Ahmet Müfit
Ahmet Müfit
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Manşet
  4. Öcalan ziyareti, açılım cephesinde durum!

Öcalan ziyareti, açılım cephesinde durum!

featured

Ahmet Müfit yazdı…

PKK Yöneticisi, mevcut mevzuata göre birçok suç işlemiş bir terörist olan Murat Karayılan’ın, adeta PKK’nın sözcüsüymüş gibi çalışan DEM’in bir önceki versiyonunda milletvekilliği ve belediye başkanlığı yapmış olan Ayhan Bilgen’in cesur saptamasıyla, onların ürünü/üretimi olduğunu da söyleyebileceğimiz, halihazırdaki DEM yöneticilerinin ve Kılıçdaroğlu’nun, CHP’nin İmralı’ya gitmeme kararına karşı enteresan tepkilerinin ortaya koyduğu şey, mevcut CHP yönetiminin, sonrasında parti adına yapılan “yaptık ama bir sorun niye yaptık” babındaki, utangaç açıklamalardan da anlaşıldığı kadarıyla, çaresizlikten aldığı/almak zorunda kaldığı kararın, 1923’de kurulan cumhuriyetin, “yenisiyle değiştirilmesi” sürecinin seyrini değiştirebilecek bir önemde olduğudur. Dolayısıyla, bu karara yönelik, yukarıda bir kısım örneğini sıraladığım, dozu ve saldırganlığı gittikçe artan eleştiriler/tehditler de gelmekte gecikmemiştir.

DEM’in Eş Başkanı Tuncer Bakırhan’ın, “Ana muhalefet partisi İmralı’ya gitme konusunda olumsuz oy kullandı. Bu tarihi anın gölgesinde bu büyük bir eksiklikti. Bizim beklentimiz bu değildi. CHP’nin üye vermeme kararı Kürtleri kırmıştır, yaralamıştır. Tam da yüz yıllık bir yarayı sarmak için şimdi sorumluluk almayacaksak ne zaman sorumluluk alacağız. Bunu bir yere not ettik ama halen beklentilerimiz devam ediyor.” diyerek, CHP’yi açıktan tehdit eder nitelikte yaptığı açıklamasıyla başlayalım.

Bakırhan’ın konuşmasının can alıcı noktası, “yüz yıllık yarayı sarmak” iddiası. Neyin kastedildiğini herkes biliyor ama biz bir kez daha soralım. Nedir bu yüz yıllık yara, kim tarafından nasıl açılmıştır, açıldığı söylenen bu yarayı kapatmak için İmralı’ya gidilerek ne yapılmış, “yara” nasıl kapatılmış olacaktır?

Soru, yanıtı da içeriyor aslında. Açıldığı söylenen yüz yıllık yara, Cumhuriyetin ilanı ve sonrasında, ülkeyi üniter bir devlet olarak tanımlayan, vatandaşlığı, ırk, mezhep, köken farklılıklarını görmezden gelerek ve bu nitelikleri kişilerin özeli olarak kabul ederek, “kanunlar önünde eşitlik” üzerine inşa eden, Atatürk döneminde gerçekleştirilen devrimlerle son halini alan 1924 Anayasasının kabulü ve tabii ki bu durumun, uluslararası düzlemde kabulünü sağlayan Lozan Antlaşmasıdır.

“Yara” bu şekilde tarif edilince, söz konusu yaranın kapatılması için yapılması gereken şey de net olarak ortaya çıkıyor. Zamanında Şeyh Sait’lerin yaptığını yapmak, Cumhuriyetin kurucu değerlerine karşı çıkmak, ortadan kaldırmaya çalışmak. Özgür bireylere, özgür bireylerin özgür iradelerine dayalı olarak yapılanması amaçlanan Cumhuriyetin kuruluşu ve devrimler öncesine dönmek. Aşiretlere, tarikatlara yani feodal bağlara dayalı, iradesi tarikat ve aşiret ağalarının elinde olan, dolayısıyla fikri ve vicdanı hür olamayan kişilere dayalı, eski toplumsal yapıyı yeniden kurumsallaştırmak.

Tepkilerin, birinci ortak nedeni bu. Tepkilerin bir diğer önemli ortak yanı ise CHP’nin süreç içerisinde olmasının, olayın sonuçlanması açısından taşıdığı büyük öneme vurgu yapıyor olmaları. DEM’in diğer Eş Başkanı Tülay Hatimoğulları’nın, Kemal Kılıçdaroğlu ve Sezgin Tanrıkulu’nun, PKK’lı terörist başı Murat Karayılan’ın açıklamalarının ortak yanı, CHP’nin katılımı olmadan sürecin başarıya ulaşmasının mümkün olmadığı noktasında yaptıkları tespit ve tehditlerin kısaca özeti bu.

Bu noktada akla gelen, sorulması gereken tek bir soru var. Öcalan’la görüşülmesini, sürecin devamı açısından gerekli hatta zorunlu gören kesimin, Kılıçdaroğlu’nun Altılı Masa siyasetinin sonucu olarak, mevcutta anayasa değiştirecek çoğunluğa sahip olmalarına karşın yani sayısal olarak CHP’ye ihtiyaçları yokken, olsa bile bu açığı kolayca kapatabilecekken, niçin CHP’nin sürecin her aşamasında onlarla birlikte olmasını istedikleri.

Sorunun yanıtı, kişisel olarak “o niteliğini” uzun yıllar öncesinden kaybettiğini düşünsem de çok net. CHP’nin halen, çok geniş bir kitle tarafından “Cumhuriyetin kurucu ilkelerinin ve devrimlerin ideolojik savunucusu, temsilcisi” olarak görülüyor, algılanıyor olması. CHP’nin içinde bulunmadığı bir açılım macerasının, sadece CHP değil, tüm partilerin tabanında yani genel olarak kamuoyunda meşruiyetinin/kabulünün sağlanamayacağının düşünülmesi ki, kişisel olarak ben de aynı fikirdeyim.

Dolayısıyla, CHP’nin İmralı’ya gitmeme açıklaması, uzun yıllar sonra -SHP-HADEP Birlikteliği ya da CHP’nin 1994 Yeni Hedefler Yeni Türkiye Programıyla yapılana benzer şekilde- tam kıvamına getirdiklerini düşündükleri CHP’nin, bir kez daha “yoldan çıkması”, üniter nitelikli, devrimlerle şekillenmiş cumhuriyetin, yeni bir “kurucu irade” ile ve 100 yıl önce yapılanın tam tersi niteliklere sahip olacak şekilde değiştirilmesi yönlü “demokratikleşme” girişiminin sabote edilmesi olarak değerlendiriliyor.

Sonuç olarak, gelinen noktada CHP, CHP Yönetiminin şimdiye kadar yaptığı gibi, sanki sürecin dışındaymış gibi yaparak ve cambaza bak türünden açıklamalar, mitinglerle CHP seçmenin gündemini farklı noktaya yönelterek devam edemeyeceği bir noktaya gelmiş, getirilmiş durumda. Ve bu noktada önünde iki seçenek bulunuyor. Ya tabanın tepkisini dikkate almaksızın, ama olayı zamana yayarak, unutturarak yani çaktırmadan, PKK, DEM cephesinden gelen bu tehditlerin gereğini yapma pozisyonuna geri dönecek, ya da tabanın, bu kararı almalarına neden olan mesajının önemini görerek, istemeyerekte olsa açılım katarından inecek ki bu, bir açılım girişiminin daha hüsranla bitmesi anlamına gelecek.

Nereden bakılırsa bakılsın, CHP yönetimi “zor” bir seçimle karşı karşıya. CHP Yönetiminin hangi yöne gideceğini belirleyecek olan da, son yirmi, hatta kırk küsur yıldır sessiz kalan, bastırılan, dolayısıyla kolayca baskılanıp, manipüle edilebileceği düşünülen Cumhuriyet değerleri savunucusu güçlerin, önümüzdeki sürece, CHP’nin bu sürece ilişkin tutumuna ilişkin tavrı/tepkisi ve en önemlisi kararlılığı olacak.

 

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

3 Yorum

  1. 25 Kasım 2025, 17:23

    CHP, ya 1930 larınki olacak, yada KK nın,İmamoğlunun istediği çakma yani “Yeni” CHP olmayı sürdürüp, Türk Ulusu nun başına dertler örmeye devam edecek.

  2. Çok teşekkür ederim Müfit ağabeyime bu değerli yorumları için…

  3. 24 Kasım 2025, 21:31

    Israrla CHP’yi sürece dahil etmek istemelerinin sebebi ne? Galiba işlenecek suç, çok çok büyük ve “ihanetin sorumluluğu ne kadar çok kişi tarafında paylaşılırsa kimse, kimseyi suçlayamaz.” düşüncesi mi? (Hz. Muhammed Suikastı gibi.) *** Chp’de hevesliler çok olabilir ancak garip bir çekinceleri var. İmamoğlu “cesur ol, Recep” diyor; hapisteki Cumhurbaşkanımız ilan etmiş kendini ve de emperyalistlere selam çakıyor…

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!