AKP kalkınma hamlelerini tam anlatamıyor

Nihat Genç yazdı...

AKP kalkınma hamlelerini tam anlatamıyor

Sayın çok büyüğüm Tayyip Erdoğan bey ekran konuşmalarınızda peş peşe gelen kalkınma hamlelerini ve ülkemize kazandırdığınız şaheserleri hak ettiği layıkıyla halka anlatılamadığına şahit oluyor kahroluyorum.

Pek tabii siz de yerden göğe çok haklısınız gündemi dolduran skandallar bu büyük tarihi eserleri gölgede bırakıyor ve halkımız bu büyük eserlerin tadına varamıyor!

Sayın büyüğüm, dün Allah nasip etti Taksim cami'nde ilk nafile namazımı kıldım, tek kelimeyle büyülendim, içime bir titreme ve peşinden ağlama geldi. Ve ama soluklandıktan sonra kendimi toparlayınca naçizane birkaç küçük eksiklik de gördüm.

Mesela cami içinde camiyi yaptıran siyasi büyüklerimize bir anma-şükür-dua köşesi yapılabilirdi, isteyen ziyaretçiler bu köşeye sessizce çekilip diz çöküp devlet büyüklerimize şükranlarını sunabilir ve murakebeye girebilir.

Murakebe çok önemli, murakebeyle derin düşüncelere dalıp sessizce içinden Allah'la ve Allah dostlarıyla hemhal oluyor dünyanın faniliğini düşünüyorsun, heyhat, iktidarımızın şu büyük eserlerine bakın, neydik ne olduk, nerden geldik nereye gidiyoruz?

Ve murakebe bu büyük eserleri hayat gailesinden-meşguliyetinden-gürültüsünden uzak kalıp idrak etmemiz ve içimizdeki fesatlığı defetmemize sebep olur!

Oysa nankör olmamak lazım. Bu büyük eserleri ülkemize kazandıran hayır hasenat sahiplerinin ellerini öpmek ululamak hepimizin birinci dini vazifesidir.

Sevgili büyüğüm, Taksim cami'nde gözüme ilk çarpan eksiklik cami önünde alışıldık üzere bildiğimiz 'dilenciler' yoktu. Dilenci olmayan yerde hayat din yoktur. Dilenci olmayan yerde iman sahipleri yoktur. Sadaka ve bağışın olmadığı yerde merhamet ve cömertlik yoktur.

Dilencisiz cami önü tarihte ve İslam dünyasında görülmüş şey değil, anlayamadım, korumalarınıza bir tembihte bulunsanız.

Ve ama siz de biliyorsunuz ki bir kaç haftaya buraya başıboş dilenciler Suriyeliler Afganistanlılar Iraklılar Afrikalılar ümmetin fakir fukarası karınca sürüsü gibi doldurabilir.

Derhal cami önünde dilenecekleri hakkıyla bir nizama sıraya koymak lazım.

Esnaf odalarıyla görüşüp, pandemi döneminde en çok sıkıntı çeken esnafa öncelik verilmeli, Afganlılar'a sırayı kaptırırsak itiş kakış çıkabilir, ümmetimizin arasına nifak girer.

Suriyeliler burayı doldurmadan öncelikle ve hızla pandemi günlerinde aç bilaç kalmış müzisyenlerimize kapı önünde yer ayırmalı, pek güzel olur, her kesimin duasını kazanmış oluruz.

Namazlarını bitirmiş Müslüman kardeşlerimize neyler kudümlerle ilahiler çalıp önlerindeki kutuları bozuk paraların bereketiyle doldurabilir onlar da nihayet bir nefes alıp çoluk çocuklarına ekmek götürüp rahatlayabilirler.

Sayın büyüğüm, ikinci gördüğüm eksiklik, İslam dünyası olarak cami içi süslemelerinde sanat harikası hat örnekleriyle iftihar ediyoruz ama devir de geçiyor yeniliklere de kapalıyız ve hat sanatından bilmem neden hiç vaz geçmiyoruz. Oysa kilise kubbe ve duvarlarına İncil'de geçen olayların (fresko) resmini yapabiliyor.

Sayın Cumhurbaşkanım hangi devirde yaşıyoruz tutuculuğun geri kafalığın alemi yok.

Biz de ilahi olayların ve din büyüklerimizin resimlerini pekala yapabiliriz.

Mesela devletimizin ulularından Binali Bey'in oğlunun yoksul Venezuala halkı için gönderdiği yardım malzemelerini düşündüm. Mübarek Allah dostu büyüklerimiz dünyanın tee bir ucuna merhamet ve şefkatle sağlık malzemesi taşıyor.

Binalı Bey'in oğlunun Venezuala halkına yardım gemileriyle koşması cami kubbe ve duvarlarında pekala bir freskoyla tasvir edilebilir.

Hatta freskodaki yardım gemileri hain dalgalar içinde dramatize edilebilir, mesela, heyecanlı olsun diye, yardım gemisi kasırgaya tutuluyor ve kara gecelerde dalgaların altında kalıyor.

Cami'ye giren Müslüman halkımız kafalarını tepeye çevirdiğinde ümmetimizin ne zorluklar içinde te nerelere yardımlar ulaştırdığını görür ve aşka gelip iki rekat farz namazına bir dört rekat daha ilave ederler!

Sevgili büyüğüm, bir diğer eksiklik cami helalarında. Böyle hela olur mu her taraf tertemiz damarsız mermerden mecazi söylüyorum bir restoran kadar temiz. Dere kıyısı ve ağaç altına alışmış bizler için çok şaşırtıcı. Pekala burayı da biraz eski geleneksel ahşap ve sürgülü helalarımıza benzetmek lazım.

Helalardaki bu aşırı titizlik ve temizlik ve disiplin çok güzel görünüyor ama biraz fazla Tek Parti dayatmasını andırıyor.

Allah aşkına hepimiz seküler modern mi olmuşuz sıçanı faresi olmayan hela mı olur.

Oysa abdeste namaza yetişmek zorunda kalan Müslüman ahali kendini biraz rahat hissetmeli. 

Bakın a haber ekranlarında olduğu gibi çok rahat sallamalı.

Şeriatta ayıp yoktur, istediği yere bırakmalı. Bu koy verme hürriyetini yüzyıl geçti yeter artık Müslüman kardeşlerimizden esirgemeyelim.

Bakın açılış merasiminde yanı başınızdaki hoca nasıl koy verip Atatürk'e cumhuriyet'e sallamış. Bırakın sıradan ehli mümin de memleket nasılsa sahibiz dere kenarı sallayıversin.

Hatta mermerler üstüne de freskolar yapılabilir.

Mesela Sedat Peker'i şeytanlarla Bıden'le emperyalistlerle tasvir eden freskolar çizersek halkımız oh ne ala gönül rahatlığıyla ilmin ve manevi güzelliklerin ilahi deresine bırakıverir.

Sevgili büyüğüm ben kendimden biliyorum mesela bir köşeye Engin Ardıç, Bülent Arınç ve Davutoğlu'nun freskoları yapılırsa çok daha rahat bırakılır! Bu sıhhı güzellikten dini bütün kardeşlerimizi mahrum bırakmayalım.

Kesinlikle, Sedat Peker şeytanını ve Davutoğlunu gören bir Müslümanın kabız da olsa inanın birden löp löp salıvereceğine inancım tamdır.

Tabii su gibi koy vermemeliyiz her birimizin hacıbekir kıvamında bırakması için Diyanetimiz broşürlerle fetvalarla öğretici sucuk resimleriyle halkımızı eğitmeli! Akıl vermek gibi olmasın ama diyanetin eğitici broşürlerinde bir Abdülkadir Selvi bir Ahmet Hakan resmi radikal bir çözüm olacaktır.

Sayın Tayyip Erdoğan bey, halkımız arasında ikilik yaratmamak her kesimi kucaklamamız lazım, yani, uygun olursa, bakın, ille de şart demiyorum, uygun olursa, siz de münasip görürseniz, hani, ilkokullarda Atatürk köşesi olurdu, aynen öyle.

Cami içinde bir köşeyi de Atatürk köşesi yapar, laik cemaatin gönlünü yapmış kalbini kazanmış onları da küstürmemiş oluruz, inanın camilerimizde bir Atatürk köşesi olursa Ertuğrul Özkök Emin Çölaşan gibi beynamazları dahi camiye çekmiş oluruz!

Sayın büyüğüm, başka çözümlerim de var, ayrıca, istihdam için, abdest alan Müslüman kardeşlerimizin ceketlerini tutmaları ve karşılığında beş on lira kazanmaları için hela kapısında yetime garibe işsiz esnafa iş imkanı bulabiliriz.

Aynı şekilde, ayakkabılarım kaybolmasın çalınmasın diye tedirgin olan Müslüman kardeşlerimiz için de kapıya 'ayakkabı tutucu-ayakkabı bekleyicisi' elemanlar yerleştirebiliriz, ne olacak sanki, taş atıp kolları mı yorulacak, tut bir ayakkabı kap beşliği!

Düşünün 90 bin cami her camide iki çeket tutucu iki ayakkabı bekleyicisi Devlet Bahçeli hesabıyla nerden baksan üçyüzbin kişilik yeni iş yeni ekmek kapısı!

Acele etmemek lazım, Allah büyüktür, hepsinin sırası inşallah gelecek, bu manevi fabrikalarımızın bacaları inşallah dualarla tütecek!

Sayın büyüğüm, Taksim cami'nden sonra İstanbul'un Eyfel'i Çamlıca Kulesi'ni ziyaret etmeyi Allah bana nasip etti!

Gördüğüm manzara karşısında bir daha imana geldim, öyle ki ben Allah gecinden versin sizler öldükten AKP karışıp tarih olduktan sonra dahi oyumu sizlere vereceğim. Huşuyla İstanbul'u ve İstanbul'a kazandırdığınız köprüleri camileri hizmetleri seyrettim. İnanın gözlerimden koca koca yaşlar döküldü. Size karşı birazcık soğuk duruyordum ama pek duygusal anlar yaşayınca tıpkı Doğu Perinçek gibi Osmanlı Ocakları'na koşup vatan fedailerinin ayaklarını öptüm.

Ancak bir tuhaflık da gördüm, söylemek zorundayım, 33. seyir katında bir tripod gördüm. Bu tripod beni kıllandırdı. Buradan Mit Başkanımız Hakan Fidan'a da iş düşüyor. Bu tripod'u buraya koyanları mutlaka bulup hakim karşısına çıkartmalı.

Buradan Habertürk'ten Kübra Par hanıma da söylüyorum., bu tripod üzerine akşama mutlaka bir açık oturum düzenlemeli, tripod nedir üç ayak, bu üç ayak kimin üç ayağı, Müslüman halkımızı uyarmak aydınlatmak lazım!

Sevgili büyüğüm, olacak şey mi Allah aşkına, siz büyüklerimiz İstanbullu'nun önüne bir dünya vizyonu eser koyuyorsunuz ama içimizdeki hainler bir tripodla ne demek istiyor? Ne lan bu ayak?

Yani sakın bu muhteşem eser'e bakmayın Fatih'in İstanbul'unu seyretmeyin, tripodla, aklınca Sedat Peker'i ve söylediği fesatlıkları işaret ediyor.

Tripod'u görünce içim içimi kemirdi. Sayın büyüğüm, tripodları acilen kaldırın. Sahabe döneminde tripod mu vardı? Bu muhteşem esere bu tripodlar hiç yakışmadı. Ben sana söyleyeyim yoksa bu tripod gençliğimizi ruhumuzu emer İstanbul'u da bitirir bizi de bitirir iktidarımızı da bitirir.

Sayın büyüğüm, Çamlıca Kulesi'nde Allah nazar etmesin küçük bir eksiklik daha müşahede ettim, kulenin camları kilitli ve açılmıyor.

Yani pencere gibi ama duvar, hani insanlar kendini atıp intihar etmesin diye mi düşündüler bilmiyorum ya da mimarına sormak lazım içeri fırtına rüzgar girmesin diye mi?

Oysa pencereleri açık tutmalıyız. Buradan da istihdam yaratabiliriz. Kulede ilk gözüme çarpan Allah'a şükür ziyaret eden Müslüman kardeşlerimiz mal mülk sahibi varlıklı insanlara benziyorlar. Çünkü kapıda Alman marka arabalar konvoy olmuş otoparka sığmıyor, ahalinin bu karun zengiliği hep sizin hükümdarlığınızda oldu, Allah sizden razı olsun.

Ve bu zengin kardeşlerimizin camlardan İstanbul'a bakarken aşka geldiğini vecd ile titreyip kendilerinden geçtiklerini gördüm.

Mecazen diyorum kule değil mübarek bir tekkeyi andırıyor çünkü ilahi manzaraları gören titreyerek zikre başlıyor, sevgili büyüğüm, işte orada ilham geldi, şöyle:

Kulenin açık pencerelerinden aşağı toplanmış yoksul halkımızın başına çekirdek şeker fıstık hurma mesir macunu hatta ambalajlı küçük hediye paketleri basket futbol ve su topları ve oyuncaklar atabiliriz.

Garip gureba da sebeplenmiş olur.

Sayın Büyüğüm, dinimizde zorlama yok gönülden ne koparsa! Tabii aşka gelip kendini atan da olabilir!

Düşünün havada uçuşan kağıt paraların güzelliğini düşünün yağmur gibi tepeden yağan bozuk paraların bereket ve mutluluğunu. Ben twitter ve facebook ve eksi sözlük'ten arkadaşları ayarladım, gökten hayır hasenat yağarken topluca orada olacağız. Topluca tövbe ettik, nasiplendikçe iktidarınıza seçimlere kadar tek kötü söz Allah affetsin haşa söylemeyeceğiz.

Sevgili büyüğüm aşağıda bekleşen halkımızın kafasına gökten ilahi armağanlar gibi yiyecekler hediye  paketleri yağdıkça Allah'ım bu ne rahmet bu ne bereket diye dualarını alırız. (uyarı: sayın diyanetçiler hediye topları içine dikkatli olun bowling topları koymayın, ağırdır Müslümanlarımızın kafasını Allah korusun bomba gibi parçalar!)

Sayın büyüğüm, bunu daha önce köprü intiharları için de dile getirmiş fakat sizden bir cevap alamamıştım. Kendi başına kafasına koyan köprüden koşarak intihar ediyor. Ölüm, Allah'ın emridir. Allah'ın emrine kimse tek başına karar veremez. Bu yüzden köprüye Diyanetimiz imamlar yerleştirsin, intihar için gelenleri, bir güzel okuyup üflesin duasını yapıp sonra aşağı salsın diye öğütlemiştim. 

Bugün kule ziyaretinde Kule'nin pek ihtişamlı yüksekliğini görünce, köprüde halkımızdan esirgediğimiz bu dini vecibeyi hiç değilse Kule'de yapabiliriz diye düşündüm.

Diyanetimizin elinde yeterince bollukta işe koşulmayan hoca var, işle meşgul olamadıkları için Atatürk'e cumhuriyet'e sallayıp milletin de canını sıkıyorlar! Kulenin her katına bir kaç hocayı nöbetçi cenaze hocası diye koyabiliriz. İntihar için gelenlere kolaylık sağlanır. İntihar için gelen olmazsa dert etmeyin boş kalmazlar hocalara paraşütle atlama eğitimi veririz. Şunun için söylüyorum. Şimdi bir kaç densiz imansız kafir intihar edince suçunu günahını Müslüman iktidarımızın üstüne yıkıyorlar.

Diyorlar ki siz ülkeyi mahvettiniz insanlar nefes alamıyor haşa Tayyip Bey'e kahredip kızıp öyle intihar ediyorlar! İşte bu dedikoduların önüne almak için, diyanet hocaları intihardan önce yazılı imzalı bir kağıt alır, intiharımın AKP ve Tayyip Bey'le hiç alakası yoktur, diye.

Hatta, Allah ve Allah'ın dostlarına ve Tayyip Erdoğan Bey'e daha yakın olmak için öbür dünyaya uçma kararı aldım, diye kendi el yazısıyla bir imza alınır.

Hatta kulenin bir katında halkımızın seyir zevkini coşturmak için küllükler içine bir tutam pudra şekeri koyulabilir hatta bir yandaş yazarlar köşesi devasa portreleri asılabilir: Cübbeli hoca efendi, menzilin gavsülazamı, mahmut efendi, diyanet başkanımızın mübarek simaları, Mehmet Metiner, Halime Gökçe, Nihal Karaca, Fatih Tezcan, Cem Küçük, Hadi Özışık vb. gibi din ve memleket büyüklerimizin resimleri inanın rahmet hayır hasenat için kuleye koşan mümin Müslüman halkımızı daha da bir gayrete getirecektir!

Sevgili büyüğüm inanın yüksek yüksek binalarınızla yüce dağların başı gibi memleketin başı üstünde ümmeti muhammedle hep birlikte asansörsüz merdivensiz arşı alalara yükseliyoruz!

Kulede yükseldikçe yükseldim yükseldikçe yükselince orada bir korku bastı içimi, sayın büyüğüm, dedim ki içimden, biz buradan aşağı bir daha nasıl ineceğiz!

Allah bize aşağıya inmeyi nasip edecek mi?

Bizler de milletimiz de o hayırlı güzel günleri acaba görecek mi?