1. Haberler
  2. Analiz
  3. Bir eylül akşamı ve şahinler

Bir eylül akşamı ve şahinler

featured

Veli Efe yazdı…

Genç adamın bundan önceki ve ilk yazısı, kavgasının öğretmeni Nihat Ağabey (Genç) hakkındaydı. Kavga olur da kavgaya yoldaş olmaz mı, elbette olur. Bu yazı, delikanlının kavga yoldaşlarından en önde geleni hakkındadır; bir şahin, Laçin.

2003’ün Eylül ayında ortaokul 2. sınıfa başlamıştı genç adam. Denizli’de aynı mahallenin çocuğu olmalarına rağmen okul servisinde tanıştılar ilk kez kavga yoldaşları o tarihte. İkisi de öğretmen/memur çocuğuydular, ideallerinin aynı olması da muhtemelen bu ortaklıktan geliyordu. Okul yolunda keşfettiler aynı ideallere sahip olduklarını. İkisi de Atatürkçüydü, ikisi de vatansever. Bu ortaklıkla birlikte verdikleri karar da kesindi: Mustafa Kemal’in okuluna, askeri liseye gitmek.

2005’in Eylül ayında hayal kurdukları yerdeydi iki kavga yoldaşı, Maltepe Askeri Lisesi’nde. İzmir’deki askeri lise yıllarında hem genç adam hem yoldaşı hem de namıdiğer “Efsane” devre arkadaşları olgunlaştırdıkları vatanseverlikleriyle birlikte sabırsızlıkla Harbiye’yi, subaylığı, kurmaylığı bekliyorlardı. Ağacın kurdu nasıl içindeyse Efsane’nin kurtları da içindeydi. Çaldıkları sınav sorularıyla devreye sızan Fetullah’ın sümüksü kurtçukları delikanlı şahinlerin ispiyoncusu oldular. Devrenin yakışıklı hazırlık tabur kıdemlisinin fişlemecileri de bu sümüksüler olacaktı.

Havacı olarak okudukları askeri lisenin ardından sabırsız bir heyecanla geldikleri Ankara’da, Kara Harp Okulu’nda ise durumlar genç adamın “Bu ordu, Mustafa Kemal’in ordusu değil!” diyeceği cinsten hayal kırıklığı sebebiydi. “Şok mangası” adı verilen Atatürkçü, Türk milliyetçisi, vatansever askeri lise öğrencilerini öğüterek yerine Fetullah’ın şakirtlerini yerleştirmeyi amaçlayan makine, Genelkurmay’ın sadece birkaç yüz metre ötesinde kusursuz çalışıyordu. Makinenin dümeninde rütbeli sümüksüler vardı bu sefer de. Şok mangası özel birliğinin birinci sırasındaki delikanlı askeriyeden ayrılarak sivilde mücadeleye devam etme kararı verdiği akşam yanında yakışıklı şahini buldu, kavga yoldaşlığı devam ediyordu. Büyük bir acıyla üniformalarını teslim ederek Harp Okulu’nun nizamiyesinden ayrıldılar.

2009’un Eylül ayında memleketlerindeki ilk ders günlerinin ardından oturuyordu genç adam ile şahin. Kararlıydılar, çok çalışacaklardı üniversite sınavına, kendilerine yapılan haksızlığa karşı dimdik bir mücadele vereceklerdi. Tabloyu kısaca şöyle anlatmak mümkündü iki genç ve Türkiye’nin diğer şehirlerinde yeniden mücadeleye başlayan devre arkadaşları için: 18 yaşın ateşi, elde bir lise diploması, bir ev parası tutarında borç, orta veya alt sınıfa mensup umutları kırılmış bir aile, orduda Türkiye’nin geleceğine dair bir oyun döndüğüne ikna edilemeyen bir sosyal çevre, en önemlisi haklarındaki fişlemeler sebebiyle belki de hiçbir zaman girilemeyecek devlet memurluğu. Bu tabloya rağmen çok çalıştılar, gelecekte hain sümüksülerin yaptığı “drama queenlik” rollerine girmeden, delikanlı gibi başardılar da yalnızca umutlarına ve birbirlerine sarılarak. Mağdur edebiyatı yapmadılar; mağdur olarak da görmüyorlardı kendilerini, haklı olan taraftılar ve hak elbette bir gün galip gelecekti. Belki de bu denli büyük bir psikolojik savaşın onlara çıkardığı fatura, bilinçaltlarında her zaman hazırda bekleyen ruhsal çatışmalar olacaktı.

2010’un Eylül ayında genç adam ile şahin yoldaşının yolları değil ama şehirleri birbirinden ayrıldı. Genç şahin, artık Ege Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği öğrencisiydi. Üniversite eğitimi, tıpkı diğer devre arkadaşları gibi, askeri lisede aldıkları iyi eğitim sayesinde çok başarılı geçti. Zor zamanlardı, devam ettirilen Ergenekon-Balyoz kumpaslarıyla birlikte gözlerinin önünde eritilen Türk ordusu, kapıda bekleyen Fetullahçı tehlike ve bu çetenin bizzat maktulü olmuş genç adamlar. Konuşuyorlardı, yazıyorlardı ancak çoğu kişiye anlatamıyorlardı gidişatı, duyuramıyorlardı seslerini. Geniş kitlelerin ikna olması için ülke sathında büyük bir musibet yaşanması gerekiyordu, yaşanacaktı ve anlayacaklardı. Laçin, üniversitede ABD’ye de İspanya’ya da gitti eğitim için, yabancı dili çok iyi seviyedeydi ancak mezun olunca yurt dışına yerleşmek gibi bir düşüncesi olmadı hiç. Memleketinde mücadele edecek onca konu varken bırakıp gitmek şahinlerin doğasına aykırıydı.

15 Temmuz 2016, sümüksülerin nafile kalkışma günüydü. Hem devre arkadaşı olan sümüksüler hem de Harbiye’deki sümüksü tüm sıralı amirleri tarihe vatansızlar olarak geçti, yaşamlarına da ya demir parmaklıkların ardında ya da yurt dışında haraç paralarıyla kurdukları düzenleriyle devam ettiler. Anlatmaya çalıştıkları hakikatler yurt pahasına ortaya çıkmıştı ancak şimdi haklılıklarının keyfini sürme zamanı değildi, memleket için yeniden mücadelenin zamanı gelmişti. Laçin, önce “bedelsiz” askerlik yapmaya gitti, orada da çavuş oldu; tıpkı lisede tabur kıdemlisi olduğu gibi ödün vermez disipliniyle mutlaka kıdemli oluyordu. Sonrasında KPSS’de Türkiye derecesi ve merkezi yerleştirmeyle Ankara’da devlet dairesine mühendis olarak atandı, yine soru çalmadan ve mülakatta torpile ihtiyaç duymadan hak ettiği yerdeydi. O’nun ve diğer gençlerin en büyük hüznü ise askeri liselerin kapatılmış olmasıydı ama elbet bir gün marştaki namıyla “büyük mektep Kahraman Maltepe” açılacak ve yeniden şahinlere yuva olacaktı.

2020’nin Eylül ayında genç adam ve şahin kavgadaşı Ankara’da bir araya geldiler tekrardan. Gecenin son sigarasını Kemal Paşa/Anıtkabir manzaralı bir Esat evinde yaktıklarında geçmişi hüzünle ama umutla yad ediyorlardı. Şahin, geçmişten getirdiği disiplin ve namustan yine şaşmadı Cumhuriyet’in en büyük kalelerinden biri olan Demiryollarındaki memuriyet hayatında. Kavgadaşı delikanlıya sen varsan ben de varım biz varız diyerek kurdukları devre derneğine de Cumhuriyet ve emek mücadelesi veren memur sendikasına da üye oldu.

2022’nin Eylül ayının son pazar akşamında, memur ve öğrenci şehri Başkent yeni bir haftaya hazırlanırken; bir erkek şahin havalandı karanlık gökyüzüne. Şehir duydu mu bilinmez ama ömürlük kavgadaşlarının çığlıkları da şahinle birlikte karıştı gökyüzünün karanlığına. En başta da on dokuz yıldır en yakını olan genç adamın, delikanlının çığlıkları. Zannetmeyin ki; bu çığlıklar bir acziyetin, düşkünlüğün ve umutsuzluğun çığlıklarıdır. Aksine, bedenen bu alemden göçmüş en yakışıklı şahinin ardından O’nun anısına daha da azimle verilecek kavganın başladığını duyuran çığlıklardır bunlar.

Son niyetine kısaca birkaç söz daha etmekte fayda var. Bu yazıda kaleme alınan sadece Laçin’in ya da genç adamın hikayesi değildir. Onların nezdinde bir dönemin şahinlerinin, Fetullah’ın şakirti değil Mustafa Kemal’in Harbiyelisi olmayı seçen Cumhuriyetçi ve vatansever şahinlerin hikayesidir. Gelişmesi farklı olsa da giriş ve sonucu aynı olan, en dibi gördüklerinde bile sümüksüler gibi zırlamadan kararlı mücadeleye devam eden ama güzel memleketin güzel yurttaşları tarafından hakları teslim edilmeyen deli fişeklerin hikayesi. Varsın olsun, Laçin’in vasiyetinde geçtiği üzere, şahinler yine Türk gibi namuslu ve dimdik yaşayacaklar ve yine bir akşam gökyüzüne Laçin şahini gibi havalanacaklar…

Son Not: Şahin’e genç adam tarafından üniversiteye hazırlık günlerinde Nihat Ağabey’in “Veryansın” kitabı hediye edilmişti, o günden sonra da şahin sıkı bir Nihat Genç takipçisi olmuştu. Şahinliğin tesadüfü olsa gerek Nihat Genç’in oğlunun adı da Laçin’di. Aziz hatırasına tekraren saygıyla…

İlişkili Haber
thumbnail
Kavga öğretmeni: Nihat Genç
Haberi görüntüle

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!