Ahmet Müfit
Ahmet Müfit
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Manşet
  4. Bukalemun siyaseti!

Bukalemun siyaseti!

featured

Ahmet Müfit yazdı…

CHP’ye Genel Başkan olduğu ilk günlerde “bir hayalim var” diyerek, ırkçılık karşıtı Amerikalı siyasi eylemci Martin Luther King’e öykünen Kılıçdaroğlu, sonrasında kendisini “sakin güç” diye niteleyerek Gandi olmaya karar vermişse de, seçimlere Cumhuriyeti demokrasi ile taçlandırmaya aday “demokrat amca/dede” imajıyla girmeyi tercih etmişti. Haddini bilmeyerek, Atatürk dönemi uygulamalarını dahi eleştiren, biz 1930’ların CHP’si değiliz diyerek, laiklik, üniter devlet ve bağımsız ekonomi karşıtlarıyla helalleşen Kılıçdaroğlu’nun, şüphesiz ki başka dönüşleri de oldu.

Bir süre “Londralı tefeciler” diyerek antiemperyalistliğe özense, kendisini Kuvayi Milliye’nin devamı ilan edip, kalpakla poz verse de, sonrasında Londra’ya gidip, para satıcıları ile görüşüp, 300 milyar dolar “temiz para” karşılığı antiemperyalist imajından vazgeçmişti. Bununla da kalmayıp, ülke varlıklarını babalar gibi satan Babacan’ı büyük ekonomist diyerek övmekte, Jeremy Rifkin, Daron Acemoğlu ve ismi lazım değil neoliberal benzerlerinden ekonominin “rüya takımını” oluşturduğunu açıklamakta mahsur görmemiş, 180 derecelik dönüşünün savunmasını, bizim getireceğimiz para “temiz” diyerek yapmıştı.

Demokratlığı kendinden menkul Kılıçdaroğlu, son dönüşünü, dün yapılan CHP Meclis Gurup Toplantısında yaptığı konuşma ile gerçekleştirdi. Bir kez daha, antiemperyalist gömleğini giydi, eğreti dursa da kalpağını taktı. Bulundukları makamı, kendisine borçlu olan milletvekillerinin alkışları arasında esti, gürledi.

Gazi Mustafa Kemal’in siyasi bağımsızlık ve ekonomik bağımsızlık olmak üzere iki temel ilkesi bulunduğunu söyleyerek başladığı konuşmayı, “Uluslararası tefeciler faizin yükseltilmesini istiyor” diye sürdürdü. Uluslararası tefecilerin faiz düşük olduğu için Türkiye’ye para getirmediğini ve faizin yükseltilmesini istediğini, Türkiye’nin uluslararası sermayenin sömürüsüne açıldığını söyleyen Kılıçdaroğlu, sözlerini, en yakınındaki Selin Sayek Böke ve Bülent Kuşoğlu’nun çok sevdiği Mehmet Şimşek’in de içerisinde yer aldığı kabineyi, “Bu Düyun-u Umumiye kabinesini mutlaka ama mutlaka göndereceğiz” diyerek bitirdi. Halkın unutkanlığına güvenerek olsa gerek, siyaseten bu denli keskin dönüşler yapıyor olmasından dolayı en ufak bir rahatsızlık duymaksızın konuşmasını tamamlayarak, sahneden pardon kürsüden indi.

Sırf kendisinin cumhurbaşkanı olabilmesi adına, başta Cumhuriyetin kurucu devrimlerini siyasi emanet olarak taşıması gereken partisinden ve sonuç olarak cumhuriyetin kurucu değerlerinden vazgeçebilen Kılıçdaroğlu’nun şu anki hedefi koltuğunu koruyabilmek.

Ne denli diretirse diretsin, günümüz itibarıyla başarılı olma şansı olmayan Kılıçdaroğlu açısından gelinen nokta bu. An itibarıyla, siyasi varlığını kendisine borçlu olan, en yakınında tutuğu kişilerin “ihanetiyle”/başkaldırısı ile koltuğu sallanan ve CHP içerisinde yaptığı değişikliklerden anlaşıldığı kadarıyla, etrafının “Brutus’larla” çevrili olduğuna inanan/olduğunu fark eden bir paranoya, kızgınlık ve hırs karışımı.

CHP ve tabii ki Türkiye için esas büyük sorun ise, Kılıçdaroğlu’nun koltuğuna talip olanların, CHP’deki sağcılaşma, kurucu ilkelerden uzaklaşma sürecinde yani düne kadar hep yanında, yakınında olan kişiler olması.

En gözde aday, 2008 yılında ANAP’tan CHP ye devşirilen, 2009 yılında MYK tarafından Beylikdüzü İlçe Başkanlığına paraşütle atanıp, 2014 yerel seçimlerinde, CHP aday tespit sürecinde, “enteresan ilişkilerin sonucu olarak” Beylikdüzü Belediye Başkanı yapılan İmamoğlu. Diğeri ise daha üç ay öncesinde Kılıçdaroğlu’nun, meclis gurubunda yaptığı veda konuşmasında hüngür hüngür ağlayan, ağlamasının ödülünü Kılıçdaoğlu tarafından “CHP Meclis Gurup Başkanı” yapılarak alan Özgür Özel. Benzer “özelliklere” sahip, yeni adayların ortaya çıktığını, iğrenç ve ilkesiz pazarlıkların ortalığı kaplayacağını da yakında göreceğimize  kuşku yok.

24 Haziran 2018 seçimleri sonrasında yazmış olduğum, “Savunulan politikaları değiştirmeden kişileri değiştirerek başarıya ulaşılamaz” başlıklı yazıyı, Kişisel olarak seçim sonuçlarının sürpriz olduğu kanısında değilim. Bu noktada yanıtlanması gereken soru, bu güne kadar içerisindeki ulusalcılardan kurtulamadığı, kurucu değerlerden yani laiklik, üniter devlet ve ulusal bağımsızlıktan vazgeçilmediği için iktidar olunamadığını zannedip, rakibinin neoliberal dünya düzeniyle bütünleşme noktasında yarım bıraktığı politikaları devralarak rakibini alt edeceğini zannedenlerin, bu sonuçlardan ders alıp almayacağı. Seçim yenilgisi sonrasında yapılan ve seçim yenilgisinin nedenini, savunulan politikaların doğruluğu ya da yanlışlığı ekseninde değil, maalesef yine kişiler bazında tartışan açıklamaların bu konuda iyimser olmamı engellediğini söyleyerek bitireyim.” diyerek sonlandırmıştım.

Bu yazıdan beri geçen beş senenin sonunda, ülkenin, yurttaşların yaşamsal sorunlarının daha da artması ve kalıcı hale gelmesi dışında ne ülkede, ne CHP’de ne de “sözde” Atatürkçü basının, ilkesiz, sorunun kişilerin değişmesiyle çözüleceğini zanneden ya da öyle gösteren siyasi çizgisinde bir değişiklik yok maalesef.

https://www.milliyet.com.tr/milliyet-tv/1930-larin-chp-si-degiliz-video-4567865

https://www.dailymotion.com/video/x1zwfyc

https://www.haberler.com/politika/kilicdaroglu-chp-tbmm-grup-toplantisi-nda-konustu-16049620-haberi/

https://www.odatv4.com/yazarlar/ahmet-mufit/savunulan-politikalari-degistirmeden-kisileri-degistirerek-basariya-ulasilamaz–26061806-141598

https://www.youtube.com/watch?v=BVvp2jO4pV0&ab_channel=CemKaraca%26Mo%C4%9Follar-Topic

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

1 Yorum

  1. CHP halkın partisidir. Partimizi sağcılardan, liboşlardan, ikinci cumhuriyetçi kafalardan kurtaracağız. Çünkü CHP sıradan bir parti değildir, hiçbir partiye benzemez. Kurucu partiyi tekrar köklerine döndüreceğiz.

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!