1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Mustafa Özgür Sancar
  4. Bir dış politika açmazı: Mekke Antlaşması, ‘açılımcılar’ ve fon soygunu

Bir dış politika açmazı: Mekke Antlaşması, ‘açılımcılar’ ve fon soygunu

featured

Mustafa Özgür Sancar yazdı…

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası‘nın 90 ve 92. maddeleri, Türkiye’nin uluslararası ilişkilerini, dış politika ve askerî yetkilerini düzenleyen en önemli hükümlerdendir.

ANAYASAL ZEMİN: MECLİS ONAYI

90. madde milletlerarası antlaşmaların onaylanması ve iç hukuktaki yerini düzeler. Maddeye göre bir antlaşmanın Türkiye Cumhuriyeti devleti nezdinde geçerli olması için TBMM onayı gerekir.

91. maddesi ise savaş hâli ilânı ve TSK’nın yabancı ülkelere gönderilmesini düzenler. 

Anayasa hükümleri bu kadar açıkken dışişleri bakanı, Mekke Ortak Savunma Antlaşması hükümlerine bağlı kalacağız, ”Sözümüzün eriyiz, Antlaşma var” dedi.  Oysa Türkiye’nin tanıdığı bir antlaşma yok. Ortada Meclis’e gelmiş ve onay almış bir antlaşma bulunmuyor.

Fidan, Husiler ile Suudi Arabistan arasındaki çatışmada taraf olmaktan bahsediyor. Dolayısıyla Husiler’in doğal müttefiki, komşumuz İran’ı hedef alıyor.

İran’ın dinî liderinin cenaze töreninden dönen Husi heyeti, Yemen Havalimanı’nın Suudiler tarafından bombalanması nedeniyle iniş yapamıyorlar ve buna misilleme saldırıyla karşılık veriyorlar.

SUUDİLERİN HUSİLER’E SALDIRMASINDAN ANCAK BEYAZ SARAY HOŞNUT OLUR

Husiler, ABD ve İsrail’in baş düşmanı; Kuzey Amerikan donanmasını Kızıldeniz’de perişan ettiler.

Suudi Arabistan’daki hanedan Beyaz Saray ve Tel Aviv’in tam güdümünde, İran düşmanlığı temelinde Husiler ile çatışıyor. Bu denklemde Dışişleri Bakanlığı Suudi hanedanına destek çıkarak bir Türkiye politikası geliştiremez. Dış politika çıkarlar ekseninde yürür. Türkiye’nin çıkarı Suudi-Husî çatışmasında değil. Bu türden bir çatışmadan yüzde yüz fayda sağlayan tarafı Trump açıkladı: “Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan’ın kısa süre önce ve nihayet Mekke Ortak Savunma Antlaşması’nı imzaladığını görmekten büyük mutluluk duyuyorum. Ülkelerin sonunda kendilerini çok daha anlamlı bir biçimde savunabileceklerini gösteriyor. Söz konusu üç ülkenin büyük liderlerini tebrik ediyorum. Bu büyük, cesur ve önemli bir ilk adım. Vay canına! (Wow!)”

Trump’ınki sade bir sevinç çığlığı olmanın çok ötesinde; kendi dış politika doktrini ile tam uyumlu olduğu için ittifakı ayakta alkışlıyor. 

Trump ve hempaları Mekke Ortak Savunma Antlaşmasını, NATO’nun 5. maddesinde yer alan “birimize yapılan saldırı hepimize yapılmıştır” taahhüdünün Orta Doğu’daki versiyonu olarak tanımlıyorlar.

NATO yâni ABD, Ortadoğu’da fiili bir vekil yaratmış oluyor. Böylece Washington’un askerî harcama limitlerinin aşağıya çekilmesi plânlanıyor; ayrıca Trump yönetimi, Kasım’daki başkanlık seçimleri öncesi, İran’a yaptığı saldırılar nedeniyle Kızıldeniz, Hürmüz Boğazı ve Babülmendep, genel olarak Orta Doğu’da aldığı büyük yaraları tedavi etmek adına zaman kazanmış oluyor.

HUSİLER VE İRAN’LA CEPHELEŞMEK, BİR DIŞ POLİTİKA AÇMAZI, WASHINGTON PROJEKSİYONU

Husiler İsrail’e, İran ABD’ye karşı vatan savunması yapıyor. Bu durumda İsrail’e karşı olduğunu şifahen dile getiren hükûmet, pratikte İran ve Husilerin karşısında konumlanarak büyük bir dış politika açmazına giriyor.

Son dönemde popüler olan -Akp içerisinde çatışma var- söyleminin karşılığı iddia edildiği gibi fon skandalında değil, tam olarak dış politika açmazında aranmalı. Varsa, hükûmet içi iktidar savaşının kaynağı fon krizi değil, Beyaz Saray nezdinde kimin daha fazla puan toplayacağı ile ilgili; fon soygunu nedeniyle tutuklananlar, ”muhalefetteki yolsuzlukların üstüne gidiyoruz, ama bizim cephede de yanlış yapan varsa kayıtsız kalmıyoruz” biçiminde tarif edebileceğimiz, halkta ”adalete dair” karşılık bulmayı umdukları bir iç politika hamlesinden ibaret. Ek olarak soygunculuk konusunda sınırları bir hayli aşanların hizaya çekilmesi yönünde alınmış bir idari önlem…

Görünen o ki Whashington’un Türkiye gelecek projeksiyonunda dışişleri bakanı Fidan önemli bir yer tutuyor. Meclis’in onay vermediği bir uluslararası antlaşmanın gereğini yapacağını söylüyor olması başka türlü açıklanamaz.

FON SOYGUNUNUN SOSYOLOJİK TEMELİ: NEOLİBERALİZM, DERİN İŞSİZLİK ve EKONOMİK YIKIM

12 Eylül darbecilerinin sivilleşme vaadiyle iktidara getirdikleri Turgut Özal, neoliberalist politikasının tüm çürümüşlüğünü, ”Benim memurum işini bilir. Ben zenginleri severim” sözleriyle itiraf etmişti.

Bugün fon krizi ile ortaya çıkan ”kolay yoldan para kazanma” tartışmasının temelinde Özal politikları var.

Vatana, milllete fayda sağlamadan, bir ürün, hizmet üretmeden para kazanma heveslisi bir kitle, doğal olarak fon soygunu sorununda sosyolojik temeli oluşturuyor; ancak bu soygunda parasını kaybeden dar gelirlilerin sayısı azımsanmayacak kadar çok.

23 yıllık ekonomik tahribat nedeniyle işinden olan ve hayata işsiz devam eden insanlar, hiper enflasyonun yarattığı pahalılığa direnmek için küçük paralarını fon marifetiyle bir maaşa döndürmeyi hedeflediler.

Bir çaresizliğin tezahüdür. Bir tarafta 23 yıl boyunca hükûmet çevresine kümelenmiş ve kamu ve özel kaynakların zenginliğini hanesine yazdıran yeni bir zümre, diğer tarafta iş bulma umudu kalmayan insanların küçük paralarını, risk alarak hayatta kalma aracına dönüştürme mücadelesi; ortalarında ise havadan para kazanma arazına sahip, oturduğu yerden borsa ve fon takibi yapan üretimsiz yığınlar.

Üretimden kopan Türkiye’nin yaşadığı toplumsal çözülme tek başına neoliberalizmin bireyi kendi gerçeğinden uzaklaştırarak, oturduğu yerden para kazanmaya çalışan bir varlık hâline getirmesinden kaynaklanmıyor; bununla birlikte devleti moratoryum aşamasına götüren yıkıcı pahalılık ve işsizlikten besleniyor. 

Çalışmadan ve toplum için üretmeden geçen bir hayat ahlâklı ve temiz olamaz. 

Finans kapitalin istisnasız her bir parçası halkın soyulması üzerine kuruludur.

‘AÇILIMCILAR’, WASHINGTON’UN İRAN ARGÜMANINI TEKRARLIYOR 

Mekke Ortak Savunma Antlaşması, dışişleri tarafından Husi-Suudi çatışmasında taraf olmayı gerektirecek bir konu olarak ele alındıktan sonra, İran’a Türk hava uçuşları durduruldu. Mart 2027’ye kadar geçerli olan uçuş yasağı kararı doğrudan ABD yaptırımlarıyla ilgili. İran Devrim hükûmetine de İran havayolları için Türk havalimanlarında yer hizmetleri verilmeyeceği bildirildi. Dolaysıyla İran’dan Türkiye’ye de uçuş yapılamayacak.

Beyaz Saray’ın isteğiyle en önemli ticaret ortaklarımızdan, komşumuz İran’la ihtilaf yaşıyor olmak ya da İsrail’in baş düşman ilân ettiği Husi (Ensurullah) ile karşı karşıya gelmek Türkiye Cumhuriyeti’nin ulusal çıkarlarıyla bağdaşmıyor. 

ZEMİN, ZAMAN, SİLAH BIRAKMA MANİPÜLASYONU

Yeni açılım olarak tarif edilen bölücü sürecin taraflarından Dem-Pkk’nın bu dönemde tırmandırdığı İran düşmanlığı, Mekke Antlaşması’nın arka plânı, Husi/İran-Suudi çatışmasıyla doğrudan bağlantılı.

Ekonomik yıkım ve dış politika yönelimi neden sonuç ilişkisiyle birbirine sıkı sıkaya bağlı.

ABD-İsrail’e karşı vatan savunması yapan İran ve Yemen’deki Ensarullah’a (Husiler) ile cephe cepheye gelen, üretmeden kazananların ekonomisine, bir süre daha idare etmelerini sağlayacak, Atlantik ötesi sıcak para akışı sağlanabilir, bu durum, politik düzlemde seçim, sınırsız başkanlık hedefiyle uyumludur; fakat Türkiye’ye güvenli bir gelecek sunamaz.

Dem eşbakanı Bakırhan, Öcalan’ın silâh bırakma çağrısının sadece Pkk’yı kapsadığını, Pkk’nın Suriye versiyonu SDG’yi kapsamadığını itiraf etti. SDG, ABD’nin boynuna tasma takıp/para, silâh vererek bölgede kendine vekil ettiği bir terörist organizasyon.

Bakırhan, vatan savunması yapan İran’ı da Kürtler’e eziyet eden ceberrut bir devlet iddiasıyla suçluyor. Aynı argümanı Trump yönetimi de kullanıyor. Demliler’in yolsuzluk ve fakirlikle ilgili en ufak bir endişesi yok. Rotaları belli…

Bir diğer terörsit unsur KCK’nın yürütme konseyi eşbaşkanı Cemil Bayık ise Nuçe Tv’de yaptığı açıklamada, Türkiye’ye meydan okudu: ”Türkiye Meclisi’nden çıkarılan yasada Kürt sorununun çözümünün temelleri yok. Hareketimiz ve önder Apo da bu yasayı yetersiz görüyor. Apo fizikî olarak özgür olmadan devletin yasası uygulanamaz. Bunun zemini var, zamanı da geldi. Devlet söylediklerinin arkasında durmalı.”

ÇIKIŞ YOLU: CUMHURİYET VE TÜRK DEVRİMİ

Zemin ve zamandan bahseden bu cüretkâr açıklamada Kürt sorunu olarak tanımladıkları, gerçekte varolmayan sorun, ayrı bir devlet olmaya giden yolun talebinden başka bir şey değil. Tüm sosyopolitik kuramları altüst ederek ”Kürt kimliğinin demokratik tanınması” olarak tarif ettikleri yol da buraya çıkıyor. 

Beyaz Saray eksenli dış politika, ekonomik yıkımın neden olduğu derin fakirleşme, yolsuzluk ve toplumsal tahribat, üniter devleti bozmaya yönelik cüretkâr talepler… hepsi birden Türk ulusal devletini hedef alıyor.

Bu nedenle geçmişin solcu sağcı çatışmasının vatan savunması ile yer değiştirmesi gerekir.

Vatanı savunmak gerçek bir kararlılık ve irade meselesidir. Bu güçlü iradeye sâhip her düşünceden vatanseveri bir araya getiren ise Cumhuriyet ve Atatürk’tür; Türk Devrimi’dir.  

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!