Yaşanmışından bir darbe hikâyesi

Yaşanmışından bir darbe hikâyesi

Türk tarihinin ayrılmaz bir parçasıdır darbeler. Mete Han’ın babasına yaptığı ünlü darbeden sonra Türk tarihi çok sayıda darbeye sahne olmuştur. Doğal akışın ve geleneksel uygulamaların dışında el değiştiren iktidarlar, Türk milletinin kaderini değişik şekillerde etkilemiştir. Hepsi yaşanmış, hepsi iliklere kadar hissedilmiştir.

Bu yazıda sizlere yaşanmışından bir darbe hikâyesi anlatacağım. Bugün yaşadığımız topraklardan bir hikâye bu ama yakın tarihimizden değil, Akkoyunlu çağından.

***

Fatih Sultan Mehmet dersem, herkes bilir; Uzun Hasan desem, çok azımız… Bunun anlaşılabilir nedenleri var şüphesiz.

Fatih, çağ kapatıp çağ açan büyük bir padişahtı. İstanbul’u fetheden başarılı bir komutandı. Bu nedenle ona Avrupa’da Büyük Türk lakabını verilmişti.

Avrupalıların Küçük Türk olarak andıkları biri vardı: Uzun Hasan… Siz bakmayın Avrupalıların ona küçük demelerine. Aslında uzun, boylu poslu, heybetli bir adamdı Uzun Hasan… Dağ gibiydi. Uzun lakabı da bu nedenle verilmişti.

Zeki, adil, kabiliyetli biriydi de. Heybetine eşlik eden bir zekâ, ona bambaşka bir karizma katıyordu. Ufku genişti biriydi de… Tek şanssızlığı, Fatih Sultan Mehmet ile aynı çağda yaşamasıydı… Bir çağ, iki büyük ismi taşıyamazdı. Öyle de oldu. Büyüklük Fatih’e, daha az büyüklük Uzun Hasan’a düştü…

***

Uzun Hasan (d.1425-ölm.1478), Akkoyunlu Türkmen Devletinin hanedan ailesindendi. Devleti, dedesi Karayülük Osman Bey (d.1350-ölm.1435) bugünkü Diyarbakır’da o zamanki adıyla Amid’de kurmuştu.

Diyarbakır’ın asıl adı Diyar-ı Bekir. Bugünkü Diyarbakır’ı da içine alan geniş bir bölgeyi ifade ediyordu. Ortaçağ İslam kaynaklarına göre Arap kabilelerinden Bekir, burayı yazlık olarak kullanıyordu. İsim de aslında buradan geliyor.

Diyarbakır şehir merkezinin en eski adı Amid. İlk defa Asur hükümdarlarından I. Salmanasar’ın M.Ö. 1260’daki fethinin hatırasını tespit eden bir kılıç kabzasında “Amidî” diye yazılmış bu şehrin adı.

Horasan üzerinden akın akın göç eden Türkmenler, çoğunlukla güneydoğudan Anadolu’ya girdiler. Başta Diyar-ı Bekir ve Amid olmak üzere Kerkük, Erbil, Musul, Mardin, Urfa, Antep sayısız Türkmen boyuna yurt oldu. Türkmenler burada denizler, okyanuslar kadardı.

[Akkoyunlu Devletinin resmi tarihini anlatan Kitâb-ı Diyârbekriyye’de o çağda Türkmen beylerinin bu bölgelerdeki faaliyetleri pek etkileyici bir dille anlatılır.]

***

Dağıtmadan konumuza dönelim… Akkoyunlu tahtını, Karayülük Osman Bey’den sonra oğlu Ali (ö. 1441) devraldı. Ali, kardeşi Hamza’nın Diyarbakır’ı ele geçirmesini engelleyemedi. Ancak Hamza’ya da hükümdarlık ancak üç yıl nasip oldu (ö. 1444). Hamza’nın erkek oğlu olmayınca Akkoyunlu tahtına Ali’nin oğlu Cihangir geçti. Kardeşi Uzun Hasan’ı da yanına alarak devleti yönetmeye başladı.

Uzun Hasan, devlet işlerinde sert tabiatlı ve disiplinli biriydi. Daha on bir yaşında iken sefere çıkan babasının yerine Diyarbakır’ı korumakla görevlendirilmişti. Harput valisi iken babasının anlaşmasına ve emrine rağmen Harput’u Memlüklülere teslim etmemiş, bunu bir onur meselesi saymıştı.

Uzun Hasan’ın ağabeyinin yönetim tarzından pek memnun olduğu söylenemezdi. Çünkü devletin kurucusu Karayülük Osman Bey’den sonra hanedan içinde çalkantılar bitmek bilmemişti. Ağabeyi Cihangir de bu çalkantıları bitirecek iradeyi gösterememişti. Ama en önemli kopuş, ağabeyinin Erzincan’ı Karakoyunlulara teslim edip bir de anlaşma imzalamasıyla yaşandı. Uzun Hasan, bunu da bir onur meselesi saydı. Üstelik Erzincan, Harput gibi de değildi. Buranın manevi bir anlamı da vardı. Akkoyunlu boyunun ilk yerleşim yerlerinden biri bu şehirdi. Ayrıca devletin kurucusu olan Karayülük Osman Bey’in yıldızı burada parlamıştı. Bu olaydan sonra Uzun Hasan, ağabeyine itaatten vazgeçip başına buyruk hareket etmeye başladı.

Uzun Hasan, ağabeyi Cihangir’in Karakoyunlularla anlaşmasına uymadı. Önce Erzincan’ı geri aldı. Sonra Karakoyunlu topraklarıyla Diyarbakır’ın doğusuna kadar ilerleyen Kürt aşiretlerine karşı akınlar yapmaya başladı. Bu başarılar sayesinde yıldızı parladı ve dikkat çekmeyi bildi.

***

Yine sefere çıktığı sırada, ajanlarından Uzun Hasan’a önemli bir haber geldi. Ağabeyi Cihangir, Diyarbakır’a bir vali bırakarak Mardin yakınlarındaki Aladağ’a yaylaya gitmişti. Başkent, bomboştu. Fırsatı kaçırmak istemedi. Yönünü önce Kemah’a çevirdi. Sefere çıktığı Türkmenlerin bir kısmını, yaylakları olan Kemah’a bıraktı. Yanına seçkin askerlerinden bir kısmını alarak Diyarbakır’a doğru yola çıktı. Hedefi darbe yapıp hükümdarlığı ele geçirmekti.

Uzun Hasan’ın aklında değişik bir darbe yöntemi vardı. Bu yöntemi başarıyla uygularsa devletin başına geçecek, uygulayamazsa canından olacaktı.

Uzun Hasan, başkente yaklaştığında yanındaki birliği şehrin dışında bıraktı. Yanına sadece on tane askerini aldı. Kıyafet değiştirerek, hepsi kömür ve saman tüccarı kılığına girdi. Kalanlar da tedbir olarak yakın bir yerde hazır kıta olarak beklemeye koyuldular. Uzun Hasan ve yanındakiler, silahlarını elbiselerinin altına sakladılar. Birkaç yüklü merkeple birlikte şehre girdiler. İç kaleye ulaşınca kılıçlarını kınlarından çektiler. Her şey yıldırım hızında gerçekleşti. Cihangir’in tayin ettiği vali ve komutanlar hazırlıksız yakalanmışlardı. Bu beklenmedik teşebbüs hepsinin canına mal oldu. Uzun Hasan ve yanındakilerin kılıçlarıyla teker teker can verdiler.

Uzun Hasan’ın ilk hamlesi başarılı olunca kalenin dışında bekleyen birlik de harekete geçti. Diyarbakır fazla dayanamadı, Uzun Hasan’a teslim oldu. Halk, Uzun Hasan’ı hükümdarlığını kabul etti. Hutbe okundu, para kesildi. Uzun Hasan, Hasan Padişah oldu. Fatih’in İstanbul’u fethettiği yıl, 28 yaşındaki Uzun Hasan da Akkoyunlu tahtına oturdu. Tahtta kaldığı 25 yıl içinde büyük bir Türkmen devleti yaratmayı başardı.