Ahmet Müfit
Ahmet Müfit
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Manşet
  4. Bayramlaşma bahanesiyle ayrışmak

Bayramlaşma bahanesiyle ayrışmak

featured

Ahmet Müfit yazdı…

Bayramın son günü Güvenpark’ta yaşanan, Güvenpark toplantısına katılanlarla da sınırlı kalmayıp, yapılan miting’i canlı veren televizyonlarının başında izleyen azımsanmayacak sayıda kişiye de yayılan heyecanın nedeninin, CHP’nin, İmamoğlu destekli Özgür Özel “liderliğinde” tam iktidar olacakken, iktidarın gayrimeşru tutumuyla engellenmiş olduğu düşüncesi olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Gayrimeşru tutum olarak niteledikleri şey ise pek tabii ki,  ilgili mahkeme ve tabii ki Yüksek Seçim Kurulunun, fiili gerçeklikle tutarlı olsa da, hukuki açıdan benim de sakat olduğunu düşündüğüm kararları.

Bu açıdan bakıldığında, Güvenpark’ta başlayıp, Anıtkabir’e yürüyüşle devam eden söz konusu “bayramlaşmayı”, ülkeyi 20 küsur yıllık AKP karanlığından çıkaracak bir umut ışığı olarak değerlendirmek mümkün. Yine aynı açıdan bakıldığında, diğeriyle aynı saatlerde CHP Genel Merkez’inde yapılan “bayramlaşma toplantısında” konuşan Kılıçdaroğlu’nun, “Benim bu millete bu aziz millete bu cefakar örgüte bir özür borcum var. Bu milletin kurtuluşu, adaleti ve aydınlık geleceği için başlattığım o kutsal yürüyüşe arkamızdan sinsice sızan, ruhunu satmış FETÖ terör örgütü ajanlarını zamanında fark edemediğim için sizlerden özür diliyorum” sözlerini ise büyük bir hırsın/kinin ve AKP’nin oyuncağı olmanın göstergesi olarak değerlendirmek mümkün.

Bu gün, kendisini Atatürkçü, cumhuriyetçi olarak niteleyen ve dün yaşanan olayları yorumlayan basına hakim olan algı ya da görüşün de bu noktada olduğunu söylemek mümkün. Örneğin Cumhuriyet, Sözcü, Nefes Gazeteleri, Halk TV, Sözcü tv, Now TV, Kılıçdaroğlu’nun bu konuşmasını eleştirmekte, hatta esas FETÖ’cü Özel değil sensin deme, daha da öte bu konuda kanıt sunma konusunda yarış içerisinde oldular adeta.

Gözlerden kaçan, kaçmasa da dillendirilmek istenilmeyen şey ise bu yayın organlarının ve bu yayın organlarında yazı yazıp, yorum yapan zevatın -istisnai birkaç yazar dışında-, 2023 seçimleri öncesinde uzun yıllar boyunca Kılıçdaroğlu’na yoğun, istikrarlı ve kendileri gibi düşünmeyenleri hain diye niteleyecek ölçüde agresif bir şekilde destek vermiş oldukları gerçeği. Ne de olsa dün dündü, bu gün de bugün. Hep söylenmiyor mu, Türk Halkının hafızası/maksimum akılda tutma süresi bir hafta diye. Dolayısıyla kafalarına bir şey takmalarına, dün söylediklerinin tam tersini söylemelerinde alıcılar açısından bir sorun yok.

Düne kadar coşkulu Kılıçdaroğlu savunucusu olup, şimdilerde sorgulamayan, fanatik bir tavırla Özgür Özel-Ekrem İmamoğlu destekçisi Uğur Dündar, vb. bu cenahın “ağır toplarının/abilerinin” de aralarında yer aldığı oldukça geniş bu kadronun, Yıldıray Oğur ya da Bülent Arınç kadar dahi olamayıp, bir özeleştiri dahi yapmadıklarını da ilave edeyim.  Bu açıdan bakıldığında, “Kendimi ‘kullanışlı aptal’ olarak görmüyorum” diyen, bir anlamda, yaptıklarını bilinçli yani teamüden yaptığını söyleyen Murat Belge’ye benzetilmeleri sanırım uygun olacaktır. Bu noktada ilave edilmesi gereken bir diğer husus ya da hatırlanması gereken bir diğer gerçek de, şimdilerde yüksek perdeden destekledikleri Özgür Özel ve İmamoğlu’nu, bulundukları makama getirenin de Kılıçdaroğlu olduğu ve birlikte oldukları dönemde Kılıçdaroğlu’nun hiçbir icraatını ya da kadro tercihlerini eleştirmedikleri, Murat Emir’in, Kılıçdaroğlu’nun “Fetö özrüne ” ilişkin açıklamasından da görüldüğü gibi, tam tersi alkışladıkları.

Yaşanan bu “sürreal gerçekliğin”  can yakıcı, utandırıcı olması gerekirken, lafı ne biçim oturttum havası içerisinde, övünülesi bir şeymiş gibi ifade edilen diğer boyutu ise her iki tarafın bir diğeri hakkında söylediklerinin çok büyük çapta doğru olması. Uzun yıllardır işbirliği ya da bir diğerini kullanma ve laiklik, üniter devlet, ekonomik ve siyasi bağımsızlık başta olmak üzere cumhuriyetin kurucu değerlerini yok sayma eksenli olarak süren uzun yol arkadaşlığının sonucu olarak, her iki tarafta, gerek ideolojik tercihler gerekse kişilik özellikleri -zaafları, ilişkileri- açısından bir diğerinin ne olduğunu çok iyi biliyor. Bu açıdan bakıldığında önümüzdeki günlerin, ortalığa dökülecek rezillikler açısından bu günleri dahi geride bırakacağını söylemek yanlış olmayacaktır. Tam da bu yüzden, Erdoğan’ın yıllardır yaptığını yapıyor, sürekli karşı tarafa yönelik suçlamalar yaparak, kendi taraftarlarını sorgulamayan bir fanatikliğin tutsağı yapmak istiyorlar.

Esas sorun ise, adeta bir diğerinin ayna simetrisi olacak ölçüde ideolojik ve kişilik açısından benzer, her ikisi de üniter devlet düşmanı açılımcı, her ikisi de AKP’ye benzer şekilde daha “esnek” bir laiklikten yana -maalesef bu “esnekliğin” aslında laikliğin fiilen ortadan kalkması olduğunu da yaşayarak görmüş durumdayız-, her ikisi de bağımsız ulusal ekonomiden değil, küresel entegrasyondan yani “küresel şirketlerin” egemen olduğu, küresel mali ve ticari siteme entegre olmaktan yana olan, ekonomide çözümü, yabancıyı kaçırmayacak şekilde küresel para satıcılarıyla uyumlu olmak, onlara güven vermek olarak gören taraflardan birinin hain, diğerininse kurtarıcı olarak algılanıyor olması ki bunun en önemli sonucu, gerçekten Atatürkçü, Atatürk’ün karakteri olarak tanımladığı ulusal bağımsızlık yanlısı olanların, geçmişte Kılıçdaroğlu ve altılı masa konusunda halkı uyarıp, bu CHP’nin amacı 2002 AKP’sinin yerine geçmektir diyenlere, bir kez daha kulakların tıkanması olacaktır.

Ancak, an itibarıyla bütün bu gerçeklerin defalarca ifade edilmesinden daha güncel, herkesin kendine sorması ve yanıt araması gereken çok daha önemli iki soru söz konusu.

Sorulması gereken birinci soru, söz konusu mahkeme kararı olmasaydı yani Özgür Özel CHP’nin başında kalmaya devam etseydi, CHP’nin, Özel’in dediği gibi gerçekten de iktidar olup olamayacağı.

Bu soruya iki farklı düzlemde yanıt aranması gerekiyor.

Bu çerçevede ilk olarak yanıt aranması gereken husus, Özgür Özel cephesinden gelen -en son olarak Çanakkale Belediye Başkanı Muharrem Erkek tarafından NowTv  canlı yayınında ifade edildi-, mutlak butlan kararıyla, temsili demokrasinin fiilen askıya alındığı iddiasının geçerliliği yani gerçeği yansıtıp, yansıtmadığı. Güçler ayrılığını fiilen ortadan kaldıran, yürütmeyi güçlendirirken yasamayı, idareyi ve yargıyı, büyük ölçüde yürütmenin kararlarına tabi kılan 2017 Anayasasının geçerli olduğu koşullarda, gerçekten iktidar karşıtı bir partinin, seçimler yoluyla iktidarı değiştirme olanağı olup olmadığını tartışmayan, 2017 Anayasa oylamasında ortaya çıkan mühürsüz oylar konusunu,  yargıya taşımayarak, söz konusu Anayasa değişikliğinin gerçekleşmesi konusunda yataklık eden CHP yönetiminin, o dönemde önemli bir yetkilisi olan Muharrem Erkek’in, olayın üzerinden 9 yıl geçtikten sonra,  bu tür bir açıklama yapıyor olmasının, gerçeği, şu an bulunduğu noktanın çıkarına uygun olacak şekilde saptırmak dışında hiçbir anlamı bulunmamaktadır.

İkinci olarak yanıt aranması gereken husus ise amacı rakibinin laiklik, üniter devlet ve ulusal bağımsızlık karşıtı politikalarının yerine Cumhuriyetin Kurucu ilkelerini, bağımsızlıkçı çizgisini yeniden hakim kılmak değil, rakibinin yani 2002 AKP’sinin yerine geçmek olan bir partinin, iktidarın uygulamalarından rahatsız geniş toplum kesimlerinden destek alarak iktidar olup olamayacağı?

Kişisel olarak bu soruya yanıtım, özellikle SHP-CHP marifetiyle bağımsız ekonominin yani ulusal bağımsızlığımızın boynuna geçirilen Gümrük Birliği ilmeği sonrasında, yasama ve yürütme ve dahi seçimlerle ilgili olarak sürekli artan oranda yönlendirici olan Kolektif Batının, AKP ve CHP arasında seçim yapma noktasında alacağı tavırla ilgili olduğunu söylemeliyim. Bu karar noktasında, 2023 seçimleri sonrasında gösterdiği, neredeyse 180 derecelik bir değişiklik anlamına gelen büyük “uyum” dikkate alındığında, kendi seçmenlerini “yönlendirme/manipüle etme” konusunda her daim başarılı olan AKP’nin, bir adım önde olacağını söylemenin yanlış olmayacağını da ilave edeyim.

Bu tespitin akla getirdiği, bence esas önemli olan ama şu an kimsenin gündeminde olmayan, kimsenin aklına bile getirmek istemediği esas soru ise, eğer bütün bunlar yaşanmasa ve AKP’nin batı ekonomik ve siyasi çevrelerinde, 20 küsur yıllık iktidarı süresince yaratmış olduğu güvenilmezlik algısının da katkısıyla CHP iktidar olsaydı bu durumun, AKP’nin ya da daha doğru bir ifadeyle AKP çizgisinin, gerçektende iktidardan ayrılmış olması anlamına gelip gelmeyeceği. Daha da ötesi, SHP-DYP iktidarının, Özal’a karşı bir başarıymış gibi gösterilip, Özal’ın, devlet yapısında bilinçli olarak neden olduğu çok yönlü tahribatın, siyaseten meşrulaşmasını sağlamasına benzer şekilde, 20 küsur yıllık AKP iktidarının ekonomik ve idari yapıda neden olduğu deformasyonun “normalleşmesine” hizmet edip, etmeyeceği.

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!