1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Orkun Özeller
  4. Hukuk, hesap mı sorar, villa mı yapar?

Hukuk, hesap mı sorar, villa mı yapar?

featured

Orkun Özeller yazdı…

“Bomba iddia” olarak şöyle bir bilgi gündeme geldi: Abdullah Öcalan’ın Hendek eylemlerine ilişkin talimatı, Sırrı Süreyya Önder vasıtasıyla verdiği iddia edildi.

Ne yazık ki medyamız, Sırrı Süreyya Önder’i tartışmayı tercih ederken, meselenin özünü ve daha önemli soruyu yeterince gündeme taşımadı:

Aslında tartışılması gereken asıl konu, Sırrı Süreyya Önder’in bu süreçteki rolünden ziyade, Hendek eylemlerine ilişkin talimatın Abdullah Öcalan tarafından verildiği yönündeki iddianın kendisidir.

Hendek operasyonları sırasında 800 civarı güvenlik görevlimiz şehit, binlerce de gazimiz oldu. Bunun en az üç katı terörist de etkisiz hâle getirildi; onlarca yerleşim yerinde ağır yıkım meydana geldi. Böylesine ağır sonuçlara yol açan bir süreçte, talimat zincirinin ve sorumlulukların bütün yönleriyle ortaya çıkarılması kamuoyu açısından son derece önemlidir.

Bu nedenle tartışmayı yalnızca Sırrı Süreyya Önder üzerinden yürütmek, asıl soruyu gözden kaçırmak anlamına gelir.

Şimdi, madem Türkiye Cumhuriyeti’nin bir hukuk devleti olduğu söyleniyor, o hâlde soruyorum:

Hendek eylemlerinin başlamasına ilişkin talimatın Abdullah Öcalan tarafından verildiği yönündeki iddia yargıya taşınacak mı? İddia doğruysa, hukuki sorumlusu  belirlenip ceza alması gerekmez mi?.

Kamuoyunda konuşulduğu gibi mesele bir kişinin diğerine mesaj taşıyıp taşımamasından ibaret değildir.

Mesele, yüzlerce insanın hayatını kaybettiği ağır bir terör ve çatışma sürecinin arkasındaki emir veya talimat ilişkisi bulunup bulunmadığının ortaya çıkarılmasıdır.

İDDİALAR NEYE DAYANIYOR?

4 Mayıs 2026 tarihinde X platformunda kendisini “Kurdish Journalist @DILDAR_TV Ayrılıkçı Gündem” şeklinde tanıtan ve konumunu Amed olarak belirten Mustafa Yıldız’ın yaptığı bir paylaşımda, Sırrı Süreyya Önder’in devlet ile İmralı ve İmralı ile Kandil arasında talimat taşıdığı yönünde iddialar ortaya atıldı.

Bunun yanında Selim Çürükkaya’nın, Altan Tan ile yaptığı bir söyleşide Hendek sürecine ilişkin önemli iddialarda bulunduğu görülmektedir.

Çürükkaya, kendi anlatımına göre, bir milletvekilinin Kandil’e giderek Abdullah Öcalan’ın iradesi adına konuştuğunu ve savaşın başlaması gerektiğini söylediğini, buna karşı çıkan bazı örgüt mensuplarının bulunduğunu ve sonrasında örgüt yöneticilerinin bu görüşün “önderliğin görüşü” olduğunu belirterek ortamı yatıştırdığını ileri sürmektedir.

Burada altını özellikle çizmek gerekiyor:

Bunlar benim ortaya attığım iddialar değildir.

Bunlar örgüte yakınlığıyla bilinen kurum ve kişilerce kamuya açık şekilde dile getirilmiş iddialardır.

Dolayısıyla yapılması gereken, bu iddiaları; hukuk devletinin gerektirdiği şekilde araştırmaktır.

Eğer bu anlatımlar gerçeği yansıtıyorsa, Abdullah Öcalan’ın 1999 yılında hükümlü olarak cezaevine girmesinden sonraki dönemde PKK üzerinde emir, talimat veya yönlendirme yetkisini sürdürüp sürdürmediği de hukuken incelenmesi gereken bir konu haline gelir.

Özellikle Hendek olayları gibi yüzlerce insanın hayatını kaybettiği ağır sonuçları olan eylemler bakımından bu ilişkinin araştırılması, yalnızca siyasi değil, aynı zamanda hukuki bir sorumluluktur.

BU NEDENLE İKİNCİ KEZ SUÇ DUYURUSUNDA BULUNDUM

Bu nedenle bir kez daha Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulundum.

“Bir kez daha” diyorum; çünkü Aralık 2025’te de aynı konu kapsamında suç duyurusunda bulunmuştum.

Dosyamda 1999 sonrası pkk  terör örgütünün yaptığı eylemleri ortaya koymuş ve halen günümüzde bile örgütün sorumlusu ve yöneticisi olarak kabul edilen ABDula Öcalanın hukuki sorumluluğu göz önünde bulundurularak yargılanmasını talep etmiştim.

Yani hukukun işletilmesini istedim.

İlişkili Haber
thumbnail

Emekli Albay Orkun Özeller’den teröristbaşı Öcalan hakkında suç duyurusu: Hendek olaylarını işaret etti

Haberi görüntüle

‘MÜKERRER SORUŞTURMA’ KARARI

İlk suç duyurum üzerine Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2025/135784 soruşturma sayılı dosya kapsamında işlem başlatıldı.

Daha sonra yaklaşık 20 dıyarlı  vatandaşımızın da aynı dilekçe üzerinden yaptığı başvuruların bu dosyada toplandığını gördük.

Ancak süreç, Bursa Cumhuriyet Başsavcılığının verdiği kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla sonuçlandı.

Kararın gerekçesinde özetle; şüphelinin hâlen İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olduğu, hakkında aynı suç kapsamında daha önce başlatılmış ve devam eden başka bir soruşturmanın bulunduğu ve bu nedenle yeni soruşturmanın mükerrer olduğu değerlendirmesine yer verildi.

Bu karar konuştuğum tüm hukukçular tarafından hayretle karşılanıyordu. Bunun üzerine savcılığın kararına itirazda bulunduk.

Avukatım aracılığıyla yapılan itirazda özetle; aynı konuda daha önce başlatılmış ve hâlen devam eden bir soruşturma varsa, yeni dosyanın önceki soruşturma dosyasıyla birleştirilmesinin değerlendirilmesi gerektiği, “mükerrer” değerlendirmesinin soruşturmanın hâlen devam ediyor olmasıyla birlikte ele alınmasının hukuken tartışılması gerektiği ve etkin bir soruşturma yapılmadığı yönündeki itirazlarımız ortaya konuldu.

Ayrıca;

  • Öcalan’ın cezaevinde bulunduğu dönemde kimlerle görüştüğünün,
  • PKK bağlantılı davalarda sanık veya tanıkların kendisi hakkında verdikleri beyanların,
  • 1999 sonrasında kendisinden emir veya talimat alındığına ilişkin herhangi bir ifade veya delil bulunup bulunmadığının,
  • Hendek olayları gibi çok sayıda insanın hayatını kaybettiği eylemlerle ilgili dosyalarda bu yönde bağlantıların bulunup bulunmadığının

araştırılması gerektiğini savunduk.

Ancak yaptığımız itiraz da reddedildi.

BENİM SORDUĞUM SORU ÇOK BASİT.

Ben Hendek operasyonlarında yer almış, kucağında arkadaşlarının şehadetini yaşamış bir asker ve bir vatandaş olarak şunu sorma hakkım olduğuna inanıyorum:

Bir kişi hakkında bu kadar ağır iddialar ortaya atılıyorsa, bu iddiaların bütün yönleriyle araştırılması hukuk devletinin gereği değil midir?

Özellikle yüzlerce şehidin verildiği, binlerce insanın yaralandığı ve Türkiye’nin güvenlik tarihindeki en ağır dönemlerden biri olan Hendek olayları söz konusu olduğunda, talimat zincirinin bütün yönleriyle ortaya çıkarılması hepimizin ortak sorumluluğu değil midir?

Bugün bazı çevreler Abdullah Öcalan’ın siyasi statüsüne ilişkin tartışmalar yürütüyor, “kurucu önder” gibi ifadeler kullanıyor veya kendisini kamuoyuna farklı bir siyasi çerçevede anlatmaya çalışıyor.

Yargılanması gereken biri hakkında ülkeyi yöneten siyasetçilerin  bu tür söylemlerde bulunması TÜRK MİLLETİNİN VİCDANINI KANATMAKTADIR.

DERS ÇIKARILMASI GEREKEN FETULLAH GÜLEN DAVASI

Aklıma bu noktada Fetullah Gülen hakkında geçmişte yaşanan hukuki ve siyasi süreç geliyor.

1999 yılında hakkında dava açılan, 2008 de beraat eden bir kişinin 5 yıl sonra FETÖ yapılanmasının lideri olduğu önce  siyasi sonra da hukuki olarak kabul edilmesi hukuk kurumlarının verdiği kararların ne kadar hayati sonuçlar doğurabileceğini hepimize gösterdi.

Buradan bakınca alınacak bir ders görülmüyor mu?

Hukuk, siyasi atmosferden bağımsız olarak delilleri zamanında ve bütün yönleriyle araştırmalıdır.

Çünkü bugün yeterince araştırılmayan bir iddia, yarın çok daha büyük bir tartışmanın konusu hâline gelebilir.

Benim endişem de tam olarak budur.

Bugün ortaya atılan ciddi iddiaların yarın “Neden zamanında araştırılmadı?” sorusuna dönüşmesini istemiyorum.

Bu nedenle sahada mücadele etmiş bir asker ve sorumlu bir vatandaş olarak sadece veryansın etmekle kalmıyor aynı zamanda hukukun işletilmesi için somut adımlar atmaya çalışıyorum.

BU SÜRECE KARŞI OLAN SİYASİ PARTİLER NE YAPIYOR?

“Öcalan’a statü verdirmeyiz.”

“İhanetin zaman aşımı olmaz.”

“Terör örgütü liderine taviz verilmemeli.”

Bu sözleri söyleyen siyasi parti yöneticilerine de bir çağrım var:

Eğer Abdullah Öcalan hakkında gerçekten bu sözlerinizde  samiyseniz, neden bunun hukuki sonuçlarının ortaya çıkarılması için somut adımlar atmıyorsunuz?

Neden yalnızca siyasi kürsülerde konuşuyorsunuz ?

Neden bu iddiaların tamamının araştırılması için etkin bir hukuki süreç talep etmiyorsunuz?

Bu mücadele yalnızca Orkun Özeller’in sorumluluğu mu?

Elbette hayır.

Bu mesele, şehit ailelerinin, gazilerin ve terörle mücadelede bedel ödemiş insanların olduğu kadar, hukuk devletine inanan herkesin meselesidir.

İmralı’da teröristbaşı Abdullah Öcalan’a yönelik özel koşullar veya lüks villa tarzı yapılaşma konusunda kamuoyuna çeşitli iddialar yansırken bu sürece karşı siyasi partiler sadece sosyal medya paylaşımı ile tepkisini dile getirmekle mi yetinmeli?

Yoksa bu ciddi iddiaları gündeme getirip  yargıya taşıması gerekmez mi?

Unutulmamalıdır ki;  şehitlerin hatırasına saygının yolu sloganlardan değil, gerçeğin bütün yönleriyle ortaya çıkarılarak sorumluların hak ettiği cezayı almasından geçer.

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!