Ahmet Müfit
Ahmet Müfit
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Analiz
  4. AKP iktidarıyla mücadele etmenin yolu!

AKP iktidarıyla mücadele etmenin yolu!

featured

Ahmet Müfit yazdı…

(AKP’ye benzemek ya da karşısında olmak)

Kendisini, AKP karşıtı olarak tanımlayan çok geniş bir çoğunluğun görüşü, AKP ile mücadele etmek için yapılması gereken şeyin, amasız, fakatsız CHP’nin desteklenmesi olduğu görüşünde. Bu kesime göre, aksi bir tutumun tek bir anlamı var; AKP’li olmak ya da AKP’ye hizmet etmek.

Tam da bu yüzden, dün koşulsuz olarak Kemal Kılıçdaroğlu ve Altılı Masa savunusu yaparken, şimdilerde Kemal Kılıçdaroğlu karşıtı, Ekrem İmamoğlu ve Özgür Özel yanlısı bir duruş sergiliyorlar. Enteresan bir şekilde, Altılı Masa karşıtı bir tutum alıyorlar ancak Kemal Kılıçdaroğlu bu işleri yaparken şimdilerde kurtarıcı olarak gördükleri Özel ve İmamoğlu, en yakın destekçisi değilmiş hatta arkasından ağlamamışlar gibi davranıyorlar. Yanlış anlaşılmasın, bunu yaparken, çoğunluğunun beklentileri, kendilerine, ailelerine yönelik bir çıkar değil, ülkenin bir nebze normalleşmesi, normalleşme derken kastettikleri de aslında yalnızca birazcık huzur, birazcık adalet, bu ülkenin kuruluş ayarlarına birazcık saygı. Şikayetleri de beklentileri de ülkenin geneliyle ilgili, genelin iyiliği için. Bu açıdan bakıldığında, çıkar amaçlı parti üyeliği ve yandaşlığından oldukça farklı bir tutum içerisinde olduklarını söylemek de nümkün.

Ancak, bir diğer özellikleri var ki, tüm bu olumlu nitelikleri, konumuzla yani ülkenin geleceği ile ilgili olarak değersizleştiren, Atatürk Cumhuriyetinin ideolojik bir tercih doğrultusunda (Kemalizm, Altı Ok) kurulmuş bir cumhuriyet olduğunun dahi farkına varmalarına engel olan, yanlışın kör bir destekçisi olmaları sonucunu doğuran batı bağımlı/güdümlü ideolojik körlükleri.

O kadar derin bir körlük ya da çaresizlik söz konusu ki, dün AKP’nin yanında yer alan, daha da öte borazanlığını yapan Murat belge, Hasan Cemal, Fatih Altaylı, Levent Gültekin, Aslı Aydıntaşbaş, Akif Beki ya da Anberin Zaman, ülkenin Cumhuriyet çizgisinden çıkışında büyük rol oynayan, çoğu sermaye basını beslemesi yüzlercesi gibi, neden bu gün muhalif oldu diye sormuyor, sorgulamıyorlar.

Davutoğlu ve Babacan gibi AKP’nin birinci yıkım döneminin (2002-2016) en gözde aktörlerinden, gerçek anlamda AKP ve onun uyguladığı ekonomik bağımlılığı artıran, laiklik başta olmak üzere kurucu değerleri yok sayan politikalar karşıtı bir duruş beklenebilir mi, “onlar mı değişti, yoksa CHP’mi” diye sormak akıllarına gelmiyor ya da sorguladıklarında göreceklerinden korkuyorlar.

Sorulacak, sorgulanacak olan şeyler, sadece bunlar da değil. Şimdilerde CHP ile kent uzlaşısı adı altında ittifak yapıp, AKP ve MHP ile birlikte 2. açılım komisyonuna öncülük yapan, Katil Öcalan’ın sözcülüğüne soyunup, “babam” diyenler yani şimdiki adıyla DEM partililer mi değişti, yoksa CHP’mi değişen diye sormak, sorgulamak da mümkün.

Ya da AKP’yi demokrasi yolculuğumuzu başarıya ulaştıracak, ülkeyi AB’ye sokacak, Kıbrıs’ı satıp, Batı’dan daha çok “yatırım” yani borç para çekecek, sanayi üretimi yabancıların teknolojisine, tasarımına (know-how), tarımı küresel gübre, tohum firmaların dayatmalarına teslim ederek her nasılsa kalkınacağımızı, gelişeceğimizi iddia eden, işbirlikçi sermaye, piyasa muhipleri yani küresel sermayenin aracıları, İngilizce kelimelerle konuşunca, büyük laflar etmiş olduğunu düşünen içimizdeki ajanları mı değişti?

Aslında herkes biliyor, değişenin onlar olmadığını.

Yoksa biz, bugün dünden yani AKP’nin kuruluş ve cumhuriyet değerlerine karşı olduğunu utangaç da olsa ilk ifade ettiği, ama icraatlarıyla net olarak ortaya koyduğu yıllarda savunduğumuz şeylerden farklı şeyleri mi savunuyoruz? Hep alışacaksınız diyorlardı, dedikleri oldu da gerçekten alıştık mı?  Cumhuriyetin kurucu niteliklerini savunma irademiz, dün bulunduğumuz noktadan daha da mı geride ya da biz dünkü, yetmez ama evetçilerin, solcu liberallerin, sermaye medyasının, taşeron, yurt dışındaki para babalarına bağımlı sermayenin, etnik milliyetçi, toprak ağalarının arkasında, özgürlük mücadelesi yapıyorum zannederken, feodalizmi savunan bölücülerin ve tabii ki din tacirlerin desteğiyle güçlenip, kurulduğunun ertesinde iktidar yapılan AKP çizgisinin, CHP kılığına girmiş güncellenmişz sürümünü mü savunuyoruz diye dahi sorgulayamıyorlar.  Daha da öte, sorgulayanlara tahammül edemiyorlar.

Aslında yanıtlara ulaşmak için çok da büyük çaba gerekmiyor, dün AKP’nin arkasında olanların bu gün kimlerle kol kola olduğunu, kimlerin Chatham House ve benzeri, neoliberal küreselleşmeci batının önemli kabul merkezlerinde hüsnü kabul gördüğünü, bu yolla AKP’ye, kendine gel, gelmezsen alternatifin var diye mesaj verdiklerini her kes biliyor. Biliyor ama bilmezlikten geliyor. AKP’nin seçimler sonrası izlediği siyasi çizgi, attığı adımlar da, bu mesajın onlar tarafından da alındığının kanıtı aslında. Bir yandan alternatif aday olan CHP, siyaseten yok edilmeye çalışılırken diğer yandan biz hala esas aktör olarak oyundayız ve “bu işi” en iyi biz yaparız, biz yeniden özümüze döndük, yeniden Batıyla uyumlu 2002-2015 arası AKP olduk mesajı en güçlü şekilde veriliyor/verilmeye çalışılıyor. Nitekim AKP’nin, ABD “çıkarmasından”, orada verdiği görüntüden ve muhataplarından aldığı tepkilerden anlaşıldığı kadarıyla bu yolda, en azından Trump yönetimi nezdinde,  epeyce mesafe alındığını söylemek mümkün.

AKP’nin sonsuz pragmatizmi ve tabanının şu ya da bu yolla “ikna etme” gücü açısından bakıldığında bu yaşananlarda şaşılacak bir şey yok. Esas sorun, uzun zamandır, Atatürk’le ve kurucu değerlerle ilişkisini, göstermelik düzeye indirmiş CHP’nin, bu gelişmelerden ne sonuç ya da ders çıkardığı/çıkaracağı.

Çıkarılacak sonucun ilk olarak görüleceği ya da görülmesi gereken yer ise Terörsüz Türkiye adı, Demokrasi maskesi altına, laik, üniter nitelikli cumhuriyetin yerine, Osmanlının, Kürt halkının yönetimini, Kürt Aşiret Ağalarına ve yerel dini gurupların “liderlerine” -şimdilerde, aynı guruplar büyük çoğunlukla DEM ve HÜDAPAR saflarında yer tutmuş durumdalar- bırakan yönetim yapısına benzer bir yapıyı, demokrasi kisvesi altında oluşturmak olduğunu düşündüğüm açılım komisyonundan ayrılıp ayrılmayacakları.  Son tahlilde amacı, mevcut anayasal sistemi değiştirmek olan komisyona meşruiyet sağlayan, uzlaşmacı tavırlarını değiştirip değiştirmeyecekleri ya da, AKP ile gerçekten mücadele etmenin yolunun AKP’ye benzemek değil, kurulduğu günden itibaren onu destekleyenlere karşı olmaktan geçtiğini anlayıp anlayamayacakları.

Kişisel görüşüm yöneticilerin kendilerini parti içi iktidara taşıyan ve iktidar hayali görmelerini sağlayan derin ilişkilerin baskısından kurtulup, bağımsız düşünüp, bağımsız davranmalarının olası olmadığı. Onlara göre, malum komisyondan çıkmak demek, ABD, AB yani genel olarak batı desteği konusunda AKP’ye alan açmak demek ve kendilerince bu önemli kozu yani Batı’nın desteğini kaybetmek istemiyorlar. Filler iktidar yani batı’nın desteği için kavga ediyor, ezilen Cumhuriyetin nitelikleri oluyor demek de mümkün.

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!