Cem Gürdeniz
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Diğer
  4. Yunanistan neden Türkiye düşmanıdır?

Yunanistan neden Türkiye düşmanıdır?

featured

Cem Gürdeniz yazdı…

Yunanistan’da Deniz Kuvvetlerindeki aktif görevim sırasında toplantı için iki kez (4 Ekim 1999 Larissa, 24 Ekim 2009 Atina) ve turist olarak bir kez (6-15 Eylül 2015 Costa Navarino) bulundum. Her ziyaretim iyi geçti. Halkın yaklaşımı samimiydi. Türk olduğumu, hele Türk amirali olduğumu öğrendiklerinde ilgi ve alakaları daha artmıştı. İstanbul / Sarıyerli olduğumu öğrenenler sohbeti uzatmışlardı. 2009 yılındaki toplantı sırasında Atina’da bana verilen koruma polislerine ihtiyacım olmadığını söylediğimde, sorumlu subay şaşırmıştı. Ona halkınızdan bir düşmanlık veya kötülük beklemiyorum demiştim. Kısacası devlet ve kilise destekli sistematik büyük karşı propagandaya, Türkleri ötekileştirme ve akla hayale gelmeyecek iftira temelli bilinçlendirme gayretlerine rağmen Yunan halkının bireysel temelde genelde Türklere kötü davranış içinde bulunmadığını söyleyebiliriz. Tabi ki maruz kaldıkları devlet propagandası sonucu aşırı Türk düşmanı olan belli bir kesimi hariç tutuyorum. Diğer taraftan Yunan devleti tüm mekanizmaları ile katı bir Türkiye düşmanlığına sahiptir. Bu süreçte medya büyük çoğunlukla devletin yanındadır. Türkiye aleyhinde haber olmayan gün yoktur. Neden Yunan devleti Türklere düşmandır? Neden 1930-1955 yılları arasında yaşanan 25 yıllık dostluk dönemi tekrar edemiyor? Bu durumun iki temel nedeni var. Birincisi jeopolitik vekalet görevi. İkincisi psikososyal şartlanmışlık

JEOPOLİTİK VEKALET

Yunanistan, 1830 yılında Osmanlı İmparatorluğunu Ege Denizi ve Balkanlar üzerinden çevreleyecek jeopolitik bir tampon devlet olarak kurgulandı. Batı Asya Türklerinin denizler üzerinden batıya genişlemesini engellemek ve Anadolu’nun batı ve güney eksenlerinde Akdeniz’le bağının kesilmesi; kısacası Türkleri kıtaya sıkıştırmak için yaratıldı. Türk Boğazlarını kontrol eden bir devletin Yunanistan’la bütünleşerek Ege Denizini de kontrol altında tutması emperyal jeopolitiğin karabasanıdır. Türkler daima karada tutulmalı denize çıkışları önlenmelidir. Yunan Türk düşmanlığının idamesi Rusya’nın Akdeniz’e inişinin kontrol altında tutulması için de büyük bir hedeftir. Yunanistan ve Türkiye’nin gelecekte Rusya yanlısı bir siyaset ile birlikteliği kenar kuşağın Avrasya jeopolitiğinde büyük yara açar. Bu nedenle Yunanistan’ın Türk düşmanlığı Hristiyanlık ve Helenizm ile batının jepolitik çıkarlarına göre her dönem kullanılmalı ve kışkırtılmaya açık tutulabilmelidir. Bu nedenle Yunanistan, Türkiye’nin üzerine her dönem kullanışlı aptal olarak sürülme tuzağına düşürülmüştür. Burada Yunanistan’ın tarihinin her döneminde düşmana ihtiyaç duyan bir karaktere sahip olması da önemli rol oynadı. Türk düşmanlığı her daim vardı. Düşmanlığın sosyo genetik kodlarına 450 yıllık birlikte yaşadığı büyük ağabeyden nefret kültürünü de eklemek gerekir. Bu nefreti bizdeki dincilerin Mustafa Kemal düşmanlığına, ya da günümüzdeki Ukraynalıların Rus düşmanlığına da benzetebiliriz. Zayıf güçlüden nefret ederek ya da gerçek dışı hedeflerle bilinçlendirilerek hayatta kalma duygusunu canlı tutabilir. Emperyalizm de bunu kullanır. Bu kapsamda 1930-1955 arasında yaşanan Türk- Yunan dostluğu, Yunan tarihinin yanlış bir evresidir. Zira söz konusu dönemde değişen Türkler değil, Yunanlılar olmuştur. Ancak sonradan fabrika ayarlarına geri dönmüşlerdir. Kıbrıs olayları sonrası Türk düşmanlığı her koşulda en üst seviyede canlı tutulabilmiş ve bir nevi var oluş nedenine dönüşmüştür. Bugün yaşanan budur.

PSİKOSOSYAL ŞARTLANMIŞLIK

Birinci Sanayi Devrimini tamamlamış kapitalizmin emperyalizm safhasına evrildiği 19.yüzyılda kimlik sorunu çeken güçlü Avrupa’nın tamamlayıcı değeri Yunanistan oldu. Avrupa’ya sosyolojik ve kültürel payanda sağlamak üzere şekillendirildi. Avrupa, kendini tanımladığı batı kültürünün Hristiyan dini ve Roma Hukuku bacaklarına Yunan Felsefesi ve temsil etmedikleri halde Helenistik mirası ekledi. Öncelikle büyük bir tutku ile neredeyse patolojik megalomani seviyesinde, ırki ve kültürel temelde MÖ 300’lerin Atina, Sparta ve Makedonya mirasına yani Helenistik çağın günümüzdeki temsilcileri ve demokrasinin beşiği olma ayrıcalığına, o nedenle de batı değerlerinin temelini oluşturduklarına; 19. Yüzyılda ortaya atılan Bizans kavramı üzerinden de Doğu Roma İmparatorluğunun mirasçısı olduklarına inandılar ve inandırılırdılar. Bu tutku aynı zamanda devlet ideolojisine dönüştü. Eski çağlarda ticaret dili olan Grekçenin konuşulduğu her yerin kendilerine ait olduğuna inandılar. Böylece Yunanistan’ın, Pan Helenizm, Ortodoks Hıristiyanlık inancı ve Türk düşmanlığı ile şekillenen milli yüksek stratejik hedefi olan Megali İdea (Büyük Fikir) çerçevesinde hareket etmesi ve emperyalizme hizmet etmesi sağlandı. Bu aynı zamanda içerdeki bilinçlendirme ile güçlerinin ötesinde çok büyük kültürel ideolojik bütünlük ve jeopolitik hedef birliğine sahip olmalarını sağladı. Bu amaç için 1800’lerin sonu ve 1900’lerin başında ABD’ye ve bazı Avrupa ülkelerine işsizlik ve açlık nedeniyle göç eden ve her geçen gün güçlenen Yunan diasporası kullanıldı.

EMPERYALİSTLERLE OYNANAN KUMAR

Yunanistan 1821 sonrası Londra Borsasının verdiği kredi ile kurulan bir ülkedir. Yunan bağımsızlık savaşı çıkarılan tahvillere endekslenerek finanse edilmişti. 19. Yüzyıldan itibaren sanayisiz ve donanmasız tarım imparatorluğu konumundaki Osmanlıya karşı, arkalarına emperyalizmi alarak sürekli genişlediler. Denizci karaktere her zaman sahip olan Yunan yönetimleri Birinci İnönü Savaşına kadar doğuya doğru genişledi. Bu süreçte asli güç unsuru donanmaları oldu. 1897 Türk Yunan Savaşında karada büyük zafer elde ettiğimiz halde masada kaybeden ve Girit’i teslim eden taraf biz olduk. Balkan Savaşında iki ayda Osmanlı egemenliğindeki Ege Adalarını işgal ettiler. 15 Mayıs 1919 sabahı İzmir’e çıktıklarında askerlerin ilk gün parolası ‘’Paleologos (son Bizans Hanedanı)’’ işareti ‘’Konstantinopolis’’ idi. Bu ilerlemeye donanmamız değil, Mustafa Kemal Atatürk karada ‘’Dur’’ dedi. 9 Eylül 1922 sabahı kaçarak gittiler. Ardından büyük mübadele geldi.

HAYAL ALEMİNDE YAŞAYAN YUNAN DEVLETİ

Atatürk ve Türk zaferi sayesinde başlatılan ve 1955 yılına kadar devam eden dostluk dönemi, daha sonra Yunan arsızlığı ile değişime uğradı. Her iki ülkenin 1952 yılında başlayan NATO üyeliğine rağmen arkasına batı dünyasını alan Yunanistan, tecavüzlerini başta Ege olmak üzere pek çok alanda devam ettirdi. Günümüzün Ege sorunlarının tümü Yunanistan kaynaklıdır. Lozan’da Anadolu’nun yani İyonya ’nın Türklere; karşılığında Ege’nin kendilerine bırakıldığına inanırlar. Hâlbuki Lozan imzalandığında karasuları rejimi 3 mildir. Yani Ege’nin açık deniz alanları %79’dur. Kıta sahanlığı bu alan üzerinden pay edilecek iken, 1936’da Yunanistan’ın, 1964’te Türkiye’nin 6 mil karasuyu ilanı ile bugün %49’luk alana gerilemiştir. Diğer yandan 1980’lerden bu yana karasularını 6 milden 12 mile çıkararak Ege’de Türkiye’ye hayat alanı bırakmamayı hedefleyen Yunanistan, egemenlik ve aidiyeti tartışmalı 153 ada, adacık ve kayalıkları da gasp ederek Ege’yi tamamen bir Yunan jeopolitik egemenlik alanı haline dönüştürmeyi planlamaktadır. Yunanistan’ın Ege planlarına 2000’ler sonrası Doğu Akdeniz de eklendi. Kıta önündeki Adaların kıta sahanlığı olmadığı halde Doğu Akdeniz’de Mısır ile ABD teşviki ile deniz sınırlandırma anlaşması yapmaları bu süreçteki en son arsızlıkları oldu. Aslında daha çok Ege ve daha çok Akdeniz isteyen Yunanistan’ın bu planları 15 Mayıs 1919 tarihinde İzmir’e efsun askerlerini çıkaran devlet aklından farklı değildir. Yunanistan Türkiye’yi sürekli reaksiyoner konumda bırakacak şekilde hamlelerine devam ediyor.

MİLLİ GÜCÜ DIŞINDA HEDEFLER

Ancak Yunanistan’ın Tüm bu girişimleri milli gücü ile orantılı değildir. Yunanistan’ın nüfusu yok. Ekonomisi küçük. Toprakları verimsiz. Endüstrisi yok. Milli savunma sanayisi yok. Hizmet sektörünün turizm ve gemicilik dışında ekonomiye önemli katkısı yok. Bu durumu Atlantik emperyalizmi Türkiye karşısında çok iyi kullanmaktadır. Batı için, nüfusu ve ekonomik gücü artan Türkiye’nin denize çıkması önlenirken karaya itilmesi sağlanmalıdır. Ege Denizi Türkiye’ye kapatılmalı, Akdeniz’de küçük bir alana sıkıştırılmalı ve KKTC’den çekilmesi sağlanmalıdır. Bu hedeflerin üzerine, Türkiye güneyinde denize çıkışı olan kukla bir Kürt devleti kurularak iç hatlar durumuna getirilmelidir. Bu şekilde yeniden formatlanacak Türkiye’nin, 1945’ten bu yana hizmet ettiği Rusya’nın güneyden kuşatılması görevine de devam etmesi sağlanacak; buna Çin’in Kuşak ve Yol Girişiminin kuşatılması da eklenecektir.

TARİH TEKRAR EDİYOR

Yunanistan’ın temelde iki sorunu olduğunu değerlendiriyorum. Birincisi tarih boyunca kaderlerinin batı tarafından şekillendirilmesine izin vermeleri. İkincisi ayakları yere basmayan, milli güce dayanmayan, gerçekçi olmayan, hayallere dayalı bir devlet siyasetine sahip olmaları. Bugün her iki sorunun uzantıları ile yaşamaya devam ediyorlar. 28 Eylül 2021’de Fransa ve 15 Ekim 2021’de ABD ile yapılan savunma iş birliği anlaşmaları süreci bunun son örnekleridir. Tek kutuplu dünyanın çok kutuplu düzene evrildiği ve Türk Amerikan ittifakının, Türk Amerikan krizine dönüştüğü bir dönemde Türk Yunan düşmanlığı sömürülerek ve kullanılarak Yunan topraklarında tarihte görülmemiş boyutta Amerikan askeri yığınaklanması ve aynı zamanda Fransız silah satışı mümkün kılındı. Yunanistan idarecilerinin iradesiyle batının kasten tuzağına çekildi. Geçen dönem Yunan Başbakanı Çipras Fransa ile yapılan anlaşma için şunları söylemişti: “Fransa, Rafale (savaş uçağı) ve fırkateynler için, Yunanistan gibi borç yükü yüksek olan, borcu gayrisafi yurt içi hasılasının yüzde 210’una ulaşmış bir ülkeden, Yunan savunma sanayinin katılımına dair hiçbir garanti olmaksızın 7 milyar euro alıyor.” 

Türkiye’nin gerek Ege’de gerekse Doğu Akdeniz’de çıkarlarından geri adım atmayacağı bilindiği halde akıl ve bütçe dışı silahlanma ile savunma paktları üzerinden küçük Yunanistan, Türkiye ile çatışma senaryolarına teşvik ediliyor. Diğer yandan Türk tehdidi kullanılarak ABD tarafından resmen işgal ediliyor. Bu işgal Hitler Almanya’sının işgali gibi olmuyor. Türklere karşı caydırma ve koruma sağlama maskesi ile 1945 sonrası savaş mağlubu Japonya ve Almanya’nın durumuna düşüyorlar. Yunanistan Başbakanının 15 Ekim 2021 tarihinde ABD ile büyük mutluluk ve sevinç içinde imzaladığı 1990 MDCA (Karşılıklı Savunma İşbirliği) Anlaşması değişiklik protokolü gerçekte gerileyen bir hegemona tam bir teslim anlaşmasıdır. Bundan geri dönüş de çok zordur. Yaşayarak görecekler. Buradan söyleyelim. Yakında Pire Limanından Çinlilerin çıkarılması için baskılara hazır olmaları gerekecek. O kadar büyük bir hayal aleminde yaşıyorlar ki, ABD anlaşması sonrası Yunan siyasetçiler Ege’de karasularını 12 mile çıkarma zamanı geldiğini deklare edebildiler. Bu olduğunda yaşanacak krizde Amerikan ya da Fransız askerinin kendileri için öleceğine inanıyorlar. Bu arada fakir Yunan halkı Fransız ve Amerikan silahlarına doğmamış çocukların vergisini şimdiden ödemeye başladılar. Başkalarının yaptığı silahlarla medyada özellikle sosyal medyada övünmek ve fanatizm çığlıkları atmak da bugünün General Hacı Anesti’lerine kalıyor. Dilerim Atatürk’ün 30 Ağustos 1922’de ona söylediği sözleri hatırlamak durumuna düşmezler. ‘’Hacı Anesti Gel de Ordularını Kurtar!’’

EMPERYALİZM EMRİNDEKİ HANEDAN DEMOKRASİSİ

Yunan halkı her zaman olduğu gibi emperyalizmin emir kulu Mitsotakis, Karamanlis ve Papandreu hanedanlarının oyun bahçesi olan Yunan demokrasisinin figüranları olmaya devam edecek. Vergileri silah alımına gidecek ve bu arada 2060 yılına kadar dış ve iç borçlarını ödemeye devam edecekler. Yunan Profesör Dimitri Kitsikis, 2019 yılında Atina’da verdiği bir TV mülakatında şunları söylemişti: “Türkiye söz konusu olduğunda büyük bir hata yaptığımızı anlamadıkça sorunlarımızın çözüm şansı yok. Aslında biz değil, batılılar 1821’de bu küçük devleti kurmak için bizi tuzağa düşürdüler…1923’te biz 7 milyon nüfusa sahipken Türklerin 11 milyon nüfusu vardı. Bugün bizim 11 milyon olduğumuzu ve Türkiye’nin 81 milyon olduğunu milyonlarca kez söyledim. Yani ne olmasını bekliyorsunuz? İşe yaramaz, tamamen çökmüş durumdayız, geri savaşabilecek durumda mıyız?” Türkiye, Yunanistan ile savaş istemez. Türkiye, Ege ve Doğu Akdeniz’de uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarını yaşayan ve gelecek nesiller için korumak istiyor. Kıta sahanlığından, münhasır ekonomik bölgeye; Egemenliği antlaşmalarla Yunanistan’a devredilmemiş Kardak benzeri ada adacık ve kayalıklardan, karasuları genişliğine; gayri askeri statüde egemenliği Yunanistan’a devredilmiş adaların silahlandırılması sorunundan, hava sahası sınırlarına kadar geniş bir yelpazede bu sorunları çözmek istiyor.

TÜRKİYE HER DURUMDA HAKLARINI KORUYACAKTIR

Atatürk- Venizelos döneminde olduğu gibi Yunanistan’ın Türkiye haklarına saygı göstereceği günler gelene kadar, Türkiye ulusal gücün her unsurunu kullanarak haklarını koruyacaktır. Türkiye 1920’lerin şartlarında kıtaya itilmeyi reddetti. 1 Eylül 1922 sabahı Mustafa Kemal’in ordularına Akdeniz’i hedef göstermesi denizci ve jeopolitik bir direktifti. Aradan geçen 100 yılda büyüyen Türkiye’yi hiçbir güç karaya itemez. Yunanistan’ın 21’inci yüzyıl Türkiye dinamikleri ve gerçekler ile yüzleşmesi gerekir. Eğer bu yüzleşmeyi yapmazlarsa, Ege ve Doğu Akdeniz’deki barış ortamını bozma sorumluluğu onlara ait olacaktır. Hem uluslararası hukuka, kural temelli düzene vurgu yapıp, hem Türkiye’nin deniz çıkarlarını yok sayacak ve Anadolu’yu karaya hapsedecek oldu bittilere izin vermemizi beklememeleri gerekir.

YUNANİSTAN HAYAL ALEMİNDEN GERÇEKLERE DÖNMELİDİR

Yunanistan’ın ABD ve Fransa gibi silah devi hegemonların kanatlarına güvenerek Helenizm, Megali İdea ve Enosis gibi ayağı yere basmayan hülyalardan arınması ve Türkiye gerçekleri ile küresel jeopolitiğin yeni şartlarının oluştuğunun farkına varması gerekir. Kısacası aklın galip gelmesi gerekir. Yunan halkı emperyalizmin prangalarından kurtulmalıdır. Wilson, Clemenceau ve Lloyd George’un 100 yıl sonra hortlamalarına izin vermemeleri gerekir. Türkiye, hangi parti iktidarda olursa olsun Ege ve Doğu Akdeniz’de boğazının sıkılmasına razı gelmez. Unutulmamalıdır ki, bu Türkiye’ye sadece tarihinin yüklediği bir görev değildir. 21. Yüzyıl Jeopolitiği ve denizcileşme hedefine ısrarla yürümesi gereken Türkiye Cumhuriyeti’nin olmazsa olmazıdır. Bu süreçte, Türkiye’nin değil, Yunanistan’ın Türkiye ile dost olmayı öğrenmesi gerekir.

(23 Ekim 2021 tarihinde Ankara ATO Congresium’da başlayan 16. Ankara Kitap Fuarında Kırmızıkedi ve Pankuş Yayınlarından çıkan kitaplarımızla eşim Rengin Gürdeniz ve bana gösterilen yakın ilgiden dolayı tüm okuyuculara ve dostlara teşekkür ederiz.)

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

14 Yorum

  1. 3milden 12mile… mavi Türkiyeyi yayılmacılıkla suçlayan densiz batı yunanitanın asıl yayılmacı politikasına göz yumuyor. göz yumar çünkü yunan kuklaları Türkiye ise düşmanları.

  2. Yunanlı dostlarımız 1919 da düştükleri hataya umarız tekrar düşmez. 100 yıl önce harap ve bitap haldeki Türk milleti tarafından egeye döküldüler. Günümüzde ki Türkiye karşı bir savaşta İyon denizine dökülmeyi göze almalılar.
    Yurtta sulh, cihanda sulh anlayışını benimseyen bir millet olarak kimsenin toprağında ve hakkında gözümüz olmamalı, fakat bizim toprağımıza hakkımıza uzanacak her ele balyoz gibi inmek elzemdir.

  3. 25 Ekim 2021, 19:18

    Son 2 yıldır Yunan medyasında aşırı şekilde Türkiye korkusu pompalanıyor. Youtube’da Türkçe çevirisi yapılmış yüzlerce video var. Dikkatimi çeken şey, Yunanların ezikçe işgal edileceğiz paranoyasında olması. Normalde, bir toplum işgal tehlikesi yaşasa o topluma kahramanlık, üstünlük gibi duygular zerk edilir, bu adamlar ise tam tersine bizi fazlaca büyütüyorlar. 2015’lerdeki “İran Türkiye’yi ele geçiriyor” paranoyasıyla da benziyor. İran’ı dev aynasında gösterip, MİT’i bile ele geçirdiği söyleniyordu.

  4. Komutanım Ankaraya gelemedim. Çok istiyordum. Artık İstanbul da fuara olursa gelirim..

  5. 24 Ekim 2021, 20:48

    Sayın Komutanım, yazınızı naçizane bilgim dağarcığında dikkatli bir şekilde okumaya çalıştım. Son zamanlarda, Yunanistan üzerindeki ABD ve Fransız etkisinin gittikçe arttığı konusundaki tespitlerinize katılmamak mümkün değil. Sayın komutanım, ancak ben bunun yeni birşey olduğunu düşünmüyorum. Zira çok iyi hatırlarsınız (bilirsiniz) örneğin biz Doğan sınıfı hücumbotlara geçtiğimizde, (Harpoon G/M ve otomelara toplar taşıyan) Yunanlılar ExogetG/M taşıyan Fransız La compatent hücumbotları almışlar ve Ege de onlarla dolaşırlardı. Muhripleri zaten bizim gibi ABD yapımı 2 adet (İ) sınıfı muhrip ve eski Tepe sınıfı muhriplerdi. Yani Arz etmek istediğim husus, Yunan donanmasındaki Fransız ve ABD etkisi yeni bir şey değil, ancak giderek artmakta.
    Diğer bir husus Yunanistan devlet aygıtının ve basınının düşmanca tutumu ki, bunda da çok haklısınız, zira Yunanistan millî marşı sanırım buna en iyi örnek. Hoşgörünüze sığınarak fikirlerimi paylaşmak istedim. Arz ederim. Saygılarımla.

  6. tesekkurler

  7. 24 Ekim 2021, 14:11

    Değerli Dostlar,
    Ben; düşmanlıkların, savaşların, kan ve göz yaşının son bulmasını istiyorum. Türkiye ve komşu ülkeler, işbirliği ile bir diğerini potansiyel ortak olarak değerlendirmeli; paylaşma, dayanışma ve yardımlaşma ile bölgesel olanaklar ve nimetlerden yararlanmayı sürdürebilir olarak hayata geçirmelidirler. Yoksa kazanan sadece ve sadece, geçmişte olduğu gibi küresel emperyalizm ve emperyalist ülkeler olacaktır.
    Sağlık ve esenlik dileklerimle,
    Özer BALKAŞ

  8. 24 Ekim 2021, 11:30

    Ben amiralimizin NATO’dan çıkmamızın gerektiği yönünde bir yazı yazmasının gerekli olduğunu sanmıyorum. Yazılarının bir çoğunda NATO’nun emperyalist ülkelerin örgütü olduğunu, bu örgütten çıkmamız gerektiğini açıkça belirtmiş, her zaman yerimizin Avrasya olduğunu savunmuştur.

  9. 24 Ekim 2021, 11:11

    Amerika’nın bu hasmane tutumuna karşı İncirlik üssünü Çinlilere veya Ruslara verip mukabilinde nükleer veya stratejik silah v.s antlaşma yapmak Dedeağaç üssüne misilleme olmazmı saygılarımla.

  10. 24 Ekim 2021, 10:29

    Yunan Profesör Dimitri Kitsikis Yunanlıya tavsiyem bu insanı dinlemelidir, huzur arıyorlarsa. Su uyur düşman uyumaz derler, bizlerde tedbirimizi ona göre almalıyız. Mesela söyle bir şey olabilir, tatil keyfi yapmaya çalıştığımız deniz araçlarımızın yeri geldiğinde güçlü motorlarla desteklenip, EGE ve AKDENİZ bölgesinde güç oluşturmaya yarayacak şekilde dizayn edilirse, denizdeki gücümüzün desteklenebileğini düşünürüm. (Şöyle düşünürüm sahil güvenlik botları gibi araçlara dönüşebilen 300 adet gibi bir güç çok şeyler anlatır..) Saygılar.

  11. 24 Ekim 2021, 08:40

    Napolyon döneminde ingiltere ve Fransa savaşa girdi ve İngiltere Fransa’yı yendi ama o zaman şartlarında bu olayın haberini Londra’ya iletmek için kaç gün sürerdi. O savaşta hem Fransa ve hem ingiltereyi rothchild ailesi finanse ediyordu, Rothschild ailesinden biri savaş meydanındaydı ve Fransa yenildiğinde hızlıca bu haber Londra’ya iletmeden kendini Londra borsasına yetirdi ve dediki maalesef ingiltere savaşta yenilmiştir, bu yalan haber ile hızlıca borsa düştü ve tüm şirketler hisselerini satışa çıkardı ve bu durumda rothchild ailesi tüm Londra borsasının hisselerini yüzde on degerinde aldı ve iki gün sonra doğru haber geldi ve ingiltere bu savaşı yendiğini bildi ve borsa yine yükseldi, böylece ingiltere rothchild ailesi tarafından fethedildi ve rothchildler ailesi imparatorluğunu Londra merkezli olarak kurdu. Şimdi 1800lerde Londra finanslı olarak kurulan Yunanistanın arkasında kim olduğu ve amacı ne olduğu belli olur. Şimdi ki Rusya 250 yıl boyunca türk Tatar hükümeti tarafından yönetildi ve Londra finanslı olarak azınlık olan Rus kavmi türk hükümeti karşısına silahlanip isyan ettirildi ve Türk hükümeti orada bitti ve İran’da azınlık olan fraslar rothchild ailesi tarafından finanse ve organize edilerek Türk hükümetine karşı isyan ettirildi ve Türk hükümeti İran’da bitti ve 1. Ve 2. Dünya Savaşı’nda geri kalan orta Asya ve kafkaz türk ülkeler, rothchild ailesi tarafından kurulan Rus ve Pers İran tarafından işgal edildi ve Anadoluda rothchild ailesi tarafından kurulan Yunanistan tarafından işgal ettirmeye kalkıştı. Ama ruslarda devrim ve İrana ve Çin’e olan komünist etkisinden dolayı türkü bitirmek planı ertelendi ama soğuk savaş bittiği için rothchild yine bu plana adandı. Şimdi türk ırkı nasıl bir savaş içindedir iyice bakın. Ama rothchildler neden Türkleri bitirmeye yüzlerce yıldır çalışır belli bir sebepleri varki o başka bir konu , ama şunu bilin ki rothchildler ve rockfelerler hiçbir zaman türkü bitirmekten vazgeçmez, sadece Türk’e muhtaç olduğu zamanlar bu planı erteler. Bunlara karşı Türk’ün yeni kızıl elması, yeni yurt kurmak doktrini olması gerekir, yani yeni imparatorluk kurmak ve yeni bölgeleri fethetmek. Türkiye ve Rusya birlikte ABD AB ve çin tehlikesine karşı çıkmalıdır. Birde çini anti emperyalist sanmayın, çin rothchild ve rockfeler sermayesi ile kurulmuştur ve Trumpın asıl çin karsitligi nedeni şudur. Rus ve Türk eğer stratejik işbirliği girse Batı, çin İran ve Hinti yanına alacak

  12. 24 Ekim 2021, 07:08

    Güzel bir yazı. Ancak komutanım bir şeyi atlamış. Yunanistanın nato ya girmesinde ordumuzdan bir tepki duymadım. O hain Evrene engel olunabilirdi. Natoya girişe hiç bir sivil hükümet yapmadı yapamadı. Natoda olmasaydı yunan durum çok farklı olacaktı. Bu özeleştiriyi komutanım yapabilirdi.

  13. 24 Ekim 2021, 07:01

    Sayın amiralim yazınızda Atlantik emperyalizminden bahsediyorsunuz,o zaman bizim NATO da kalmakta ısrar etmemiz doğrumu ? Bu konuda bir yazı yazsanız.

  14. Yunan mi Yunan yoksa sizi Fransadaki konferansa göndermeyen mi daha Yunan. Anlayan varsa beri gelsin. Yunan da kk da iliklerimize kadar isleims kanser gibi sarmis tüm Türkiyeyi. Asil bizim uyanip bunun farkina varip bu kanserden ülkeyi temizlememeis gerekiyor.

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!