1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Cem Gürdeniz
  4. Nusret’in 26 mayınından, 27 Kasım Libya Mutabakatına: Deniz Kuvvetlerine büyük teşekkür

Nusret’in 26 mayınından, 27 Kasım Libya Mutabakatına: Deniz Kuvvetlerine büyük teşekkür

featured

Devletlerin tarihinde siyah kuğular vardır. Hiç beklenmedik yer ve zamanda bir anda ortaya çıkarlar ve jeopolitik kaderi değiştirirler. Nusret’in 7 Mart 1915 gecesi Karanlık Limana genel trafik hattına paralel olarak döktüğü 26 mayın 15 Mart 1915 öğle saatlerinde Fransız muharebe gemisi Bouvet’nin karinası ile buluştuğunda yaratılan infilak, sadece Fransız Donanmasına bir tokat değil, İngiliz emperyalizminin en görkemli temsilcisi Kraliyet Donanmasına ve başta Bahriye Bakanı Churchill’e büyük bir yenilgi sürecinin başlangıcıydı.

Öyle bir süreci tetikledi ki yaratılan karmaşa ve gerek diğer patlamalar gerekse kıyı batarya atışları ile yenilmez armada akşam saat 1600 sularında geride 4 batık bırakarak geri çekildi. Öyle bir süreç yaratıldı ki, İngiltere’de hükümetler değişti, Rusya’da 300 yıllık Romanov ‘lar tarihten silindi. 1946-1989 arasında hüküm süren iki kutuplu dünya ve soğuk savaşın ilk tohumu o gün, o saat ve o dakikada atıldı. Bu büyük başarının tartışmasız mimarları Nusret Mayın Gemisi Komutanı Yüzbaşı Hakkı, Mayın Grup Komutanı Yüzbaşı Nazmi ve Müstahkem Mevki Komutanı Cevat Paşa’dır.

27 Kasım 2019 tarihinde Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti Başkanlık Konseyi Başkanı Fayez Al Sarraj ile imzalanan ‘’Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası” da bir siyah kuğudur. Doğu Akdeniz’deki Mavi Vatanımızın sınırlarının tespitinde son derece önemli bir dönüm noktasıdır. Neden önemlidir? Zira Mavi Vatan cephesinde yeni bir başlangıcın enerjisini oluşturmuştur. Biraz daha derine gidelim ve Mavi Vatanın jeopolitik ve stratejik çerçevesini çizelim. Mavi Vatan kavramı, karadaki Misak-ı Millînin denizdeki karşılığıdır. Mavi Vatan, Atatürk’ün 1 Eylül 1922 sabahı ordularına verdiği ‘’İlk Hedefiniz Akdeniz’dir’’ direktifinin ikinci cephesidir. 21. yüzyılda Denizcileşmesi kaçınılmaz olan Türkiye’nin vatan kavramını güncellemesidir. Türkiye, böylece 21. Yüzyılda kendine deniz yetki alanları üzerinden yepyeni bir açılım sağlayacak Mavi Vatan doktrinini ortaya koyuyor. Bu doktrin yetki alanlarımızı sadece ekonomik bir perspektiften değil, jeopolitik etki alanları ve savunma eksenleri perspektifinden de tarif ediyor. Tek kutuplu dünya düzeninden çok kutuplu düzene; Atlantik Çağından Asya Çağına geçiş döneminin yaşandığı geri dönülmez bugünkü süreç içinde Doğu Akdeniz, Ege, Karadeniz ve Boğazlar üzerinde Türkiye’nin jeopolitik kontrolünü güçlendirirken yeni fırsatlar sunuyor. Türk – Rus; Türk – Çin; Türk-İsrail ; Türk- AB ve Türk- ABD ilişkilerinde yepyeni fırsat ve değişim pencereleri açıyor.
Mavi Vatan, tam anlamıyla 26-45 Doğu Boylamları ve 36-42 Kuzey enlemleri arasındaki ana vatan üzerindeki stratejik egemenliğimizin denizlerdeki uzantısıdır. 25-45 Doğu Boylamları ve 33-43 Kuzey enlemleri arasında kalan tuzlu su kitlesi üzerindeki yetki ve ilgi alanlarımızın adıdır.

İşte Libya ile yapılan tarihi mutabakat, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki yetki alanlarının sınırlarının güney batı cephede mühürlenmesi ve bu sınırlara yönelik son 20 yıldır yaşanan siyasi, hukuki ve askeri alandaki hamlelere hukuki bir manevra ile dur denmesini sağlamıştır. Böylece, ilk kez Doğu Akdeniz’de Mavi Vatanımıza karşı uygulanan İkinci Sevr baskısına karşı ganbot, sismik ve sondaj diplomasi uygulamaları dışında hukuki bir kazanım elde edilmiştir. 18,5 millik kısacık bir kıyıdaş hat, Nusret’in 26 mayın hattı kadar büyük bir stratejik etki yaratmıştır. Doğu Akdeniz MEB sınırlarımızı ilan öncesinde hukuki zeminin taşıyıcı kolonu olmuştur.

Bu başarıda en büyük pay sahibi Libya-Türkiye kıyıdaşlığı tezini ortaya koyan Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Kurmay Başkanı Tümamiral Dr. Cihat Yaycı’dır. Bu sürecin başından itibaren içinde olan bir kişi olarak Amiral Yaycı’nın Türkiye’ye sunduğu bu büyük başarının geçmişini tarihe not düşülmesi maksadıyla hatırlatmam da fayda görüyorum.

Üçüncü kez Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Plan Prensipler Başkanı olarak görev yaptığım 2009-2011 döneminde, 11 Aralık 2009 günü Genelkurmay Başkanlığı Yunanistan Kıbrıs Dairesinde deniz hukuku danışmanlık görevi ifa eden AÜ Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sertaç Hami Başeren ziyaretime geldi ve Doğu Akdeniz’deki son durumu görüştük. Ziyaret sonrası emrimde Strateji Şube Müdürü olarak görev yapan Deniz Kurmay Yarbay Dr. Cihat Yaycı ile yeni bir durum muhakemesi yaparak Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanları sorununu ve özellikle Türkiye’nin MEB ilanı için seçeneklerini tartıştık. 2002 yılında İstanbul Üniversitesinde uluslararası ilişkiler doktorasını tamamlayan, analitik zekası ve deniz hukuku bilgisi son derece yüksek; kısa sürede en karmaşık konunun analizini yaparak hal tarzları sunabilme yeteneğine sahip Yarbay Yaycı, bana sınırlandırma anlaşması konusunda bir seçeneğin de Libya olduğunu söyledi. Harita başına geçerek durumu izah etti. Kendisine konuyu detaylı bir şekilde dönemin Kuvvet Komutanına anlatmasını ve bu konunun üst seviyede devlet gündemine alınmasının ve Libya ile müzakere edilmesinin önemli olduğunu söyledim. Bu süreç sonunda Kuvvet Komutanı direktifi ile bir yıla yakın süre, hafta sonlarında İstanbul’da Seyir Hidrografi ve Oşinografi Dairesi Başkanlığında özellikle geodetic haritalarla çalışan ve caris lots yazılımı kullanarak sınırlama çalışmaları yapan Yaycı, sonunda taslak bir anlaşma metni ve sınırlandırma haritalarını oluşturdu. 27 Kasım 2010 haftasında Libya’ya ödül töreni için gitmesi planlanan dönemin Başbakanının heyetine dahil oldu. Ancak son anda program iptal olunca Ankara’ya geri döndü. Fakat seyahat daha sonra gerçekleşince haritalar ve anlaşma metni Başbakanın heyeti ile Trablus’a gitti. Daha sonra Kaddafi’nin bu harita ve taslak anlaşmaya onay verdiğini Yaycı’dan öğrenmiş ve kendisini tebrik etmiştim. Bu arada deniz yetki alanı sınırlandırmasında büyük beklenti içinde girdiğimiz Kaddafi Libya’sı ile aynı dönemin sonunda maalesef düşman olduk. Kumpas davalar sonucu içi boşaltılan ve FETÖ manipülasyonlarına açık hale getirilen dönemin komuta yapısı ABD istekleri paralelinde Türkiye’nin 2011 Mart ayından itibaren NATO şemsiyesi altında Libya’ya karşı düşman blok içinde yer almasını onayladı. Bölgeye TBMM onayı olmadan Deniz Kuvvetleri birisi denizaltı 4 savaş gemisi gönderdi. Adeta ABD ve FETÖ’ye yeter artık Deniz Kuvvetleri ile uğraşmayın mesajı veriliyordu. Halbuki dönemin Başbakanı NATO’nun Libya’da ne işi var diyordu? Bu trajik dönemden 1 ay önce, 11 Şubat 2011 tarihinde Balyoz tutuklamaları sonucu Ankara’dan ve görevimizden koparılmıştık. Böylece 2012 yılında maalesef aralarında iki oramiralin de bulunduğu ve onay verdiği Ağustos Yüksek Askeri Şurasında Balyoz davasına eklenen ve hapis yatan diğer amiral silah arkadaşımla birlikte emekliye sevk edildim. Ancak Doğu Akdeniz’i medyadan ve akademik yayınlardan takip etmeye devam ettim. Yaycı, Libya – Türkiye kıyıdaşlığını akademik makaleler ve kitaplar ile yayınlamaya devam etti. Hapiste geçirdiğim 3,5 yıl içinde Libya – Türkiye kıyıdaşlığı ve Akdeniz’deki MEB sınırlarımız üzerine 10’dan fazla Türkçe ve İngilizce makale yayınladı. Bu yayınları ardı ardına çıkardığı kitaplar izledi. Bu yayınların bazılarını Hasdal ve Silivri Cezaevlerinde okudum ve gurur duydum.

Türkiye aradan geçen on yıl içinde Tek Kutupluluktan Çok Kutuplu dünyaya geçişi hızlandıran bir devlet oldu. 15 Temmuz 2016 FETÖ darbe girişimi bu süreci hızlandırdı. Topraklarımızda ilk kez Atlantik zincirlerinden kopma süreci başladı ve Türkiye kendine güvenmesini öğrendi. Libya’da Saraj Hükümeti ile varılan anlaşma kendine güven sürecinin sonucudur. Bu anlaşma Doğu Akdeniz’deki Mavi Vatan savaşının yeni bir cephesinde kazanılmış önemli hukuki bir zaferdir. Hukuki müktesebat yaratmıştır. Aynı durum, yani kıyıdaşlık Türkiye ile İsrail arasında da mevcuttur. Üzerine gidilmelidir.

Bu anlaşma ile Türkiye MEB ilanında artık ön almalıdır. Özellikle deniz dibindeki canlı ve cansız kaynakların işletilmesi ile balıkçılık konusunda devletin elini güçlendirecek Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) ilanı için beklenmemelidir. Son olarak, Meclis tutanaklarından anlaşıldığı üzere 15 Aralık 2019 tarihinde icra edilen TBMM oturumunda CHP milletvekili Mehmet Ali Çelebi tarafından Dışişleri Bakanı’na sorulan ‘’KKTC ve Libya ile sınırlandırma anlaşmaları mevcutken, neden hala MEB ilan edilmediği’’ sorusuna verilen cevap gözden geçirilmelidir. Sayın Bakan, cevaben, hidrokarbon araştırma ve çıkarılması için kıta sahanlığı ilanının yeterli olduğunu; MEB için tedbirler alınması gerektiğinden ilgili kurumlarla çalışıldığını ve istediğimiz zaman ilan edebileceğimizi söylemiştir. Bu çok önemli bir açıklamadır. Bilindiği üzere 1958 ve 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmelerinin kazandırdığı iki kavram sırasıyla Kıta Sahanlığı ve MEB’dir. 1982 Sözleşmesi kıta sahanlığı kavramının sağladığı egemenlik olanaklarına suyun kitlesini de eklemiş ve canlı varlıkları devlet sahipliğine vermiştir. O nedenle aslında 1982 sözleşmesinin bir üst model anlaşma olduğunu söyleyebiliriz. Her ne kadar Türkiye 1958 ve 1982 Sözleşmelerine taraf değilse de örf ve adet hukukuna dönüşen MEB ilanı için her türlü şarta sahiptir. Akdeniz’de MEB ilan etmediğimiz için her sene milyonlarca avro değerinde balığımız başka devlet balıkçılarına gittiğini unutmayalım.

Yazımızı bu teklifimizi yineleyerek ve Amiral Yaycı’ya bizi MEB ilan aşamasına bir adım daha yaklaştıran büyük başarısı nedeni ile tebrik ederek bitirelim. Amiral Yaycı’ya Türkiye’de son yılların siyasi vebası FETÖ isimli melun emperyal çete ile mücadelede sağladığı başarılar ve özellikle FETÖMETRE varlığı ve algoritmasına katkısı nedeni ile de millet adına şükranlarımızı sunalım.

Unutmayalım Siyah Kuğular her zaman vardır. Hiç beklemediğiniz anda karşınıza çıkarlar.

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!