AKP'nin sonunu saplantılı bu yobazlar getirecek, getiriyor!

AKP'nin sonunu saplantılı bu yobazlar getirecek, getiriyor!

Osmanlı neden geriledi ve parçalandı sorusunun doğu/batı tarihçileri tarafından kabul edilmiş belli başlı sebepleri ortadadır, bir yığın olay ve dönem tarih kitaplarında ve derslerindedir.

Kapitülasyonlar, Ümit Burnu'nun keşfi, Batı'da Rönesans ve Aydınlanma'nın başlaması, manifaktürün (el tezgahı) fabrikaya dönüşmesi, özellikle Manchester City'de kömürle çalışan otomatik dokuma tezgahlarının icadı ve gelişmesi, buharlı gemiler, buharlı lokomotifler, mikroskop ve teleskop, Kösem Sultan, Deli İbrahim, Lale Devri, 1688 İngiliz Devrimi, 1789 Fransız İhtilali, İnebahtı'da Çeşme'de Navarin'de donanmamızın yakılması, Telgraf, Kabakçı İsyanı, kadırgaların yerini çelik gövdeli gemilerin alması, II. Mahmut'un Yeniçerileri topa tutup Laleli'de onbinlercesini öldürmesi, telefon, otomobil, petrol ve ürünleri ve yeni yollar, kralla köylüyü herkesi eşitleyen hukuk, sanayileşme, şehirleşme, işçi sınıfı, sendikalar, seçme-seçilme hakları, köleliğin kaldırılması, Tanzimat, Islahat, Kırım Savaşıyla hazinenin tükenmesi, 1876 Anayasası'nın ilanı ve Abdülhamit tarafından kaldırılması, Rus Savaşları, Balkan Savaşları, Ermeni isyanlarının başlaması, borç-haraç varını yoğunu yatırdığı Hicaz Demiryolu'nun hayrını görmeden emperyalizmin saldırısı, İttihatçılar, 31 Mart, Meşrutiyet, I. Cihan Savaşı, Sevr, vs. vs. vs., yüzlerce değil binlerce gelişme ve olayın her birinin dünyayı ve Osmanlı'yı etkileyen sebepleri....

İşte doğu-batı tarihleri, Osmanlı'nın çürüyüp çökmesi üzerine bu 'başlıklar'ı binlerce değil yüzbinlerce-milyonlarca kitap yazarak anlamaya-anlatmaya çalışıyor.

Okullarımızda okuttuğumuz dersler de bunlardır, yani, Osmanlı'nın gerilemesi ve parçalanmasında Atatürk'ün bir dahli (katkısı) yok.

Atatürk doğduğunda dört yüz yılın eksik ve yanlışları ve iç karışıklıklarıyla çürüme tamamlanmış İmparatorluk, Mısır'ı, Yunanistan'ı Balkanlar'ı kaybetmiş, yıkılıyordu. Aslında Abdülhamit'in de yapabileceği çok şey yoktu.

Muhafazakar ve dindar yazarlar ve insanlar dahi Osmanlı'nın yıkılmasını bu yukardaki başlıklar altında yazıp-çizip olup biteni ve dünyayı anlamaya çalışıyor.

Ancak, son yıllarda, 'İslamcı' diye bir kavram ve onun 'saplantılı' tarih görüşü, meczup ve bir yobaz ordusuyla AKP iktidarı tarafından dile getirilmeye başlandı.

Öyle ki, İstiklal Marşı şairimize bu ülke tarihinde küfreden tek bir deli var, onun dahi adam yerine koyup baş tacı ediyorlar.

1960'lı yıllarda icad olmaya başlayan İslamcılık hareketi ülkemizde mesela Necip Fazıl Kısakürek gibi çok etkili bir şair buldu. Necip Fazıl 'tarihçi' değildi. Ancak yeni yetişen gençleri (bugünkü AKP kadrolarını) ölüm saplantılı şiirleriyle derinden şekillendirmiştir.

Ve Abdülhamit'i 'evliya sultan' olarak yazıp fitili ateşledi. Bir diğeri Kadir Mısıroğlu 'Lozan Hezimet mi' kitabıyla Lozan saplantılı kitaplarıyla Osmanlı'nın parçalanmasını hazmedemeyen kitleler karşısında etkili oldu. Peşinden gelen İslamcılar, tek parti ve Cumhuriyet ve Atatürk'e açıkça saldıran küfreden kitaplar yazdılar. Çok çarpıcı başlıklar olduğu için bizler de 17-20 yaşlarımızda bu kitapları okuduk ve geçtik, ancak, yüzbinlerce genç İslamcı çok zayıf hatta çok komik bu kitapların saplantılarına takılı kalıp bünyelerini ve beyinlerini ve hayatlarını heba ettiler.

Yani, Osmanlı'nın parçalanmasına sebep yukardaki sebeplerden hiç biri değildi, dinimiz tamam idi, Osmanlı şahaneydi, Atatürk geldi hepsini bozdu!

Abdülhamit ve Lozan ve Atatürk saplantılı İslamcı ideoloji AKP iktidarıyla palazlandı.

İdeolojik kitleler Abdülhamit'e Lozan'a ve Atatürk'e odaklanıp bütün bu tarihi yok saydılar. Yerine konuştukları tartıştıkları hasetleri düşmanlıkları hesaplaşmaları rövanşları, Abdülhamit, Lozan ve Atatürk'e küfürleri koydular. Kasıtla hasetle kaşıya kaşıya deşe deşe İslamcı bu yalan yanlış tarih büyük bir travma haline getirildi.

Parmağınızdaki bir yarayı her gün deşer kaşırsanız, o parmakta irin büyür büyür ve bütün bedeni tehdit eder hale gelir. Ancak o yarayı pansuman eder ve bedeni güçlü akıllı donanımlı besinlerle takviye ederseniz, bedenin gücü yaranın iyileşmesini hızlandırır.

Ancak AKP iktidarı ve gazeteleri ve dergileri, sırf bu yaraları kaşısın irin akıtsın küfretsin saldırsın kitleleri tahrik etsin diye kasıtla bu travma noktalarına atış yapan piskopat türü yazarları her gün maaşlıyor.

Osmanlı'nın çökmesi teslim olması dağılmasının hayal kırıklığı ve travmasının intikamını Abdülhamit'i yüceltip Lozan'a ve Atatürk'e küfretmekte akıllarınca gidermeye çalışıyorlar.

Kısaca, Abdülhamit-Lozan-Atatürk saplantılı bu meczup tarihçiler sonunda İslamcı kitleleri de delirtti.

Din-diyanet--imam hatip vs. okulları da kalkıp gerçek tarih dersleri okutmadı, aksine din-dinayet-imam hatip de kalkıp bu meczup saplantılı tarihi gençlerin beynine kustu.

Kardeşlerim, bilim, sorunları önce anlamak sonra çözmek için vardır.

Onbinlerce tarihçi halen yukarıdaki ilk paragraftaki büyük sorunlar ve olayları anlamaya ve çözmeye çalışıyor, niçin?

Zihniniz niçin gerilediğimizi anlasın ve daha çok acı çekmesin ve meczup tarihçiler toplumu kutuplaştırıp boşu boşuna ahmakça birbirimizi öldürmeyelim diye.

Büyük travmalar büyük acılar kendini ifade edecek kelimeleri-kitapları ve zamanı bulamazsa saklı kaldığı yeri yakar patlatır.

İdeolojik iç savaş kastıyla aynı travmatik noktalara saplanıp kaldığımız için, geçmiş, bir türlü geçmiyor, geçmişteki iç savaşların harareti dinmiyor, her on yılda bir Yeniçerilerin topa tutulmasını sanki her gün 31 Mart Vakası'nı yeniden yaşıyor yaşattırılıyoruz.

Ancak bilim adamları yazarlar neden geri kaldığımızı ifade edebilir gençlere anlatabilirse memleket denen büyük bedene güç katar, zihin sağlığı yerine gelir.

Yoksa zihin travmaları çözemez 'takılır', hep aynı şeyleri 'tekrar eder' (tekerrür).

Zihin travmaları çözmek için 'anlamak' zorundadır, yoksa düzelme yoluna giremez. Kısır döngü zihnin yeniden bir daha tekrarlarıyla habire sürer gider. İşte, bugün olduğu gibi, iç karışıklara çatışmalara kadar uzanır.

Tane tane anlatalım, dedemiz dahi yokken dedemizin dedesinin hücrelerinde şu an taşıdığımız bedenlerin tohumları vardı, biz buna 'genetik' ve 'kalıtım' diyoruz.

Bu yüzden içine doğduğumuz ailelerin bedenleri vardır, hiç tanımadığımız büyük-büyük dedelerimizin hastalık ve travma izlerini bedenimizde an itibariyle taşıyoruz.

Ülkelerin de 'bedenleri' vardır, çok zor felaket hezimet hüsran yıkım yok oluş anları yaşamışlar ve izlerini taşıyorlar, bunlar ülkelerin 'travmaları'dır.

Ve bu felaketler halen hücrelerimizde zihnimizde bir şekilde yaşıyor. Birileri gıdıkladığında kışkırttığında birileri aynı noktalara kasıtla ideolojik sebeplerle kastettiğinde olmuş bitmiş tarih birden başınıza düşer.

Ve hiç olmadık yerde dangalakça birden kendinizi iç savaş ve iç isyanların içinde bulursunuz.

Bu yüzden iktidar, milli eğitim, diyanet, aydınlar, herkes, ülkenin sağlıklı bir bedeni olabilmesi için zihnin 'anlama' ihtiyaçlarını gidermek zorundadır.

Yani, Osmanlı neden çöktü sorusuna aklı başında bilimsel anlaşılır cevaplar üretebilmeliyiz, ki, milyonlarca kitapla üretildi. Ve piskopat saplantılı tarihçilere de medyasında akademisinde partilerinde asla yüz ve yer vermemeliyiz. Ve bu saplantılı travmatik tarihi kendi varlıkları için elzem kabul eden tarikat ve cemaatlerin ideolojik eğitimlerini de gözönünde bulundurmalıyız, ki, tam tersi bu saplantılı cemaat dersleri Diyanet'in resmi onayıyla destekleniyor.

Ancak yobaz intikamcı rövanşist ruh hastası deli vs. birileri çıkıp iktidarın da desteğini alarak tarihin tartışmalı-sancılı noktalarına 'saplanıp' kalarak ülkemizin sağlığıyla oynuyorlar.

İktidar ve aydınlar ve tarihçiler, bu 'saplantılı' İslamcı tarihçilere ve yobazlara tarihi asla bırakmamalı, kasıtla gözardı ederseniz işte toplum bir lanet okuma çırasıyla patlayacak hale her an gelebilir.

Türk Milleti'nin aydınları akademileri bu 'saplantılı' yobazları tarihin dışında bırakmalı. Hiç birimiz bu 'saplantılı' delilere ülkenin sağlığını asayişini bırakamayız, savcılar dahi devrede olmalı, yoksa, işte felaket her an kapınızı çalabilir.

Ki yobaz ruh hastası saplantılı tarihçi olmayan bu manyaklar aksine iktidar tarafından destek görüyor.

Anlıyoruz ki, bu travmatik saplantı, bu ruh hastalarının şahsi hastalığı değil, iktidarın AKP'nin bünyesini sarmış kangren-kanser-tümör!

Bu tümör AKP'nin bünyesini sarmış, yani sözcülerinde ve olaylar karşısındaki çıkışlarından anlıyoruz ki, Abdülhamit, Lozan ve Atatürk düşmanlığı saplantısı öyle böyle değil çok vahim bir türlü aşamadıkları ve kasıtla tedaviden kaçtıkları büyük devasa çok vahim bir hastalık.

Bu hastalığı tedavi etmenin yolu, yeni yetişen gençlere, yazımızın ilk paragrafındaki olayları ve sebepleri ve gelişmeleri tane tane öğretmektir. Gerçek tarih bilgisinin boşluğundaki zihinler saplantılara savunmasız açık hale gelir, yani gülüp geçecekleri saçma sapan şeyleri tarih sanarlar.

Artık iman ettik ki AKP bu travmatik hastalığı çok seviyor, çünkü oy devşiriyor.

Bu yobaz kitlelerin nümayişlerinden nemalanıyor, sıkıştığı yerde bu yobaz gücün gösterilerinden medet umuyor, yani kasıtla travmanın üstüne gitmiyor aksine travmayı yani bu yanlış sahte uydurulmuş tarihi besliyor.

Diyanet İşleri Başkanınız dahi bu saplantılı meczup tarihin kurbanı.

Cumhurbaşkanımız bu saplantılı tarihin kurbanı.

Daha ileri gidip biraz da tarih felsefesi yapalım, Haçlılar ikiyüz üçyüz yıl Anadolu'ya saldırdılar ve sonuçta başaramadılar, çünkü Haçlılar kılıçlarıyla ve şövalyeleriyle ve istila ordularıyla gelmişlerdi.

Şöyle düşünelim, Haçlılar o yıllarda bizlere satacak ürünleri-mallarıyla gelmiş olsalardı, tarihin seyri değişirdi.

17. yüzyıldan sonra emperyalistler artık sadece kılıçlarıyla değil ellerindeki 'mallarla' gelmeye başladılar, tekstil, buharlı gemiler, yeni silahlar, matbaa, yeni fikirlerle!

Oysa tam tersi oldu, Haçlılar geldikleri bu topraklardan çok şeyler öğrendiler ve aldılar ve dönüşte ülkelerine götürüp yeni bir tarih başlattılar.

Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları, önce işgalin önüne geçti, ama sonra, Batı'yla kapanması zor dört yüz yıllık farkın önüne geçmek için 'kendi mallarını' ve kendi milli fikirlerini üretmeye başlayıp bir yığın milli kurum ve fabrika inşa etti.

Üretemezsen, Batı ve saldırıları karşısında tutunamazsın, bunun için siyasetten sosyal hayata büyük devrimlere atılımlara ihtiyaç vardı! Öyle ya da böyle genç Türkiye Cumhuriyeti toprak reformu dışında on-yirmi yılda büyük işler başardı.

Memleketimize ve iktidarımıza düşen 'kaldığımız yerden' devam etmektir.

Ama tam tersi, iktidar, Osmanlı'nın dört yüz yıllık çürüme çöküş serüveninde Abdülhamit'e Atatürk'e Menderes'e çakılıp saplanıp kalarak bu yobaz kör zihniyetin değişmesini gelişmesini, artık dünyayı anlamasını hiç istemiyor.

Tarih bilmiyle tarihle alakası olmayan üç-beş meczubun saplantılarıyla vakit enerji kaybetmekten öte kardeşliğimiz dirliğimiz her an büyük tehlike altında.

Açıkça anlıyoruz ki iktidar tarihi bilimi anlamayı değil sadece bu 'travmaları' sevip besliyor.

Çünkü bu yobaz kitlelere ihtiyacı var.

İç ve dış hüsranlarını örtmek için kullanıyor.

Gerçek acil sorunları ve borçları unutturmak perdelemek için ne zaman sıkışsa 'tarihin' hep aynı yerlerine çakılı kalmış bu piskopat yobazları siyaseten kullanıyor.

Mesela milli devleti yıkmak isteyen liberaller ve FETÖ de bu saplantılı yobazları ve onların tarihi noktalarına onlarca yıl kasıtla ve tekrarla aynı laflarla top atışları yaptılar.

Mesela, sadece Abdülhamit, Tek Parti, Lozan, Menderes gibi, noktalara sürekli ve her gün top atışı yapıp toplumu kutuplaştırsın diye her gün kasıtla bu tarihleri kaşıyan küfreden maaşlı onlarca yazarları var.

Bir imparatorluk neden çökmüş, artık bu denli apaçık gerçeği dahi bu yobazlara ve yazarlarına anlatmak mümkün değil.

Emperyalistlerle savaşabilmek ve bağımsızlığımız için sosyal hayatımızda ve zihniyetimizde ne çok köklü devrimlere ihtiyacımız vardı, bu meczuplara bir türlü anlatmak hiç mümkün değil.

Üç deli tarihçi, bilgiye aç kitleleri, göz göre göre manipüle edip yalan yanlış çok eksik bilgilerle suistimal edip kışkırtıp harlıyor ve buna herkes-hepimiz tarihçiler-savcılar-aydınlar-basın reyting ya da oy için müsaade ediyoruz.

Ancak yolun sonuna geldik.

Ayasofya Bizans'ın son sığınaydı, anladığımız, Abdülhamit-Lozan-Atatürk saplantısı İslamcıların son kalesi-sığınağı.

Kuşkunuz olmasın AKP iktidarını işte bu saplantılı yobaz deliler yıkacak, yıkıyor.

Bu yobazların menbağı depoları beslendikleri yuvalar nerelerdir?

İktidarın ve Diyanet'in destekleği kilisevari aracı kurumlar yani Allah'a değil şeyhe tapınılan tarikatlar.

Meczup saplantılı din diyanet yandaş basın ve delirmiş yazarlar! Ha gayret, çatırtı sesleri geliyor, iktidarınızı an itibariyle kendi ellerinizle yıkmaktasınız.