Amiral Cem Gürdeniz yazdı…
15 Eylül 2021 tarihinde küresel jeopolitikte sonuçları Türkiye’ye kadar uzanacak çok önemli bir hamle yapıldı. ABD liderliğinde üç Anglosakson devlet (ABD, İngiltere ve Avustralya) Pasifik Okyanusunda AUKUS (Avustralya, İngiltere, ABD) adıyla yeni bir pakt ilan ettiler. Aynı gün ABD Başkanı Avustralya Donanması için nükleer takatli saldırı denizaltısı (SSN) inşasının Avustralya’da başlaması için İngiltere ile destek verileceğini açıkladı.
Nükleer gelişme, Pasifik havzasındaki barışa büyük darbe vuracak AUKUS paktının kurulması kadar önemli. Yazılarımı ve kitaplarımı okuyanlar hatırlayacaktır. 21. Yüzyılın okyanuslar yüzyılı olacağını ve büyük hesaplaşmanın suyun altında olacağını sürekli yazıyorum. Nükleer ve dizel elektrik denizaltı inşa sayısında artış bunun somut bir göstergesidir. Pasifik havzada Sri Lanka dışında denizaltısız ülke kalmadı.
OYUN DEĞİŞTİRİCİ NÜKLEER TAKATLİ DENİZALTILAR
Nükleer takatli denizaltılar asıl olarak iki tiptir. Birincisi nükleer balistik füze taşıyan (SSBN)’ler. Bu denizaltılar ikinci darbe (second strike) yeteneği sağladıkları için stratejik caydırmanın en güçlü unsurları. Halen bu kulüpte BM Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi beş devlet dışında Hindistan mevcut. Ancak nükleer takatli olmadığı halde konvansiyonel balistik füze atma yeteneğine sahip Kuzey Kore ve Güney Kore (nükleer füze olmasa da) dizel elektrik denizaltılarını da burada vurgulamalıyız. İkinci tip denizaltılar nükleer takatli saldırı denizaltılarıdır (SSN). Bunların asli görevi soğuk savaş sırasında düşman SSBN’lerini avlamak ve uçak gemisi darbe gruplarını korumaktı. Soğuk savaş sonrası Tomahawk tipi konvansiyonel veya nükleer başlıklı gezginci (cruise) füzelerin ve SAT Komandolarının bu gemilere yerleştirilmesi ile ikinci görev alanı olarak denizden kıyıya güç aktarmak da görevleri arasına girdi. Bu sınıf denizaltılara (BMGK) Daimî üyesi 5 devlet ve Hindistan sahip. Brezilya da Fransa ile yaptığı teknoloji transferi sonrası 2030’dan itibaren bu gemilere sahip olacak. Avustralya şimdi sekizinci devlet olarak bu kulübe katılıyor. Bu iki tip dışında ayrıca tek görevi güdümlü mermi veya gezginci füze taşımak olan Nükleer takatli Füze Denizaltıları (SSGN) vardır. Ayrıca İsrail denizaltılarının da Nükleer başlıklı gezgin (cruise) füze atma yeteneğine sahip olduğu da biliniyor.
SUYUN ALTI KARANLIK VE BELİRSİZ
Nükleer takatli saldırı denizaltıları deniz savaşında oyun değiştirici varlıklardır. Zira çok güçlü tekneleri ile okyanusların (bazılarıyla) 800 metre derinliklerine kadar inebilen ve suyun altında saatte 60 km hıza erişebilen dev yapılardan bahsediyorum. Nükleer yakıt, CO2 emici sistemler ve deniz suyundan tatlı su yapan sistemleri sayesinde gıdaya bağlı olmasalar neredeyse aylarca suyun altında kalarak harekât yapabilecek güce sahipler ve onları önlemek çok zor. Sadece taşıdıkları gezgin füzeler değil gemiye karşı torpidoları da ölümcül yeteneklere sahip. Dizel elektrik denizaltılar gibi tespit edilmeleri çok zor. Zira suyun altındaki durumsal farkındalık, yani gözetleme, hava ve su üstündeki kadar başarılı değil. Şartlar İkinci Dünya Savaşındakiyle hemen hemen aynı. Suyun altında akustik enerji yani ses dalgaları kullanıldığından, yerine yeni bir iletişim aracı bulunana kadar da böyle devam edecek. 90’lı yıllarda ABD Deniz Kuvvetleri Komutanlığı yapmış Oramiral Frank Kelso, ‘’uzayda binlerce mildeki en küçük metal parçasını algılayabilecek teknolojiye sahibiz, ancak suyun altında 100 metre altımızdaki denizaltı veya mayın gibi su altı cisimlerini algılayamadığımız zamanlar oluyor’ demişti.
ÇİN KIYILARINA YAKLAŞTIRMIYOR
Çin, Pasifik Okyanusu harekât alanında ABD’nin üstün donanmasını dengelemek için iki silaha başvuruyor. İlki kıyıdan atılan DF 21/22 tipi uçak gemisine karşı da kullanılabilen balistik füzeler ile hipersonik füzeler. Diğeri de dizel elektrik ve nükleer takatli denizaltılar. ABD’nin tüm dünya okyanuslarını kontrol etmek üzere toplam 68 nükleer denizaltısına (17 SSBN/SSGN, 51 SSN) karşılık, Çin’in sadece Pasifik Okyanusunda 16 nükleer (7 SSBN, 9 SSN) ve 58 dizel elektrik takatli denizaltısı var. ABD ile bir savaşta Çin’in yanında yer alacak Kuzey Kore’nin de 71 dizel elektrik denizaltısı var. Bu sayılara Rusya’nın üç ayrı harekât alanında 36 nükleer, (12 SSBN, 24 SSN/SSGN) ve 22 dizel elektrik ve AIP denizaltısıyla denklemde yer aldığını göz önüne alırsak savaş gücü dengesini değiştirebilmek için ABD’nin müttefik denizaltılara ne denli ihtiyaç duyduğu ortaya çıkıyor.
CİDDİ HAZIRLIK PLANI DEVREDE
ABD Devlet Başkanı her ne kadar Avustralya’ya nükleer silah konusunda yeşil ışık yakmadıysa da nükleer takatli gemiye sahip her ülkenin kısa süre içinde isterse nükleer silah geliştirebileceği biliniyor. ABD’nin kendi iradesi ile en hassas olduğu bir alanda, soğuk savaşta 1960’lı yıllarda İngiltere’ye sağladığı teknoloji transferini bu kez 60 yıl sonra Avustralya’ya sağlaması çok ciddi bir hazırlığın ve caydırma projesinin somut göstergesidir. AUKUS’un ilan edildiği gün bu açıklamanın yapılması tezimizi güçlendiriyor. AUKUS adı verilen bu paktın en büyük özelliği iki üyesinin son 216 yıldır dünya okyanus ve denizlerinin hegemonu olması. (İngiltere: 1805-1945 ve ABD: 1945-Devam)
KÜRESEL GÜÇ, KÜRESEL ERİŞİM DEMEKTİR
Tarih boyunca denizde güçlenen devletler, önce bölgesel, sonra kıtasal ve en sonunda da küresel egemenliğin uygulama alanı olarak okyanuslar ve denizleri; uygulama aracı olarak donanmayı kullandılar. Anavatandan uzaklara güç gönderebilmek, işin özünde denizde ve karada siyasi iradeyi dayatabilmek anlamına geliyordu. Amerikalı stratejist Modelski’nin ifadesi ile “küresel güç, küresel erişim gerektirir. Bunların arasını deniz gücü doldurur. Küresel erişim yoksa küresel güç de yoktur.” Modelski’ye göre küresel erişimim iki unsuru uçak gemileri ve nükleer denizaltılardır. (Modelski, George-Thompson William, Sea Power in Global Politics, 1494-1993, University of Washington Press, Seattle, 1988)
PAX BRİTTANİCA’DAN PAX AMERİCANA’YA
Trafalgar Deniz Savaşı sonrası (1805) Pax Brittanica’yı okyanuslar ve denizler üzerinden yayan İngiltere küresel liderliği 1890 yılından itibaren kademeli bir şekilde yakın akrabası ABD’ye devretti. Bu devir kanlı olmadı. ABD ve İngiltere tarihlerinde iki kez savaştılar. İlki 1775-1783 Amerikan Bağımsızlık Savaşı diğeri de ABD deniz çıkarlarını korumak üzere başlatılan 1812 savaşıydı. Daha sonrasında ABD ve İngiltere 1956 Süveyş Krizi hariç her krizde birlikte hareket ettiler. Ortak özellikleri denizci hegemon olmaları ve sahip oldukları donanmaların istenilen yer ve zamanda deniz ticaretine müdahale etme ya da kıyıya güç intikal ettirebilme yeteneğine sahip olmalarıydı. Neticede küresel erişim yeteneğine sahip donanma, denizci insangücü ve denizaşırı üsleri olan devletler, küresel güç oluşturarak anavatandan çok uzak denizlerde ticareti kontrol edebiliyor, güçlü istila filoları oluşturabiliyorlardı. Yani güvenlik ile ticaret, iç içeydi. Denizdeki bilek güreşi, küresel üstünlük yani hegemonik mücadelenin vazgeçilemez bir unsuruydu. Deniz gücü, denizleri engelsiz bir şekilde kullanma ve kontrol etme, rakiplere ya da düşmanlara karşı da bu hakları reddetme yeteneği sunuyordu. Bu nedenle de esas olan okyanus gücü oluşturmaktı. (Osmanlı bunu ıskaladı ve kaybetti.)
HEGEMONİK DEĞİŞİM
Bu şekilde 15.yüzyıldan günümüze okyanuslardaki hegemonik üstünlük Portekiz, İspanya, Hollanda, Fransa, İngiltere, ABD ve Sovyetler Birliği arasında beş kez el değiştirdi. Okyanuslardaki altıncı hegemonik mücadele dönemi 2012 yılından sonra başladı. Bu mücadele ABD ve Çin arasında Asya Pasifik havzada devam ediyor. Rusya ile Çin’in Şanghay İş birliği Örgütü (ŞİÖ) çerçevesinde 21’inci yüzyılda güvenlik ve savunma alanları dâhil, iş birliğine gitmesi, altıncı hegemonik çatışma dönemini ivmelendirdi. Bu dönemin ağırlık merkezi Hint Pasifik (Indo-Pacific) havzasıdır.
TAYVAN BOĞAZI KRİZİNDE DENİZALTILAR BELİRLEYİCİ
ABD’nin küresel erişim yeteneği, sahip olduğu 11 nükleer uçak gemisi ve 68 nükleer takatli denizaltıları (SSBN/SSN) sayesinde rakipsiz. ABD istediği yer ve zamanda dünya deniz ticaretini durdurabilecek yeteneğe sahip. Ancak bu yetenek Çin’in bulunduğu Pasifik Okyanusu harekât alanında artık son derece büyük riskler altında kullanılabilecek. Zira, ABD ile Çin arasındaki bilek güreşinin ağırlık merkezleri olan Güney Çin Denizi, Doğu Çin Denizi ve Tayvan Boğazında uçak gemisi gibi su üstü gemileri ile harekât yapmak son derece riskli ve tehlikeli bir duruma dönüştü. Çin’in askeri yetenekleri hava ve su üstündeki rakiplerini savaş zamanı kıyılarının neredeyse 1000 mili içine sokmuyor. Ancak bu durum sualtı için geçerli değil. ABD gibi Çin de akustik enerjinin kaprisleri nedeniyle rakip denizaltıları tespit ve imhada son derece kısıtlı yeteneklere sahip. O nedenle gelecekte Tayvan Boğazı başta olmak üzere bir savaş çıktığında Tayvan’a yapılacak amfibi saldırıya karşı kullanılacak en önemli unsurlar denizaltılar olacak. Çin’in Tayvan istilası için denize çıkaracağı görev kuvvetini ancak Amerikan ve müttefiklerinin denizaltı gücü durdurabilecektir. Diğer taraftan deniz köprüsü (sealift) kurulmadan Çin’den 100 deniz mili uzaklıktaki Tayvan Adasına güç intikali sadece hava gücü ile sağlanamaz. (Kıbrıs Barış Harekatında biz de aynısını yaşadık. Denizden köprü kurulmadan zırhlı birlikler çıkarılamaz.) O günler geldiğinde Tayvan Boğazının ve yaklaşma sularının dünya tarihinin en yoğun denizaltı ve mayın yayılma ve yığınaklanmasına sahne olacağını şimdiden söyleyebiliriz. Denizaltılara karşı denizaltıların en yoğun kullanılacağı bu sularda gelişen yapay zekâ yetenekleri sayesinde oyun değiştirici diğer unsurların DSH rolünde kullanılacak insansız sualtı araçlarıyla, otonom sualtı mayın avlama araçlarının olacağını da söyleyebiliriz.
ABD’NİN DAHA ÇOK DENİZALTIYA İHTİYACI VAR
. İşte tam bu noktada ABD, Avustralya’nın nükleer denizaltılarını devreye sokmak istiyor. QUAD üyesi olan Japonya’nın da 16 gemilik dizel elektrik/AIP denizaltı filosu ile çok güçlü olduğunu buradan hatırlatalım. Ancak ABD, Japonya’yı Anglosakson Kulübe almamıştır. Zira durum acildir ve Japon Anayasasının kısıtlayıcı 9. Maddesi ile uğraşacak zaman yoktur. Kurulduğu günden bu yana önce İngiltere sonra da ABD’nin sorgusuz sualsiz her zaman yanında olan Anglosakson/Protestan Avustralya şartlar ne olursa olsun Pasifik’te ABD’nin kayıtsız şartsız yanında olacağını ispat etmiştir. Avustralya’nın ayrıca Beş Göz (Five Eyes) adı verilen 1943 yılında tesis edilmiş İstihbarat iş birliği çevriminin ABD, Kanada, İngiltere, Yeni Zelanda ile üyesi olduğunu belirtelim.
AUKUS BATI JEOPOLİTİĞİNDE YENİ BİR DEPREMDİR
ABD’nin NATO’ya, ANZUS’a, AB’ye ve hatta QUAD’a bilgi vermeden, danışmadan sadece Avustralya ve İngiltere ile istişare ederek AUKUS Paktını ilan etmesi ve ardından Avustralya’nın Fransa ile 46 milyar dolarlık 12 adet denizaltı inşa programını iptal ettiğini açıklaması Birinci Dünya Savaşı öncesi yaşanan antant, pakt kurma ve büyük silah tedarik projelerinin ilan veya iptal süreçlerine benziyor. Kısacası ABD, 2030’lar için sadece pozisyon almıyor, stratejik ortamı şekillendiriyor.
AVUSTRALYA’NIN 107 YIL SONRA TEKRAR EDEN HATASI
1901 yılında 6 koloniyi birleştirerek İngiliz Milletler Topluluğuna bağlı federal bir devlete dönüşen Avustralya, 13 yıl sonra, 1914 yılında İngiltere’nin talebi üzerine Fransa ve Belçika’dan Gelibolu’ya kadar yüzbinlerce köylü ve çiftçi genci Birinci Dünya Savaşının değişik cephelerine yollamıştı. Yarısından çoğu geriye dönemedi. Peki kaybettiği 62 bin gence karşılık savaş sonunda kazancı ne oldu? Devlet ve millet olmayı öğrenmekten başka hiçbir şey. Şimdi de aynı hatayı görüyoruz. Avustralya’nın en büyük ticaret ortağının Çin olmasına rağmen Çin’e karşı deprem etkisi yaratacak ve sonuçları çok riskli olan bir süreci ABD talebi ile başlatıyorlar. Bu gelişme ABD’nin giriştiği Kore, Vietnam, Körfez Savaşı ve 11 Eylül sonrası tüm askeri harekatlara muharip rolde katılmış olmalarından çok farklı. Hatırlatalım Avustralya’nın Çin’e her gün 430 milyon dolar ihracatı, 231 milyon dolar da ithalatı var. Yani kendi lehine bir durum var. Şimdi Avustralya ABD’nin teşvikiyle dakikada yarım milyon dolar ticareti olduğu bir ülkeyi karşısına alacak paktlaşma ve silahlanma sürecine giriyor. Bu hamleye Çin’in çok daha büyük silahlanama projeleri ile karşılık vereceğini söyleyebiliriz.
BÖLGEDE YENİ GÜVENSİZLİK
AUKUS bölgede ASEAN tarafından tesis edilmeye çalışılan barış ve istikrar ortamına büyük darbe indirmiştir. Endonezya durumdan rahatsızdır. 15 Eylül 2021 AUKUS kararını bölgede silahlanma ve güç intikal yetenek yarışını artıracağını açıkladılar. Yeni Zelanda Hükümeti AUKUS’u eleştirmemekle birlikte, Anglo Sakson bağlarına rağmen Avustralya nükleer denizaltılarının gelecekte karasularına alınmayacağını deklere etti. (1980’den bu yana nükleer hiçbir gemiye izin vermiyorlar.)
ABD YAKIN MÜTTEFİKLERİNİ ŞAŞIRTMAYA DEVAM EDİYOR
ABD’nin Hint – Pasifik alanda QUAD adı verilen Japonya, Hindistan ve Avustralya ile kurduğu Dörtlü Güvenlik Diyalog Grubuna rağmen, bölge dışından İngiltere’yi yanına alarak Anglosakson/Protestan AUKUS paktını kurması Çin’i ve Rusya’yı Pasifikte çevrelemede yeni bir cephe açmış olsa da ABD’nin gerek Japonya gerek Hindistan ve gerekse Fransa ile olan karşılıklı güven ve işbirliğine zarar vereceği gözden kaçmamalıdır. ABD’de AUKUS ilanından 9 gün sonra 24 Eylül 2021’de yapılan QUAD toplantısı bu güvensizlik ortamını düzeltmeye yönelik olarak yapılmış olsa da gelecek ABD için çalkantılı ve belirsizdir. ABD bu hamle ile ‘’Pasifik’te kayıtsız şartsız güvenebileceklerim Anglosakson Protestan akraba devletlerdir’’ demiştir. İngiltere de küçülen donanması ve tökezleyen ekonomisine rağmen Global (Küresel) Britanya politikasını uygulaması için bir nevi ödüllendirilmiştir. AB’den ayrılan İngiltere, ABD’nin teşvik ve desteği ile Fransa ve Almanya’nın yer almadığı yeni Hint Pasifik yapılanmasında yerini almıştır. Fransa resmen bu bölgeden dışlanmıştır. Ne QUAD ne de AUKUS’ta yoktur. Almanya’nın gelişmelerden haberi bile olmamıştır. Halbuki Fransa’nın Pasifik’te sadece Polinezya’da 5 milyon km. kare deniz yetki alanı ve onlarca egemen adası var. Almanya da AB içinde Çin ile en büyük ticari ortak olan bir devlet. Avustralya gibi Çin ile dakikada yarım milyon dolar ticareti olan bir devlet, Hint Pasifik havzada güvenlik mimarisi içine alınmıyor ve danışmada bile bulunulmuyor. NATO Brüksel Zirvesinde ve öncesinde NATO 2030 belgesinde gündeme gelen NATO’nun Asya Pasifik’e yöneliş vizyonu da önce ani Afganistan hamlesi ve ardından emrivaki AUKUS paktı kararı ile sona ermiştir. NATO üyesi olan ABD ve İngiltere’nin AUKUS hamlesi sonrasında NATO açıklama bile yapamamıştır.
GERİLEYEN HEGEMONYANIN SON HAMLELERİ
Özetle, Kaotik Afgan çekilmesinden sonra AUKUS ve nükleer denizaltı anlaşması her alanda geri çekilen ABD’nin hegemonya mücadelesindeki son hamlesi olarak tarihe geçmiştir. Yarattığı etki Afganistan çekilmesinden sonra ikinci büyük kırılmadır. Pasifikteki müttefiklerine güvence verdiğini zanneden ABD, Anglosakson ayrımcılığı ile bölgede başta Japonya ve Hindistan olmak üzere en önemli deniz güçlerine; AB içinde de Fransa ve Almanya’ya ve hatta NATO’ya büyük sürpriz yaşatmış, güvensizlik aşılamıştır. Bu aşamadan sonra ABD ile yakın ilişkiye girecek veya giren devletler iki kere düşünmek zorunda kalacaktır. ABD’nin Pasifikteki Anglosakson Kulübü yarattığı ve yaratacağı tepkiler ile Avrasya’da yeni gruplaşma ve dayanışma süreçlerini de başlatacaktır.
TÜRKİYE DERSLERİ
Buradan Türkiye dersleri çıkarırsak, öncelikle Türkiye’nin laik kimliği ile Asya ile yakınlaşma ve iş birliği süreci daha da hızlanmalıdır. Bugün yapılacak Türk Rus Devlet Başkanları görüşmesi son derece önemlidir. ABD zorlamasıyla yürütülen ve Türk Rus ilişkilerine zarar veren Kırım ve Suriye politikalarımız kökten gözden geçirilmelidir. Diğer yandan Çin ile ilişkiler geliştirilmeye devam edilmelidir. Bu çerçevede Türk dünyası ile yükselişe geçen bağlarımızın güçlendirilmesi gerek Rusya gerekse Çin ile her alanda gelişen ilişkilere dengeli ve rekabet yaratmayacak bir formatta geliştirilmelidir. ABD’nin sözde en yakın müttefiklerini kendi çıkarları için nasıl kenara ittiğini AUKUS’tan daha güzel örnekleyen bir gelişme olmamıştır. Bu arada AB Komisyonu’nun son kararı ile Türkiye’nin ‘Komşuluk ve Genişleme Müzakereleri Genel Direktörlüğü‘ bölümünden çıkarılarak Ortadoğu ve Kuzey Afrika birimine kaydırılması AB tam üyelik hayalleri olanlara büyük yıkım olmuştur. Birimde Cezayir, Mısır, İsrail, Ürdün Lübnan, Libya, Fas, Suriye, Tunus ve Filistin var. AB’nin aldığı bu karar sevindiricidir. Artık Türkiye siyaset üstü bir AB kararı almak durumundadır. Üyelik müzakere sürecinden derhâl çıkılmalı, Gümrük Birliği anlaşması acilen gerçekçi bir formatta yeniden tanımlanmalıdır. Amiral Mustafa Özbey’in ifadesi ile İngiltere’nin terk ettiği bir oluşumun kapısında dilenci gibi beklemek onurlu bir davranış değildir. Türkiye, içimizdeki mandacıların baskısıyla ABD’den ve AB’den daha çok Amerikan ve AB’nin çıkarlarını savunma hastalığından vaz geçmelidir. Son olarak savunma sanayi alanındaki tavsiyemizi yineleyelim. Çalışmaları devam eden Milli Denizaltı projemizin nükleer takatli yapıda yürütülmesi için çalışmalar başlatılmalıdır.
(NOT: Nükleer denizaltılar konusunda Haluk Baybaş tarafından yazılan ‘’Milli Denizaltı (MİLDEN) Nasıl Olmalı? Klasik mi? Nükleer mi?’’ başlıklı makalenin okunması tavsiye olunur.)
https://www.savunmahaber.com/analiz-haluk-baybas-nukleer-milli-denizalti-milden-klasik-dizel-elektrik-strateji/
23 Yorum
- Yorumların Sıralanışı
- Yeniden Eskiye
- Eskiden Yeniye
Çorbaya dönmüş ülke gündeminin esiri olmadan kaleme alınmış nefis bir stratejik metin… bu ayarda olamayan strateji belgelerini göklere çıkarırlar ABD’de. Çerçeveyi çok net çizen bir yazı. Hayret ve hayranlıkla okudum. Ülkemiz için büyük şans bu, Cem Gürdeniz’in Türk milleti için çok büyük bir şans olduğunu düşünüyorum.
Genel hatlarıyla harika bir yazı olmuş, çok şey öğrendik. Teşekkür ederiz!
Sizinle aynı ülkenin vatandaşı olmaktan gurur duyuyorum….Bir ülke ancak, sizin kalite, bilgi birikimi ve analitik yeteneği ile vatanını düşünen üst düzey kadrolarla yükselir, güçlenir…gerisi fasa fiso…
Teşekkürler Cem Amiralim. Konu ile ilgili, son iki haftadır okuduğum en analitik ve pek bilgilendirici ve de son paragrafı ile öneriler içeren bu yazınız ile gururlandırıyor, onurlandırıyorsunuz.
Denizaltılar su altında zor yakalanır diyorsunuz. Bu tamamen yanlış. Sonar sistemleri çok gelişti. Hele büyük denizaştılar daha kolay yakalanır. Herkes bilir bunu.
SSCB hiç bir zaman abd’nin önünde okyanuslarda hegemonik güç olmadı. Bu da yanlış.
Son cümle tam bomba. Nükleer denizaltıya niye ihtiyacımız olsun? Pasifikte harekat mı yapacağız? Eğer yaparsak ABD için yaparız. Bu da ABD den uzaklaşıp Rusya’ya yaklaşma stratejisine aykırı olur.
Siyasi çoğrafya bilmeden jeopolitik analiz yapılmaya çalışılmış.
Benim fikrime göre de; beklenen Fransa’nın NATO’dan ayrılmasıdır. Daha önce yaptı. Niye yapmasın?
Teşekkürler Amiralim, :)
Teşekkürler, daha çok yorum yazın lütfen.
O kadar bilgilendirici ki dünyada oynanan oyunu açık ve net koyuyor Amiralimiz. Yaşasın Türkiye ve Mavi Vatan
Bulunur elbet şu makus talihi tersine çevirecek , bir canımız var , vatanımıza feda olsun paşam. Ama şu hain takımının zelil olduğu nu görmeden de ölmek istemem doğrusu.
ikinci kez ve yavaş okuyunca farkettim, müthiş bir yazı. Bunca insanın yaşadığı bir ülkede kaç kişi okuyor ve anlıyor?
şimdi kırk yıllık amiral bilmiyor sen biliyorsun öylemi. sen buraya iki cümle yazdın bizde oooo ne kadar güzel çürütmüş yazıyı dedik… pehhh…
Teşekkürler cok önemli bir yazı. Türkiye artık kendi ayakları üstünde durabilmeli.
Valla helal billa helal.Sabah kalkınca içim de bir sıkıntı.Dedim hayrola.Böyle deniz,altı,denizaltı,denizyedi filan sesler kulağımda.Dedim dur bugün Pazar,Komutan yazacak okuyalım.Okuyunca düşündüm ki yazının içeriğinin hepsi yanlış.Yazdığınız gibi yani.Neymiş biz nükleer takatli denizaltı yapalımmış.Dimi?Ne lüzum!Sizin yorumu okuyunca dedim işte gerçek analist böyle olur.Acaba haşmetmahap uygun görürler mi,mesela nükleer denizaltı yerine nükleer düdüklü tencere yapsak daha iyi olmaz mı?Dünyayı şaşkına çevirir,sonar sistemleri bile şaşırtırız.Hatta bi Rus’a bi Amerika’ya ki eder iki,üç tokat atmış olmaz mıyız?Niye üç oldu ben de anlamadım.Hızımı kesmeyin lütfen.Mesela bizim Temel’i suya daldırıp çıkartıp “Ula denizaltı gördun mi?” sistemini nükleer düdüklü tencereye entegre edersek,inşallah dimi,şahsım sevinmez mi filan.Ne diyim?Senin yorumu okuyunca dedim arkadaşa yardımcı olmak lazım.Umarım olmuşumdur.
Teşekkürler Amiralim….
“Dersimize iyi çalışalım” (Nihat Ağabey’in sözüdür, emaneten kullanıyorum), ABD’nin pek “şanlı” donanması, gösterişli bir filotilla ile Çin Denizi’nde dolaşırken, gemilerinin arasından bir anda çıkıveren Song sınıfı elektrik tahrikli bir denizaltı karşısında büyük şok yaşadılar. Hiçbir ABD gemisi o Çin denizaltının tam altlarına girdiğini fark edemedi. Başka sözüm yoktur Yılmaz Bey. Sayın Gürdeniz’in vizyonunu anlayabilmek için biraz fazla kitap okuyalım. Tim Marshall’ın Coğrafya Mahkumları iyi bir başlangıç olur. Tim Marshall gazeteci kisvesi ile dünyayı köşe bucak gezmiş ve öğrenmiş bir MI6 ajanıdır. Kitabı Türkçe’ye çevrildi.
Sayın Alp Giray, ben de size, Hırvat asıllı Amerikalı Milan Vego’nun ABD “Naval Instute” yayınları kapsamında çıkan “Naval Strategy and Operations in Narrow Seas” kitabını tavsiye edeyim. Bu kitap bizim gibi özellikle Ege ve Akdeniz gibi harekat alanlarında icra edilecek deniz harbinin temel esaslarını anlatır. Bu ünlü eser tüm veçheleri ile (denizaltı harekatı dahil) tam bir baş yapıt olarak bu tür özelliklere sahip harekat alanlarındaki deniz stratejisini neler ihtiva etmesi gerektiğini ifade eder. Bizim de bizim için birinci derecede önemli olan çevre denizlerimizi dikkate alarak stratejimizi saptarken “milli hedeflerimizin milli gücümüz ile orantılı ve dengeli olması esastır. Aksi takdirde milli gücümüzün ötesinde hedefler koymak felakete götürür. Stratejik hatalar taktik başarılar ile düzeltilemez. Ajan kitapları okuya okuya bu hale gelinmiş zaten.
Türk jeopolitik vizyonu Yılmaz Bey’in dediği gibi adalar denizine ve yakın çevreye sıkıştırılamaz. Cebelitarık’tan Basra’ya uzanır. Denizaltıların tespit edilebileceği yorumu da yanlıştır. İyi bir ABD komodoru komutasındaki filotillası burunlarının dibine girmiş Çin denizaltısını yüzeye çıkana kadar fark etmediler. Bu olay Tim Marshall’ın Coğrafya Mahkumları kitabında yazıldığı için alıntı yaptığım kitabı yazdım. Ajan macera zırvası değil, ciddi eserdir. Milan Vego dahil, “denizaltı çok da önemli değildir” diyen kimse çıkmaz. Söyleyeceklerim bunlar. Cem Gürdeniz’in büyük titizlikle yazdığı yazılara ezbere söz sallanmasına dayanamadım, iki satır daha yazdım.
devletler denebilirmi diye araştırdım, genellikle denemez netîcesini çıkardım, bilginize. Anglo Saksonlarda, Yunanlılar gibi asimile olup erimiş yok olmuş bir ırk. Sevgili komşumuz, Avrupanın şımarık çocuğu Yunanistan’da, kendisine “Helenik Hava Kuvvetleri” vs gibi isimler uydurarak hayâl âleminde yaşamakta devâm ediyor, oda başka bir konu :-) ABD hâricinde hiçbir devletin envanterlerinde sâdece nükleer denizaltı gemileri bulunmadığına göre ve nükleer güç kaynağı kullanmayan denizaltı gemileri için Dizel makineden daha etkili nükleer olmayan güç kaynakları geliştirilmiş olması; Lityum batarya, dikey kovanlardan su altında fırlatılabilen hava ve kara hedefleri vurabilen silahlar vs ile etkili bir silah sistemi olan MİLDEN üretebiliriz. Paralel bir gayret olarak özel eğitimli mühendislerimizle berâber nükleer fizik bilim adamlarımızında çalıştığı bir program MİLDEN kesilip AIP bölmesi, nükleer tahrik bölmesi ile donatılabilir. Bilim adamlarımız reaktörü çapı küçük bir bölmeye sıkıştırabilirlerse kıta sahanlığında yüksek süratle harekât icrâ edebilen ilk nükleer denizaltı gemisinide îcat etmiş olurlar. Bilim projesi N-MİLDEN netîce veremezse, ilerideki bir târihte böyle kısa boylu bir reaktörü yapan yabancı bir kaynaktan satın alınabilir. Böylece Sayın Haluk Baybaş’ın belirttiği gibi geminin tahrik gücüne işin başından karar verilmesi şart olmaz ve başarısız bir program sepetteki bütün yumurtaları kırmamış olur. Fransız Rubis sınıfı nükleer denizaltı gemisi 6,5 metre su çektiğine göre TS1700 AIP tasarımı nükleer bir bölmeyle uzatılarak çok daha yüksek performanslı bir gemi “Mavi Vatan” donanmasının gücüne güç katabilir.
C. Gürdeniz’in yazının sonunda linkini verdiği H.Baybaş’ın yazısına dikkat, okuyunca konu tam olarak aydınlanıyor. İyiki varsınız, iyiki VeryansınTV var. Teşekkürler tekrar.
Am,ralim.
Değerli yazılarınız ile Düyayı ve Türkiyeyi daha iyi okumamıza destek veriyorsunuz. .Teşekkürler.
Fevzi
sevgili amiralim,
umarım sizi siyasette de görebiliriz. yoksa mavi vatan’ın düşmanı olan emekli büyükelçiler iktidar olmak istiyor. işte bu kafadakiler natocu.. zihniyetleri ittihatçı. umarım iktidar olamaz bu kafa.
selamlar.
Önce, önemli ve aydınlatıcı bilgi için çok teşekkürler.
Nükleer denizaltıların savaş durumu dışında, barış döneminde de “gunboat” diplomasisinin en önemli öğesi haline geldiği anlaşılıyor. Ülkemizin, savunmasını, sırtını dayadığı birilerine ipotek ettiği günler çok gerilerde kaldı. Bu nedenle, Türkiye’miz, Konu ile ilgili, hiç kaçınılmaz olarak, er geç çalışma yapmak zorunda kalacaktır. Planlama ve üretim süreleri dikkate alındığında ve içinde bulunduğumuz jeopolitik koşullarda, zaman kaybetmemek gerekir.
Harika bir yazı. Batıdan yüz çevirme vakti geldi. Azıcık onurumuzu yitirmeyelim. ABD veya AB min k*çı yiyorsa gitsinler Rusya veya Çin ile savaşsınlar, biz buna dahil olmayalım, tarafsız kalalım. AB de de dilenci olmak yerine Orta doğu birliğinin kurucularından olalım.