1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Orkun Özeller
  4. Bingöl ve terör mücadele

Bingöl ve terör mücadele

featured

Orkun Özeller yazdı…

Bugün Gaziler Günü.

Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, ebediyete intikal etmiş tüm gazilerimizi rahmet ve dualarla anıyor; hayatta olan gazilerimize ise sağlık, huzur ve uzun ömür diliyorum.

Vatanımız uğruna fedakârlıkta bulunmuş tüm gazilerimize şükran ve minnetlerimi sunuyorum.

Gaziler Günü kutlu olsun.

Ben de bu yazımda, kahraman gazilerimizden İdris Tuğunmuş kardeşimi ziyaret etmek için gittiğim Bingöl’deki gözlemlerimi aktarmak istedim.

İdris, Güvenpark’ta hak arayışı için eylem yapan gazilerimizi yalnız bırakmamış, onların mücadelesine önemli bir destek vermişti. Ancak bu desteğin bedelini ağır bir şekilde ödemek zorunda kaldı. Gazilerimize yönelik gerçekleştirilen şafak operasyonu sırasında aldığı darbe sonrasında apandisti patlayan İdris, özel bir hastanede zamanla yarışılarak ameliyata alındı ve adeta ölümden döndü.

Bugün ise insan ister istemez şu soruyu soruyor:

Haklarını arayan gazilerimizin yaklaşık iki ay boyunca yaşamak zorunda bırakıldığı o manzaraların ortaya çıkmasına neden olanlar, bugün hiçbir şey olmamış gibi gazilerimizin ne kadar değerli olduğundan, onların “başımızın tacı” olduğundan söz ederek Gaziler Günü’nü kutlayacaklar.

Peki, bu kutlama ne kadar gerçekçi ve ne kadar samimi?

Gaziler arasında siyasi görüşlerine göre ayrım yapmak; iktidara yakın olan gaziler ile muhalif gazileri farklı değerlendirmek ya da 15 Temmuz gazisi ile terörle mücadele gazisini birbirinden farklı bir konuma koymak, gazilik kavramının özüne aykırıdır.

Gazilerimiz, siyasi görüşleri ne olursa olsun; nerede, hangi şartlarda ve hangi mücadelede gazi olduklarına bakılmaksızın bizim için başımızın tacıdır.

Eğer gerçekten öyleyse, bunun yalnızca sözlerle değil, gazilerimize gösterilen muameleyle de ortaya konulması gerekir.

Gaziler Günü’nü kutlamak, sadece bir gün gazilerimizi hatırlamak değil; onların haklarına, onurlarına ve insanlık haysiyetlerine her zaman sahip çıkmaktır.

Gelelim Bingöl izlenimlerime…

Öncelikle kafanızdaki Bingöl’e ilişkin olumsuz önyargıları bir kenara bırakın.

Bingöl’ün şehir dokusu gerçekten çok sıcak. Kendimi yabancı hissetmedim. Hatta bir parçası olduğum memleket kadar bana ait hissettim.

Evet, küçük bir şehir. Ancak aynı zamanda modern ve en önemlisi temiz bir şehir. İnsanlarının önemli bir bölümünün Zaza kimliğine ve kendine özgü bir kültüre sahip olduğu bu şehirde, günlük iş hayatında Türkçe hakim.

Şehirde dikkatimi çeken bir başka konu ise Sayın Vali Cahit Çelik’in hayat hikâyesi oldu. Ağrı’nın Patnos ilçesinde doğan, eğitim hayatının önemli bir bölümünü burada sürdüren; ODTÜ’de eğitim gören, yüksek lisansını İngiltere’de, doktorasını ise Amerika Birleşik Devletleri’nde tamamlayan Sayın Çelik, devletin farklı etnik kimliklere sahip vatandaşlarına sunduğu imkânları gösteren dikkat çekici bir örnek.

Üstelik ana dilini de unutmamış ve konuşabiliyor.

İdris kardeşim de doğduğu coğrafyanın dili olan Zazacayı biliyor. Ancak ortaya çok anlamlı bir tablo çıkıyor:

İki insan, kendi coğrafyalarında öğrendikleri dilleri konuştuklarında birbirlerini anlayamayabiliyor. Fakat ikisinin de bildiği ortak dil Türkçe olduğunda iletişim kurabiliyor, birbirlerini anlayabiliyorlar.

Bence burada üzerinde düşünmemiz gereken önemli bir gerçek var.

Farklı yörelerin insanları  ana dillere, kültürlere ve yerel kimliklere sahip insanların aynı toplum içerisinde birbirlerini anlayıp  iletişim kurabilmesi için ortak bir dile ihtiyaç var. İşte o bir millet olma özelliğimizi sağlayan dil  Türkçedir. Farklı resmi diller bir birlerini anlayamayan insanları ve sonunda da bölünmeye gidecek süreci doğurur.

CESUR BİNGÖL

İdris kardeşim, ilk gün beni Bingöl-Elazığ karayolunun yaklaşık 10. kilometresinde bulunan, PKK terör örgütünün 33 asker ve 4 öğretmen olmak üzere toplam 37 evladımızı katlettiği yere götürdü.

Buraya çok güzel ve anlamlı bir anıt yapılmış. Yoldan gelip geçenler anıtı ziyaret ediyor; şehitlerimiz için dua ederken, terör örgütünü de lanetliyor.

Nitekim biz oradayken bir gezi otobüsü geldi. İnsanlar otobüsten inerek şehitlerimizi andı ve PKK’yı bir kez daha lanetledi.

Bu tablo kaarşısında önemli bir gerçek bir kez daha kendisini gösterdi:

Hafızayı yaşatan anıtlar var oldukça, geçmişte yaşananlar unutulmayacak.

Şehitlerin ve geride bıraktıkları acıların hatırası toplumun hafızasında yaşamaya devam edecek. Dolayısıyla bugün konuşulan süreçlerin, toplumun bu acıları ve yaşanmışlıkları nasıl değerlendirdiğinden bağımsız ele alınamayacağı açık.

Elbette insanlara geçmişte yaşadığı acıları  unutturarak bir gelecek inşa etmek mümkün olamaz. Bu nedenle öncelikle bu topraklarda yaşananların hatırlanması ve şehit yakınları ile gazilerin duygularının dikkate alınması gerektiğini düşünüyorum.

Bingöl Şehitliği’ne gittiğimizde, yaklaşık 300 güvenlik korucusunun şehit olduğunu ve çok sayıda sivil vatandaşın da PKK terör örgütünün saldırıları sonucunda hayatını kaybettiğini gördüm. Bingöl’ün terörle mücadelede en çok şehit veren ikinci il olduğunu da burada öğrendim.

Şehirde kime rastladıysam, neredeyse herkesin bu mücadeleyle bir şekilde kesişen bir hikâyesi vardı. Kimi şehit yakınıydı, kimi gaziydi, kimi de terörün acısını doğrudan yaşamıştı.

Ertesi gün Servi köyüne gittik. Özellikle güvenlik korucularıyla sohbet ettim.

Köyde neredeyse herkes korucu. Her ailenin, her evin terörle mücadele döneminden kalan bir acısı var. Akrabası korucu olduğu için öldürülen insanlardan bahsettiler.

Köye, 30 Ağustos 2026 tarihinde Bingöl Valiliği tarafından bir anıt şehitlik yaptırılmış. Burada 67 şehidimizin adı yaşatılıyor. Şehitlerden biri ise henüz bir yaşında bile olmayan bir bebek.

İnsanın ister istemez kendisine sorduğu soru şu:

Böylesine ağır acılar yaşamış insanların, bugün konuşulan Öcalan’a statü verilmesi teröristlerin affedilmesi gibi imtiyazlarla yürütülen süreci tasvip etmesi nasıl mümkün olabilir.

Bir köy kahvesinde oturup  çaylarımızı yudumlarken, malum süreci de konuştuk.

Önce onları dinledim.

Süreci kabul etmediklerini açıkça ifade ettiler. Vöyle bir süreci anlamlandıramadıklarını da belirttiler

Sonrasında ben düşüncelerimi ve bildiklerimi anlattım.

Pür dikkat dinlediler.

Daha sonra aldığım geri dönüşlerde, yapılan sohbetten memnun kaldıklarını ve bazı konularda daha fazla bilgi sahibi olduklarını ifade ettiler.

Burada özellikle altını çizmek istediğim bir nokta var:

Bazı iktidar mensuplarının ve hükümete yakın siyasetçilerin, “Şehit yakınlarını ve gazileri incitmeden bu süreci yürütüyoruz” şeklindeki açıklamalarını, benim Bingöl’de karşılaştığım insanların anlattıklarıyla birlikte değerlendirmek gerekirse incinen öyle çok insan görüyorum ki.

Aynı şekilde, “Halkın yüzde 85’i süreçten memnun” gibi bir iddia ortaya atılıyorsa, bunun hangi araştırmaya, hangi örnekleme ve hangi bilimsel yönteme dayandığının da açıklanması gerekir.

Çünkü gerçekleri görmek için insanlara baskı kurmaya, aba altından sopa göstermeye gerek yok.

Bazen yapılması gereken tek şey, insanların arasına karışmak, onları dinlemek ve yaşadıkları acıları anlamaya çalışmaktır.

Ben Bingöl’de bunu yaptım.

Dinledim, gördüm, konuştum.

Ve şunu çok net anladım:

Terörle mücadele yalnızca dağlarda veya operasyon bölgelerinde yaşanmadı. Bu mücadele, insanların evlerinde, köylerinde ve ailelerinde de yaşandı.

Bu nedenle toplumun farklı kesimlerinin hafızasını, acılarını ve beklentilerini görmeden bu mesele hakkında sağlıklı değerlendirmeler yapmak mümkün değil.

Şimdilik burada noktalıyorum.

Ama herkese bir tavsiyem var:

Bingöl’e mutlaka gidin. Gezin, görün ve insanlarını dinleyin.

Çünkü benim hafızamda artık Bingöl, yalnızca bir şehir değil;

terörle mücadelenin acısını yaşamış, fakat dimdik ayakta duran “Cesur Bingöl” olarak yer etti.

Not: Bazı çevreler bu gezilerimden rahatsızlık duyuyor ve karalamak için gerekçeler bulmaya çalışıyorlar. Bunlardan birisi de bu gezileri kimin finanse ettiği, bu adamın arkasında kim var sorularını ortaya atıyorlar. O nedenle bilinmesini isterim ki tek başıma kendi aracımla Ordudan gidip geldiğim bu gezi için hiç bir kişi ya da kurumdan maddi destek almadım. Arkamda bana destek olan bir güç var mı ? Tabii ki var. Fakat ne bir siyasi parti, ne bir cemaat, ne bir fon, ne bir medya, ne bir sosyal medya ekibi, ne bir dernek yok … öncelikle Allahın izniyle,  şehitlerimizin manevi gücü, gerçeği gören Türk milletinin duası ve ailemin desteği arkamdaki gücü oluşturuyor .

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!