İsmet Hergünşen yazdı…
Deniz yolculuğu her zaman belli bir risk unsuru barındırmıştır. Kazalar, insan hatası, zorlu hava koşulları, teknik arızalar ve savaş sırasındaki eylemler, bir geminin sulara gömülmesine yol açabilecek etkenler arasındadır.
Titanic’in batışı gibi bazı denizcilik felaketleri kamuoyunun zihninde geniş yer edinmiş olsa da, çok daha büyük can kayıplarına yol açan bazı kazalar nispeten bilinmez kalmıştır.
Büyük emek ve çabalarla elde edilen kazanımları kendi eliyle kolayca berhava eden bir ülke olmak da ayrı bir talihsizlik olsa gerek.
Maddi ve manevi kayıplarla sonuçlanan olayların ardı arkası kesilmiyor. Kazalar konusunda da sicili pek parlak olmayan ülkemizde yaşanan her olay “Bu kadarı da olmaz” dedirtiyor.
Çok sayıda insanın hayatını kaybettiği veya yaralandığı kazalar toplumumuzu derin bir üzüntüye boğarken, ilgililerin bilgisizliğine, bilgililerin ilgisizliğine ne demeli?
Her olay sonrasında çaresizlik ve hamaset gözler önünde.
Liyakat mı?
Ara ki bulasın.
Ders çıkarmak mı?
Hiç ama hiç mümkün olmuyor.
Hele ki istifa müessesesi…
Bu topraklara hiç uğramamış.
Özgürlüğün ve sonsuzluğun adeta bir simgesi olan denizlerimiz de bu tablodan payını alıyor.
2021-2025 yılları arasında meydana gelen 1.695 deniz aracı kazasında 151 kişi hayatını kaybetti, 116 kişi kayboldu, 4.452 kişi ise kurtarıldı.
Yakın zamanda iki deniz kazası daha yaşandı. KKTC karasuları içinde Girne açıklarında bir gemi alabora olarak battı. Hemen ardından bir kuru yük gemisi çatma neticesinde Marmara Denizi’nde kaynadı.
Üstelik bunlar açık denizlerde, arama-kurtarma sahalarımızın uzak noktalarında meydana gelen olaylar da değil.
Adeta burnumuzun dibinde.
İnsan hataları, teknik arızalar, güvenlik önlemlerinin ihlali ve denizcilik kurallarına uyulmaması kazaların başlıca nedenleri arasında.
Kazaların yüzde 90’ından fazlasının insan kaynaklı olduğu ifade edilirken, asıl üzerinde durulması gereken konu, kazaların arkasındaki kök nedenlerin ortaya çıkarılmasıdır.
Nerede hata yapıldı? Hangi tedbir alınmadı? Hangi denetim mekanizması çalışmadı? Hangi eğitim yetersiz kaldı?
Asıl sorular bunlardır.
1974 tarihli SOLAS Sözleşmesi de deniz kazalarının incelenmesine ilişkin sorumluluklar getirmektedir. Buradaki temel amaç yalnızca kusurluyu bulmak değil, benzer kazaların yeniden yaşanmasını önleyecek tedbirleri ortaya koymaktır.
Deniz kazalarının önlenmesinde en önemli unsurlardan biri gemi insanlarının eğitimidir.
Her seviyede nitelikli gemi insanı yetiştirilmeli, eğitim kurumlarının denetiminde hiçbir açık kapı bırakılmamalıdır. Özel denizcilik eğitim kurumlarında da ölçülebilir ve denetlenebilir süreklilik arzeden bir sınav sistemi uygulanmalıdır.
Ancak eğitim yalnızca sınıfta verilen teorik bilgilerden ibaret değildir. Çünkü denizcilik yalnızca kitaplardan öğrenilebilecek bir meslek değildir.
Deniz, insanı gerçek şartlarda sınar.
Stajyerlere etkin ve verimli bir gemi ortamı sağlanmalı, nitelikli tatbiki eğitim imkanları artırılmalıdır. Yetkili otorite, askeri gemiler de dahil olmak üzere staj imkanlarının geliştirilmesine öncülük etmelidir.
Son yıllarda gemi inşa sanayimizde önemli bir ilerleme söz konusudur. Bu gelişme, deniz ticaret filomuzun yenilenmesi ve çevre denizlerimizin ihtiyaçlarına uygun Türk tipi gemilerin tasarlanması için fırsata dönüştürülmelidir.
Ancak yeni gemiler inşa etmek kadar, onları güvenli biçimde kullanacak insanı yetiştirmek ve denetim mekanizmalarını güçlendirmek de önemlidir.
Yaşanan her kazadan gerçek anlamda ders çıkarmak zorundayız.
Çünkü denizde meydana gelen her kaza yalnızca bir geminin batması değildir.
Bir insan hayatı, bir ailenin geleceği, milli servet ve çoğu zaman geri dönüşü olmayan bir çevre kaybıdır.
Denizcilikte güzel bir söz vardır:
“Denizde dikine gidilmez, huyuna gidilir.”
Ama bugün asıl ihtiyacımız olan, denizin huyuna gitmekten önce, kendi hatalarımızın ve ihmallerimizin üzerine gitmektir.
Son sözse, asıl mesele, kazadan sonra ne yaptığımız değil; aynı kazanın bir daha yaşanmaması için kazadan önce ne yaptığımızdır.
Tanrı denizde olan herkesi korusun.










