İyice yükselip Saray mertebesine çıkan bir siyasî iktidara, aşağılardan akıl öğretme, yol gösterme çabası kadar aptalca bir uğraşı yoktur. Bu uğraşıyı siyaset ya da muhalefet sananların kendi dertlerini anlatmak için debelenip durmaları tek kelimeyle gülünçtür.
Saray kendi başına bir yönetim birimi, kararların alındığı merkezdir. Saray’ın kendi bürokrasisi, asker sivil danışmanları, çeşitli konularda uzmanları, muhafızları vardır. Saray, bağımsız yapısı olan bir iktidar makamı, monolitik (yekpare) bir oluşumdur. Meclis çoğunluğunu elde tuttuğu sürece meşrutî monarşi görünümünü sürdürür. Meclis çoğunluğunu kaybedeceğini anlarsa, elindeki bütün güçleri kullanarak, hatta iç savaşı bile göze alarak mutlak monarşiye geçmenin yollarını arayacaktır. İçine düşebileceği en zor durumda Saray yargılanmama güvencesi karşılığında iktidarını ancak bir benzerine devredebilir.
Tarihin hiçbir döneminde yasamayı, yargıyı, yürütmeyi; bütün kuvvetleri kendi elinde toplamış bir Saray’ın serbest seçimlerle el değiştirdiği görülmemiştir. İcraatı anayasal kurumlarla denetlenmeyen, devletin yasama kurumuna hesap verme yükümlülüğü olmayan, toplumun içindeki örgütlü baskı gruplarından çekinmeyen bir hükümdarın, XIV. Louis gibi, “Devlet benim / L’État c’est moi” demesini önleyecek bir mekanizma var mıdır?
Vatanın selâmeti, milletin birlik ve beraberliği için en uygun olanı düşünmek eli kolu bağlı muhalefet partilerinin, siyasî laf etmekten ödü kopan sendikaların, kendi içinde kırk parçaya bölünmüş baroların, artık var olmayan akademinin, arada bir mırın kırın eden işveren örgütlerinin, kendinden hoşnut entelektüellerin, gariban öğrenci gruplarının işi değildir. Saray, siyasî toplumun itiraza eleştiriye yeltenen bireylerini ve gruplarını en üst perdeden konuşarak aşağılar, onlarla alay eder; kutsal sözleri, yüzde 95’ine hükmettiği iletişim kanallarından anında kitlelere ulaştırılır.
“Taç giyen baş akıllanır” diye daha çok beklersiniz. Bizim görüşlerimize yaklaştı, ama şimdi biraz uzaklaştı, yok ortaladı ilerliyor bize doğru geliyor, iyi iş yaptığında överiz kötüsünü yaptığında yereriz, hepimiz aynı fidanın güller açmış dalıyız, biz Saray’a mecburuz (Var mı başka iktidar formülü?), şu geminin dümeninin ucundan biraz da biz tutalım diye yaltaklanırsanız, fena hâlde aşağılanırsınız, taraftarlarınızı kaybedersiniz, örgütünüz dağılır.
Bazı durumlarda muhalefet topyekûn yapılır; iyi ve kötü icraat diye ayırım yapılmaz. Hitler 1933-1939 arasında Almanya’da muazzam bir gelişme sağladı fakat hiçbir geri zekâlı komünist, sosyal demokrat, Katolik ya da liberal çıkıp da “onun yaptığı olumlu işleri destekliyoruz” demedi. XVI. Louis’nin her yaptığı yanlış mıydı? 1789’dan hemen önce adamcağız her konuda reform yapmaya çalışıyordu. Jakoben Kulüpleri bu reformları neden desteklemedi acaba? Namık Kemal, memâlik-i şahâne, vatan millet diyerek Padişah Abdülaziz’in reformlarını destekledi mi?
Bir hükümdar her daim haklı ve muzaffer, en doğrusunu bilen ve yapan olduğuna bir kez inandığında, başından tacını alamazsınız, ikisi bütünleşmiş, kaynaşmıştır artık. O artık istediği her şeyi, kimseye sormadan ve danışmadan, sadece kendi adamlarıyla müzakere ederek yapabilecektir. Kanal’ı da açacak, köprüyü de yapacak, toprakları Araplara da satacak, Libya’daki İhvan’ını kurtarmak için çöllere asker de sevk edecek, İdlib’den akın eden yüz binlerce vahşi teröristi aileleriyle birlikte kucaklayacak, en şahane silahları satın alacak, ülkenin jeopolitiğini bir o tarafa bir bu tarafa göstererek büyük güçler nezdinde şahsının vazgeçilmezliğini kanıtlayacak, memleketin elde avuçta kalan iktisadî değerlerini fonlarda toplayıp dilediği gibi harcayacaktır.
İktidara akıl öğreten güzelce yazılmış bilimsel makaleler, itiraf etmeliyim ki benim asabımı bozmaya başladı. Sonu mutlaka “Türkiye derhal Suriye ve Mısır’la anlaşmalıdır” diye biten yazılar ya da Kanal İstanbul’un bilimsel sakıncalarını şehircilik, ekoloji, Montrö vs açısından rakamlar vererek inceleyen çalışmalar… Yanlış anlaşılmasın; bunlar elbette faydalı, öğreniyoruz, fakat öğrendiklerimiz bir işe yaramıyor.
Saray hiçbir zaman “Esed” ve “Sisi”yle anlaşmayacak. Bu anlaşmama tutumunun jeopolitik bilgisizlikle ilgisi yok. Yani Saray, sizden gerçekleri öğrenip, “Aa öyle mi, peki o zaman,” demeyecek. Çünkü o kendi jeopolitik çıkarlarını sizden farklı biçimde, mezhebî/ideolojik parametrelerle tanımlıyor. Ne yaptığını kendince gayet iyi biliyor. ABD’yi, olmadı Çin-Rusya’yı razı ederek Türkiye’ye güney istikametinde bir Sünni nüfuz alanı sağlama umudunu saplantı hâline getirdiği için böyle yapıyor. İktidarda kaldığı sürece bu çizgisini değiştirmeyecektir. O bir dava adamı, hedefleri var. Yüz yıllık Cumhuriyet parantezini kapatarak Osmanlı’nın “Lebensraum”una (hayat alanı) yöneliyor, dinî esaslarla yönetilen emperyal bir güç olmak istiyor.
Kanal İstanbul açılınca Marmara çürük yumurta kokacak, Trakya’nın savunulması zora girecek, Bulgaristan ve Romanya’nın talebi üzerine NATO Montrö’yü gündeme getirecek, Ruslar bu işe çok bozulacak gibi kaygıları yok Saray’ın. Onu ilgilendiren iki şey var: Kanal’ın kendi fonlarına akıtacağı 350 milyar dolar gelir ve kendi kaderini Arap sermayesine bağlamak. Kötüsü gelirse duruma göre vaziyet alacak. İsterseniz yalvarın! Asla fikrini değiştirmeyecektir. Bunu hâlâ anlamadıysanız, “Esad’ı tanı, ‘rejim’ deme, Sisi’yle anlaş, diplomasiyi kullan, Libya’da savaşacak yerde arabulucu ol, Kanal’ı açma” diye feryat etmeye devam eder durursunuz. Hiçbir faydası olmaz. Yukarıya konuşacağınız yerde aşağıdan örgütlenmeye çalışsanız daha iyi edersiniz.
Şu on yedi yıl içinde Saray satılmadık tek bir yerli ve millî kuruluş bırakmadı. Kamuya ait olan ne varsa özelleştirdi. Memleketimizin tütününü, pamuğunu, pancarını, ayçiçeğini yok etti. Ülkemizin tarımını betona gömdü. Topraktan kopardığı insanları maaşa bağlayarak kadrolu seçmen olarak istihdam etti. Ve şimdi, sağdan soldan toplanmış siluet hâlinde bir otomobili şatafatlı bir görgüsüzlükle, ses ve ışık oyunlarıyla tanıtarak, “yerli ve millî üretim” diye millete yutturuyor. Siz de alkışlıyorsunuz, öyle mi? Büyük üretim hamlesine “millî” olduğu söylenen otomobille mi gideceksiniz? Savaş yayılır ve kriz derinleşirse karnınızı nasıl doyuracaksınız?
En kör gözler, en aylâk zihinler bile Saray’ın iktisat politikalarının ve dış politika hatalarının bugünkü açmazlara yol açacağını görebilir ve düşünebilirdi. Nitekim görüldü, düşünüldü ve söylenmesi gereken her şey söylendi. Fakat değişen bir şey olmadı. Bundan sonra da olmaz.
Aslında Anayasa’yı vermeyecektik. Bizim ülkemizde anayasalar hep yukarıdan getirilip yukarıdan geri alındığı için halkımız kendi kaderiyle anayasa arasındaki bağı tam olarak anlayamadı. Anayasa, halkın mücadelesiyle kazanılan “insan derisiyle kaplı anayasa” olmaktan çıkmış, iktidarı gasp eden ya da ayrılmaz biçimde oraya yerleşen askerî ya da siyasî grupların meşrebine göre değişen, her defasında delik deşik edilen bir metne dönüştürülmüştür. Halkın, milletin anayasası değil, Saray’ın hâkim sınıflarla mutabakatını temsil eden bir anayasadır.
Aslında kentli insanlarımız muhalefet potansiyelini 2007’de ve 2013’te ortaya koymuşlardı. Ve birkaç yıl önce tarihimizde belki de ilk kez tabandan, laiklik-kamuculuk-milletin egemenliği temelinde bir anayasa için mücadele imkânı doğmuştu. Bu imkânı değerlendiremediğimiz için ödeyeceğimiz toplam bedel her geçen gün biraz daha ağırlaşacaktır. [email protected]











Hitler bile daha düne kadar Almanyada kullanilan otobanlarin cogunu yapmis oldugu halde cikipta “bakin biz otoban yaptik” demedi.Cünkü herne kadar milyonlarca Alman Hitlerin pesinde ona biat ederken bile, otoban yapmanin devletin görevi oldugunun bilincindeydi.Yani demem o ki bugün millet soyuluyor,millet ac,yoksulluktan insanlar intihar ediyor denildiginde altinda son model araclar ellerinde binlerce liralik telefonlar olanlarin cogusu “ama tayyib otoban yapti,caldiysa benim parami caldi”diyor.Yani Hiristiyanlarin dogrumu yanlismi bilmiyorum Hz.Isa’ya atfettikleri bir söz vardir.Güya Hz.Isa demiski birisi yanagina vurursa sen diger yanaginida cevir.Öyle saniyorum ki bizim müslümanlar Kurani bilmedikleri icin 17 yildir yedikleri dayaga ragmen”Ellerin dert görmesin Reis daha fazla vur “demeyi ögrenmisler.
Sultan 2.bdülhamid Hamidiye Alaylarini neden kurdurdu?Neden bu Alaylar Doguda ve Güneyde Kürt Asiretlere kurdurulup komutasi onlarin eline verildi.
2.Abdülhamid neden Kürtlere “Benim Kürtlerin babasi oldugumu unutmayin”dedi.Bu konuyu baglamak icin Erdogan’in neden PKK acilimi yaptigini bu Hamidiye Alaylari temelinde inceleyelim.
Gerekce:Ülkede huzur ve analar aglamasin!Peki analarin aglamasi durdumu hayir ama Tayyib Saray’da oturuyor,aynen 2.Abdülhamid’in Kürtlere baba olup tahtini onlara emanet ederek ,saltanat ve istibdatini ayakta tutabilmek ve Tanzimat Türklerine karsi özell bir kuvvet yaratmasi,Türklük ve Genclik cereyanlarina karsi kullanmak icin Kürt Asiretlere mevki ve servet yolu acmistir.Bugün Tayyibin Türk Milleti diyememesi,Andimizi yasaklatmasi,Atatürk’ün veciz sözlerini bulunduklari yerlerden indirtmesi,Sivan Perver ile megri megrilerle Abdullah Öcalan posterleri altinda mitingler düzenletmesini incelersek Erdogan’in eger 3.Abdülhamid degilse en azindan onun 2.Abdülhamid’in ruh ikizi oldugunu söyleyebiliriz.
Halkimiza gelince;Bakin 2.Abdülhamid sarayina ve 13 karisina para yetistirebilmek icin halki vergiler altinda inletiyordu.Insanlardan aldigi vergi ile yetinemedigi icin birde “Hayvanat-i Ehliye Rüsumu”adi altinda halkin hayvanlarindan bile vergi almaya basladi.Belki bazilari bilmez ancak bu vergi yüküne karsi o zaman bugüne bakarak daha cahil olan halk “vergi ayaklanmalari olarak “bilinen protesto eylemleri yapiyordular.Bunlardan ikisi Erzurumda,bir tanesi Kastamonuda ve Anadolunun baska yörelerinde bu vergi zulmü protesto ediliyordu.Ekmege Una yapilan haksiz zamlara karsi halk ayaklaniyordu.Peki bugün mikrofonlar karsisinda soruldugunda “Allah yardicimiz olsun,Idare ediyoruz ne yapalim yetistiremiyoruz ama ne yapalim ki”diyenler acaba nekadar medeni cesaret sahibidirler.Kolayini bulmuslar.Allah yardimcimiz olsun,Olsunda Allah zalime karsi durmayan zulmü hakeder diyor,
Bugün Atatürk’e hakaret edenler hilafeti yikti din elden gitti diyenlere karsi yumrugunu masaya vurarak Yikilmayi hak eden hilafet yikilir Atatürk cok iyi yapti diyebilen bir muhalefet var mi?Atatürk saltanati özgürlük icin kaldirdi,peki bugün Atatürk’ün kaldirdigi saltanati yeniden diriltmeye calisan ve17 yildir Türküz müslümaniz diyen yiginlardan “Dur bakalim sen kimsin”diyebilen kac kisi var?
İsmet Cankurt!un yazdıklarına katılıyorum. Önerdiğiniz yaklaşım kesinlikle doğru değil. Bir de şunu sormak istiyorum. “Halka aşağıdan örgütlenin” denilerek dünyanın neresinde örgütlenme sağlanmış?
Sayin Alogan,
“Bazı durumlarda muhalefet topyekûn yapılır; iyi ve kötü icraat diye ayırım yapılmaz.”Bazi durumlar diyorsunuz,bu hangi ve ne zamana tekabül ediyor,topyekün muhalefet icin?Muhalif bir parti topyekün muhalefet ediyorum diye olumlu olan her seye karsi gelmez,gelirse kendi güvenirligini yitirir.Örnegin ABD Sarayi hedefe koyup Türkiye ye saldirsa bizler muhalefetiz diye ABD nin yaninda mi yer alacagiz.Böyle bir sacmalik olurmu muhalifler acisindan.Muhalif kendi programini uygular.Bir örnek daha:Termik Santrallar flitre takmak zorunda olmayacak seklindeki önerge AKP ve MHP Milletvekillerince kabul edildi.Erdogan bu karari onaylamadi.Iyi yapti demeyecek miyiz?Yoksa sesiz mi kalacagiz?Yazinizin diger bölümlerine katiliyoruz.
Selam,
Anayasanın 123,124,127 nci maddelerine yapılan şimdilik pasif sokuşturmaları, federal yapı/özerklik/eyalet sistemine geçişi, Kanal İstanbulun bu yeni eyalet sisteminin bir şeyi(?) (özerk finansal bir devletçik adası gibi) olarak hazırlanmasını, Yeni Cumhuriyeti v. b. atlamışsınız.
Atladığınız bir diğer şey de, tabandan bu hareketin yükselmesinin bu şartlar altında(tespitleriniz) mümkün olmadığı, teorik olarak ancak bir iç savaş yaşayarak sonrasında kurulacak bir ulusal mutabakat meclisiyle dediklerinizin yapılabileceği, tam da ilk fabrika ayarlarını arzulayan gerek şart bu iç savaşın, ulus devletin de sonu olacağıdır. Teoriniz biz bunu mevcut koşullar dahlinde, mevcut sistemin imkanlarını kullanarak yapabiliriz ise, o zaman bu sistem bir siyasi monarşiye evrilmemiş demektir.
Yok bu halk anayasa değişikliklerinde neye oy verdiğini bilmiyor, cahil, alakasız hususlar paket yapılıp halk kandırılıyor, Kenan Evreni yargılayacağızla, memurun sendikal haklarının kaldırılması çorba yapılıyor derseniz, doğru, peki sen buna bile engel olamıyor, böyle bir garabeti bile halka anlatamıyorsan, anayasayı kökünden değiştirebilecek tabanı yaratma gücüne nasıl göz kesebiliyorsun, derler adama.
Sosyal devinimler bunlar, 1923 ün yarattığı dalganın geri dönüş dalgasıydı bu. Geri dalga şu an sönümlendi, tekrar ileriye doğru yeni bir dalga başlıyor, BOP’a dirsek atma, yerli askeri üretim, geri dönüş dalga tabanının(kurucu mecliste dayatılmış, kendiliğinden türememiş) parçalanması, millileşme, yeni ileriye doğru atılacak olan dalganın başlaması aşamasındayız.
Bu doğal devinime dışarıdan ve içerideki işbirlikçilerden müdahale olunca, devlet de kendini savunmak için merkezileşti, sertleşti şeklinde okuyorum ben. Coğrafyamızda yaşanan savaşlar da cabası.
Kısa vadede hedef, hedef ülke olmaktan kurtulmak, etraftaki yangının sıçramasını engellemek, yeni stratejik ortaklıklar yaratmak, yerli askeri üretime ve ordunun toparlanmasına zaman kazandırmak, BOP rafa kaldırılana kadar ulus devlet modelini, vatan toprağını bir iç savaşa engel olarak korumak.
Mucize zor, yaşananlar doğal, 1945 den bu yana kaybedilen zaman muazzam, lakin umut hep var, hele ki Kanal İstanbul için halkoylamasından kaçınılıyorsa demek ki cahil de olsa halk hala oyları korkutuyor demektir. 1.Dünya savaşından çıkmadık ki 2.Dünya savaşının Hitleri doğsun, nedenler-sonuçlar, etki-tepki, korkular yersizdir zannımca.
Saygılar
Yüreğinize sağlık,
Bu millet ne zaman ayağa kalkacak?
Muhalefetten örgütleme bekleyen, olmuş babasının gelmesini bekler !
Ulviye NUHOGLU, KADİRLİ OSMANİYE.
Bir an Emin Çölaşan okuyorum zannettim… Kusura bakmayın ama cidden Sözcü’ye döndü burası.
Niyet okumada bu denli iddialıysanız, diğer liderlerin gizli ajandalarını da yazınız bilelim.
hitler ile bugunku turkiye’yinin icinde bulundugu durumu karsilastirmak cok buyuk hata. bugunku kullandiginiz teknolojilerin hemen hemen hepsi hitler zamaninda bulunmustur. turkiye’de boyle bir teknolojik ilerleme soz konusu degil.
Sn. ERDOĞAN’ın diktatörlüğü Stalin diktatörlüğüne benzemektedir. Lenin’in Rifat Börekçi hocası Mûsâ Cârullah çizgisinde Müslüman fetö’yü değil, O’nu (Erdoğan’ı) destekler.
Turkiye ihvanci, islamci bir iktidar ve dis mihraklara hizmet disinda vazifesi olmayan bir muhalefet arasinda sikisip kalmistir. Turkiye’de su anda etkili hicbir ulusalci hareket yoktur. Turkiye’nin kurtulusu icin tek umit ve cozum CHP’nin Ataturk ilkeleri dogrultusunda yeniden yapilanmasidir. Turkiye’nin emperyalist somurgecilerden ve yozlasmis siyasal islamdan kurtulusu, CHP’nin kurtulusunda yatar.
Tek cozum budur, gerisi bosa nefes tuketmektir.
Çok güzel bir değerlendirme yapmışsınız. Huylu huyundan, eşek eşekliğinden vazgeçmez. Ama gel de bunu AKP severlere anlat. Birilerinin ortaya koyduğu çözümleri iktidar benimseyip uyguluyor mu peki ? Ne gezer, keşke aklı başında insanların uyarılarına kulak verseydi de Türkiyeyi çıkmazlara sokmasaydı. AKP’nin nihai amacını ve yaptığı kötülükleri görmezden gelerek ,hâla bu iktidarı olumlamak için uğraşanlar ya kör cahil, ya da işbirlikçidir.
Ah Yavuz bey ah, haklısın Akp öyle de Akp ye muhalefet edenler farklı mı? Akp bugün düşsün ertesi gün Abd kucağındayız. sitem edip aşağıladığın Vatan partisinin tutumu da anayasa ile kaderi arasındaki ilişkiyi kuramayan halkımızın VP yi tek başına iktidara getirmesi mümkün olmadığı için en azından Abd nin deliğe süpürdüğünü düşündüğü Akp yi doğru yola çekmeye çalışmak.
Senin ”çok değerli görüşlerin” tam anlamıyla siyasete hakim olmuş olsaydı uçak krizi kürdistan referandumu vs politikalarda olumlu gelişmeler yaşanmazdı. İyi ki aklınca aşağıladığın siyasi hareket senin gibilerin ne dediğine bakmadan ülke için hayatiyet taşıyan sorunlarda devreye girip çözümler ortaya koyuyor.
Anladım,çok güzel anlatmışsın,sağol fakat muhtaç olduğum kuvvetin önderi ve örgütü yok.
“Aslında Anayasa’yı vermeyecektik.” diyorsunuz ama, bence ASLINDA ORDUYU VERMEYECEKTİK.
Pekiyi necip Türk milleti ne yaptı?
AKP’nin iktidara gelmesinin başlı başına bir rejim değişikliği olduğunu görmezden gelerek, neoliberal alçakların peşine takılıp, AKP’nin “vesâyet” söylemini AKP’den fazla sahiplenerek ve hiç utanmadan kendi ordusuna “darbeci” dedi.
Demokrasinin nimetlerinden faydalanarak iktidara geldiği ilk günden itibaren, demokrasiyi yok etmek için, devletin bütün kurumlarında el altından şeriat düzeni kotaran AKP’ye karşı, TSK’nın gösterdiği her haklı tepkide AKP’den çok “darbe” yaygarası yaparak kendi ordusunu şamar oğlanına çevirdi.
Kimse kusura bakmasın, demokrasiye hak etmeden tepeden inme sahip olmuş, yarısı her fırsatını bulduğunda ümmet olmayı vatandaş olmaya, araplığı Türklüğe tercih eden bir milletten çok, ben orduya güvenirim.
Alın şimdi ne ordumuz var, ne kanun ne demokrasi.
Vesâyetimizin kimin elinde olduğu bile belli değil…
Evet,Yavuz Alogan’ın boruyu gösterme estetiğine bayılıyorum.Benim korkum,yarın,acaba,kapı çalınır ve artık nerenin yetkilisi ise,donunuza el koyduk derler mi?Derler mi?Derler!
Dün iki katlıydı,
Bugün üç katlı
Derken
Dört katlı, beş katlı, altı katlı
Yükseliyor efendim yükseliyor,
Memleket yükseliyor