Sünni ile Alevi evlenemezse, kimlerle evlenilir?

Prof. Dr. Şahin Filiz yazdı

Sünni ile Alevi evlenemezse, kimlerle evlenilir?

Bugün ve gelecekte, 84 milyon insanımızı, hiçbir din, mezhep veya etnik köken ayrımı yapmadan birleştiren “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir” özdeyişi, Atatürk’ün engin ve ileri görüşlülüğünün eseridir. Türk halkı bu tarihsel, kültürel ve siyasal tespitin sonucu olarak, tüm farklılıkları milli birlik ve beraberlik içinde oluşturduğu dayanışma ruhuyla artık içselleştirmiş; dünyada eşine az rastlanır milli ülkü ve amaç etrafında bir arada yaşamaktadır. Ancak etnik kökenlerine ve din-mezhep mensubiyetlerine göre bu halkı parçalamaya çalışan iç ve dış güçler, toplumu kılcal damarlarına kadar ayrıştırmak için akıl almaz kurnazlıklara, hilelere ve tuzaklara başvurmaktan geri durmamaktadır.

Türk milletini etnik bölücülükle dağıtmak için PKK terör örgütünü 40 yıldan uzun süredir Türkiye Cumhuriyeti’nin başına musallat eden bu mihraklar, yurt içindeki bir kısım kollarıyla ülkemizi bölmek, parçalamak ve işgale hazır hale getirmek için var güçleriyle çalışıyor olsalar da, bunu başaramadıklarını, başaramayacaklarını görmektedirler.

Etnik ırkçılığı barış, demokrasi ve özgürlük gibi değerli kavramları kirleterek terörün insan kaynağı olarak kullananlar, yedeklerine, Fetö ve benzeri dinci terörist yapılanmaları bir meşruiyet aracı olarak almakta; büyülü kavramları dinsellik kılıfıyla halk nezdinde kutsallaştırmayı denemektedirler. PKK ve Fetö Türk halkı nazarında montaj meşruiyetini ve sahteci makyajını, uzun süre devam ettirememiş; foyaları hem de kendi elleriyle ortaya çıkmıştır.

Osmanlı’yı dün tarumar eden siyasal İslamcılık, gerçek İslam’ın sırtından para, mal, mülk ve ikbal elde edemeyeceğini çok iyi bildiğinden, Türk halkını İslam’dan ve İslam’ın evrensel ahlak yasalarından soğutmanın yolunu, onu siyasi emellerinin hizmetkârı haline getirmekte bulmuştur. Aynı ilkel yobazlık, bugün Türkiye Cumhuriyeti’nde kolları sıvamış; aklına gelen her türlü şark kurnazlığını “gerçek İslam” diye sunmayı denemektedir.

Şimdiye kadar Türk halkını yukarıdan aşağı biçimlendirme, yönlendirme ve bozguna uğratma aracı olarak PKK ve Fetö ile yeni yöntemler denenmiş, hala da denenmektedir. Ancak etnik ve dinci bölücülük “yukarıdan aşağıya” bu hedefi siyasal argüman ve güçle kotarmaya çalışmayı sürdürürken, aynı çevreler bu kez de farklı bir yöntem denemektedirler: O yöntem, “yatay ve derinlemesine biçimlendirme” dediğim yöntemdir. Doğrudan aileleri ve aile yapısını hedef almaktadır.

Bölgelere, kökenlere, kültürlere ve mezheplere göre halkı yukarıdan aşağıya parçalama faaliyeti, şimdi yatay ve derinliğine parçalama faaliyetiyle bütünleşmiş gibidir.

Etnisite ve din ayrımı, toplumun çekirdeğine yönelik içten bir ayrışmaya doğru derinleştirilmektedir. Osmanlı’da “katli vacip Kızılbaş” oldukları gerekçesiyle İslam’ın yorumuna katılmayan insanlara karşı sürek avı başlatan bu yatay ve derinliğine biçimlendirme yöntemi, bugün de bazı sivri akıllıların fetva adı altında kontrolsüz söylemleriyle hortlatılmak istenmektedir.

Siyasal İslamcılık Sünnilik söylemine sığınarak bir takım cahil ve ileriyi düşünemeyen çıkarcı kişilerin aklına estiği gibi fetva vermesini kolaylaştırmaktadır. Bunlardan birisi, “eğer bilerek Aleviliğini koruyorsa, Alevilere ait olup İslam ile bağdaşması mümkün olmayan inançları ve uygulamaları muhafaza ediyorsa o genç ile Sünni bir kız evlenemez” diyecek kadar haddini aşmış; İslam ahlakını ve hatta çağdaş hukuku hiç saymıştır. Kendisine, “kızım Alevi bir gençle evlenebilir mi ?” şeklinde yöneltilen soruya verdiği bu yanıt, eğer kronik bir cahilliğin eseri değilse, bile-isteye toplumsal dayanakların temeline dinamit koymaktan başka bir şey değildir.

Şimdi akla, vicdana, hak ve adalete, kısacası insanlığa taban tabana aykırı bu sözüm ona yanıtı çözümleyelim:

Sünnilikten ne kastediyorsun? Sünnilik, “Allah’a ve peygamberine, bu iki kaynaktan gelen emir ve yasaklara inanıp ona göre yaşamaya çalışmak”, veya “ehl-i sünnet ve’l cemaate göre inanıp yaşamak” ise, bu kapsamda yüzlerce “Sünni” mezhep vardır. Örnek vereyim: Mevlevilik’ten Selefiliğe, Şafilik, Hanbelilik, Hanefilik ve Malikiliğe; Işıd’den Nakşiliğe, Kadirilikten, Adnan Hocacılığa,Fetöden, Nurculuğa, Zehracılıktan Hizbullah (Türkiye’deki)’a, Süleymancılıktan, Menzilciliğe, Hızbüttahrir’e, Furkan Vakfı’ndan , Galibiliğe, irili ufaklı tüm cemaat ve tarikatlara…birbirine taban tabana zıt bu Sünni alemden hangisi, bizim fetvacının kastettiği Sünniliktir? Bunlardan birine göre fetva verdiyse, diğerlerine katılmıyor demektir. Eğer Sünnilikten yalnız Hanefiliği kastediyorsa, sayılanlardan büyük bir çoğunluğun işledikleri ahlak ve insanlık dışı fiillerine neden sessiz kalmaktadır? Aleviliği hangi noktada eleştirdiğini bile yüreklice söylemeden, çok açık cürümlerde bulunan bazı “Sünni” grupların, devlete, millete, milletin çocuklarına, malına, mülküne ve ırzına tasallutlarını neden görmüyor? Mademki bunlar içinde yalnız Hanefiliği temel aldığını söylüyorsun. O halde neden diğerlerini dışlıyorsun? Yoksa siyasal İslamcılığın gerektirdiği herhangi bir menfaat söz konusu olduğunda, sayılanlardan hangisinin dayanak alınacağını mı hesaplıyorsun?

İşte Sünnilik, yekpare ve tek tanıma sığan bir din yorumu değildir. Bu ad altında birbirinden çok farklı, çatışkan hatta birbirini yok sayan gruplar, inançlar ve yorumlar söz konusudur. Öyleyse “Sünni bir kız Alevi bir erkekle evlenemez” deyip toplumu sabote edemezsin.

Aleviliğe gelince, kuşkusuz Sünnilik gibi onun da pek çok kolları, grupları, inanç tarzları, yorum ve ideolojileri vardır. Bunlar da tıpkı Sünnilik gibi birbirinden farklı ve çatışkandırlar. Yekpare bir Alevilik de yoktur. Hangi Aleviliğin kastedildiğini fetvacının belirtmemesi, sözde fetvasının ardında duramadığı gösterir.

Şimdi mademki Sünnilik ve Alevilik, tarihsel ve dinsel olarak birbirinden farklı kollara, gruplara ve kliklere ayrılmıştır; o halde “Sünni olmak” ve “Alevi olmak” göreceli bir durumu anlatır.

Fetvacı hazret, Ebussuud’a özense de ne o zamanki Sünnilik, ne de Alevilik bugün Türk halkı tarafından çok ciddiye alınmamaktadır. Türk halkı İslam dinine bütün olarak saygı duyar; ama dünyasında, bu mezhep ya da yorum biçimlerinden herhangi birini ölümüne savunmak ve karşıtını bu uğurda yok etmek için programlanmış değildir. Böyle sananlar yanılırlar.

Siyasal dinci fetvacı, Alevi olmayı, İslam inançlarına aykırı görüyor. Hangi Alevilik sorusunu sormuyor. Üstelik Sünniliği tümüyle İslam’ın kendisi, özü gibi gösteriyor. Eğer böyleyse, örneğin Fetö ve  Işid de Sünni olduklarını söylüyorlar. Onları bu tanımın dışına çıkardığına dair tek bir sözü yoktur. Hepsini kapsayan bir Sünnilik tanımın var mı? Hepsi de İslam’ın temel inançlarına uygun mu? Önce bunları sorgulayıp hesaplaşacaksın, sonra Alevilikten ne kastettiğini açıkça, saptırmadan ve yüreklice söyleyeceksin.

Bir tarafı tümüyle aklarken, diğeri dediğin Aleviliği yine aynı düz mantıkla mahkum ve mücrim ilan ediyorsun. Milleti, toplumu, birbirine düşüremeyince toplumu oluşturan aileleri Sünni- Alevi ayrımını körükleyerek hedef almak cehalet değilse eğer, kötü bir niyetin göstergesidir. Ayrıca Hanefi mezhebini Sünniliğin Türkiye’deki temsilcisi gibi görüyorsan bu mezhepte “Alevi bir gençle evlenmek haramdır” deniyor mu? Neden Hanefiliğe böylesine insanlık dışı bir fetva ile bühtanda, iftirada bulunuyorsun?

O kadar Hanefi isen, “namazdaki dua ve sureler her dilde okunabilir” fetvasını, olur da insanlar Türkçe ibadet ederler korkusuyla mı sansürlüyorsun? Yarım Sünnilik olur mu? Hem diğer Sünni gruplar arasından, hem de seçtiğin Hanefilikten işine geleni seçeceksin. Yarım Sünnilik insanı İslam’dan eder. Seçmeci Sünnilikle bütün Sünniler hakkında fetva veremezsin.

Ne Kur’an’da ne de Hadislerde Alevilik ya da Sünnilik geçmez. Alevi ile Sünni’nin evliliği konusunda hiçbir hüküm de yoktur. Başka dinden olanlarla evlenilebilir, hiçbir engel yoktur.  ‘Kız alırız ama kız vermeyiz’ hükmü insanlık dışıdır. Evlenmesinde herhangi bir engel bulunmayan her ırktan, her dinden, her mezhepten insanlar birbiriyle evlenebilir.

Alevi de Sünni de birbiriyle evlenebilir. Hiçbir dinsel, hukuksal ve insani bir engel yoktur. Asıl engel, Yarım-Alevilerin ve Yarım -Sünnilerin zihnindedir. Hakkıyla, namusuyla, dürüstlüğü ve erdemiyle Sünni ya da Alevi olmak, İslam nazarında eşittir.

Üstelik bugün Türk halkının dini anlayışı eklektiktir; medeniyetler beşiği Anadolu’nun sahibi olan Türkler, bu medeniyetlerden aldıkları birikimi hiçbir mezhebe ya da dinciliğe feda etmeyecek kültürel bir olgunluğa erişmişlerdir. Bunu sağlayan da cumhuriyetimizdir. 

O zaman fetvacı hazrete , üstelik İslam’a göre, kimlerle evlenilmeyeceğini ben söyleyeyim.

Peki, kimlerle evlenilmez?

Çocuk gelinlere fetva verenler, çocuk taciz ve tecavüzlerine duyarsız kalanlar, ensest ilişkilere dini kılıf bulmaya çalışanlar, yolsuzluğu hırsızlık saymayanlar, amaca ulaşmak için her şeyi mübah hatta farz görenler, hak ve adalet duygusunu yitirenler, Cumhuriyet’e, Atatürk’e ve onun ölümsüz ilkelerine savaş açanlar, ülkemizi etnik ve dinsel kamplara bölmeyi kutsal görev bilenler, liyakati, ahlakı ve erdemi düşman belleyenler, İslam’ı siyasal dincilikle etnik bölücülüğün aracı haline getirenler ve tüm bunları meşrulaştırıcı yalanlar söylemekten çekinmeyenlerle, Evlenilmez.