Cem Gürdeniz
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Diğer
  4. Siyah Kuğu Nusrat ve 26 Mayın

Siyah Kuğu Nusrat ve 26 Mayın

featured

1975 yılında Eric Bush’un yazdığı Gelibolu isimli kitaba tanıtım yazısı ile katkı sağlayan Winston Churchill’in eşi Lady Spencer Churchill şunları söylemişti: Hayatının hiçbir döneminde Gelibolu Kampanyası kadar ona acı ve mutsuzluk veren başka bir şey olmadı. Onun hala doğru yaptığına inanıyorum. Fikri doğruydu, ancak icra yanlıştı.”

Kocasının ölümünden 10 yıl sonra yapılan açıklamada Lady Spencer’in büyük çelişki yaşadığını görüyoruz. İkinci Dünya Savaşında U bot saldırıları sonunda ada devleti olarak deniz ulaştırması kesilen, ağır Alman hava bombardımanı altında kıtlık çeken İngiltere’yi yok oluştan kurtaran Başbakanın eşi, Churchill’in en büyük acısının Birinci Dünya Savaşından kalma Gelibolu travması olduğunu itiraf ediyor. Ancak aynı zamanda ısrarla Gelibolu Kampanyasının doğru fikir olduğunu ancak icra tarzının yanlış olduğunu savunuyor.

ÇANAKKALE DENİZDEN ZORLA GEÇİLEBİLİR Mİ?

Peki. Gerçek neydi? 2 Ocak 1915’te İngiltere Savaş Bakanı Lord Kitchener, Bahriye Bakanı Churchill tarafından da desteklenen bir teklifi Birinci Deniz Lordu (Deniz Kuvvetleri Komutanı) Amiral Fisher’a götürdü. Aynı günlerde İngiltere’nin İstanbul Büyükelçisi Sir Louis Mallet de Çanakkale’nin denizden zorla geçileceğini değerlendirdiğini rapor ediyordu. Amiral Fisher bu teklife evet” dedi. Churchill, aynı günlerde Akdeniz Sefer Kuvvetleri Komutanı Koramiral Carden’e, Çanakkale’yi yalnız deniz kuvvetiyle zorlamanın başarılı olup olmayacağını sordu. Amiral Carden bu soruya 5 Ocak 1915’te, Çanakkale’nin bir vuruşla değil, fakat çok sayıda gemi ve geniş ölçüde harekâtla ele geçirilebileceği, cevabını ver­di. Amiral Carden’a göre ha­rekâtın dört safhada yapılması gerekiyordu. 13 Ocak’ta bu plan Savaş Bakanı Lord Kitchener’a açıklandı. 15 Ocak’ta en yeni muharebe gemilerinden HMS Queen Elizabeth’in Carden komutasına verilmesi emredildi.

MAYIN HATLARI VE KRUPP TOPLARI

5 Şubat 1915’ten itibaren Selanik ile Limni/Mondros’ta 105 parça gemi toplandı. Emperyalizm tüm gücüyle Anadolu’nun bağrına, İstanbul’un kapısına saldıracaktı. Boğazın savunmasını donanmasız Osmanlı mayın hatları ve kıyı top bataryaları ile müştereken sağlayacaktı. Aklı başında kurmaylara ve geçmişte yapılan değerlendirmelere göre Kepez ile Nara arasındaki Dar Boğazı geçmeleri neredeyse imkansıza yakındı. Ancak Churchill ve çevresi Balkan Harbindeki Osmanlı ordu ve donanmasının etkinliğine göre durum muhakemesi yapmıştı. Osmanlı savunması 3 Kasım 1914-7 Mart 1915 arasında boğazda 377 mayın ile 10 mayın hattı tesis etmişti. Boğaz top bataryalarında değişik çapta 230 top vardı. En iyilerinin atış menzili, 7-8 km civarındaydı. Müttefik filonun 18 muharebe gemisi ve 270 namlusuna karşılık, Anadolu ve Rumeli’de 14 sabit tabyadaki Türk toplarının sadece 82’si istila donanmasının toplarına karşılık verebilecek nitelikteydi. Cephane yarı yarıya azalmıştı. Alman yardımları dahil her olanak kullanılıyor, bataryalar, mayınlar, torpidolar büyük hesaplaşmaya hazırlanıyordu.

19 ŞUBAT SALDIRISI

Müttefik Donanması Türk savunmasını küçük görüyordu. Donanmanın muharebe gemilerinin büyük ateş gücü ile kıyı tabyaları susturulacak, kruvazör ve muhriplerin namluları mayın tarama gemilerine en büyük tehdidi oluşturan hareketli hafif toplar ve obüsleri susturacak, böylece deniz kontrolü sağlanarak mayın tarama gemileri sahaya girecek ve mayınlar taranacaktı. Sonuçta hedef Kilitbahir-Çimenlik Burnu arasındaki dar boğazda 800 metre genişliğinde bir geçiş kanalı açmak ve Marmara’ya müttefik donanmasını sokmaktı.

Amiral Carden 19 Şubat’ta ilk büyük saldırıyı başlattı. Ancak mayınları taramaları çok zordu. Türk Seyyar topları, mayın tarayıcılara izin vermiyor, yara alan ve batan tarama gemilerinin sivil personeli görevden kaçıyordu. Bahriye Bakanı Churchill, Müttefik Filo Komutanı Koramiral Sackville Carden üzerinde baskısını artırıyordu. Carden ise kendinden emindi. 2 Mart 1915 günü Churchill’e çektiği telgrafta 20 Mart’ta İstanbul’dayız, diyordu.

SİYAH KUĞU TARİHİ ŞEKİLLENDİRİYOR

7 Mart 1915 sabahı dünya tarihinin kaderini değiştirecek bir olay şekilleniyordu. O sabah 400 tonluk küçücük Nusrat mayın gemisi üzerindeki 26 Alman yapımı Karbonit mayını Erenköy Koyunda kıyıya paralel 11. hatta dökme emri aldı. Gece yarısından sonra hareket edecekti. O gün, 19 Şubat’ta başlayan bombardıman harekatının 11’incisi yapılmıştı. Tüm gayretlere rağmen İngiliz ve Fransızlar mayınları tarayamıyor, Boğazın 10 mili ötesine geçemiyorlardı. 25 Şubattan itibaren başlattıkları mayın tarama harekâtı tam bir felaketti. Tarayabildikleri mayın sayısı 15’i bulmuyordu. Balıkçı gemilerinden (trawler) bozdukları tarayıcılardaki siviller kısa süre sonra isyan etti. Yerlerine gönüllü bahriyeli personel buldular. Son derece zor bir tablo ile karşı karşıya idiler. 21 İngiliz ve 14 Fransız mayın tarayıcı gemi Türk Topçusu koruması altındaki mayın hatlarına yaklaşamıyordu. Her deneme can ve mal kaybıyla sonuçlanıyordu.

TÜRK’ÜN TOKADI AĞIR OLUR

16 Mart günü gördüğü baskı ve stres nedeniyle mide kanaması geçiren Amiral Carden yerine göreve gelen yardımcısı Amiral De Robeck 18 Mart günü saldırı emrini verdi. Boğazı zorla geçeceklerdi. Çok güçlü ve şımarık bir istila armadasının askeri tarihe, stratejiye ve coğrafyanın engellerine rağmen, Boğazı sadece su üstü kuvveti ile zorlayarak geçebileceklerine inanmaları ve savaş planını bu hipotez üzerine kurmaları en büyük hatalarıydı. Coğrafyanın, kahramanlığın ve yaratıcılığın buluşması İngiltere’ye tarihin en büyük dersini verdi. 18 Mart 1915 günü tarihsel kelebek etkilerinin art arda yaşandığı bir gün oldu. Sabah 1030 sularında başlayan harekât plana göre giderken 13:45’te Fransız Bouvet zırhlısının Nusrat’ın mayını ve Baykuştepe’nin top mermisi le yara alıp 3 dakika içinde batışı her şeyi değiştirdi. 630 kişi boğularak ölmüştü. Ardından önce İngiliz zırhlıları HMS Irresistable ve sonra HMS Ocean mayın yarası aldılar ve battılar. Amiral De Robeck 16:35’te geri çekilme emri verdiğinde 3 batık, 3 ağır yaralı ve harekattan sakıt 3 gemi ile Anglosakson ırk, deniz tarihindeki en büyük mağlubiyetini tatmıştı. Bunu tattıranlar küçük gördükleri Türklerdi. 18 Mart 1915 tarihi Kraliyet Donanmasının harp ceridesine şu ifadeler ile kaydedildi: “Kraliyet Donanması tarihinde ilk kez 24 saat içinde iki büyük zırhlısını kaybetti.”

SİYAH KUĞU’NUN KIRDIĞI FAYLAR

18 Mart 1915 günü boğazı zorlayan armada Nara Burnunu dönebilseydi bugün bambaşka bir dünyada yaşıyor olacaktık. Rus Romanov hanedanı yıkılmamış, Sovyetler Birliği oluşmamış, Soğuk Savaş yaşanmamış olacaktı. Çanakkale’de kara harekâtına ihtiyaç kalmayacağından Mustafa Kemal büyük bir kahraman olarak tarih sahnesine çıkmamış ve dolayısı ile Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmamış olabilecekti. Bu kelebek etkisini başlatan en önemli kişi kimdi? Şüphesiz dönemin Liberal İngiliz Hükümetinde Bahriye Bakanı Winston Churchill idi.

CHURCHİLL HAYATI BOYUNCA ACI ÇEKMEDE HAKLIYDI

Churchill’in Bahriye Bakanı olduğu liberal Asquith hükümeti 18 Mart faciasından 2 ay sonra 25 Mayıs 1915’ de istifa etmek zorunda ve muhafazakâr parti ile koalisyona mecbur kaldı. Denizden geçilemeyince karadan bir istilaya karar verildi ve bu macera da hezimetle sonuçlandı. 25 Nisan 1915 ve 6 Ocak 1916 arasındaki 9 ayda Gelibolu yarımadasındaki kara harekâtında 29 bin İngiliz ve İrlandalı ile 11 bin Avustralyalı ve Yeni Zelandalı asker dâhil yaklaşık 58 bin müttefik askeri hayatını kaybetti. Bu felaket de Asquith liderliğindeki hükümetin düşmesine neden oldu ve Lloyd George Başbakanlığında muhafazakârlar iktidara geldi. Churchill, 1915 Mayıs’ında tabur komutanı olarak Yarbay rütbesinde orduya geri döndü. Ama en kötüsü İngiliz maliyesinin durumuydu. Amerikan bankerlerine olağanüstü boyutlarda borçlanmışlardı. Güneşin batmadığı imparatorluk neredeyse askerlerin maaşlarını ödeyemeyecek duruma gelmişti. Gelibolu felaketinden sonraki dönemde Sterlin % 67 değer kaybetmişti.

HEGEMONYA’NIN MAĞLUBİYETİ

Şüphesiz emperyalizmin en büyük zafiyeti kibir ve yenilmezlik duygusudur. Bu zafiyet, köklü milletler tarafından hiç beklenmedik zamanlarda fırsata çevrilir. Türkler o dönemin acımasız İngiliz emperyalizminin denizdeki öncü birliğine İzmir Yenikale geçidinde 10 Mart 1915 günü ilk tokadını attı. İkincisi, 18 Mart 1915’te Çanakkale’den geldi. Üçüncüsü Yarbay Mustafa Kemal liderliğinde Türk tarihinin en büyük savunma mücadelesi sonucunda 9 Ocak 1916 günü Gelibolu yarımadasından geldi. Dördüncü tokat 29 Nisan 1916 günü Kut-Ul Amare’den geldi. İngiliz generali Towsend, 14 bin askerle Türklere teslim oldu. Beşinci tokat 9 Eylül 1922’de İzmir’de, altıncı tokat 6 Ekim 1923’te İstanbul’da geldi. Yedinci tokat 15 Temmuz 2016 FETÖ darbe girişiminde geldi. Bugün 18 Mart 1915 yarınlarımıza uzanan derslerle doludur. Öncelikle donanmasız Türk devletinin dünyanın en büyük donanmasına büyük kayıplar ve yenilgi yaşatabileceğini ispat etmiştir. Mevcut kaynakların azami ve yaratıcı bir şekilde kullanılmasının ama en önemlisi en zor şartlarda bile en güçlü bir cephenin yara alabileceği tüm dünyaya gösterilebilmiştir.

18 MART ÇANAKKALE ZAFERİ VE ŞEHİTLERİ ANMA GÜNÜ

18 Mart 1916 tarihinde başlatılan 87 yıllık Çanakkale Deniz Zaferi kutlama geleneği 2003 yılında Genelkurmay Başkanlığı buyruğu ile “Çanakkale Zaferi ve Şehitleri Anma Gününe” dönüştürülmüştür. Bir bakıma, kutlanması gereken büyük bir Deniz Zaferi, vefa, minnet ve saygı ile hatırlanması gereken Şehitler Günü ile buluşturulmuştur. Bu yanlış bir uygulamadır. On saat içinde mayın ve top mermisi yarası ile 3 geminin battığı, 3 geminin ağır 3 geminin hafifi yaralandığı ve düşman armadasının darmadağınık boğazı terk etmek zorunda kaldığı bir gün zafer olarak kutlanmalıdır. Şehitler günü ile zaferin aynı anda anıldığı günün örneği dünyada yoktur. Varlığımızın temel nedeni şehitlerimiz için çok daha uygun bir tarih değerlendirilmelidir. Türk tarihinin her günü şehitler gününe uygun alternatif sunacak derinliğe sahiptir.

(Kitap Tavsiyesi. Pankuş Yayınlarından çıkan Doçent Volkan Özdemir’in yazdığı Enerji Güvenliği ve Doğal Gaz Piyasaları isimli kitap günümüz enerji gerçeklerine ışık tutuyor.)

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

7 Yorum

  1. Her zamanki gibi enfes bir yazı. Ne mutlu bizlere ki sizin gibi değerli bir şahsiyete sahibiz.

  2. Yine çok güzel ve bilgilendirici bir yazı olmuş.
    Kaleminize sağlık Cem bey.

  3. 20 Mart 2022, 12:27

    Muhtesem zaferimizin en guzel anlatimlarindan biri icin minnet ve saygilar.

  4. Nusrat sana minnettarız.

  5. 20 Mart 2022, 17:00

    Size katılıyorum. Zafer günü ile şehitler günü ayrı ayrı kutlanmalıdır. Bu büyük zafer ve bu aziz şehitlerin hatırasına saygısızlık yapılmamalıdır.

  6. 24 Mart 2022, 18:29

    Degerli Amiralim, Zafer ve Sehitler günü ayristirmaniza hak veriyorum. Böyle büyük bir zafer, ona layik bir törenle kutlanmalidir. Aziz Sehitlerimizin anisi ile yogurulmamali bu zafer sevinci. Her zaman fikirlerinizin yaninda ve arkanizdayiz. Kaleminize saglik

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!