Ali Babacan’da YouTuber oldu. “Ali Babacan ile Bi’ Kahve” isimli programın ilk konuğu, Yapı Kredi Bankası eski çalışanı, Ekonomist Cevdet Akçay’dı. (https://www.youtube.com/watch?v=-TigN-7qI8w&t=2538s&ab_channel=AliBabacan)
Kolayca tahmin edileceği gibi, ulusal olan her şeyin haraç mezat satıldığı, Irak savaşına girme karşılığı para pazarlıklarının yapıldığı, Özal ve Kemal Derviş’ten devir alınan borç parayla ödünç refah politikalarının övülüp, bu politikalara karşı çıkanların “ekonomiden anlamayan salaklar” olarak aşağılandığı bir program söz konusu oldu. CHP’li Selin Sayek Böke’nin “Hem Babacan hem de Şimşek, ekonominin teknik gücünü siyasete en iyi şekilde taşıyan siyasetçilerdi” sözleriyle anlatmak istediği şey, bu kez Ali Babacanın sorularıyla/yönlendirmesiyle Cevdet Akçay tarafından, konuşma içeriğinde, bu kavramlara/bilim dallarına referansla herhangi bir bağlantı kurulmasa da, antropoloji, etimoloji gibi kavramlar kullanılarak gerçekleştirildi.
Yaklaşık 50 dakika süren programda, ekonominin çok teknik bir konu olduğu, herkesin bunu anlamasının mümkün olmadığı, yapılması gereken şeyin, siyasetin “hedefleri” vermesi, bu hedeflere varılması işinin, “anlayanların” yönetimine bırakılması gerektiği söylendi. Sıradan insanların bu konuda konuşması, yorum yapmaları daha da öte bu konuda uygulanacak politikalara siyaset kurumu vasıtasıyla müdahil olmaları dahi, görevi piyasa bağımsızlığını korumak olan “bağımsız kurumlar”, “bağımsız merkez bankaları” eliyle engellenmesi gereken şeyler olarak bir kez daha tekrar edildi. Farklı ekonomi politikalarının tartışılmasını kapsam dışı bırakan, tam tersi olarak otoriterlik göstergesi sayan bir demokrasi tanımı yapıldı.
Son 50 yılda ama özellikle Sovyetler Birliğinin dağılması sonrasında Neoliberal Küreselleşmeci Yeni Dünya Düzeni Projesinin olmazsa olmazı olarak sürekli tekrar edilen şey yani Daron Acemoğlu tarafından, “kurumsal yapıların yetkinliği” adı verilerek, alternatifinin düşünülmesi dahi abes bir şeymiş gibi anlatılan ABD yönetim sistemi güzellemesine dayalı, günümüz “mandacılığı” pazarlaması yapıldı. https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/915258
Bütün bunlar, 50 yıla yakın süredir oynanan, yarattığı yıkıma karşın iktidarıyla, mecliste yer alan muhalefetiyle hala savunulan şeylerin basit bir tekrarından başka şey değil aslında. ABD’de, AB’de, Japonya’da yani “yetkin kurumları olan ülkelerde” yaşanan, toplumları yoksullaştırıp, insanları sokağa atan krizleri, istisnai şeylere/durumlara, kötü kişilerin attığı yanlış adımlara bağlayıp sistemi aklayan bir mesleki deformasyonun doğal sonucu. Beyaz Saray Sözcüsü Jen Psaki’nin, “ABD hükümeti, batılı şirketlerden Rusya’dan çekilmelerini özellikle istemedi, bu onların kendi kararıydı” demesi gibi, çıkara bağlı olarak içselleştirilmiş bir ikiyüzlülük olarak nitelemek de mümkün.
Esas üzerinde durmak istediğim şey ise 50 yıldır tekrarlanan neoliberal küreselleşmeci bu nakaratın kendisi ya da konusu “programda” yapılana benzer alaturka tekrarı değil aslında.
Üzerinde durulması gerektiğini düşündüğüm şey, Cevdet Akçay’ın, “entegrasyon” adı altında ekonomik bağımlılığı savunan Babacan’a destek olmak isterken, söz konusu videonun 38. dakikasında, “Tam Bağımsızlık” kavramını milliyetçi otoriter zihniyet olarak tanımlayarak, alaycı bir ifade ile söylemiş olduğu; “Tam Bağımsızlık, ne demekse tam bağımsızlık! Bu dünyada tam bağımsız neresi varsa!” şeklindeki sözleri.
“Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir” diyen, “İstiklalin tamamiyeti ancak istiklal-i mali (ekonomik bağımsızlık) ile mümkündür” diyerek, siyasi ve ekonomik bağımsızlık arasındaki, Cumhuriyetin kuruluşuna da yön vermiş olan doğrudan ilişkiyi tüm açıklığıyla ortaya koyan Mustafa Kemal Atatürk’ü, çağı geçmiş bir görüşün temsilcisi gören bir bakış açısı. Üstelik de, ekonomik bağımlılığın, ülkeleri “yaptırım” adı altında ne tür korsanca uygulamaların hedefi yapabileceğinin artık iyice ortaya çıktığı bir ortamda.
Karşılıklı bağımlılıkların olduğunu söyleyerek meşru kılınmaya çalışılan ancak, karşılıklı bağımlılığın ancak eşit güçler söz konusu ise mümkün olabileceği, eşit olmayan güçler arasındaki ilişkinin ancak tek taraflı bağımlılık olarak adlandırılabileceği gerçeğini görmeyen bir “körlük” ya da görmezden gelen bir hadsizlik söz konusu.
Tarihi son 50 yıldan ibaret sayan, sömürgecilik ve emperyalizmle, bu gün neoliberal küreselleşme adı altında yaşananlar arasındaki felsefi ve kronolojik devamlılığın farkında olmayan bir “adanmışlık”, olarak nitelemek de mümkün.
ingiliz muhipleri cemiyeti, amerikan mandacıları 100yıl öncesinde kalmadı hala yaşıyor.
Emeginize saglik Hocam!
Bunlardan gübre bile olmaz 50 yıl değil 70 yıldır aynı tezgah 700 yıl geçmeden CUMHURİYETİ bitiremeyecekler.
Kurdukları tezgahın içinde boğulacaklar hiç bir şansları yok bu piyonların