Mustafa Özgür Sancar
Mustafa Özgür Sancar
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Manşet
  4. Tanrı’nın eli, Arjantin, politika ve futbol

Tanrı’nın eli, Arjantin, politika ve futbol

featured

Mustafa Özgür Sancar yazdı…

Büyülü bir ülke Arjantin… sadece Brezilya’dan sonra yüzölçümü ve ekonomisi açısından Latin Amerika’nın ikinci büyük ülkesi olmasından dolayı söylemiyorum bunu; önce İspanyol kolonicilerine, ardından diktatörlere karşı direnme geleneğinden oluşan politik ve reel tarihî, halkının coşkusu ve kültürel zenginliği ve tabii ki futboldaki başarısı ile büyülü bir ülke…

POTOSÍ, BOLİVYA, ARJANTİN

Dünyada gümüşün merkezi olarak olarak kabul edilen Potosí, Bolivya topraklarında yer alıyordu; merkezi Potosí olan gümüş ekonomisinin can çekişme dönemi 18. yüzyılda başladı. Fakat bağımsızlık döneminde bugünkü Bolivya’yı oluşturan toprakların nüfusu, ileride Arjantin olacak coğrafyanınkinden fazlaydı. Oysa 200 yıl sonra bugünkü Arjantin’in nüfusu Bolivya’nın altı katı oldu.

Arjantin tarihsel ve sosyo-politik olarak kıtanın başat ülkesi hâline gelmişti. Bundan ötürü, tüm zamanlarda, Avrupalı sömürücülerin hedefinde oldu.

FUTBOL, LAS MALVİNAS, ARJANTİN, ULUSLARARASI POLİTİKA

Dünya Kupası’nı en çok kazanan la selección argentina (Arjantin Millî takımı) için İngiltere’ye karşı yapılan maçlar, her zaman, bir maçtan daha fazlasıdır. Futboldan çok politik anlamlarla doludur.

Las Malvinas (Malvinas Adaları) politikanın futbol düzlemindeki rövanş öznesi oldu. Bu eşsiz ada grubu Arjantin’e ait; ama İngilizler burayı işgal edip, yerleşim sağladıkları için kendilerine ait olarak kabul ediyorlar; ismini de Falkland olarak değiştirdiler. Klasik bir işgâlci mantığı…

Buenos Aires yönetimi, haklı olarak, Adaları, Güney Amerika kıtasına coğrafi yakınlığı ve İspanyol İmparatorluğu’ndan kalan miras hakları yoluyla, ulusal topraklarının ayrılmaz bir parçası olarak kabul ediyor.

Adaları diplomatik yollarla geri almak Arjantin’de temel bir devlet politikası. Arjantin ayrıca adalar çevresindeki İngiltere destekli milyarlarca dolarlık petrol ve doğalgaz arama faaliyetlerinin yasa dışı olduğunu ilân ediyor.

İngiltere ise Birleşmiş Milletler Antlaşması’ndaki self-determinasyon (kendi kaderini tayin etme) ilkesine dayandırıyor, bunun için 2013 referandumunu gerekçe gösteriyor. Oysa çok güvendikleri BM’nin sömürgecilikten kurtulma tartışmalarına kapı aralamaya bile yanaşmıyor.

BM ve SÖMÜRGECİLİKTEN KURTULMA HAKKI

Güney Atlantik Savaşı olarak da adlandırılan, Arjantin ile İngiltere arasında 2 Nisan 1982’deki Malvinas Adaları savaşı, İngilizlerin bölgeye deniz aşırı Donanma göndermesiyle temelde Arjantin’i haklı çıkarmıştı. Kuzey Avrupa’daki Birleşik Krallığın binlerce kilometre ötedeki Latin Amerika Adası’nda ne işi var (?).

Adalar, Arjantin anakarasına (Patagonya kıyılarına) yaklaşık 480 kilometre uzaklıktayken, İngiltere’ye ise yaklaşık 12.000 kilometre mesafede…

Kıta Sahanlığı: Adalar, jeolojik olarak Arjantin’in denizaltı kıta sahanlığının doğal bir uzantısı. Ayrıca devletler arası antlaşmalarla hukuk altına alındığı gibi, Arjantin, Güney Amerika’da İspanya İmparatorluğu’nun meşru ve doğal varisidir. 1816 yılında İspanya’dan bağımsızlığını kazandığında, adalar üzerindeki İspanyol egemenlik haklarının otomatik olarak kendisine geçtiğini hukuk (uluslararası hukukta uti possidetis juris ilkesi) ile ispatlar.

1833 İngiliz İşgali: Bununla birlikte Arjantin’in adalarda kurduğu ilk yönetim ve yerleşim birimleri 1833 yılında İngiliz kraliyet donanması tarafından güç kullanılarak zorla dağıtıldı. Bu durum bir “toprak gaspı” ve sömürgecilik faaliyeti olarak nitelendirilir.

HAYDUT BİRLEŞİK KRALLIK, KOLONİZASYON, SELF DETERMİNATİON!

Sömürge Durumu: Doğal olarak Buenos Aires yönetimi, Birleşik Krallık’ın adadaki varlığını sömürgeciliğin (kolonizasyon) yasadışı bir kalıntısı olarak görür.

Nüfusun Niteliği: Birleşmiş Milletler’in “kendi kaderini tayin hakkı” (self-determination) ilkesinin adadaki mevcut halka uygulanamayacağını söylüyor; çünkü buradaki nüfusun adanın yerlisi değil, 1833’ten sonra İngiltere tarafından kasıtlı olarak yerleştirilmiş yapay bir sömürge topluluğu…

BM Genel Kurulu Kararı: Ve 1965 yılında kabul edilen 2065 sayılı BM Genel Kurul kararına atıfta bulunarak, konunun bir “sömürge sorunu” olduğunu ve tarafların egemenlik müzakereleri yürütmesi gerektiğini vurgular.

TANRI’NIN ELİ, SÖMÜRGE SORUNU, DİEGO ARMANDO MARADONA

Arjantinliler belki şu ana kadar bu konuda sonuç alamadılar; fakat tam 40 yıldır futbolda İngiltere’ye karşı sonuç alıyorlar. Her Arjantin-İngiltere maçı olaylarla dolu; 1986 Meksika Dünya Kupası’nda Meksiko City’deki maç öncesinde olaylar çıktı, yaralananlar hattâ ölenler oldu. Maçta ise Tanrı’nın Eli vardı.

Diego Armando Maradona’nın 22 Haziran 1986’da İngiltere’ye elle attığı ve “Tanrı’nın Eli” (La mano de Dios) olarak adlandırdığı gol, basit bir kural ihlali değildi; 4 yıl önce yapılan Falkland Savaşı’nın yarattığı derin travmanın yeşil sahadaki sembolik ve siyasi intikamıdır.

Bu maç gerçek bir siyasî rövanşa dönüşmüştü. “Tanrı’nın Eli” golünden sadece 4 dakika sonra Maradona, orta sahadan aldığı topla 5 İngiliz oyuncuyu ve kaleciyi çalımlayarak -Yüzyılın Golünü- attı. Bu durum Arjantin mitolojisinde sıradışı bir yere sahip oldu: İlk gol İngilizleri alt etmek için yapılan sokak kurnazlığı (Arjantin kültüründeki viveza criolla), ikinci gol ise saf yeteneğin ve dehânın İngilizler’i çaresiz bırakan ilahi kanıtı olmuştu.

POLİTİK ZAFER, İRONİ, SÖMÜRGE KRALLIĞI İNGİLTERE’NİN MAT OLDU

Maradona, otobiyografisinde ve sonraki röportajlarında bu golü politik bir zafer olarak tanımlamıştı.

Maradona ”İngiltere sömürücüdür” dedikten sonra “Bu sanki bir hırsızın cüzdanını çalmak gibiydi. Bizim için bu maç bir savaşı kazanmak değil, ama ölen Arjantinli çocuklar için bir intikamdı” diyordu.

İngiliz Söylemine Misilleme: İngilizlerin Falkland zaferini kutlarken kullandıkları “Tanrı bize yardım elini uzattı” ifadelerine karşılık, Maradona kıvrak zekâsı sayesinde “Biraz Maradona’nın kafasıyla, biraz da Tanrı’nın eliyle” diyerek bu söylemi ironik bir şekilde İngilizlerin aleyhine çevirmişti.

Sosyal Adalet ve Ezilenlerin Sesi: Arjantin halkı, savaştaki askeri yenilgiyi ve maruz kaldıkları ekonomik ambargolarla Batı dünyasının bir zorbalığına maruz kalmıştı.
Maradona Tanrı’nın Eli golüyle, ezilen bir ülke Arjantin’in yurttaşı olarak, İngiltere’yi kendi kibrinde boğmuştu; tüm dünyanın gözü önünde cezalandırmıştı.

Bugün yine Arjantin için hesap kesme zamanı. Belki 2022 Katar Dünya Şampiyonası’ndaki şampiyon Arjantin takımı gibi oynamıyorlar; takım performansı açısından geriye gitmiş durumdalar, hattâ Mısır maçında gördük hâkemler tarafından kollanıyorlar; fakat söz konusu İngiltere olunca Arjantin potansiyelinin üzerine çıkar. Oyun olarak düşüşte olsa bile bu maçları bambaşka oynar. Arjantin ezilen dünya için yeni bir galibiyet alacak.

PALYAÇO MILEI VE KÜÇÜK ONURSUZ GRUPLAR

Taraftar potansiyeli açısından 2026 Dünya Kupası’nın en iyisi hiç kuşku yok ki Arjantin; ancak Mısır maçında aralarında ayrık otu gibi türeyen bir takım bir küçük grup vardı. Filistin’le dayanışma gösteren ve Filistin bayrağı açan Mısır teknik heyetine karşı İsrail bayrağı açtılar. Bu küçük grubun bu onursuz davranışı sadece rakibi kızdırmak düşüncesinden kaynaklanmıyor.

Bunlar mevcut devlet başkanı Javier Milei’nin takipçileri… Onun halkın çoğunluğunu fakirleştirmek pahasına zengin ettiği küçük azınlığın parçaları.

Palyaço Mile, Netanyahu’nun neredeyse ayaklarına kapanarak, yalvarma ve diz çökme arasında değişkenlik gösterir biçimde komplimanlar yapmış ve boyun sunmuştu. İsrail ziyareti sırasında Siyonistlerle birlikte Ağlama Duvarı karşısında ”gözyaşı” dökmüştü. ABD ziyaretinde ise Trump’ın arkasından koşarak onursuz bir görüntü vermiş, Beyaz Saray politikalarının tavizsiz uygulayıcısı olacağını taahhüt etmişti. Bu nedenle ona Payaso (Palyaço) Milei diyorum.

Arjantinli solcular, peronistler ve sendikalar, ”anarko-kapitalist Devlet Başkanı Javier Milei’yi “halk düşmanı bir neo-faşist” ve “ülkeyi yabancı sermayeye peşkeş çeken bir yıkım mühendisi” olarak nitelendiriyorlar.

ULTRA NEOLİBERALİZM, FAKİRLER ORDUSU, DOLARİZASYON, ÇOK ULUSLU SERMAYE

Uyguladığı ultra neoliberal politikalar işsizlik, alım gücündeki sert irtifa kaybı olarak halka fatura ediliyor. Arjantin’de orta sınıf, tıpkı Türkiye’de olduğu gibi, tamamen yok oluyor, ülkede bir fakirler ordusu doğuyor.

Palyaço Milei, enflasyonu düşürmek ve bütçe fazlası vermek uğruna sübvansiyonları kesti, bu nedenle halk derin bir fakirliğe ve kitlesel işsizliğe sürüklendi. Eğitim, sağlık ve bilim bütçelerinde yapılan devasa kesintiler; üniversitelerin işleyemez hale gelmesi ve kamu hastanelerindeki ilaç eksiklikleri bugün Arjantin’in en yakıcı sorunlarından…

EGEMENLİK, WASHINGTON’A TESLİMİYET

Kazanılmış Hakların Gasbı: Milei’nin yasalaştırdığı çalışma reformları, iş güvencesini yok etti; kıdem tazminatlarını hiçe indirgedi, işten çıkarma maliyetini düşüren bir “işçi düşmanlığı” yarattı.

Devlet şirketlerinin (hava yolları, enerji şirketleri, demiryolları) özelleştirilmesiyle ilgili girişimler ve RIGI (Büyük Yatırımlar Teşvik Rejimi) gibi yasalarla yabancı maden ve enerji tekellerine devasa vergi muafiyetlerinin sağlanıyor olması, Arjantin’i emperyalizmin çok uluslu sermaye gruplarına teslim etmek anlamına geliyor
Dolarizasyon Söylemi: Ayrıca Ulusal para birimi Peso’yu tamamen ortadan kaldırıp ABD Doları’na geçme hedefi, “Arjantin’in ekonomik egemenliğini doğrudan Washington’a teslim etmenin en doğrudan yolu.

Mısır teknik direktörü Hüsam Hasan’a karşı İsrail bayrağı açanlar, Arjantin’in bugünkü gerçeğinden bihaber, bilinç bulanıklığı içerisinde yüzen tipler; oysa Arjantin’de ülkesinin bağımsızlığı ve eşitlik için mücadele eden milyonlar var.

Türkiye’den Arjantin’e bakarken görmemiz gereken onlar, maçlardaki bir kaç tipin münferit davranışları değil…

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!