Orkun Özeller
Orkun Özeller
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Manşet
  4. Kendi ülkemde neden düşman muamelesi görüyorum?

Kendi ülkemde neden düşman muamelesi görüyorum?

featured

Orkun Özeller yazdı…

1999 yılından sonra PKK terör örgütünün gerçekleştirdiği eylemler nedeniyle Abdullah Öcalan’ın yeniden yargılanması gerektiğini düşünüyorum. Bu düşünceyle yaklaşık yedi ay önce Cumhuriyet Başsavcılığına dilekçeyle başvurarak suç duyurusunda bulundum. Başsavcılık başvurumu işleme alarak bir dosya numarası verdi ve resmî süreç başlatıldı.

Ancak yaklaşık iki ay önce Bursa Cumhuriyet Başsavcılığının “kovuşturmaya yer olmadığına” karar verdiğini ve dosyanın kapatıldığını öğrendim. Kararın gerekçesinde; aynı konuda daha önce başlatılmış bir soruşturmanın bulunduğu, suç duyurumuz sonrası başlayan soruşturmanın mükerrer olduğu belirtildi. Ancak söz konusu soruşturmanın dosya numarası ve içeriği tarafıma bildirilmedi.

Normal şartlarda, başvurum hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesi yerine, eğer gerçekten aynı konuda yürüyen bir soruşturma varsa dosyanın o dosya ile birleştirilmesi gerekmez miydi?

Veryansın ekibinden Eray Çelebi’nin yaptığı araştırmaya göre, aynı konuda 2010 yılında da bir başvuru yapılmış. Paylaşılan bilgilere göre, bu başvuru üzerinden yaklaşık 16 yıl geçmesine rağmen dosyada herhangi bir işlem yapılmadığı ifade ediliyor.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne karşı silahlı terör eylemleri nedeniyle hüküm giymiş bir kişi hakkında yapılan başvuruların yıllarca sonuçlandırılmaması veya işlem görmemesi ciddi soru işaretleri doğurmaktadır. Bu durumun kamu vicdanını rahatsız ettiği kanaatindeyim.

Bir dönem Fethullah Gülen yapılanmasına karşı gerekli tedbirlerin zamanında alınmadığı yönünde yapılan eleştiriler hafızalardaki yerini koruyor. Bugün benzer ihmallerin yaşanıp yaşanmadığını sorgulamak ise her vatandaşın doğal hakkıdır.

FETÖ ZİHNİYETİ GERÇEKTEN SONA ERDİ Mİ?

15 Temmuz 2016’da FETÖ tarafından gerçekleştirilen darbe girişimi, Türkiye’nin yakın tarihindeki en büyük tehditlerden biri olarak hafızalara kazındı. Peki bu yapının güçlenmesine kimler zemin hazırladı? Yalnızca Türk Silahlı Kuvvetleri, emniyet ve yargı içerisindeki mensupları mı bu yapıyı büyüttü, yoksa siyasi iradenin de geçmişte bazı hataları oldu mu?

Nitekim Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da geçmişte “Aldatıldık.” ifadesini kullanarak bu konuda özeleştiri niteliğinde bir değerlendirmede bulunmuştu.

Bugün üzerinde durmamız gereken asıl mesele ise şudur: FETÖ’nün düşünce sistemi gerçekten ortadan kalktı mı, yoksa farklı isimler ve farklı yöntemlerle varlığını sürdürüyor mu?

Geçmişte insanların yalnızca dindar görünmeleri, namaz kılmaları veya dini söylemler kullanmaları üzerinden güvenilir kabul edildiğini ve bunun nasıl ağır sonuçlar doğurduğunu hep birlikte yaşadık. Aynı anlayışın bugün farklı yapılar üzerinden devam edip etmediğini sorgulamak zorundayız.

Bu soruyu sormama neden olan olay ise kısa süre önce yaşadığım bir hadisedir.

Veryansın TV YouTube kanalında yaptığım bir programda, yaklaşan Yüksek Askerî Şûra toplantısı öncesinde general ve amiralliğe yükselecek personelin yalnızca liyakat esasına göre değerlendirilmesi gerektiğini ifade ettim. Bir kişinin namaz kılması, herhangi bir tarikat veya cemaat mensubu olması tek başına terfi kriteri olmamalıdır; esas ölçü ehliyet, liyakat ve devlet sadakati olmalıdır, dedim.

Ancak Akit Medya, bu açıklamalarımı çarpıtarak sanki “namaz kılan subayların terfi etmesini istemiyormuşum” gibi bir algı oluşturan bir haber yayımladı. Oysa söylediğim şey son derece açıktı: Terfilerde belirleyici ölçüt inanç değil, liyakat olmalıdır.

Ayrıca haberde bana “ABD madalyası alan emekli albay” şeklinde bir ifade de yöneltildi. Oysa tüm Türkiye gibi onlar da benim Abd madalyasını almayan biri olduğumu. Hatta kendileri 2017 yılında yayımladığı başka bir haberde böyle bir madalya almadığımı yazmıştı. Bir yayın organının din istisnası üzerinden alçakça iftira atabilmesi size de tanıdık gelmedi mi?

Bu tür yayınların, dini hassasiyetleri yüksek vatandaşları doğal olarak bana karşı kışkırtabilecek nitelikte olduğunu düşünüyorum. Geçmişte FETÖ’nün de algı operasyonlarını benzer yöntemlerle yürüttüğü hatırlandığında, bu tür yayıncılık anlayışının toplum açısından ne kadar sakıncalı olduğu daha iyi anlaşılacaktır.

HUKUK HERKES İÇİN EŞİT İŞLEMELİ

“Terörsüz Türkiye” adıyla yürütülen sürece karşı olduğumu açıkça dile getirdim. Bu görüşlerim nedeniyle özellikle süreci destekleyen bazı çevrelerden hakaret ve tehdit içerikli tepkiler aldım.

Gözaltına alınmam, tutuklanmam ve sonrasında beraat etmemle geçen süreçte hakkımda yoğun bir kamuoyu oluşturulurken; bana yönelik tehdit ve hakaret içerdiğini düşündüğüm paylaşımlar hakkında yaptığım başvuruların ise aynı hız ve hassasiyetle sonuçlandırılmadığını görüyorum.

Örneğin, İzmir Ülkü Ocakları Başkanı hakkında yaptığım şikâyetin üzerinden 307 gün geçmesine rağmen, dosyada henüz ifade aşamasının dahi tamamlanmamış olması dikkat çekicidir.

Bunun yanında, iktidar partisinin de bana yönelik yaklaşımının olumlu olmadığını gösteren çeşitli tutumlarla karşılaştığımı düşünüyorum.

Bütün bu yaşananlar ışığında kendime şu soruyu soruyorum:

Türk olmaktan gurur duyan, Müslümanlığı inancının bir gereği olarak yaşayan, vatanını, milletini ve devletini her şeyin üzerinde gören ve bunu hayatı boyunca göstermeye çalışan bir vatandaş olarak neden sürekli mağduriyet yaşadığımı hissediyorum?

Eğer ortada bir sorun varsa, bunun kaynağı benim mi, yoksa adalet ve hukuk mekanizmasının işleyişine ilişkin daha büyük bir problem mi var?

Bu sorunun cevabını yalnızca ben değil, adalet duygusunu önemseyen herkesin düşünmesi gerektiğine inanıyorum.

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!