1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Orkun Özeller
  4. Dünya beşten büyük!

Dünya beşten büyük!

featured

Orkun Özeller yazdı…

GÜNDEMİ KİM BELİRLER?

Mansur Yavaş’ın CHP’den istifa etmesi sonrasında gündemin bu konuya yönelmesinin Sayın Devlet Bahçeli’yi neden rahatsız ettiğini bilmiyorum. Ancak tahmin edebiliyorum.

Anlaşılan o ki Sayın Bahçeli’ye göre Türkiye’nin gündeminde öncelikle Cumhurbaşkanı’nın ABD temasları ve Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yaptığı konuşma olmalı.

Elbette Cumhurbaşkanı’nın uluslararası temasları ve Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda Türkiye adına dile getirdiği görüşler önemlidir. Ancak Türkiye’nin gündemi yalnızca uluslararası kürsülerde konuşulanlardan mı ibarettir?

Üstelik Mansur Yavaş’ın CHP’den istifası, yalnızca bir parti içi gelişme olarak görülmemelidir. Bu konu, kamuoyunda karşılığı olan bir siyasi aktörün tercihleri ve bunun doğurabileceği sonuçlar bakımından da önem taşımaktadır. Dolayısıyla Mansur Yavaş’ın konuşulması, ona yapay bir etki kazandırmak değil siyasette yaşanan önemli bir gelişmeyi değerlendirmektir.

Sayın Bahçeli için gündem onun istediği gibi mi şekillenmek zorunda?

Nedense kendisinin gündem değerlendirmelerinde; vatandaşın karşı karşıya olduğu ekonomik sıkıntılara, hayat pahalılığına, öğrencilerin güvenliğine, kişisel verilerin ve kimlik bilgilerinin güvenliğine, kadın cinayetlerine, polis ve askerlerimizin yaşadığı sorunlara, gazilerimizin hak arayışlarına aynı ölçüde dikkat çekildiğini göremiyoruz.

Daha dün bir emekli polisin, yaşadığı sorunlara dikkat çekmek amacıyla kamuoyunun gözü önünde intihar ettiği haberleri gündeme geldi.

Bir devlet adamının gündeminde, görev yıllarını bu ülkeye hizmet ederek geçirmiş emekli bir polisin yaşadığı çaresizlik de olmalı değil mi?

Devletin güvenliği için yıllarca görev yapmış insanların ekonomik ve sosyal sorunları, görev başındaki polis ve askerlerimizin çalışma koşulları, emeklilerin geçim mücadelesi gündeminizin neresindedir?

Kamuoyunda büyük bir destek gören ve çok önemli konulardan biri olan askeri hastaneler hakkında derhal açılmalı dedikten sonra bu konuda adım atılmamışsa bu daha çok gündeminde olması gerekmiyor mu?

Buna karşılık Sayın Bahçeli’nin açıklamalarında, Abdullah Öcalan’ın gelecekteki konumu ve kendisine ilişkin statü tartışmaları önemli bir yer tutmaya devam ediyor. Sürekli bu teröristbaşının gündemde olmasını ve kamuoyunda şirin görünmesini sağlayacak röportajlar vererek Türkiye’nin gündeminde neyin konuşulması gerektiği sorusuna cevap gibi oluyor.

Peki ya gazilerimizin Güvenpark’ta başlayıp Kurtuluş Parkı’nda devam eden eylemleri?

Onların talepleri neden Bahçeli’nin gündeminde yer bulmadı?

DÜNYA BEŞTEN BÜYÜKTÜR…

Şimdi Sayın Bahçeli’nin gündeme alınmasını istediği konuya gelelim.

Öncelikle açıkça ifade etmek isterim:

Cumhurbaşkanı’nın gerek ABD temaslarında gerekse Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda Türkiye adına dile getirdiği bir çok konuyu kıymetli buluyorum. Türkiye’nin uluslararası platformlarda kendi tezlerini ve itirazlarını açıkça dile getirmesini de önemli görüyorum.

Elbette eksik kalan konular olduğunu düşünmem de doğaldır.

Ancak Cumhurbaşkanı’nın açıklamaları içerisinde benim de özellikle dikkatimi çeken ifade, uzun süredir dile getirilen “Dünya beşten büyüktür” yaklaşımıdır.

Cumhurbaşkanı, “Nasıl bir BM tasavvur ediyorsunuz?” sorusuna karşılık, 190’dan fazla ülkenin iradesinin beş ülkenin veto yetkisiyle sınırlandırıldığı bir Birleşmiş Milletler yapısının adil ve sürdürülebilir olmadığını ifade etti.

Bu düşünceyi tartışmaya değer buluyorum.

Çünkü gerçekten de şu soruyu sormamız gerekiyor:

Birleşmiş Milletler’de beş ülkenin veto yetkisini eleştiriyorsak, kendi ülkemizde kuvvetler ayrılığı, denge ve denetleme mekanizmalarının ne kadar etkin olduğunu da konuşmamız gerekmez mi?

Ben, TBMM’de bir milletvekilinin çıkıp Sayın Cumhurbaşkanı’na şu soruyu yöneltmesini isterdim:

“Sayın Cumhurbaşkanım, dünya beşten büyükse Türkiye birden büyük müdür?”

TÜRKİYE BİRDEN BÜYÜK MÜ?

Soruyu biraz daha açalım.

Bugün Türkiye’de tek bir siyasi iradenin istemediği bir düzenlemenin hayata geçirilmesi ne kadar mümkün?

Kuvvetler ayrılığının, yasama ve yargının denetim fonksiyonlarının ve Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmasının tartışıldığı bir ortamda, “Dünya beşten büyüktür” sözünü Türkiye’deki hukuk düzeni ve demokratik denge mekanizmalarından bağımsız düşünmek mümkün müdür?

Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanması konusunda yaşanan tartışmalar hepimizin hafızasındadır.

İktidar ortaklarının siyasi tercihleri ile toplumun farklı kesimlerinin talepleri arasında ortaya çıkan uyuşmazlıklarda, nihai belirleyici olan nedir?

Millet iradesi mi?

Parlamentonun iradesi mi?

Hukuk mu?

Yoksa siyasi iktidarın tercihleri mi?

Bunları sormak, herhangi bir siyasi partiye karşı olmak değildir.

Tam tersine, demokratik hukuk devletinin nasıl daha güçlü hâle getirileceğini sorgulamaktır.

HUKUK HERKES İÇİN Mİ?

Abdullah Öcalan’ın gelecekteki statüsü ve kendisine ilişkin uygulamalar konusunda kamuoyunda ciddi tartışmalar yaşanıyor.

Burada benim sorum kişisel bir tartışmadan ibaret değil.

Asıl sorum şudur:

Bir kişiye yönelik olarak gündeme getirilen herhangi bir özel uygulamanın hukuki dayanağı nedir?

Eğer kamuoyunun karşısına açık, anlaşılır ve denetlenebilir bir hukuki gerekçe konulamıyorsa, vatandaşın soru sorması kaçınılmazdır.

Bir devlet düzeninde hiçbir kişi hukukun üzerinde olmamalıdır.

Çünkü mesele artık terörist başı Abdullah Öcalan meselesi olmaktan çıkar, hukukun üstünlüğü meselesine dönüşür.

Bir kişiye özel bir statü verilip verilmediği, özel bir konut veya başka bir imkân sağlanıp sağlanmadığı tartışılırken sorulması gereken temel soru şudur:

Bunun hukuki dayanağı nedir?

Cevap açık ve şeffaf olmalıdır.

Çünkü hukuk devleti, “Devlet böyle uygun gördü” anlayışıyla değil, “Devlet bunu hangi hukuk kuralına dayanarak yaptı?” sorusuna verilebilen cevapla güçlenir.

TBMM’NİN İRADESİ NEREDE?

Aynı soruyu yasama organı açısından da sormamız gerekiyor.

TBMM’de milletvekilleri tarafından verilen Meclis araştırması önergelerinin birkaç istisna dışında önemli bir bölümünün, özellikle muhalefet partilerinin gündeme getirdiği bazı konuların, Genel Kurul’da kabul edilmediği görülüyor.

Elbette her araştırma önergesinin kabul edilmesi gerektiğini söylemiyorum.

Ancak vatandaşın hayatını doğrudan ilgilendiren büyük ekonomik sorunlar, kamu zararına ilişkin iddialar, afetler, ihmaller ve kamu yönetimine ilişkin tartışmalar söz konusu olduğunda Meclis’in araştırma ve denetleme fonksiyonunun güçlü olması gerektiğini düşünüyorum.

Çünkü Meclis sadece kanun çıkaran bir kurum değildir.

Meclis aynı zamanda millet adına denetleyen kurumdur.

Muhalefetin görevi de yalnızca eleştirmek değil; iktidarın cevap vermesi gereken soruları Meclis gündemine taşımaktır.

İktidarın görevi ise bu sorulardan rahatsız olmak değil, mümkün olduğunca açık ve denetlenebilir cevaplar vermektir.

Yine Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ve idari işlemler konusunda kamuoyunda zaman zaman ortaya çıkan belirsizlikleri de aynı kapsamda değerlendirilmek gerekir.

Daha bir kaç ay önce Cumhurbaşkanı tarafımdan imzalanan bir kararname, kamuoyuna açıklandı ve neredeyse 24 saat sonra geri çekildi.

Elbette hukuk düzeninde bir kararın değiştirilmesi veya kaldırılması mümkündür.

Ancak vatandaşın sorduğu soru şudur:

Bu kararname hangi gerekçeyle imzalanmıştı?

Ve daha önemlisi:

Sonradan hangi gerekçeyle yürürlükten kaldırıldı?

Devlet yönetiminde öngörülebilirlik ve şeffaflık, vatandaşın devlete duyduğu güven açısından hayati öneme sahiptir.

Türkiye o nedenle birden büyük olması bir çok hatalı veya eksik kararın da önüne geçmiş olmaz mı?

DÜNYA BEŞTEN BÜYÜKSE…

Eğer gerçekten daha adil bir dünya istiyorsak, önce adalet kavramını kendi ülkemizde de tartışabilmeliyiz.

Birleşmiş Milletler’de beş ülkenin veto yetkisini eleştirirken, Türkiye’de denge ve denetleme mekanizmalarının ne kadar güçlü olduğunu da konuşabilmeliyiz.

Dünyaya “adalet” çağrısı yaparken, vatandaşın adalet duygusunu da güçlendirmeliyiz.

Gazinin sesini duymalıyız.

Emeklinin geçim sıkıntısını görmeliyiz.

Polisin ve askerin sorunlarını konuşmalıyız.

Öğrencinin güvenliğini önemsemeliyiz.

Kadın cinayetlerini gündemin merkezinde tutmalıyız.

Kişisel verilerin güvenliğini sağlamalıyız.

Ekonomik sorunları görmezden gelmemeliyiz.

Mansur Yavaş gibi kamuoyunda karşılığı bulunan siyasi aktörlerin gündeme gelmesini de yalnızca “etki kazandırmak” şeklinde değerlendirmemeliyiz. Siyasette yaşanan her önemli gelişme, toplumun bilgi edinme ve değerlendirme hakkı bakımından konuşulabilir olmalıdır. Bir kişiyi konuşmamak, gündemi kontrol etmek değil; kamuoyunun tartışma alanını daraltmaktır.
Ve en önemlisi…

Devlet yönetiminde hiç kimsenin hukukun üzerinde olmadığına vatandaşımızı ikna etmeliyiz.

Çünkü mesele yalnızca “Dünya beşten büyük müdür?” sorusu değildir.

Asıl mesele şudur:

Türkiye’de hukuk, adalet ve millet iradesi herhangi bir siyasi güçten büyük müdür?

Bu sorunun; TBMM’de, kamuoyunda ve vicdanlarda açıkça tartışılarak cevap bulması gerektiğine inanıyorum.

Adil bir dünya istiyorsak, önce adil bir Türkiye’yi konuşmak zorundayız.

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!