Cem Gürdeniz
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Diğer
  4. Küresel düzende saflar netleşiyor

Küresel düzende saflar netleşiyor

Cem Gürdeniz yazdı...

featured

21. yüzyılda çok kutuplu küresel düzen artık oluştu. Çin, Rusya ve İran karşısında ABD, AB, İngiltere, Kanada, Norveç, Avustralya, Japonya, Güney Kore, Singapur ve hatta İsviçre bloklaşması Ukrayna krizi ile kemikleşti diyebiliriz. Diğer yandan Avrupa Atlantik blok, Hindistan, Brezilya, Güney Afrika Cumhuriyeti ve Türkiye gibi kıtasal ve bölgesel güç statüsündeki devletleri yanına çekmek için her türlü gayreti gösterecektir.

UKRAYNA ÜZERİNDEN KAÇINILMAZ HESAPLAŞMA

Jeopolitik perspektifte Ukrayna’da yaşananlar, ABD önderliğindeki gerileyen hegemonun yeni düzeni kabul etmemek için vassal ve vekilleri üzerinden gösterdiği dirençtir. Diğer bir deyişle, bu krizin çıkmaması söz konusu değildi. Ya Ukrayna NATO üyesi yapılacak ve Rusya’nın çevrelenmesi ileri jeopolitik aşamayı başlatmak için tamamlanacak ya da Rusya’nın müdahalesi beklenecekti.

HEGEMONYA 100-150 YILDA BİR EL DEĞİŞTİRİR

Yükselen güç, mevcut hegemona meydan okur. Bu önce ekonomik, sonra siyasi ve en sonunda askeri alanda olur. Tarih boyunca bu süreç şaşmamıştır. Bugün için yükselen güç Çin’dir. O nedenle, ABD ve Çin’in yeni dönem dünya düzeni için hesaplaşması Pasifik Okyanusunda gerçekleşecektir. Ancak 2035’lerde yaşanması beklenen büyük jeopolitik hesaplaşma için Avrasya Adasının batı yarımadası olan Avrupa’nın NATO ve AB üzerinden ABD adası ile bütünleşmesi sağlanmalıydı. Ukrayna krizi işte bunu sağladı. Artık ABD, AB ve NATO’nun Çin’in en büyük dostu ve müttefiki Rusya ile ilişkilerinde gri alan kalmadı. Rusya halkıyla birlikte düşmandır. Bugün Ukrayna’da yaşanan olgu, büyük güçler mücadelesinde bir büyük rakibin kullanışlı bir vekil ile savaştırılması ve enerjisinin tüketilmesidir. Diğer yandan Avrupa Birliği Transatlantik bağlar ile kendini ABD adasına yapıştırmış, fiziken Avrasya adasında olmasına rağmen buradan kopmuş ya da koparılmıştır.

AB SAVUNMASINI ABD’DEN SOYUTLAMIYOR

Diğer yandan geçen hafta yayınlanan AB’nin savunma ve güvenlik stratejisine odaklanan ‘’Güvenlik ve Savunma için Stratejik Pusula’’ belgesinde (https://data.consilium.europa.eu/doc/document/ST-7371-2022-INIT/en/pdf) 27 AB üyesi devlet jeopolitik kaderlerini ABD’ye bağladıklarını ilan etmiştir. 47 sayfalık belge her ne kadar ‘’Etkin Çok Taraflılık (Effective Multilateralism)’’ adı altında bağımsız Avrupa savunma ve güvenliğini hedefliyor olsa da belge, Avrupa’nın NATO ve ABD’siz yeteneği olmadığının bir nevi itiraf belgesine dönüşmüş. Amerikalı stratejist Colin S. Gray, Nükleer Çağın Jeopolitiği (The Geopolitics of Nuclear Era) adlı kitabında (Crane Russak &Company NSIC New York ,1977) dediği gibi: “Amerikan Başkanları Avrupalılara asla açık bir şekilde Sovyetlere karşı desteğimiz olmaksızın bir çevreleme yapamayacaklarını söylemezler. Mevcut haliyle savunmada bütünleşmemiş bir Batı Avrupa ABD’ye bütünleşmiş batı Avrupa’nın sunduğundan çok daha fazla hayati avantaj ve çıkar sunmaktadır.”

RUSYA DÜŞMANLIĞI AB’NİN YENİ ÇİMENTOSU

Belge 45 yıl önce yazılan kitaptaki gibi bugün de tam bu vizyonu ispatlıyor. Tek fark belgeyi hazırlayanlar, ABD’nin vassalı ve vekili Avrupalılar. Bugün için Avrupa eski sömürgeci köklerine dönmüş ve Asya ile açabileceği temiz sayfayı baştan yakmıştır. Son bir ay içinde yaşananların gelecek on yıllara etkisi tahminlerimizden büyük olacaktır. ABD ve İngiltere’nin tüm kışkırtmalarına ve propaganda savaşına esir düşen AB, şimdiden Rusya’dan satın almak zorunda kalacağı doğal gazı ve petrolü ruble ile nasıl ödeyeceğini düşünmeye başlamıştır. Avrupalılara gemiler ile taşınacak LNG gazını satabilmek için ülkede en riskli yatırım alanı olan kaya gazı yatırımlarına hız veren ABD’li iş adamları Avrupa’yı alkışlıyor. Askeri endüstri sahipleri ise her sabah Yaşasın Rusya düşmanlığı diyerek uyanıyor.

BÜYÜK VE ASIL HEDEF ÇİN

Diğer taraftan Rusya’ya uygulanan ambargo ve yaptırımlar ile Ukrayna üzerinden savaşa varan kışkırtmaların asıl büyük hedefinin Çin olduğunu söyleyebiliriz. Bir an için Polonya’nın yerine Japonya’yı; Ukrayna yerine Tayvan’ı koyarak gelecekteki senaryoyu hayal edebiliriz. Yeni kriz, Japonya Çin kışkırtması esas alınarak Tayvan üzerinden başlatılacaktır. Bu süreç nedeniyle bölgesel aktörler yeni hamlelere başlamıştır. ABD’nin Asya’da en büyük kara gücünü tuttuğu Güney Kore’nin komşusu Kuzey Kore bu süreci görmüş ve bu satırlar yazılırken bugüne kadar ateşlediği en büyük balistik füzeyi deneme maksadıyla ateşlemiştir. Aynı günlerde Tayvan hükümeti gençlerin bir yıllık mecburi askerliği için kanun çıkarmıştır. Tayvan ile Ukrayna’nın benzetilmesine karşı çıkan Çin Savunma Bakanlığı, ‘’Tayvan, Çin’in ayrılmaz bir parçası ve iç işidir. Dışarıdan müdahaleye izin vermeyiz’’ şeklinde bir açıklama yapmıştır.

ÇİN’İN ÖNLENEMEZ YÜKSELİŞİ

Amerika adası 1917 sonrasında yani Avrupa’da fiilen Birinci Dünya Savaşına girmesinden sonra büyük imparatorlukların kurulduğu Avrasya adasını okyanuslardan soyutlamaya çalıştı. İkinci Dünya Savaşı sonrasında yaşanan Soğuk Savaş ile bunu başardı. Avrasya adasını kenar kuşak ve çevreleme doktrini ile kuşattı ve 1991 yılında Sovyetler Birliğini tek kurşun atmadan yendi. Ancak 21. Yüzyılda Çin ekonomisinin hemen her alanda ABD’yi geçmesi tüm dengeleri ve beklentileri alt üst etti. Çin’in son 40 yılda ABD’nin ekonomik büyümesinden dört kat daha büyük bir hızla büyümesi, küresel ekonomik düzeni yeniden şekillendirdi. Çin’in 2000 yılında 1,2 trilyon dolar olan milli geliri 2021 yılında 17,7 trilyon dolara yükseldi. Bugün satın alma gücü paritesinde için dünyanın en büyük ekonomisi ve en büyük üretim merkezidir. Çoğunluk devletin bir numaralı ticaret ortağıdır. 2008 finans krizinden sonra dünya ekonomisinin büyümesinin üçte biri Çin’de gerçekleşmiştir. 2020 yılında Çin en değerli küresel firmaların birinci olduğu ülke oldu. Küresel 500 firma sahipliği sıralamasında ilk kez ABD’yi geçmiştir. Benzer şekilde yabancı sermaye çekmede ve araştırma geliştirme yatırımlarında da ABD’yi geçmiştir. Çin’in karşısında ABD’nin direnebildiği üç cephe kalmıştır: Doların ticari değişim aracı olarak liderliğini sürdürmesi (bu cephe son günlerde ruble, rupi ve yuan ile ticaret) Avrasya’da ciddi yara almaya başlamıştır); Borsa gücü; Beyin göçü ile entelektüel birikim ve inovasyon çekim gücüdür. Diğer yandan dengeleri değiştiren jeopolitik gelişmeler arasında Rusya ve Çin yakınlaşması üzerinden stratejik iş birliği; Çin’in Pasifik Okyanusuna deniz gücü olarak 500 yıl sonra geri dönmesi; Arktik Okyanusunun erime sonucu Rusya için deniz ulaştırma rotasına dönüşmesi sayılabilir.

DENİZLERDEKİ AMERİKAN HEGEMONYASI ZAYIFLADI

Bu gelişmelere askeri teknolojide sağlanan devrimsel yenilikleri eklemek gerekir. Öncelikle nükleer savaşın kazananı olmayacağından askeri stratejinin uygulanabilir seçenekleri arasından çıktığını söyleyebiliriz. Gelecekteki mücadelenin kaderini okyanusları ve denizleri gerek kendi etki ve ilgi alanında gerekse uzak alanlarda kontrol eden taraf kazanacaktır. Zira küresel ticaret %89 oran ile deniz ulaştırmasına bağlıdır. Aynı durum kıtalararası askeri güç intikal ettirecek küresel güçlerin denizlere bağımlılığı için de geçerlidir. Deniz ulaştırması olmadan büyük güç intikali ve savaşın lojistik desteği sağlanamaz. İşte bu noktada artık ABD dahil, hiçbir güç okyanus ve denizleri risk veya tehditleri göze alamadan kontrol edemeyecek duruma gelmiştir. Uçak gemilerinin ya da büyük tonajlı amfibi hücum gemilerinin 70 yıl önceki etkinliği bugün balistik, gezginci (cruise) ve hipersonik füzeler ile gelişmiş denizaltı torpidoları sayesinde son derece azalmıştır. Suüstü platformları savaşın başında etkisiz hale gelecektir. Orduların ağırlıklarını intikal ettirecek büyük gemi konvoyları da çok uzaktan tesirsiz hale getirilebilecektir. O nedenle gerek Atlantik gerekse Pasifik harekât alanlarında savaşın ilk saatlerinden itibaren tüm taraflar büyük kayıplar verecektir. Hayatta kalabilme denizdeki stratejik ve taktik resmi temin edebilen, hedefleri belirleyebilen ve ateş gücünü suüstü hedeflerine ve karadaki kritik stratejik hedeflere en önce kullanabilen tarafın olacaktır. Karadaki savaşın sürdürülebilirliği denizaşırı lojistik desteğin ve akaryakıtın tedarikine bağımlıdır. Akaryakıtı, cephanesi ve insan gücü tükenen taraf teslim olacaktır. Böylesi bir konjonktürde Pasifik harekât alanında ada devleti olan Japonya’nın ya da ABD adasından lojistik destek getirecek Amerikan donanmasının şansı düşüktür. Zira Çin ve Rusya Avrasya kıtasını ve derinliklerini kullanarak Pasifik Harekât alanında yakın sularına gelen güçleri kolaylıkla bertaraf edebilecektir. Bu kapsamda suyun altına hâkim olan ve denizaltılar ile ateş ve manevra üstünlüğünü koruyabilen güçler savaşın kaderini belirleyecektir. Diğer bir deyişle asıl hesaplaşma suyun altında olacaktır.

OKYANUSLARA VE DENİZLERE BAĞIMLILIK

Avrupa harekât alanında eğer Rusya bir NATO devletine saldırırsa, ABD, NATO Anlaşmasının 5. Maddesini işleterek Rusya ile tüm gücünü kullanarak nihai bir hesaplaşmaya giremez. Zira siklet merkezi Pasifik’tir. O nedenle Avrupa ve Atlantik cepheyi NATO ve AB’ye emanet edecektir. NATO ve AB, Avrupa’daki kuvvet yapısı ile seçilmiş kritik harp yetenek alanlarında ABD’den lojistik desteğe ama en önemlisi enerji desteğine ihtiyaç duyacaktır. Bugün bile Ukrayna krizi nedeniyle Avrupa’nın 40 günlük motorin stoku kaldığı göz önüne alınırsa Rusya ile topyekûn savaş çok zor geçecektir. Eğer ABD, kendi ana karasından Avrupa’ya deniz üzerinden destek konvoyları ile yardım getirecekse bugünkü kuvvet yapısı ile konvoyları koruyacak nicelikte gemilere dahi sahip değildir. Sadece 298 gemisi vardır. Çin’in ise 355 gemisi vardır. Bu sayı 2026 da 420; 2030’da 460 olacaktır. ABD’nin 298 gemisinin sadece 200 kadarı dünya çapında tüm okyanuslardayken, Pasifik’te 355 gemisi olan Çin’e karşı kaç gemi ayırabilecektir? Askeri konvoylar oluşturabilmek için Çin’in 5500 devlet gemisi varken, bu sayı ABD için 85 gemidir. Ciddi sorunları vardır.

ABD’NİN ÜSTÜNLÜĞÜ ÜSLER VE MÜTTEFİKLERİ

ABD’nin Çin ve Rusya’ya karşı açık ara avantajlı ve güçlü olduğu alan, üsler ve müttefikler zinciridir. NATO, AUKUS, GCC, ANZUS, OAS gibi örgütler ve 100’den fazla ülke ile ikili gizli anlaşmalar üzerinden askeri iş birliği içindedir. Bu ülkelerde savaş dönemi için malzeme yedekleri, akaryakıt ve cephane depoları vardır. Ancak günümüzde ittifak ilişkilerinin de çok kırılgan olduğunu söyleyebiliriz. Dünyanın değişik bölgelerindeki Amerikan üs sayıları şöyledir: Müşterek Harekat için, Avustralya (4), Irak (8), Nijerya (3) ve Suriye (1); Kara Kuvvetleri Üsleri Depo ve Kolaylık Tesisleri, Belçika (1), Bosna Hersek (1), Bulgaristan (4), Kamerun (1), Almanya (34), İsrail (1), İtalya (3), Irak (200’den fazla ileri harekat üssü), Japonya (15), Kosova (1), Kuveyt (4) ve Güney Kore (168); Deniz Piyade Üsleri: Almanya (1) Japonya (12), Güney Kore (1) Deniz Kuvvetleri Üsleri: Bahama (1), Bahreyn (1), Diego Garcia (1), Küba (1), Cibuti (1), Yunanistan (1), İzlanda (1), İtalya (4), Japonya (5), Kuveyt (1), Umman (1), Peru (1), Güney Kore (1), İspanya (1), BAE (2), İngiltere (1); Hava Kuvvetleri Üsleri: Aruba (1), Diego Garca (1), Kuraca (1), Estonya (1), Almanya (4), Honduras (1), İtalya (3), Japonya (3), Kenya (1), Kuveyt (2), Hollanda (1), Polonya (1), Portekiz (1), Katar (1), Romanya (2), Güney Kore (2), GKRY (1), İspanya (1), Türkiye (1), İngiltere (6).

DONANMASIZ ÜSLER DEĞERSİZDİR

ABD üsler zinciri genelde deniz ulaştırma düğüm noktalarına, kenar kuşak üzerinde Rusya ve Çin’i çevrelemeye ve petrol/doğal gaz zengini ülkeleri kontrol altında tutmaya yönelik coğrafi alanlardadır. Ancak yeterli donanma gemisi olmadan üsler zincirinin işe yaramayacağını söyleyebiliriz. Bu üslerin beslenme ve hayatta kalma yeteneği denizden yüksek hacimli destek sağlanmasına bağlıdır. Bunun dışında varsa savaş uçaklarının harekât yeteneğine katkı sağlamasıdır. Ancak harbin ilk dakikalarında bu meydanların etkisiz hale getirileceği göz ardı edilemez. Bu bilgilerden görüleceği üzere ABD’nin küresel üsler zinciri ile Rusya ve Çin’in üsler zinciri kıyaslanamaz. Rusya’nın bazı eski Sovyet Cumhuriyetleri dışında (Ermenistan, Moldova, Tacikistan, Kazakistan) sadece Suriye’de üssü vardır. Çin’in ise, Myanmar, Pakistan ve Cibuti ile liman/lojistik destek kolaylıkları için ikili anlaşmaları vardır. Ancak ABD, bu anlaşmalara bile tolerans göstermez. 17 Mart 2022 günü ABD Kongresinde bölgesel değerlendirme mülakatı yapılan Afrika Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Townsend konuşmasında batı Afrika kıyısında Çin üs veya kolaylık elde etmeye kalkarsa buna izin verilmemelidir demişti.

KÜRESEL KUTUPLAŞMA

Sonuç olarak küresel kutuplaşmanın başlangıç aşaması tamamlanmıştır. Bu süreçte Hindistan’ın nihai konumu önemli olacaktır. Ancak BM’deki Rusya aleyhindeki tüm oylamalarda çekimser oy kullanması ABD için büyük sürpriz olmuştur. Türkiye’nin NATO üyeliği ve sözde AB aday üyeliğine rağmen Rusya’ya hava sahasını kapamaması ve yaptırımların çoğuna katılmaması da bu süreçte çok önemli yere sahiptir. Türkiye’nin aktif tarafsızlığı barış ve istikrar için çok önemlidir. Çin ile ABD bloğu arasında Tayvan veya Güney Çin Denizi krizleri patlak verdiğinde aynı tutumu devam ettirmesi çok önemlidir. Türkiye sahip olduğu coğrafya, tarihsel birikimi ve ulusal güç unsurları ile gelecek on yıllarda tarafsız ülke konumunda devam edebilecek bir ülkedir.

AB TÜRKİYE’YE TESLİM OL DİYOR

AB’nin Güvenlik ve savunma ile ilgili stratejik pusula isimli son dokümanı Türkiye’ye düşmanca bakışın tüm delillerini bize sunmuştur. Bu belge ve referans verdiği 25 Mart 2021 belgesine göre Türkiye Mavi Vatan’dan ve Kıbrıs’tan uzaklaşmalıdır. AB, utanmazca Türkiye’yi her iki alanda saldırgan ve hukuksuz olarak tanımlamakta, Yunanistan ve GKRY’ye toz kondurmamaktadır. Yeni dünya düzeni kurulurken 1947’den bu yana ait olduğumuzu sandığımız Avrupa Atlantik yapı bizden jeopolitik tüm çıkarlarımızdan vaz geçmemizi istiyor. Kendi jeopolitik dizaynlarını tanımamızı ve boyun eğmemizi istiyor. Tek cevap verilmelidir: Hayır.

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

15 Yorum

  1. Diğer yandan Avrupa Atlantik blok, Hindistan, Brezilya, Güney Afrika Cumhuriyeti ve Türkiye gibi kıtasal ve bölgesel güç statüsündeki devletleri yanına çekmek için her türlü gayreti gösterecektir.
    Eh ezilen dünya aptallık edip ezenlerin safında yer alırsa kendisi bilir.

  2. 29 Mart 2022, 09:19

    Mevcut yönetim her ne kadar şu an hayır diyebiliyorsa bile bir gün bu yönetim değişecek. Yeni gelecek olan yönetimin 20 yıldan uzun süredir muhalif yeteneklerinden başka idari ve sorun çözme konusunda eksiklikleri olacağı düşüncesindeyim. Umarım yanılırım ancak insanlarımızın asıl görmesi gereken büyük tehlike yönetimin değişmesi sonrasında yaşanacak olaylar silsilesinde alacakları yanlış kararların tüm milleti etkileyeceğidir. Güç kavgaları her zaman olmuş ve olmaya devam edecektir. Asıl konu söylediğiniz gibi bu kavga içerisinde Türkiye’nin takınacağı tavır olacaktır.

  3. 28 Mart 2022, 12:59

    Bazı stratejistlerin yaptığı gibi tahmine veya duygulara değil somut bilgilere dayalı gerçekçi, tutarlı ve mantıklı analiziniz için teşekkürler. Saygılar.

  4. 28 Mart 2022, 12:36

    İşte geleceği aydınlatan yolu gösteren analiz: “Deniz ulaştırması olmadan büyük güç intikali ve savaşın lojistik desteği sağlanamaz. İşte bu noktada artık ABD dahil, hiçbir güç okyanus ve denizleri risk veya tehditleri göze alamadan kontrol edemeyecek duruma gelmiştir. Uçak gemilerinin ya da büyük tonajlı amfibi hücum gemilerinin 70 yıl önceki etkinliği bugün balistik, gezginci (cruise) ve hipersonik füzeler ile gelişmiş denizaltı torpidoları sayesinde son derece azalmıştır.” Teşekkürler Komutanım, sağolun, varolun.

  5. Çok aydınlatıcı bir yazı olmuş umarım ülkeyi yönetenler de yaşananları ve gelmekte olanları doğru açıdan görürler

  6. 28 Mart 2022, 09:43

    Pek dikkate alınmayan, ABD’nin içi. ABD dik durmaya çalışıyor ama içi kaynıyor. İç cephesi çökmek üzere. Üretemiyor, halkı hızla fakirleşiyor. Altyapısı yaşlı ve bitik. Üretim araçları yaş ortalaması yüksek. Beklenen ABD iç savaşı tüm hızıyla yaklaşıyor. Kâğıttan kaplan sonuçta.

    “American Balkans” ve “Divided States of America” ile internette araştırma yapmanızı öneririm.

  7. 27 Mart 2022, 13:35

    Ne mevcut yönetimde ne de yönetime talip olan muhalefette “hayır” diyebilecek irade olduğunu düşünmüyorum.

  8. ukrayna olayının rusyadan ziayade amerikan işi olduğu gitgide daha da netleşiyor.

  9. Avrupa Asya çekişmesi kanlı geçecek, Avrupa sesini yükseltiyor ama Asya daha sessiz.
    Japonyaya haddi bildirilmeli.

  10. Komutanım mükemmel bir yazı. Teşekkürler ufkumuzu açtınız yine.
    Benim anlamak istediğim Arktik bölgeye giden Hindistanlı bilim adamının bir görüşü vardı. Arktik bölgede öyle tehlikeli bir erime yok. Abartılıyor demişti bir kaç ay önce. Rusların o bölgedeki gemi geçiş güzergahını da erimeye değil de Buzkıran denizaltıları nedeniyledir. Çünkü Ruslar da kış başında 3 Buzkıran denizaltıyla artistik su dansı yapıp buzları kırıp su üstüne çıkmışlardı. Ve o günlerde Rusya bu arktik deniz yolunun yılda en az 10 ay açık olacağı garantisi vermişti. Yani arktik bölgedeki erime, Buzların yok olma haberi yine küreselcilerin iklim dehşet senaryolarından birisi olmasın.

  11. Ah Komutanım Türkiyeye hayır dememesi için önce ekonomisini çökerttiler yerli işbirlikçileri ile sonrada tek mermi atmadan işgal ettiler ülkemizi! Şİmdi muhalefet ile pazarlık halindeler hanginiz daha ne vereceksiniz diye iktidar ve muhalefet bu konuda yarışıyor! Sonunda kaybeden Türk Milleti olacak maalesef ! Umarım Türk Milleti uyanır !

  12. Sevgili komutanim, yine enfes bir analiz enfes bir makale olmus. Size Türk toplumuna rehber oldugunuz icin isik oldugunuz icin ne kadar mütesekkir olsak azdir. Saygilar

  13. Akşener’ in Putin ve Rusya’ ya tek suçluymuş gibi kullandığı sözlerin sebebi belli oldu..
    2002′ den beri, RTE’ nin, bence , yaptığı en olumlu dış politika olan Ukrayna-Rusya politikası, mazallah Kılıçdaroğlu ve Akşener olsaydı, İdlip tarafındaki milyonlarca kalabalık, Rusya nedeniyle sınırımızdaydı..

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!