İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik yolsuzluk soruşturmasında tutuklanmasının ardından görevinden uzaklaştırılan Ekrem İmamoğlu, Fransa’nın önde gelen gazetelerinden Le Monde’da bir yazı kaleme aldı.
Hakkındaki dava süreçlerini “anlaşılmaz”, “keyfi” ve “açıklama içermeyen” uygulamalar olarak niteleyen İmamoğlu, yazısında “İktidarın gözünde, gerçek ‘suçlarım’ şunlar; Erdoğan’ın ‘İstanbul’u alan, Türkiye’yi alır’ dediği İstanbul’u 3 kez kazanmış olmak ve 2028 Cumhurbaşkanlığı seçimine girmemin iktidar için teşkil ettiği büyük tehlike. Diplomama haksız şekilde el konulması hakkımdaki tek dava değil; hakkımda başka pek çok Kafkavari dava var: ‘hakaret’, ‘yolsuzluk’, ‘terörizm’ (çünkü 2024’te İstanbul’daki belediye listelerime Kürt adaylar koymaya cesaret ettim). İşte mücadele ettiğimiz sistem bu.” ifadelerine yer verdi.
ANKA’nın haberine göre İmamoğlu, yazısında şunları kaydetti:
“Ağustos 1914’te, Kafka, Dava’yı yazmaya başladığında, I. Dünya Savaşı yeni başlamıştı. Dünya; adalet, demokrasi, kardeşlik ve özgürlük gibi temel değerlerin insanlığın pusulası olmaktan çıktığı; güvensizlik, kuşku ve kolay nefret dönemine giriyordu. Eserin yayınlandığı 1925’te (1930’ların eşiğinde) de durum böyleydi. 20. yüzyılın başında, ne ile suçlandığını bilmeden itham edilen ve yargılanan Josef K.’nın davasındaki gibi anlaşılmaz, belirsiz ve keyfi kurallarla yönetilen bir dünya ufukta beliriyordu.
100 yıl sonra, dünya yeniden, demokrasi, adalet, özgürlük ve temel insan haklarının artık geçerli olmadığına bizi ikna etmeye çalıştıkları bir döneme giriyor. Buna inanmayı reddediyorum. Bundan daha iyisini hak ediyoruz. Dünyanın tüm halkları, yüzyıllar boyunca büyük bedellerle kazanılmış haklarımızı korumak ve her şeyden önce barışı muhafaza etmek için dayanışma içinde olmalı. Barışın en iyi teminatı ise her zaman olduğu gibi demokrasidir: Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi ve Birleşmiş Milletler nihayetinde barışı korumak amacıyla demokrasiyi ve insan haklarını güçlendirmeye yönelik projelerdir.
‘DİPLOMA’ MESAJLARI
Hiçbir ulus, kısa vadeli çıkarları uğruna temel değerlerine bağlılığını feda etmemelidir. Tarih boyunca Fransız halkı bu değerlerin savunulmasında öncü olmuştur; tıpkı Türk halkı gibi, bu zorlu mücadelelerle kazanılmış değerlere derinden bağlı kalmaktadır. Bugün sizlere 12 metrekarelik tek kişilik hücremden, ‘Kafkavari’ davalarımdan biri hakkında birkaç söz söylemek için yazıyorum: Üniversite diplomamla ilgili ‘sahtecilik’ davası! Savcının 8 yıl 9 ay hapis cezası talep ettiği ‘resmî belgede sahtecilik’ suçlamasıyla yargılanmaktayım… Dosyanın tek ‘küçük sorunu’ şu: Savcının suçlaması hangi resmî belgenin sahte olduğu ya da benim hangi sahtecilik fiilini işlediğim konusunda somut bilgi içermiyor.
İsterseniz 35 yılı aşkın süre öncesine geri dönelim… 19 yaşındayım. Yaklaşık iki yüz yıllık geçmişi olan Amerika’daki Southeastern University College, Washington D.C. ile ilişkili University College of Northern Cyprus’ta okuyorum. İstanbul Üniversitesi’nin yatay geçiş kabul ettiğine dair bir ilan görüyorum; gerekli tüm koşulları sağladığım için başvuruyorum. İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi’nde (İngilizce Programında) dört yıl okuyorum; tüm sınavlarımı başarıyla geçiyor ve 1994’te diplomamı alıyorum.
Bu yılın 18 Mart’ında üniversite diplomam İstanbul Üniversitesi tarafından iptal edildi. Dekan, bu hukuksuz iptali onaylamaktansa istifa etmeyi tercih etti. Bu karara karşı İdare Mahkemesi’nde dava açtım: mahkemenin verdiği ara karar lehime olunca, (çoğunluğu Cumhurbaşkanı ve partisi tarafından atanan) Hâkimler ve Savcılar Kurulu dosyadaki hâkimi hızla değiştirdi!
Tüm bunların paralelinde sahtecilik suçundan ceza davası da başladı. Oysa hiçbir raporda sahte bir belgeden söz edilmemektedir. Josef K. gibi, 19 yaşındaki Ekrem İmamoğlu’nun neyle suçlandığını ben de bilmiyorum!
‘BELEDİYE LİSTELERİME KÜRT ADAYLAR KOYMAYA CESARET ETTİM’
George Orwell ve 1984’ün dünyasını da hatırlıyorum. Kitapta tarif edilen rejimin meşhur sloganları şöyleydi: ‘Özgürlük köleliktir’, ‘Savaş barıştır’, ‘Cehalet güçtür.’ Tamamen gerçek olan, 31 yıllık diplomam iptal edildi ancak yetmedi; yetkililer beni 8 yıldan fazla hapse de mahkûm etmek istiyor! Diplomam, beni gelecek Cumhurbaşkanlığı seçiminde aday olmaktan alıkoymak için iptal edildi. İktidarın gözünde, gerçek ‘suçlarım’ şunlar; Erdoğan’ın ‘İstanbul’u alan, Türkiye’yi alır’ dediği İstanbul’u 3 kez kazanmış olmak ve 2028 Cumhurbaşkanlığı seçimine girmemin iktidar için teşkil ettiği büyük tehlike. Diplomama haksız şekilde el konulması hakkımdaki tek dava değil; hakkımda başka pek çok Kafkavari dava var: ‘hakaret’, ‘yolsuzluk’, ‘terörizm’ (çünkü 2024’te İstanbul’daki belediye listelerime Kürt adaylar koymaya cesaret ettim). İşte mücadele ettiğimiz sistem bu.
24 Mart’ta 15 milyondan fazla Türk vatandaşı tarafından ön seçimle Cumhurbaşkanı adayı gösterildim. Partimiz, gelecek için, ülkemize yakışır, güzel bir vizyonu savunuyor. Yüzyılımıza yakışır, demokratik bir vizyon; herkes için daha güçlü hak ve özgürlükler içer, hükümetten bağımsız bir yargı, özgürce düşünen ve konuşan bir akademi, hükümetleri eleştirebilen gazeteciler ve protesto edebilen öğrenciler. Hukukun üstünlüğüne güven yeniden tesis edildiğinde ekonomik olarak gelişecek bir Türkiye. Avrupa’nın demokratik değerlerine bağlı, yaklaşık 80 yıldır Avrupa Konseyi üyesi ve AB müktesebatını iç hukukuna kazandırmış bir Türkiye, güvenilir bir ortak. Karşımızda ne kadar büyük dağlar olursa olsun, halkımızın desteğiyle işte bunları başaracağız. Çünkü halkımız, yüz yılı aşkın süredir demokrasiye bağlı, güçlü ve bağımsız bir halktır. Başaracağız. Tüm ‘Kafkavari’ davaları aşacağız!”
İmamoğlu senin yanardöner sağ gostetip sol vuran PKK sempatini hiç sevmiyorum ama hapiste olmanı da kabul etmiyorum.
bu insanlar kongolu mu, mozambikli mi? Muhalefeti iktidarı ülkeyi bölecek sözleri zevkle kullanıyor gibiler.
ne rezil bir adamsın sen ya! dışişleri bakanının kürt soylu olduğu ülkede utanmadan arlanmadan bu sözleri söylüyorsun. aday olabilsen bile sana asla oy yok.
valla sen orada çürümeyi sonuna kadar hak ediyorsun. ulan utanmaz, kürt bu ülkede meclise terör partisi sokabilen tek unsur. terör yandaşlığı yapma ayrıcalığı olan tek unsur. sana olan nefretim uzuna olandan daha fazla. hem adını anmadığın, anmak zorunda kaldığında da Ata diye geçiştirdiğin Atatürk_çülüğün ekmeğini yiyorsun, hem de alçakça Türk kimliğine düşmanlık ediyorsun.
Adaletin sadece kendine yaradigi zaman dile getirilmesi ne kadar samimi? Adaleti sadece secmece kullanacagina eminim ve kendinden olmadigini dusundugu `baskalari`na adaletli davaranmayacagina hayat tecrubemle ikna oldum.
Kendisi, benim de dahil universite sinavinda ter doken, stresten perisan olarak derslerine calisan ve adaletli bir sekilde universitesine giren kisilere adaletsizlik yapmistir. Kibrista ozel bir okula yazilarak ilk seneden sonra Istanbul`da girmesi cok zor Ingilizce isletme bolumune gecebilmistir. Adalet mi bu?