Av. İsmail Hakkı Atal yazdı…
Merhaba sevgili Veryansın TV okuyucuları ve izleyicileri.
Demokrasinin paradokslarından birisi de demokratik sistemin olanaklarını kullanarak iktidara gelen siyasi partilerin; kendisini denetleyen ve sınırlayan Anayasal kurumları ve kuvvetleri işlevsiz hale getirmesi ya da dönüştürmesi. Anayasal yasama, yürütme ve yargı organlarından oluşan kuvvetler ayrılığı sisteminde basın-medya gücü de 4. kuvvet olarak adlandırılmışken; Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemiyle kuvvetler ayrılığı ortadan kaldırıldı, özgür basın yerine çoğunlukta olan bir yandaş medya yaratıldı. Meclisin sadece adı kalıp işlevsizleştirilerek, AKP’nin hukuki meşruiyet savunmasına bir paravan haline getirildi. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçilmeden önce 4. kuvvet basın-medya’ya, “yandaş basın ” yaratılmak suretiyle müdahale edilmişti. Ardından yasama-yürütmenin birleştiği , denge-denetleme, birbirini kontrol mekanizmalarının ortadan kaldırıldığı, yasalar yerine karar-kararnamelerle ülkenin idare edildiği Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi 2017 yılında geldi. Böylece kuvvetler ayrılığı sisteminde “primus inter pares-eşitler arasında önde gelen” olması gereken yargı yerine tamamen “yandaş yargı” oluşturma sürecine geçildi.
2026 yılında ise fiili tek parti düzeni toplumsal zeminini kaybederken, kendi hukukunu yaratarak sisteme ve topluma müdahalelerinin batıl hukuksal zeminini sağlamaya çalışıyor. Yıllardır Akbelen’de, İliç’te, Afyon’da, Akkuyu’da, Tokat’ta, Sinop’ta, Niğde’de, Samsun’da, Samandağ’da şehitlerimizin kanıyla sulanmış vatan topraklarında emperyalizme ve yerli işbirlikçilerine karşı mücadele ederken; AKP’nin yeni Türkiye Yüzyılı AK HAKİMLER sisteminde kanunların uygulanmadığını, yargılamanın şekli ve görünüşte bir yargılama olduğunu, enerji-maden şirketlerine karşı davaları sadece “halk sokağa dökülürse “AKP genel merkezinden hakimlere giden talimatla kazanabildiğimizi, yargının tamamen bağlı-bağımlı olduğunu eylemlerde, yayınlarda dile getirdik. Kaybedeceği hiçbir seçime girmeyen ve ancak seçimleri kazanabilmesini sağlayacak şartları hazırlayarak seçimlere giren AKP’nin emir ve talimatlarıyla gerçekleşen “mutlak butlan ” hukuksuzluğu; Türkiye’de senaryosu yukarıdan yazılıp Kılıçdaroğlu gibi işbirlikçi figüranlara oynatılan bir hukuk tiyatrosu içinde olduğumuzun da artık toplum nezdinde tamamen somutlaşmasını sağladı.
2010 yılında liberallerin ve 2. Cumhuriyetçilerin “YETMEZ AMA EVET” desteğiyle yapılan Anayasa referandumunda, kısmen bağımsız olan yargının kısmi bağımsızlığını da yitirmesine neden olan ilk darbe vurulmuştu. 2010 referandumuna kadar Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun seçilmesine ilişkin mevzuat, AKP’nin ve önceki siyasi iktidarların yargıyı tamamen ele geçirmesine karşı engel oluşturuyordu. HSYK, Adalet Bakanının başkanlığını yaptığı, müsteşarın doğal üyesi olduğu ama 5 üyenin Danıştayın ve Yargıtayın yüksek hakimleri tarafından seçildiği LİYAKATLİ bir kadroydu. Yargının içindeki çürükler, hukuk külliyatlarının inşaa ettiği ömür imbiğinden geçemeyip ayıklanırken, mesleki kariyerlerinin sonuna süzülerek gelen liyakatli Danıştay-Yargıtay yüksek hakimleri liyakatli ve kısmen siyasetin etkisinden uzak kalacak bir HSYK belirleyebiliyordu.
AKP- FETÖ-YETMEZ AMA EVET’ci liberaller ve 2. Cumhuriyetçiler ittifakıyla yapılan 2010 referandumu, HSYK’nin üye sayısını 7’den 22’ye çıkardı. Cumhurbaşkanına 4 üye, Yargıtay’a 3 üye, Danıştay’a 2 üye, Türkiye Adalet Akademisine 1 üye, adli ilk derece hakim ve savcılarına 7 üye, idari ve hakim ve savcılara da 3 üye seçme hakkı verildi ve yapılan seçimler sonrasında FETÖ, HSYK’yı neredeyse tamamen ele geçirdi.
Ardından ise 2016 hain FETÖ darbe girişimi geldi. Hain darbe girişimi bastırıldıktan sonra ise, ERGENEKON-BALYOZ kumpaslarıyla emparyalizmin istediği şekilde Türk ordusunun yönetim kadrosunu çökerten FETÖ bağlantılı hakim ve savcılar ya meslekten atıldı ya da hem meslekten atıldı hem tutuklandı.
Ardından 2017 Anayasa değişikliği geldi ve HSYK’nın adı HSK oldu; Anayasanın 159.maddesindeki değişikliklerle üye sayısı 13’e düşürüldü ve üye atamaları Cumhurbaşkanı ve TBMM arasında paylaştırılarak, kısmı değil bütünüyle AK-HSK sistemine geçildi. Yeni sistemde Adalet Bakanı Başkan, adalet bakan yardımcısı doğal üye iken, 7 üye TBMM (yani AKP-MHP çoğunluğu ) tarafından, 4 üye ise doğrudan Cumhurbaşkanı tarafından atanmakta.
Diğer yandan AKP bununla da yetinmedi. FETÖ terör örgütü bağlantılı hakim ve savcıların meslekten atılmasından sonra, AKP her zamanki gibi “fırsatı ganimet ” bildi ve taşeron FETÖ yargısı tasfiyesinden sonra boşalan yere kendi öz kaynaklarından bir AK-HAKİM kadrosu oluşturmak için “avukatlıktan hakimliğe geçiş ” sınavı çıkardı. Hakim -savcı adayları için 70 olan yazılı sınav barajını 50’ye indirip, AKP bağlantılı olan AKP’li belediye meclis üyesi, AKP ilçe başkanı avukatlar hakim yapıldı. Avukatlıktan hakimliğe geçiş sınavlarında 50 puan alan AKP bağlantılı avukatlar MÜLAKAT’tan GEÇEREK (?) bugün AKP’nin istediği mutlak butlan kararlarını çıkaran, Türk halkını mülksüzleştirmek-Anadolu’yu Türk’süzleştirmek için emperyalist-yerli işbirlikçi maden ve enerji şirketlerine karşı açtığımız davaları emir-komuta zinciri içinde reddeden, AKP’nin istediği tutuklamaları yapan, AKP’nin istediği cezaları veren, istemediği cezaları vermeyen, AKP’lilerin işlediği suçlara takipsizlik kararları veren hakim-savcı kadroları oluşturuldu. 2025 hakim-savcı kura töreninde AKP milletvekili Özlem Zengin yeğenini, Erdoğan’a “ selam versin size. Kurada da adını görürüz. Arif’cim neredesin?” diyerek tanıştırırken, bir yandan da akraba-yandaş kayırmayla AK-hakimler kadrosunu nasıl kurduklarını Türkiye’ye gösteriyordu.
İşte AKP yeni Türkiye yüzyılı yargısında, Türk milletini mülksüzleştirmek için araç olarak kullanılan enerji-maden şirketlerinden koçbaşı LİMAK’a karşı köylülerin Anayasal direnişini örgütleyen muhtar Nejla Işık’ın kızı Esra Işık’a AK-hakimler 2 yıl 1 ay hapis cezası veriyordu.
AKP’li olmayan ama yazılı sınavda 80-90 alan, AKP’nin emir ve talimatlarına uymayacak, liyakatli, tek bir kişiden değil Allah’tan korkan, ” yeryüzünde adaletle hükmedecek “.( Nisa -54./ Maide -42 ) “Kendisinin veya anne babasının ve akrabasının aleyhine bile olsa adaleti ayakta tutacak ..”.( Nisa-135 ) hakimler olmak isteyen idealist hakim adayları ise MÜLAKAT’larda elendiler. Çünkü AK-Hakimler adaletle hükmetmesi gereken değil , emirle hükmetmesi gerekenlerden, “ahiret hayatı karşılığında dünya hayatını satın alanlardan” (Bakara -86 ) olması gerekiyordu. Böylece Muhalif kitleleri pasifleştirme ve örgüt-para gücünü siyasi iktidara karşı hukuki zeminde mücadele etmek için aktive edilmesini engelleme görevi verilen Kılıçdaroğlu’ndan sonraki 2. büyük işbirlikçi Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan ise, siyasi iktidarın hukuksuzluklarına karşı TBB başkanı olarak yemin ettiği kanun gereği görevlerini kasten yerine getirmeyip, sıradan bir vatandaş gibi “yandaş yargı”dan sadece yakınarak işbirlikçilik görevini yerine getirirken, bir sonraki aşamada TBB başkanı sıfatıyla Akın Gürlek için meşrulaştırıcı daksil görevini de üstleniyordu.
İşte sermayenin salındığı, taşların bağlandığı bu düzende AK-Hakimlerin oturduğu mahkeme kürsülerinde görülen emperyalizme -yerli işbirlikçilerine karşı açtığımız davalarda; ancak köylü toprağına-havasına -suyuna sahip çıkmak için meydanlara çıktığında kazanılan mücadele deneyimlerine geçmeden önce ; AKP’nin 2016’dan bu yana uzun uğraşlarla oluşturduğu liyakat(li) ? yandaş AK-hakim Ak-savcı kadrosunun Yeni Türkiye Yüzyılı yargısının başarısı olarak Türkiye tarihine geçecek örnekleri …..
-Ocak 2026: Anadolu adliyesinde görevli olan ve daha önce kadına karşı şiddetle mücadele biriminde görevli olan Savcı, sevgilisi olan kadın hakimi kasığından vurarak yaralıyor ve tam öldürmek üzereyken hükümlü çaycı araya girip Savcının elinden silahı alarak kadın hakimi öldürmesini engelliyor.
Haziran 2024: Adana’da kadin hakim adliyede nöbetçiyken sevgilisiyle birlikte esrar ve yasak aşk alemi yapıyor ve bu hakimin ilk vukuatı olmadığı , AK-HSK’nın hakim hakkında daha önce bir yaptırım uygulamadığı da dolaylı olarak ortaya çıkıyor.
Haziran 2026: Savcı yolda tartıştığı minibüs şoförünü takip ve taciz ediyor, trafik güvenliğini tehlikeye sokuyor.
Ekim 2021: Adana’da terör suçları soruşturma bürosunda görevli savcının uyuşturucu ticareti yaptığı anlaşılınca meslekten ihraç ediliyor ve ihraç sonrası uyuşturucu ticaretinden 6 yıl 8 ay hapis cezası alıyor.
Temmuz 2024: Ankara adliyesinde görevli savcı tartıştığı polis memuruna silah çekiyor.
Ekim 2019: İstanbul adliyesinde görevli olan hakim gönül ilişkisi olduğu iddia edilen kadını darp ediyor, kadın rapor alıp şikayetçi oluyor.
Temmuz 2020: Savcı avukat sevgilisini yaralıyor, kadın avukat darp raporu alıp şikayetçi oluyor.
Ekim 2022: Adalet Bakanlığı Destek Hizmetleri Daire Başkanlığında çalışan hakim, hukukçu olan eşini öldürdükten sonra intihar ediyor.
İşte icraatlarından bir kaçını aktardığımız AKP yeni Türkiye yüzyılı yargısı. Ancak AKP’nin yönetimi tamamen ele geçirmek için sistemin işlemesini sağlayan mekanizmaları yok ettiği bu düzen kendisinin de sonunu getiriyor. Yukarıda örneklerini verdiğimiz nepotizmle, devlet yönetimine getirilen ve denetlenmeyen, sorumsuz-liyakatsiz yandaşlar gemiyi yürütemedikleri için AKP’nin iktidarı pamuk ipliğine bağlı. Bizim de görevimiz Türksüzleştirmeye-mülksüzleştirmeye -federasyona karşı mücadele ederken, yaptıklarımız ve yapacaklarımızla, tarih sahnesinde turnusol kağıdı olmaya devam etmek.
Ak-hakimlerin oturduğu kürsülerde görülen davalarımızda neler oluyor, onlar da Allah bize güç ömür verirse önümüzdeki yazıların konusu…