1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Muharrem Karanfilci
  4. TFF’nin balonu ve Bomtella

TFF’nin balonu ve Bomtella

featured

Muharrem Karanfilci yazdı…

Türk Millî Takımı, İtalya karşısında 4-1 mağlup oldu. Dört gol yedik. Üstelik öyle sıradan, son dakikada gelen, futbolun cilvesiyle açıklanabilecek bir yenilgi değildi bu. Sahada dağılan bir takım, kenarda çaresiz kalan bir teknik direktör ve bütün bunları izlemekle yetinen bir futbol yönetimi vardı.

Maç biter, mikrofonlar uzatılır. Teknik direktör konuşur, futbolcular üzgün olduklarını söyler, federasyon susar. Ardından birkaç gün geçer, yeni bir maç gelir. Yeni umutlar pompalanır, eski sorunlar halının altına süpürülür.

Ve biz yine aynı filmi izleriz.

Biz bunu Dünya Kupası’nda gördük. Bunun böyle olacağı çok belliydi. Dün akşam millî maçı değil de bir korku filmi izler gibi izledik. İlk 25 dakikayı seyrederken geçmişteki 8-0’lık İngiltere yenilgileri geldi bir an gözümün önüne…

İtalya karşısında ortaya konulan futbol, yalnızca bir skor mağlubiyeti değil, ciddi bir teknik ve yönetsel sorgulamanın gerekçesidir. Millî takımın ilk yarıda üç gol yemesi, rakibin üstünlüğü kadar bizim hazırlığımızı da tartışmaya açmıştır.

Peki, bu takım sahaya ne oynamaya çıktı? Rakibi karşılamak mı, oyunu kontrol etmek mi, yoksa doksan dakika boyunca İtalya’nın insafına sığınmak mı?

Sayın Montella! Bu takım sizin deney tahtanız değildir.

Sayın Montella! Millî takım, teknik direktörlerin kariyer basamağı, taktik fantezilerini deneyecekleri bir laboratuvar veya başarısızlıklarına mazeret üretecekleri bir sığınak değildir. Burası Türkiye’nin millî takımıdır!

Elbette her teknik direktör hata yapabilir. Futbolun doğasında yanlış kadro, yanlış değişiklik ve yanlış strateji vardır. Ancak teknik direktörlük dediğimiz meslek, tam da bu yanlışları en aza indirme ve maçın gidişatını yönetme mesleğidir. İtalya karşısında ilk yarıda üç gol yiyen bir takımın başında oturuyorsanız artık yalnızca oyuncuların performansını değil, kendi kararlarınızı da sorgulamak zorundasınız.

Takım neden bu kadar kolay dağıldı?

Rakibin oyununa neden karşılık verilemedi?

Orta saha neden oyunun merkezinde olamadı?

Savunma neden bu kadar açık verdi?

Ve en önemlisi, sahadaki felaketi durdurmak için hangi müdahaleler yapıldı?

Bunlar, futbol kamuoyunun cevap beklediği sorulardır.

Maçtan sonra kurulacak birkaç cümle, taktik tahtasında yapılan yanlışları ortadan kaldırmaz. Futbolcuların üzgün olması da teknik sorumluluğu silmez. Üzgün olmak başka, sorumlu olmak başkadır, Sayın Montella! Çünkü millî takım, kimsenin kişisel kariyer projesi değildir.

Şimdi gelelim Türkiye Futbol Federasyonuna… TFF yönetimine soruyorum:

Millî takımın oyun anlayışından memnun musunuz?

Teknik direktörün performansını hangi ölçütlerle değerlendiriyorsunuz?

Başarıyı yalnızca alınan sonuçlarla mı, yoksa ortaya konulan futbolla da mı ölçüyorsunuz?

Bu yenilginin ardından hangi somut adımları atacaksınız?

Yoksa birkaç açıklama yapıp kamuoyunun öfkesi dinene kadar beklemeyi mi tercih edeceksiniz?

Türk futbolunun sorunu yalnızca sahada dört gol yemek değildir. Asıl sorun, dört gol yedikten sonra hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam edebilen bir yönetim kültürüdür. Bir ülkede başarısızlık sürekli tekrarlanıyor, fakat başarısızlığı doğuran koşullar değişmiyorsa orada yalnızca teknik sorunlardan söz edilemez. Yönetim anlayışının da sorgulanması gerekir.

Bizim futbolda yenilginin de bir konforu oluşmaya başladı. Son zamanlarda bizim futbolda yenilginin de kendine özgü bir konfor alanı oluşmaya başladı. Ama bizim dünya yıldızı futbolcularımız var! Sen mi yetiştirdin, evden mi getirdin sanki? Arda dışında ortada bir yıldız ya da onları yıldız gibi oynatacak bir irade yok. Kadroda, bırakın Millî Takım’ı, Riva’nın kapısından bile geçemeyecek futbolcular var.

Kaybedersin, üzülürsün. Birkaç eleştiri gelir. Sosyal medyada kıyamet kopar. Televizyonlarda yorumcular konuşur. Ertesi gün gazeteler manşet atar.

Düşünceniz bu yönde değil mi? Artık unutmayacağız kardeşim! Kabul etmeyeceğiz! Sanki Türk futbolu, başarısızlığı ortadan kaldırmak için değil, başarısızlığa alışmak için çalışıyor. Ancak bu gerçekler, kötü futbolun ve yanlış kararların üzerini örtmek için kullanılamaz.

İtalya iyi oynadı diye Türkiye’nin sahada ne oynadığı sorusundan vaz mı geçeceğiz? Rakibin kalitesi, bizim hazırlıksızlığımızı sorgulamamıza engel mi? Yenilgi futbolun doğasında olabilir. Fakat hesap vermemek, futbolun doğasında değildir.

Millî forma, kötü futbolun kalkanı değildir. Millî takımın formasını giyen futbolcuların da teknik direktörün de federasyon yöneticilerinin de bu formanın temsil ettiği sorumluluğu anlaması gerekir. Bu forma, kötü performansın arkasına saklanılacak bir kalkan değildir.

Taraftarın eleştirisi, millî takıma düşmanlık değildir. Aksine, bu takımdan beklentisi olduğu için gösterdiği tepkidir. İnsanlar Türkiye kazandığında sevinmek, kaybettiğinde üzülmek kadar sahada mücadele de görmek istiyor.

Kimse her maç kazanılsın demiyor. Ancak bir takımın nasıl oynadığı, yenilgi karşısında nasıl direndiği, teknik kadronun ne yaptığı ve yönetimin hangi sorumluluğu üstlendiği önemlidir. Millî takım formasının ağırlığı, yalnızca maç öncesinde İstiklâl Marşı okunurken hissedilecek bir duygu değildir. O ağırlık, maçın her dakikasında sorumluluk olarak ortaya çıkmalıdır.

İstifa yetmez, derin bir temizlik gerekir!

İtalya yenilgisinin ardından Montella istifa etmelidir. TFF yönetimi, tüm organlarıyla birlikte görevi bırakmalıdır.

Derin bir temizlik yapılmalıdır. Bilimin ışığında yeniden yapılanmaya gidilmelidir. Federasyonun futbol politikası, teknik yapılanması ve denetim sorumluluğu da aynı ciddiyetle ele alınmalıdır. Kimseye peşinen dokunulmazlık tanınmamalıdır.

Dört golün hesabı tabelada kalmamalıdır.

Skor ağır. Oyun düşündürücü. Sorumluluk büyüktür.

Ancak Türk futbolunun önündeki asıl tehlike, bu yenilgiyi birkaç gün konuşup sonra unutmak; aynı yönetim anlayışıyla, aynı alışkanlıklarla ve aynı beklentilerle yoluna devam etmektir. Montella’nın taktik tahtası sorgulanmalıdır. TFF’nin yönetim anlayışı sorgulanmalıdır. Millî takımın oyun planı sorgulanmalıdır. Ve bu sorgulama, birkaç televizyon programının ömrüyle sınırlı kalmamalıdır. Çünkü Türk futbolu, sürekli yeni umutlar satın alıp eski hayal kırıklıklarını tüketen bir düzenin içinde debelenemez.

Millî takımın formasından itibar devşirmek kolaydır. O formanın sorumluluğunu taşımak ise herkesin harcı değildir.

Tavsiyem, Kadın Millî Voleybol Takımı’nı izleyin. İmkânsızlıklar içinde millî ruhu, millî mücadeleyi, bayrak ve vatan aşkını görün.

Ama bu kez, önce hesap verin!

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!