarak yok ve imha edilmiş, kamu kaynakları özelleştirme adı altında dış güçlere ve yerli sermayeye oeşkeş çekilmiş, dünyada tarım ve hayvancılıkta jendi kendine yeten “yedi” ülkeden biri olan ülkemiz ekonomik büyüklük itibarıyle de dünyanın 14. Büyük ekonomisi iken, bu avantajlar ortadan kaldırılarak, ülke dışarıya bağımlı hale getirilmiş, eğitim felç edilmiş, yanlış ekonomik tercihler sonucu ülke beton ekonomisine gömülmüş, parlamenter sistem işlevsizleştirilmiş, daha yazılacak yığınla konu olmasına rağmen; kimsenin ufkunda bir çözüm görülmemekte ve kafalar karışık bulunmaktadır..ekonomi ve istihdam etme sıkıntısı nedeniyle 2020 yılı içinde bir erken seçim kaçınılmazdır , bu nedenle tüm ulusalcı ve Atatürkçü güçlerin bir araya gelmesi ve Cumhuriyetimizi fabrika ayarlarına geri döndürmek zorundadır…bu hangi platformda olmalıdır…elbette Türkiye Cumhuriyetini CHP içersinde bu yapı kurulmalıdır..ama bu birliktelik CHP içinde olamıyorsa, fırsat verilmiyorsa, tüm Cumhuriyetçi güçlerin ismi ve tabelası ne olursa olsun bir çatı altında birleşerek Demokratik yapıyı kurmaları ve ülkemizi esenliğe çıkarmaları elzemdir.

  6. İlim Yayma Cemiyeti mensubu adam “Her şey güzel olacak” diye Atatürkçülere ittirilmiş (Daha önce de TESEV’ci Kemal’i ittirmişlerdi), Davutoğlu gibi bir Pentagon müridi parti kurmuş liberal kesim tarafından destekleniyor ve üstelik Akşener çıkmış milletvekilliği vermekten bahsediyor…Kısacası Cumhuriyeti ve ülkemizi elimizden almak üzere nerede yılan, çıyan, akrep varsa toplanmış, siz de burada teorilerle, acabalarla vakit öldürün. Parti? Kitleyi toplamak, ona öncülük etmek?

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!