Muharrem Karanfilci yazdı…
PKK sembolik olarak silah bıraktı. Titizlikle hazırlanmış bir prodüksiyon izledik. Bu prodüksiyonun, filmin tamamını içermediğini biliyoruz. Sadece bir fragman gibi gözükse de senaryonun tamamının yazıldığı gibi olmayacağı muhakkak…
Elbette sadece PKK’nın değil, kim olursa olsun silahlarının bırakılması olumlu bir yaklaşım olarak algılanabilir. Ancak, bu kadar kolaydı da yıllardır neden binlerce şehit verdik? Şehitlerimizin kanının sorumluluğunu da almak gerekmez mi? Niye şehit oldu binlerce vatan evladı? Ne için? Kim verecek şehitlerimizin hesabını? Yaşanan bunca acının, bunca vebalin yükünü kim taşıyacak?
Türk Milleti buna ikna olmamıştır. Çünkü süreç şeffaf yürütülmemiştir. Hala da hangi pazarlıklarının yapıldığı bilinmemektedir. Bilinen tek şey vardır ki; o da BOP projesi işlemeye devam etmektedir. Türk Milletinin tüm detaylarını bilmeye hakkı vardır. Çünkü bunun bedelini Türk evladı ödemiştir.
PKK terör örgütü, hükümet dili ile “ihtiyatlı iyimserlik” yaklaşımı ve terörist başı Abdullah Öcalan çağrısı ile silahlarını, odun ateşi ile yanan bir kazanın içine bırakıp gitmiştir. Silahlarını sembolik olarak dahi teslim etmemiştir. Bu teslim olmadığı anlamını da taşımaktadır.
Terörsüz Türkiye sloganı ile başlayan bu süreç, doğru okunmalıdır. 2024 Ekim ayından bu yana, bu olay topluma pompalanmaya ve toplumun gazı alınmaya çalışılmıştır. Söz de barış süreci, tam da adamına, Devlet Bahçeli’ye söyletilmiştir. Bundan sonra da PKK eylemlerine devam etmiştir. Suriye’deki ekibimize dronla kamikaze saldırılar düzenlenmiştir. Askerlerimiz şehit olmuştur. Savunma Bakanı Yaşar Güler; “askerimizin başına dron çarptı, şehit oldu” diyerek, gayri ciddi açıklamalarda bulunmuştur. İzmir yangınlarında, aynı anda birçok yerde yangınların çıkması tesadüf müdür? Sosyal medya üzerinden birçok görüntü olmasına rağmen, PKK bağlantısı araştırılmış mıdır? Son olarak, arama tarama faaliyetleri yapan 12 askerimiz, bir mağarada metan gazından zehirlenerek, şehit olmuştur. Ciğerimiz yanmıştır. PKK’nın tuzaklama ihtimali üzerinde durulmuş mudur? Eğer öyleyse, TBMM’de araştırma önerileri neden AKP ve MHP oyları ile ret edilmiştir.
Bunlar üst üste konulduğunda, hükümet yetkililerinin olayları doğru okuması gerekir. Devlet adamı ciddiyeti ile konuya yaklaşım gösterilmesi gerekir. PKK terör örgütü “silah bırakıyorum ama tek kurşun atmadan da terörist eylemler yapabilirim, bu potansiyele sahibim” şüphesi, sadece felsefenin konusu olmamalıdır.
Velhasıl olay; BOP projesine ve Sayın Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın tekrar seçilebilme ihtimaline uzanmaktadır. Karşısında muhalif oylar arttıkça, AKP kendine, tıpkı bir önceki seçimde HÜDAPAR örneğinde olduğu gibi yeni ortaklar bulmaya devam edecektir. Bu ortaklıklar konusunda da yeni tavizler verilecek, yeni anlaşmalar yapılacaktır. Cumhurbaşkanı Erdoğan; yeni yolu AKP, MHP ve DEM’le yürüyeceğini ifade etmiştir. Bu Kemalist ve Cumhuriyetçi düşüncenin tasfiyesi anlamını taşımaktadır. MHP örgütleri ve sempatizanları bu düşünceye karşı çıkabilir. Şimdi MHP’li vatandaşlar, MHP’ye oy verdiklerinde, aslında DEM’e mi oy vereceklerdir? Yoksa Almanya yenildiği için mi, onlar da yenilmiş sayılacaklardır.
Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan her Türk vatandaşının beklentisi, demokrasi ve adalettir. Emperyalist düşünce ve eylemlerine karşı “İç Cepheyi Kuvvetlendirme” savı elbette doğrudur. İç cephenin kuvvetlendirilmesi ancak demokrasi, hukuk, liyakat, eşit haklar, liyakat, hayvan hakları, yaşam hakkı ve doğru ekonomik yöntemler ile mümkün olacaktır. Kendisinden olmayana ya da benzer düşüncede olmayanlara düşman hukukunun uygulanması, köylünün, çiftçinin, emeklinin, çalışanın, öğrencinin, ataması yapılmayan vatandaşların, doğanın sesine kulak tıkanması ile iç cephe kuvvetli olmayacaktır. Vatandaş, devletine güvenmek ister, haklarının korunmasını bekler. İş ister, aş ister. Bunun için de vergisini verir, çalışır, gerekirse şehit olabilecek evlat verir vatanına… Bunların hepsi Türkiye Cumhuriyeti ilelebet yaşasın diyedir. İlelebet yaşayacaktır da…
PKK’nın iddia ettiği kuruluş amacına bakıldığında, var olma sebebi incelendiğinde eşit hakların olmaması, adaletsizlik, fırsat eşitliği, temsil hakkı vs. gibi yukarıda değindiğimiz sebepler vardır. Bu sorunların hepsi tüm Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını kapsar. Son zamanlar da bu sorunlar artarak devam etmiştir. Bunu bütün vatandaşlar görmektedir ki iktidarın oyları her geçen gün düşmektedir. DEM partisi ile birlikte hareket etmek, Kürt kökenli ya da Türk vatandaşlarımızın sorunlarına çare olmayacaktır. İradesine pranga vurulamayacaktır.
Bu süreç AKP, MHP ve DEM denkleminde, üç bilinmeyenli bir denkleme evirilecektir. Bu denklemi çözecek tek irade de Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün ortaya koyduğu iradedir.
Anayasa;
MADDE 2- Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.
MADDE 3- Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir. Bayrağı, şekli kanunda belirtilen beyaz ay yıldızlı, al bayraktır. Milli Marşı “İstiklal Marşı”dır.
Yeterli mi?
Odun tamamda keleş ne olacak
İşte sorun orada, keleş ne olacak