Muharrem Karanfilci
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Manşet
  4. Karneme dokunma

Karneme dokunma

featured

Muharrem Karanfilci yazdı…

Bugün okullar yarıyıl tatiline giriyor. Çocuklar karne değil, sözde “gelişim raporu” alacak. “Öğrenci Gelişim Raporu” diyerek sunduğunuz bu uygulama, adının aksine öğrencinin gelişimini değil, Milli Eğitim Bakanlığı’nın zihinsel çöküşünü rapor etmektedir. Karneden Atatürk’ü silmekle, hafızayı da mı sileceğinizi düşünüyorsunuz?

Bir çocuğun eğitim hayatını; kutucuklara, yuvarlak cümlelere, öğretmeni memurlaştıran şablonlara sığdırabileceğinizi düşünüyorsanız, mesele zaten rapor değil, eğitim anlayışıdır. Siz ölçtüğünüzü sanıyorsunuz ama aslında standartlaştırıyorsunuz. Geliştirdiğinizi iddia ediyorsunuz ama gerçekte tek tipleştiriyorsunuz.

Bu raporlar pedagojik bir atılım değil, bürokratik bir illüzyondan başka bir şey değildir. Eğitimi insan yetiştirme sürecine değil, idari bir performans tablosuna indirgemek tarihî bir hatadır. Çünkü sizin eğitim anlayışınızda gelişim; düşünen birey olmak değil, uyumlu birey olmaktır. “Öğrenci Gelişim Raporu” bu nedenle bir ölçme aracı değil, bir itaat belgesidir.

Bu uygulama, tarikatlar ve vakıflarla imzalanan protokollerden bağımsız değildir. Aynı zihniyetin ürünüdür. Amaç, okulu kamusal ve bilimsel bir alan olmaktan çıkarıp; davranış denetimi yapılan, “makbul çocuk” tarifinin sessizce dayatıldığı bir alana dönüştürmektir.

Bu bir tasarım değişikliği değildir.

Bu bir sadeleştirme hiç değildir.

Bu, bilinçli bir tercihtir.

Karnelerden Atatürk’ün resmini ve Gençliğe Hitabe’yi kaldırmak; bir görseli silmek değil, bir hafızayı hedef almaktır. Ve bu tercih, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in temsil ettiği eğitim anlayışının en açık itirafıdır.

Cumhuriyet’in kurucusunu çocukların elinden sessizce almak; “önemsiz” denilerek yapılan ama sonuçları büyük olan bir hamledir. Bugün karneden kaldırırsınız, yarın sınıftan; ertesi gün müfredattan. Bu reform değil, aşamalı bir silmenin parçası ve ilk aşamasıdır. Bunun anlamı, bu zihniyete göre cephede bir gedik açmaktır.

Soruyoruz:

Bu ülkede Atatürk ve gençliğe hitabe neden rahatsız ediyor?

Çünkü Hitabe itaat istemez.

Çünkü Hitabe sorgulatır.

Çünkü Hitabe, “şartlar ne olursa olsun” der ve boyun eğmeyi reddeder.

Yusuf Tekin’in eğitim anlayışıyla çelişen tam da budur.

Bugün okullarda “değerler” adı altında ezberletilen metinlerin hiçbiri çocuklara bağımsız düşünmeyi öğretmezken, 1927’de yazılmış bir metnin hâlâ tehlikeli bulunması tesadüf değildir. Sorun Hitabe’nin eski olması değil; fazla diri olmasıdır.

Atatürk’ün resmini karne üzerinden silmek, çocuklara şunu söylemektir: “Bu kurucu hikâye artık merkezde değil.” Oysa eğitim, sadece bilgi aktarımı değildir; hafıza inşasıdır. Siz o hafızayı boşaltırsanız, yerine ne koyduğunuz sorusu kaçınılmaz olur. Ve bugün o boşluk; bilimle değil protokollerle, yurttaşlıkla değil itaat diliyle doldurulmaktadır.

Yusuf Tekin bu tercihin “teknik” olduğunu söyleyebilir. Ama tarih böyle okumaz. Tarih şunu yazar: Bir gün bir bakan, çocukların karnesinden Atatürk’ü çıkardı. Ve bunun adına değişim dedi.

Ama toplum bilir: Atatürk karneden silinmez; silinmeye çalışılır. Ve her silme girişimi, hafızayı daha da keskinleştirir.

Bu ülkenin çocukları Atatürk’ü bir görselden değil, bir duruştan öğrenir. Ve o duruş, hâlâ ayaktadır.

Bu milletten zamanı geldiğinde sizin alacağınız şey karne değil, gelişim raporu hiç olmayacaktır. Alacağınız tek şey tasdikname olacaktır.

Saygıyla değil, itirazla…

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!