Cem Gürdeniz
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Manşet
  4. Jeopolitik intihar girişimi

Jeopolitik intihar girişimi

featured

Cem Gürdeniz yazdı…

Emperyalizm, doğası gereği hedeflerinden asla vazgeçmez. Özellikle Batı Asya’da, tarih boyunca imparatorluklara ev sahipliği yapmış, medeniyetlerin geliştiği bu geniş coğrafya bugün küresel finans kapitalin yeni sömürü düzeni için merkezî önemdedir. Kızıldeniz, Basra Körfezi, Doğu Akdeniz ve Karadeniz’i bir kuşak gibi saran bu coğrafya, sadece enerji kaynaklarıyla değil; aynı zamanda nadir toprak elementleri, tatlı su kaynakları, tarım havzaları ve stratejik geçitleriyle yeni yüzyılın mücadele alanıdır.

Bu mücadelede hedef açık ve nettir: Çin, Rusya, İran ve Türkiye gibi bölge devletleri parçalanacak, küçültülecek, kontrol altına alınacak ve birer enerji iletim koridoruna dönüştürülecektir. Batı’nın gözünde bu ülkeler ne birer egemen devlet ne de kültürel-medeni kimlikleriyle değerli varlıklardır. Onlar sadece ham madde sağlayan, ucuz iş gücü sunan ve gerektiğinde çatışma bölgesi olan periferilerdir. Emperyalizmin amacı bu bölgeyi sadece jeoekonomik değil, aynı zamanda jeopolitik açıdan da kontrol altına almaktır.

Bu hedefe ulaşmak için kullanılan araçlar da nettir: NATO şemsiyesi, Avrupa Birliği’nin ekonomik kılıfı, İsrail’in askeri gücü ve bölgedeki vekil devletler. Özellikle Ukrayna, Yunanistan, Romanya ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi gibi ülkeler bu planın ileri karakollarıdır. Türkiye’nin çevresi, adeta bir emperyal kuşatma zinciriyle sarılmıştır.

Bu zincirin en kritik halkası ise “denize çıkışı olan bir Kürdistan” devletidir. ABD ve İsrail tarafından çizilen bu jeopolitik hedef, Soğuk Savaş sonrası dönemde giderek belirginleşmiş ve Anglo-Sakson-Siyonist eksenin değişmez planı hâline gelmiştir. Ne yazık ki bu projeye, Türkiye Cumhuriyeti’nin çeşitli hükümetleri farkında olarak ya da olmayarak katkı sağlamışlardır.

Birinci ve İkinci Körfez Savaşlarında Çekiç Güç’e verdiğimiz lojistik destek, 2005 sonrası Kuzey Irak’ta fiili bir Kürt yönetiminin oluşmasına ses çıkarmayışımız ve Türk firmalarının bölgeye yaptığı devasa yatırımlar, devlet aklından yoksun jeopolitik intihar adımlarıdır. Erbil ve Süleymaniye’deki yatırımlar, Türkiye’nin milli sınırları dışında stratejik bir ekonomik tampon oluşturmak yerine, bölgeyi fiilen ayrılıkçı bir yapı için ekonomik olarak ayakta tutmuştur.

Bu jeopolitik zaafın ikinci perdesi, Suriye iç savaşında yaşandı. Türkiye, İsrail ile aramızda kalan en önemli tampon ülke olan Suriye’nin çökmesine bilerek ya da bilmeyerek katkı sundu. HTŞ (Heyet Tahrir el Şam) gibi radikal örgütlerin desteklenmesiyle Suriye’nin kuzeyi terör örgütlerine terk edilirken, İsrail 13 Haziran 2025’te İran’a gerçekleştirdiği saldırıda Suriye hava sahasını sınırsız şekilde kullanma özgürlüğü elde etti. Bu durum, Türkiye için geri dönüşü zor bir stratejik kayıptır. Tel Rıfat, Menbiç ve Haseke gibi bölgeler PKK’nın uzantısı YPG’nin kontrolüne geçmiş; ABD ise bu yapıyı “kara gücümüz” diyerek meşrulaştırmıştır.

Türkiye, Kıbrıs’ta da benzer bir gafletin içine düşmüştür. 2004 yılında gündeme gelen Annan Planı’na Türk tarafının “evet” demesi için yürütülen kamu diplomasisi ve baskılar, tarihimize kara bir leke olarak geçmiştir. Eğer Rumlar “hayır” dememiş olsaydı, bugün Kıbrıs’ta Türk varlığı fiilen sona erecek, KKTC tarihe gömülmüş olacaktı. Ne yazık ki bu süreçte ulusal çıkarlarımız AB üyelik süreci uğruna göz ardı edilmiştir. Talih Türk milletine yardım etmiş ve Annan Planı gerçekleşmemiştir. Ancak her zaman talih Türklerin yanında değildir.

Bugün gelinen noktada, Suriye’de ABD ve İsrail hakimiyeti tamdır. Doğu Akdeniz’de ise 2020 Kasım’ından bu yana hiçbir deniz yetki alanı faaliyeti yürütülememektedir. Yunanistan ve GKRY, Akdeniz’de adeta ABD’nin ikinci İsrail’i gibi hareket etmekte, Türkiye’nin deniz jeopolitiği sistematik şekilde boğulmaktadır. Mavi Vatan söylemi artık yalnızca retorikte kalmış, sahada karşılığı olmayan bir iddiaya dönüşmüştür.

Bu çöküş atmosferinde, ABD’nin Ankara büyükelçisi bile, alenen rejim değişikliği çağrısı yapacak kadar ileri gitmekte, “millet sistemi” gibi ayrıştırıcı kavramları gündeme sokabilmektedir. Ancak ne iktidardan ne de muhalefetten ciddi bir tepki yükselmemektedir. Böyle bir dönemde anayasa değişikliği tartışmalarının “terörsüz Türkiye” söylemiyle gündeme getirilmesi ise esas meseleyi perdelemektedir. Türkiye sınırları içindeki PKK tehdidi büyük ölçüde bertaraf edilmiştir; ancak Irak ve Suriye’deki uzantılar ABD eliyle büyütülmekte ve kurumsallaştırılmaktadır. PYD/YPG/SDG hattı, kısa süre içinde meşru aktör haline getirilerek Türkiye’ye tanıtılmak istenecek, ardından Irak ve İran Kürtleriyle birleşerek bir koridor devlet yaratılacaktır.

Bugün Türkiye hem iktidar hem muhalefet düzeyinde ABD-İsrail eksenini karşısına alma cesaretini gösterememektedir. Küresel finans kapitalin baskısı, ekonomik darboğazlar ve siyasi güç kavgaları, milli iradenin önünü kesmektedir. Ancak Türk milleti bu karanlık oyunu görmektedir. Gazze’de çocukların bile askeri hedefe dönüştüğü ve soykırımın açıkça yürütüldüğü bir dönemde, Jerusalem Post’un “Türkiye’nin durdurulması ancak Kürt devletiyle mümkündür” şeklindeki açıklamasına tek kelime edilememesi bu halkın hafızasına kazınmaktadır.

Bugün hâlâ El Kaide bağlantılı unsurlara teslim edilen Suriye, İsrail’in güvenlik stratejisinin parçası hâline getirilmiş, Türkiye ise büyük oyunun dışında bırakılmıştır. Eğer bu gidişat durdurulmazsa, Türkiye yeni bir Sevr ile karşı karşıya kalabilir. Ancak bu kez tehdit tanklarla değil, ekonomi, vekil güçler ve anayasa oyunlarıyla gelecektir.

Devletimiz, 1991’de “bir koyup üç alacağız” denilerek Irak bataklığına sokulmaya çalışılan tuzaktan nasıl kurtulduysa; bugün de ABD büyükelçisinin yönlendirdiği yeni Osmanlıcı hayallere kanmamalı, bal tuzaklarına düşmemelidir. Emperyalizmin sunduğu her “vizyon”, uzun vadede parçalanmayı, bağımlılığı ve çözülmeyi getirmektedir.

Çözüm bellidir: Laik, demokratik, üniter ve tam bağımsız Cumhuriyet. Bu topraklarda ancak Türk milletinin birleştirici gücü, Atatürk’ün kurduğu ulus devlet çatısı altında sonsuza dek varlığını sürdürebilir. Jeopolitik uyanış, önce içerideki zihinleri özgürleştirmekle başlar. Türkiye artık jeopolitik intihar politikalarına değil, tam bağımsızlıkçı, akılcı ve milli bir stratejiye yönelmek zorundadır.

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

20 Yorum

  1. Sayin komutan, cözüm belli de, sizler nasil uyudunuz ve bütün bu rezilliklere müsaade ettiniz? Cok güzel analiz yapiyorsunuz ve yazi kaleme aliyorsunuz fakat kurmayligin gerektirdigi cesareti gösterip millete öncülük etmiyorsunuz. Yazi yazmayla olsaydi Atatürtkte oturup habire kitap yada makale yazardi, savasmazdi.

    • 13 Temmuz 2025, 19:07

      Bu, milletin vermesi gereken bir mücadeledir. Askerin baskılayarak yapacağı bir müdahale, daha büyük iç çatışmalara yol açar ve ülkeyi daha kötü bir noktaya ilerletir.

      Halkın gözünde askerin son mabet olduğu doğrudur. Çünkü o, işini hiç kimsenin yapmadığı gibi yapar, canını ortaya koyar, kendini ileri sürmekten çekinmez ve herkes yanlış yapsa bile onun doğru yolda ilerleyeceği düşüncesi tüm Türk milletinin ortak kanısıdır.

      Ancak, askerimizi doğrudan öne sürme düşüncesine gelmek bile, aslında kendimizin ve diğer tüm kurumlarımızın gücünün bittiğini ve son çaremizin asker olduğunu kabul etmektir. Bu da bizim, kendi gücümüzü yitirdiğimizi çoktan kabullenmemiz ve ümidi kesmemiz anlamına gelir. Ümidimizin bu kadar kolay kesilip, askere bu kadar erken sığınmamız yanlış bir duruştur.

      Atatürk, eğitimle kazandığı aklı, fikirleri ve stratejileri, kendi yolunu inşa etmek için kullanmıştır. Cem Gürdeniz gibi bir komutanın görevi ise ; tıpkı Atatürk gibi, sahip olduğu tecrübeyi, aklı ve stratejik birikimi bize aktararak bir temel inşa etmek ve yol haritamızı elimize tutuşturmaktır.

      Bundan sonrası ise bizim sivil cesaretimize, o ‘entelektüel çılgınlığımızın’ derecesine ve bu fikirleri ne kadar anlayıp kendi aklımızı kullanabildiğimize bağlıdır.

    • KATILIYORUM !!!!
      icimden gecenleri bir yazsam.

  2. Sn Komutanım, tespit ve analizleriniz çok yerinde olmakla birlikte muhalefetin yetersizliği ve etkisizliğine de bir taktiksel dokunuş yapılmalı. Stratejileri yanlış , liderleri yanlış, cumhurbaşkanı adayları yanlış , bukadar yanlışla doğruları nasıl bulacağız ???

  3. Gürdeniz Paşam bizi adım adım götürülen tuzakları çok iyi anlatıyor. Ama ortadoğuda Laik demokratik tek başına büyüyecek güçlenilecek hijyenik bir ortam yok. Ne şekilde olduğunu bilmiyorum fakat ortadoğu halklarıyla beraberlik sağlayacak bir liderlikle (tek kişi sevmeyenler liderlik kelimesi yerine vizyon ifadesini koysun). Bu lider ve onu takip edecek diğerleri adım adım bu vizyonu yürütmeli. Önümüzde sıranın bize de geleceği bir Ortadoğu Savaş yüzyılı var gibi gözüküyor. Bunu bilen buna hazırlanan buna halkı hazırlayan birileri lazım. Erdoğan da İmamoğlu da bize yaramaz.

  4. 13 Temmuz 2025, 13:23

    Türkiye ilk olarak finansal bağımsızlık seviyesine ulaşmadan Batı’nın baskısına karşı duramaz. Doğu Akdenizde mavi vatan doktorinine diz çöktüren düşmanın askeri gücü değil, bizim finansal zafiyetim. Almanların bizim gemimize çıkarma yaptıklarının cevabını alman gemisini batırmakla verebilirlik ama peşinden Avrupa pazarına yaptırım, gümrük antlaşmasının iptali ve uluslararası finanslara engel yaşanırdı, bu yüzden sesimiz çıkmadı. Türkiye değil 450 milyar bircu kapatmak, kendisi finansal güç ve yatırımcı olmalıdır. Bunun için ilk olarak orduyu kendi milli savunma sanayisi ile bir 15 yıllık plan ile üç katına çıkarmalı ve bu ordu ve istihbarat gücü ile Kuzey Afrika Kafkas ve batı asya ve türk cumhuriyetlerinde ve dogu Avrupa’da kendine ekonomik hegemonya yapıp korumalıdır. Bundan elde edilen fazla gelir ile finansal gücünü ve para gucunu yükseltmelidir. Türkiye’nin finansal zafiyeti aslında 2 unsurdan yaşanır. 1. Türkiye’nin parası ABD İngiltere Japonya ve Avrupa gibi uluslararasında değerli reserve parası olmadığı için kendi parasına karşı değil, Euro ve dollara borçlanmak zorunda, ve bundan sebep cari gelirin eksikliğini kapatmak için ab ve İngilitere gibi faiz tahvil senetlerini satmıyor ve satmak istediğinde yüksek faiz ödemek zorunda kalıyor, çünkü türk lirası reserve parası değil ve değer kaybediyor bundan dolayı kimse faiz tahvil senetlerini almıyor. Ve alan olmadığı için biz eski borçlarımızı yeni borç almak ile kapatmak zorunda kalıyoruz. Bu yani eski borç yetinde ve bunun faizini ödemek için yeni birc almak zorundayız ve onun tahvili geldiğinde yine faizi kapatmak için yine yeni borç almak zorunda kalıyoruz ve borcumuz kar topu gibi büyüyor. Hem faiz ödüyoruz bundan dolayı hep cari açık var ve hem borcumuz büyüyor. Ve daha fazlası bizim paramız reserve parası olmadığı için riskli ekonomi bölümünde yer alıyoruz ve bundan sebep bize düşük faiz borç vermiyorlar. biz önce para modelimizi değiştirmeliyiz, paramız reserve parası olmalıdır. Bu yanlış çarkıdan dolayı, hep borç yükseliyor, biz hep faizini ödemek için yeni borç almak zorundayız, bundan dolayı bizim ekonomik rutbemiz riskli ekonomide yer alıyor ve para değerimiz sürekli düşüyor, bu çarkıdan hep yüksek faiz , enflasyon, iflas doğuyor. Ve bu ekonomik baskı düşmanlarımıza bize askeri ve siyasi baskı vermek içinde cesaret veriyor. Bunu nasıl değiştirmeliyiz çok düşündüm ve önerilerim var ama söylemiyorum, çünkü bunların işitmek isteyen yok

  5. 13 Temmuz 2025, 13:23

    Kaleminize sağlık Sn. Paşam.
    Ulus Devlet çizgisinden kopuş Kürtleri de mahvedecek. Kürtler de bunu böyle bilsinler.
    Atatürk’ ün ortaya koyduğu yönteme, tanımlara sahip çıkmak bu topraklarda herkesin faydasına. Aksi sadece emperyalistlerin faydasına olacaktır.

  6. Eğer bu gidişat durdurulmazsa, Türkiye yeni bir Sevr ile karşı karşıya kalabilir. ”

    2010/11 yilinda yapilan ihanet ile bugüne gelindi !
    Bundan sonra SEVR yolu acilmistir !!!!!

    “SS” nin ve politik yetersizligin (CAPSIZLIGIN, ihanetin ) Tam olmayan BAGIMSIZLIGIMIZI tehlkeye atiyor !!!
    Türkiye MANDACI-siyonist islam`in ve MANDACI laikligin kiskaci icinde !!!!!

  7. Bu milletin uyanışı, Saray’dan değil, halkın yüreğinden gelir. Ve bu uyanış önce zihinleri özgürleştirmekle başlar. ‘Jeopolitik intihar’ mı? Hayır, teşekkür ederiz. Bize akılcı, milli, üretim odaklı, halkçı, laik ve tam bağımsız bir strateji gerek. Ve bu strateji, Atatürk’ün bıraktığı büyük mirasta saklıdır.

    Yeter artık! Ayağa kalk Türkiye! Kendi göbeğini kendin keseceksin. Batı’dan icazet, Doğu’dan lütuf bekleyenler değil, Anadolu’nun bağrından çıkan Kuvayı Milliye ruhu bu ülkenin rotasını yeniden çizecek. Ya tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti ya da tarih sahnesinden silinme! Başka yolu yok!”

    • Hocam şu an dediğiniz şeyler yapılıyor.Milli bir savunma sanayimiz var.Dışardan borç almadan milli bir ekonomi uygulanmaya çalıßılıyor.Cumhuriyet tarihi boyunca ilk defa milli bir istihbaratımız var.Artık Mit Nato gladyosunun generalleri tarafından yönetilmiyor.Tabi görmek istersen

  8. Türkiyenin milli politika ve doktrini olması gerekir. Emperyalistlerin oyununa gelmemek lazım. Harika tespit. Cem Gürdeniz’ i tebrik ederiz

  9. Teşekkürler! He cümlesine katılıyorum.

  10. Ne güzel özetlemişsiniz ama zaten şu an dediğiniz önlemler alınıyor.

  11. sevgili amiralim,
    ilk cümlelerinizde belirttiğiniz bölünecek ülkeler listesinde rusya bulunmuyor. şöyle ki rusya , abd’nin müttefikidir, yüz yıldır da öyle. az önce 2.dünya savaşı’nda, hiroşima ve nagazaki’ye atılan atom bombalarının babası olan ünlü bilim adamının filmini izledim. atom bombası yapılırken , ruslara casusluk yapıp yapmadığı araştırılıyordu. oysa ki tüm bunlar palavradan ibarettir. amerikan derin aklı, rusya’ya askeri endüstrinin bilgi birikimini sağlamıştır. tarihin arka odası , hollywood’un 2. dünya savaşı ya da istihbarat filmlerindeki gibi değildir. abd ve rusya , bir ele ait iki parmaktır. bu yüzden listede rusya yok. çünkü rusya’nın en büyük düşmanı çin’dir. türk devletler teşkilatı işte tam burada devreye giriyor. zengezur koridorunun açılması bizim için çok iyi ve türkistan ile birleşmemiz harika. ancak bunu yapan biz değiliz, tıpkı mütareke dönemini andıran şu zamanlarda olan olaylar gibi. rusya’nın , türk devletler teşkilatına olan sessizliği, çin’e yapılacak müdahalede hareket edecek milyonlarca mülteciden korunmak içindir. yani türk devletler teşkilatı burada duvar görevi görecek. abd ile birlikte bu projeyi destekliyor.
    çin parçalanmazsa, rusların işi zor.
    biz ise içeride ihanetin en büyüğü ile karşı karşıyayız. türk milleti, bıçak göğsünü parçalasa da hala gaflet uykusunda. sadece sosyal medyada gaz alıyorlar. türkiye’nin federasyona götürülmesine kılıf olarak ırak ve suriye’deki bazı alanlarla beraber türk dünyası ile de olacak olan birleşmeleri de sunacaklar. maalesef meclisteki milletin olmayan vekilleri , bu ihaneti gerçekleştirecek gibi duruyor. gazi paşanın , gerçek evlatları eğer hala bu devletin içinde ise tek umudum onlardır. umuyorum bu ihanete dur diyeceklerdir.
    umarım..
    selamlar.

  12. 14 Temmuz 2025, 02:59

    Tam bağımsızlık kulağa hoş gelen bir kavram. Bizim ulusolcular bunu çok severler. Ama çözüm önerileri en az mevcut durum kadar problemlidir. Çünkü onlar için çözüm batı bloğundan kopup, Rusya ve Çin in kucağına oturmaktır. Rusya eski doğu bloku ülkelerine çok mu iyi davranıyor. Çin ekonomik olarak girdiği yerleri çekirge sürüsü gibi talan ediyor. İran şah İsmail den beri anti Türk ve anti Sunni politikalarla varolmuştur.
    Onun için oturacak kucak aramak yerine, 85 milyon Anadolu insanına güvenmek ve ne olursa olsun hepsiyle kucaklaşmak gerekiyor. Bunun için de yine ulusolcuların çok sevdiği diktatörlük yerine ne olursa olsun demokrasi demek lazım.

    • Şah İsmail Türktür. Kulağı küpeli Yavuz’dan daha Türktür. Şiirlerini Şah Hatayi mahlası ile Türkçe yazmıştır. Kulağı küpeli Yavuz ise Avni mahlası ile şiirlerini (onlara da şiir denirse) Farsça yazmıştır. CIA milliyetçileri bunu bilmez. Oku da öğren.
      Ayrıca İran nüfusunun %20 si Türktür.

  13. Osmanlıyı ”hasta adam” ilan edenlerle Türkiye Cumhuriyetin’e biçilen gömlek neredeyse aynı hatta. Türk Gençliği zaman kaybetmekten yorulmuştur, modern bir yaşam sürmek insanca yaşamak istemektedir. Liyakatsiz, beceriksiz kadrolar Türkiye’yi tam 100 yıl geri götürmüştür. Daha büyük acılar yaşanacaktır ancak bunlar yaşanmadan da düzlüğe çıkmamız imkansız

  14. 14 Temmuz 2025, 11:21

    Milliyetçi bilinen partiler birbirine benziyor:uyuyor,emir altında,korkak ve çağdışı.Bu millet 1919’un arefesinde,ne yapacağını vicdanindan çıkan histen alır ve yanlışa geçit vermez.Bir geçiş dönemindeyiz,fetreti atlatacağız.Yogurdun mayası iyi.

  15. 15 Temmuz 2025, 09:45

    Mükemmel bir analiz sayın Gürdeniz çok teşekkürler.
    Ancak içerisine sokulduğumuz ekonomik pozisyon, üretim kaynaklarımızın yok edilmesi, ordumuzun yapısındaki değişiklikler, eğitim ve sağlık sistemimizin çökertilmesi, mevcut üretim gücümüzle içerisinden çıkılması imkansız olan dış borçlanma, bütün bunlarla etkili olarak mücadele etme yeteneğe sahip bir siyasi yapımızın olmaması nedeniyle bu söylediklerinizin yapılabilmesi bence mümkün değil, ne yazıkki artık çok geç. Yeni bir Kurtuluş savaşı vermek zorunda kalacağız.
    Ancak beni asıl endişelendiren hangi milletle..

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!