Mustafa Köse
Mustafa Köse
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Manşet
  4. Komandonun hali nice?

Komandonun hali nice?

featured

Emekli Tuğgeneral Mustafa Köse yazdı…

Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte Eğirdir’de / Sivri’nin gölgesinde, Kayseri’de/ Erciyes’in dik yamaçlarında, Bolu’nun sisli ormanlarında, binlerce ağızdan yükselen o meşhur yürüyüş kararı, bu ocaklardan geçmiş her askerin ruhuna ve hafızasına altın harflerle kazınmıştır.

“Bir tatbikat var bu gece,
Komandonun hâli nice,
Hey paraşütçü komando,
Vur vur dağcı komando…”

Bu sözler, dışarıdan bakana sıradan bir askerî marş gibi gelebilir. Oysa o nakarat; uykusuzluğun, açlığın, soğuğun, sıcağın, yorgunluğun, iradenin ve ölüme meydan okuma hâlinin notalara dökülmüş ritmidir. Sadece başa mavi bere takmak ile komando olunmuyor. Komandoluk; karakteri çelikleştiren, bedeni geliştiren, ruhu terbiye eden, insana defalarca kendi sınırlarını aştıran özel bir ihtisas seviyesidir.

Bu nedenle son dönemde sıkça duyduğumuz “komando tugaylarının sayısı artırılıyor”, “hedef kırk komando tugayı” gibi haberleri okuduğumda, ömrünün önemli bir bölümünü bu birliklerin içinde geçirmiş, dağın taşın tozunu yutmuş emekli bir asker olarak sormak zorunda kalıyorum:

“Biz gerçekten dağların aslanlarını mı yetiştiriyoruz, yoksa mavi bereyi sıradanlaştırarak ordunun muharebe gücünü mü zayıflatıyoruz?”

KOMANDO NASIL YETİŞİR?

Türk ordusunun komando geleneği, günübirlik kararlarla ortaya çıkmamıştır. Bu kültürün arkasında uzun yıllara dayanan bir kurumsal hafıza, zorlu ve disiplinli bir eğitim süreci, sahada ağır bir bedel ödenerek oluşmuş, şeceresi kanla yazılmış büyük bir tecrübe vardır.

1926 yılında Muğla dağlarında başlayan Dağ Talimgâhı tecrübesi, İzmir Menteş’in sualtı ve su üstü safhaları, Davraz’ın kar ve çığ eğitimleri ve nihayet 1950’lerde Eğirdir’de kurumsallaşan zorlu ihtisas kursları ile bugünkü komando ruhunun temelleri atılmıştır.

Eğirdir bir okul olmanın ötesinde komandonun mayalandığı ocaktır. Orada kursiyerlerimize sadece yürümeyi, koşmayı, tırmanmayı, atlamayı, zıplamayı, yüzmeyi, dalmayı, planlamayı, uygulamayı öğretmedik. Onlara aynı zamanda acıyla baş etmeyi, korkuyu yönetmeyi, yorgunlukla mücadeleyi, sabrı, arkadaşının yükünü omuzlamayı ve gerektiğinde gözünü kırpmadan öne atılmayı, en önemlisi de “takatinin bittiği yerde pes etmemeyi ve yeniden başlamayı” öğrettik.

60’lı-70’li yıllarda Ankara’da Muhafız Alayı bünyesinde filizlenen Paraşütçü ve Dağ Komando taburları, daha sonra Kayseri ve Bolu’ya gönderilerek Türk ordusunun iki efsane komando tugayının çekirdeğini oluşturdu. Kıbrıs Barış Harekâtı’nda destan yazan bu ruh, 1984’ten itibaren terörle mücadelenin en çetin coğrafyalarında görev aldı.

O dönem Türk ordusu, bölgedeki komando birliği ihtiyacını karşılamak için aceleci davranmadı, bilakis sağlam ve temkinli adımlar atabilmek için tabiri caizse kılı kırk yararak hareket etti. Kayseri ve Bolu’dan bölgeye gönderilen taburlar, Hakkâri’de ve Siirt’te yeni birliklerin mayası oldu. Önce tecrübe gitti, sonra yeniden teşkilatlandırıldı. Önce ruh üflendi, sonra bedenler çelikleştirildi. Ezcümle, önce planlandı, sonra eyleme geçildi.

İşin doğrusu da buydu.

MAVİ BERE TAKMAKLA KOMANDO OLUNUR MU?

Ne yazık ki son yıllarda bu anlayışın yerini giderek daha aceleci, daha yüzeysel ve daha idari bir yaklaşım almaya başladı.

Hendek operasyonları, Irak ve Suriye’nin kuzeyindeki harekât ihtiyaçları gerekçe gösterilerek bazı klasik piyade birlikleri, kısa sürede komando birliğine dönüştürüldü. Bir emirle kâğıt üzerinde birlik ismi değişti, personele mavi bere giydirildi ve o birlik “komando” oldu!

Bir birliğe mavi bere giydirebilirsiniz ama bir gecede komando ruhu aşılayamazsınız.

Bir birliğin tabelasını değiştirebilirsiniz ama o birliğe bir anda komando vasıflarını kazandıramazsınız.

Bir birliğin adının önüne “komando” unvanı ekleyebilirsiniz ama onun kadrosunu Eğirdir’de pişmiş, arazide sınanmış, görevde yoğrulmuş komandolarla dolduramadıktan sonra ortaya çıkan şey, yalnızca “şeklen” komando birliği olur.

Bugün sormamız gereken soru şudur:

Eğirdir’in özel ihtisas kurslarını başarıyla tamamlamış komandolarımızın sayısı, bu kadar çok komando tugayını gerçek anlamda desteklemeye yetiyor mu?

Cevap bellidir: Yetmiyor. Yetmesi de pek mümkün değil zaten. Çünkü personel temin zorluğu, profesyonel kadro maliyeti, ihtisas kurs kapasitesi, görev yükü, yetişmiş personeli elde tutma gibi çözümü zor sorunlar söz konusu.

Yetmediği için de elit olması gereken birliklerin kadroları, komandoculukla doğrudan ilgisi olmayan personelle dolduruluyor. Bu durum yalnızca komando ruhunu zedelemiyor; aynı zamanda ordunun muharebe etkinliğini de olumsuz etkiliyor.

SAYI ARTINCA GÜÇ ARTAR MI?

Bir ordunun gücü yalnızca birlik sayısıyla ölçülmez. Hele konu komando birlikleri ise sayı her zaman güç anlamına gelmez.

Komando birliği özel maksatlı, yüksek disiplinli, çevik, seçkin ve nitelikli bir birliktir. Onun değeri çokluğunda değil, seçilmişliğinde ve etkinliğindedir. Her bir personelinin fiziksel, zihinsel ve ruhsal olarak üst düzeyde hazırlanmış olması gerekir.

Bugün yükümlü erlere komando tugaylarının muharip unsurlarında artık eskisi gibi görev verilmemesi, kadroların profesyonel askerlerle doldurulmasını zorunlu kılmaktadır. Sözleşmeli er, uzman erbaş, astsubay ve subay kadrolarını bu kadar geniş bir komando teşkilatını besleyecek nitelikte ve sayıda seçmek, yetiştirmek, elde tutmak ve uzun vadeli motive etmek son derece zor ve zahmetlidir.

Kâğıt üzerinde tugay sayısını dilediğiniz kadar artırabilirsiniz. Fakat kadrolar boşsa, personel yeterli eğitimden geçmemişse, birlikler nitelik olarak zayıflamışsa, o artış gerçek muharebe gücüne dönüşmez.

Bir de meselenin konvansiyonel harp boyutu vardır. Büyük çaplı bir savaşta ordunun omurgasını yalnızca komando birlikleri oluşturamaz. Zırhlı birlikler, mekanize birlikler, kara havacılık, topçu, hava savunma, istihkâm, muhabere ve lojistik (ikmal-bakım-ulaştırma-sıhhiye) unsurlarıyla dengeli bir kuvvet yapısı gerekir. Komando birlikleri bu yapının en seçkin parçalarından biri olsa da yekpare bir güç olan ordu sistematiğinin tamamına eşdeğer olamaz.

​Her birliği komando yapmaya çalışırsanız, günün sonunda hiçbir birliği gerçek anlamda komando yapamazsınız. Bu aslında her şeyden biraz bilmekle, bir şeyi çok iyi bilmek arasındaki fark gibidir. Kuvvetin tamamını komandolaştırmaya çalışmak, profesyonelliği artırmaz; aksine niteliği düşürür.

DOKTRİN TERSYÜZ EDİLİRSE KOMANDO KİMLİĞİ AŞINIR

Askerî doktrine göre komando birliklerinin asli görevleri bellidir: Keşif, pusu, taktik akın (baskın). Bu esas görevlerin icrası için uygulayacağı alt görevler ise sızma ve üs bölgesi işgalidir. Bu asli ve tali görevler vasıtasıyla kritik hedeflerin ele geçirilmesi, düşman gerisinde beklenmeyen darbe etkisi yaratılması ve ardından görevin gerektirdiği şekilde ana muharebe unsurları (zırhlı ve mekanize birlikler) ile birleşme harekâtı icra edilmesidir.

Komando; hızlıdır, çeviktir, atiktir, saldırgandır. Uzun süre bir noktaya çakılı kalmak için değil, düşmanın beklemediği yerden vurmak için kullanılmalıdır. Komando daima tetik ve reaksiyon kabiliyeti yüksek olmalıdır.

Oysa günümüzde özellikle sınır ötesi harekât alanlarında komando birliklerine giderek daha fazla sabit üs bölgesi tutma, uzun süreli savunma, statik güvenlik ve alan kontrolü görevleri verildiğini görüyoruz. Elbette şartlar bazı dönemlerde bunu zorunlu kılabilir. Harekât alanı kendi gerçekliğini ister istemez size dayatır. Ancak geçici zorunluluklar kalıcı doktrine dönüştürülürse, işte orada ciddi bir sorun başlar.

Komandoyu sürekli mevzilerde, sabit üs bölgelerinde, hareket kabiliyeti sınırlanmış biçimde tutarsanız; onun saldırgan ruhunu, araziyle bütünleşme kabiliyetini, yırtıcı refleksini köreltirsiniz.

Komando, dağların hâkimi olmak için vardır; mevziinin bekçisi hâline getirilmek için değil.

Bu noktada zırhlı ve mekanize birliklerin rolü de doğru anlaşılmalıdır. Tankı, zırhlı muharebe aracını, mekanize unsuru sadece komandonun destek aracı gibi görmek de hatalıdır, şaşı bir bakış açısıdır. Her sınıfın, her birliğin, her silah sisteminin kendi doktrini, kendi kullanım mantığı ve kendi muharebe felsefesi vardır.

Askerî akıl, bu unsurları birbirinin yerine ikame etmekten ziyade uygun yerde, uygun zamanda, uygun görevde kullanmayı gerektirir.

Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey mavi berenin hakkını verebilecek gerçek komando ruhudur.

NE YAPILMALI?

Öncelikle komando tugaylarının sayısı, gerçek personel kaynağı, eğitim kapasitesi, harekât ihtiyacı ve konvansiyonel harp dengeleri dikkate alınarak yeniden değerlendirilmelidir.

Her yere komando tugayı kurmak yerine, mevcut birliklerin kadroları tamamlanmalı, eğitim seviyesi yükseltilmeli ve ihtisas eğitim sistemi güçlendirilmelidir.

Eğirdir Dağ Komando Okulu’nun kapasitesi, niteliği düşürülmeden artırılmalı; ancak ihtisas eğitiminden geçmemiş personelin komando birliklerinin ruhunu zayıflatmasına izin verilmemelidir.

Ordu ve kolordu seviyesinde birer; Kara Kuvvetleri Komutanlığı emrinde ise stratejik ihtiyat olarak kullanılmak üzere 2-3 komando tugayı bulundurulmalıdır.

Mevcut tecrübeme dayanarak ifade etmeliyim ki, Türk Silahlı Kuvvetleri için ideal yapı, personel ve malzeme kadrosu tam, eğitimli 12 ila 15 nitelikli komando tugayından oluşmalıdır. Bu sınırın üzerindeki her genişleme, eğer aynı nitelikle desteklenemiyorsa, güç artışından ziyade muharebe müessiriyetinin azalmasına yol açacaktır.

Komando, devletin tehdit gördüğü en sert coğrafyalara gönderdiği, bedeni ve ruhu çelikten, sarsılmaz iradesidir. Dolayısıyla bu iradeyi zayıflatmak, bir sınıfın veya birliğin meselesi olmanın ötesinde doğrudan millî güvenlik meselesidir.

Yarın büyük bir konvansiyonel çatışma kapımıza dayandığında elimizde gerçekten iyi yetişmiş, savaşçı komandolar mı olacak, yoksa mavi bere takmış ama ruhu, eğitimi ve doktrini eksik personel kalabalıkları mı? Cevaplanması gereken asıl soru budur.

Zira Türk Ordusunun asıl ihtiyacı, sayısal büyüklüğün büyüsüne kapılmış bir nicelik illüzyonu değil; sahada her an reaksiyon gösterebilen, gerçek ve sarsılmaz bir muharebe gücüdür.

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

5 Yorum

  1. 2 Haziran 2026, 13:51

    Okurken o kadar duygulandım ki anlatamam. Komandonun nasıl olması gerektiğine dair kanaatim asıl şimdi oluştu diyebilirim. Fakat, eğer durum böyle ise, yani sayısal artış komando ruhunu öldürecekse veya niteliğini önemli ölçüde düşürecekse o zaman buna engel olma zorunluluğu yine komando büyüklerimize düşüyor. Zaten son sağlam kalemiz ordumuz. Onunda niteliği kaybolacaksa artık bizi kurtaracak bir şey kalmamış demektir.

  2. 31 Mayıs 2026, 15:33

    Siz gibi cesur emekli komutanlarımız nerde? cevabını kabullenmek zor kahraman komutanımız sizi seviyor ve ilgi ile takip ediyoruz saygılar emeğinize sağlık

  3. 31 Mayıs 2026, 14:53

    Yazilanlarin her santimi çok değerli ve doğru.Peki orduyu yöneten üst akıl bunları değerlendirmekten bu kadar mı uzak,olan Ülkeye olacak.Malesef yoneticilerin nitelikle işi yok hep nicelik ve gorsel buyukluk isindeler.Olan garibim ülkeye oluyor.

  4. Yurtdışında Çeşitli Cephelerde Komando ihtiyacı var.. Elbette Sayı Artacak Elbette En üst düzeyde Teçhizat ve Eğitim ve İmkanlar olacaktır.. ((( Tarihten Gelen kural vardır. Milletin Devletin Malı Mülkü Ordu içindir.)))

  5. ❤️❤️❤️🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷❤️❤️❤️
    🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷❤️❤️❤️❤️❤️🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!