İsmet Hergünşen yazdı…
Dünyanın değişik coğrafyalarında çatışma ortamları sürerken; Ankara, Bişkek, Yeni Delhi ve New York’ta 4 zirve geride kaldı.
NATO, Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ), BRICS ve Birleşmiş Milletler (BM) zirvelerinde beklenen oldu; ancak beklediğimiz biçimde değil.
Şöyle ki; 2026’nın jeopolitiği bize şunu gösteriyor: Dünya artık yeni kamplardan çok, yeni kurallar arıyor.
Bugünün dünyası tek patronlu değil.
Dört farklı eksen, dört farklı kural seti. Türkiye ise bunların hiçbirinin tam merkezinde değil; fakat dördünün kesişim noktasında.
NATO: GÜVENLİK ŞEMSİYESİ
Ankara’daki NATO Zirvesi, NATO’nun Avrupa ve Türkiye açısından hala merkezi güvenlik şemsiyesi olduğunu teyit etti. Türkiye’nin Karadeniz’den Akdeniz’e uzanan stratejik sorumluluğu daha da önem kazanıyor.
Ancak bir gerçek de ortaya çıktı. NATO’nun 5. maddesi Hürmüz’ü, Babülmendep’i ve Kızıldeniz’i kapsamıyor. Yani ittifak caydırıcılık sağlıyor; kriz yönetiminde ise bölgesel aktörlerin sorumluluğu büyüyor.
Burada Montrö deneyimi önem kazanıyor. Karadeniz’de yaklaşık 90 yıldır istikrar sağlayan temel unsur yalnızca askeri güç değil, öngörülebilir hukuk kurallarıdır.
ŞİÖ: AVRASYA’NIN KORİDORU
Bişkek’te ŞİÖ, güvenliğin yanı sıra ekonomi, enerji ve ulaşım alanındaki iş birliğini güçlendirdi. Siber suç, uyuşturucu ve yasa dışı göçle mücadele öne çıkarken, Kuzey-Güney Ulaşım Koridoru ve İpek Yolu projeleri Avrasya’nın yeni lojistik haritasını şekillendiriyor.
Türkiye için bunun karşılığı açıktır: Orta Koridor’un Avrasya ağlarıyla bütünleşmesi, Türkiye’yi yalnızca transit ülke değil, Doğu-Batı ticaretinin merkezlerinden biri yapabilir.
BRICS: FİNANS VE ENERJİ
Yeni Delhi’deki BRICS Zirvesi ise yerel para birimleriyle ticaret, yeni finans mekanizmaları, enerji anlaşmaları ve lojistik tedarik zincirleri üzerinden ekonomik alternatifleri güçlendirdi.
BRICS’in ağırlığı büyürken Türkiye açısından mesele Batı’dan kopmak değil; ticaret ve finansta seçenekleri çoğaltmaktır.
AB: EKONOMİK ÇAPA
Dördüncü eksen Avrupa Birliği’dir. Yarım asrı geçen bir süredir kapıda bekleyen Türkiye’nin üretim ve ihracat yapısının önemli bölümü Avrupa ekonomisiyle bağlantılıdır. AB Türkiye’ye pazar ve standart sağlarken, diğer üç eksen Türkiye’ye yeni manevra alanları açıyor.
Burada Türkiye’nin önceliği Gümrük Birliği’nin güncellenmesi ve vize serbestisidir.
BM: EVRENSEL ZEMİN
BM’nin 81. yılına denk gelen bu yılki oturumu, “Güveni Yeniden Tesis Etmek, Dönüşümü Yönetmek: Herkes İçin Sonuç Üreten BM” temasıyla toplandı.
Her yıl dünya liderlerinin kürsüye çıktığı Genel Kurul toplantıları ise artık kamuoyunda beklentileri karşılamakta zorlanıyor. Verilen mesajlar, dünyayı ikna etmekten çok birer formaliteye dönüşme riski var.
BM’nin büyük güçlerin etkisine daha az bağımlı, daha temsilî ve daha etkin bir yapıya kavuşturulması için yıllardır masada duran reform önerileri bulunuyor.
Veto yetkisinin kaldırılması ya da daimi üye sayısının artırılması gibi fikirler dillendirilse de güçlülerin direnci sürdüğü müddetçe bu önerileri hayata geçirilmesi kolay görünmüyor.
Hal böyle olunca toplantılardan barışa giden yolda somut sonuçlar elde etmek zorlaşıyor.
SONUÇ: KÖPRÜ DEVLET
Bu dört eksen ve bunlarla bağlantılı zirveler Türkiye’ye tek bir stratejik gerçek söylüyor:
BM’de etkin diplomasi, NATO’da güvenlik, ŞİÖ’de ulaşım, BRICS’te finans ve enerji, AB’de pazar.
Tek kutuplu dünya “tarafını seç” diyordu.
Çok kutuplu dünya ise “köprü ol” diyor.
Türkiye’nin gücü, bir bloktan diğerine savrulmak değil; farklı sistemler arasında güvenilir bağlantılar kurabilmek.
Ancak burada ince bir çizgi var.
Yeni kapılar açarken mevcut kapıları kapatmamak, yeni ortaklıklar kurarken eski kazanımları kaybetmemek gerekiyor. Türkiye’nin ihtiyacı, bir ekseni diğerine tercih etmek değil; hepsinden akılcı biçimde yararlanabilecek dengeli, tutarlı ve öngörülebilir bir politika izlemek.
Aynen Montrö’nün öğrettiği gibi:
Güç caydırır, kural yönetir.
Türkiye’nin önündeki asıl sınav; NATO’daki güvenlik şemsiyesini, AB ile ekonomik bağlarını, ŞİÖ ile Avrasya bağlantılarını ve BRICS ile gelişen ticaret-finans imkanlarını aynı stratejik akıl içinde değerlendirebilmektir.
Aksi halde, yeni fırsatların peşinden koşarken sahip olduğumuz değerleri ve kazanımları gözden çıkarma riski doğar.
Son sözse; Dimyata pirince giderken, evdeki bulgurdan olmayalım da.










