Mustafa Özgür Sancar yazdı…
”NATO demek ABD demektir” sözü abartılı bir söylem değil. Düz mantıkla ileri sürülmüş bir fikir hiç değil. Bu türden bir eleştirinin konusu olamaz; olamayacağı gibi temelde özlü bir siyasal analizi barındırır.
Ankara’daki NATO zirvesinin 3 gündem maddesi bize bu yalın gerçeği anlatıyor. Savunma Bütçesinin arttırılması, Ukrayna Meselesi ve sözde Avrupa ve Asya savunma inisiyatifini geliştirecek, özde ABD-İsrail silâh sanayisinin rahatlatacak NATO 3.0 plânı… Bunların orijinal olmayan bir Beyaz Saray yalanından ibaret olduğunu bir önceki yazımda ifade etmiştim.
ADANA ve İSTANBUL’DA NATO TRUVA ATI
NATO demek ABD demek; Beyaz Saray NATO üzerinden genişleme sağlayabiliyor. Buna karşın hâlen Türkiye’nin NATO’dan çıkması durumunda ABD’nin boy hedefi olacağı, örgüt içerisinde kalmanın güvenlik için şart olduğunu söyleyenler var! Türkiye zaten ABD’nin hedefinde… Diplomatik retorik ”müttefiklik ilişkisi” içerisinde olunduğu izlenimi verse de pratikte Trump yönetimi Adana ve İstanbul’da Truva Atı işlevi gören yeni askerî üslerle tehditi arttırmış bulunuyor.
İstanbul Boğazı’na, deniz komutanlığı marifeti ile yerleşip, Türkiye’nin Boğazlar’daki garanti belgesi Montrö Boğazlar Sözleşmesini pratikte işlevsiz bırakmayı, Ukrayna’yı kullanarak yaptığı gibi Rusya’yı NATO üzerinden çerçeveleme girişimini bu kez Karadeniz’den gerçekleştirmeye yelteniyor.
Rusya, Ukrayna’nın NATO’ya dâhil edilmesini savaş sebebi sayacağını söylemiş, NATO ile sınırdaş olmak istememişti. Rus-Ukrayna savaşı bu nedenle çıktı. Aynı sebeb Karadeniz’de Türkiye ile Rusya’yı karşı karşıya getiriyor.
Adana’da kurulmaya çalışılan Kolordu, İran’a yönelik kara harekatının bir parçası olarak hesaplanmıştı.
Stratejik olarak bir arada durmamız gereken İran ve Rusya ile Amerika hesabına karşı karşıya getiriliyoruz.
NATOCULUK GAYR-İ MİLLÎDİR, İRAN’IN ZAFERİ MİLLÎ BİR KAZANIM
NATO üzerinden Amerikan ordusunun Adana’ya konuşlandırılması ve aynı Amerika’nın Boğazlara sokulması, Türkiye’nin millî çıkarları, egemenlik haklarının açık ihlâlidir. Gayr-i Millî bir karardır. Bunun sonucu savaş ve yıkımdan ibarettir.
Oysa İran, ABD-İsrail’e direnerek Türkiye’yi savunuyor. Ulusal devletimizin, üniter yapımızın korunmasına hizmet ediyor.
Türkiye, Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’ne (NATO) 18 Şubat, 1952 yılında üye oldu. 18 Şubat’ta 73. yılı doldu.
OY BİRLİĞİ UYDURMASI, SÜREKLİ TEHDİT İCADI
Bir soğuk savaş ürünü olan NATO, teorik olarak 32 üye ülkenin oy birliği ile karar almakta ve her bir üyenin birbiri ile müştereklik ilişkisini içermektedir; fakat pratikte yüzde yüz ABD’nin kontrolündedir.
Tarihî olarak, misyonunu Sovyetler Birliği’nin yayılmacı girişimlerini önlemek olarak açıklayan bu Atlantik Örgütü, Sovyetler ve Doğu Bloku yıkıldıktan sonra, işlevsiz kalması gerekirken, ABD’nin stratejik derinlik ihtiyacı doğrultusunda hazır kıta bir silahlı örgüt olarak başka ”tehditler” icat etmeye devam etti.
Ankara’da NATO zirvesi yapılıyor; ancak AB kendi güvenlik mimarisini inşaa etmen arayışından vazgeçmiş değil. Aslında NATO fiilen, AB ülkelerinin kendi ortak savunma örgütünü kurma arayışı nedeniyle, tam bir Amerikan silahlı yapılanmasına döndü; çünkü AB, Ukrayna-Rus savaşından kaynaklanan ticari-ekonomik kayıplarını ABD eksenli bir politikanın sonucu olarak tespit etti ve Trump’ın Ukrayna Savaşı’nın Rusya lehine bitirme girişimi ile Putin’i yanına alıp, asıl tehdit olarak gördüğü Çin’i yalnızlaştırma politikası ile iş birliğinin fiilen bozulduğunu, kendi yakın dönem askerî ihtiyaçları ile çelişeceğini gördü.
Üstelik, Trump’ın 500 milyar dolarlık Ukrayna değerli madenlerini açıktan istiyor olması, Zelenski’nin ise bu emperyalist talebe, zorunlu biçimde ”evet” demesi, AB ile ABD arasında ortaya çıkan ticarî askerî çelişkiyi daha da derinleştirdi.
Trump öncesi dönemde de Washington, Avrupa’nın büyümesini istemedi fakat küçülerek kendine bağımlı kalmasının koşullarını oluşturdu.
YENİ AVRUPA GÜVENLİK MİMARİSİ, ABD’NİN NATO BAĞIMLISI AB PROJESİ’NİN İFLÂSI
Avrupa’da son yıllarda oy oranını arttıran sağ partiler bile ”ABD’ye müttefik olarak nasıl güveneceğiz?” sorusunu sormaya başladı. Almanya’da AfD lideri Chrupalla Kuzey Akımı sabotajının arkasında ABD’nin olduğunu söyledi.
Aslında Avrupa, bu gerçeği 1960’lı yıllarda itiraf etti. Fransa Cumhurbaşkanı De Gaulle “NATO, bizi savunmuyor, bizi ABD adına kontrol altında tutuyor” dedi.
Türkiye 53 yıldan beri süren üyeliğini bundan böyle hangi amaçla sürdürecek (?)…
Ege ve Doğu Akdeniz’de bize silah doğrultan, Lozan’a göre Türkiye’ye ait olan 18 adayı işgal edip, orayı nüfus alanı yapan Yunanistan’a karşı, ABD, NATO üyesi olan bu iki ülkeden hangisinin yanında olacak?
Son 20 yıllık gelişmeler, çok açık biçimde Türkiye’ye yönelen namlunun arkasında, üyesi olduğumuz NATO’nun varlığını gösteriyor.
PKK’ya 25 bin TIR silah veren, NATO’nun hiyerarşik örgütlenmesinde, en yukarıda ABD var.
VETO HAKKI UYDURMASI, BEYAZ SARAY’IN TÜRKİYE’Yİ BÖLMEK İÇİN VEKİL TAYİN ETTİKLERİ
Doğu Akdeniz’de İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs ile birlikte Türkiye’ye karşı Noble Dina ve Nemesis tatbikatlarını yapan NATO donanmaları… Türkiye’nin NATO içerisinde ”veto hakkı”nın olması, bu gerçekler ışığında baktığımızda pratikte hiçbir koruyucu işlev görmüyor.
ABD, Ortadoğu’da vekil tayin ettiği PKK’ya 25 bin TIR dolusu silah taşıyıp, milyonlarca dolar para yardımı yaparken, veto hakkının esamesi okunmuyor.
NATO, Atatürk ve Atatürk’ün kurduğu ulusal devlete karşı; çünkü üyesi olduğu ülkeyi vekil tayin ettiği terör örgütü marifetiyle bölmeye çalışıyor.
”Our Boys (Bizim Oğlanlar) işi bitirdi” diye tarif ettikleri, 12 Eylül 1980 Darbesi, öncesindeki 12 Mart 1971 Darbesi, Ergenekon-Balyoz tertipleri, 15 Temmuz 2016 Darbesi, NATO’nun Türkiye’ye karşı silahlı harekâtlarıdır.
Ayrıca NATO, PKK ve IŞİD aracılığıyla 40 yıla yakın bir süredir Türkiye’ye karşı savaşıyor.
MİLLÎ HÜKÛMET SÜPER NATO’YU DA TASFİYE EDECEK
Atlantik cephesinin asli üyesi Fransa’da, 65 yıl önce eski Cumhurbaşkanı De Gaulle’in tespit ettiği şekliyle NATO’nun bir ABD çıkar örgütü olduğu gerçeğini, temelde biz 73 yıldır yaşıyoruz. Türkiye’nin 1952’de NATO’ya üye olmasıyla birlikte, komünizmle mücadele adı altında kurulan, illegal militarist Süper NATO örgütü ve onun siyasetteki uzantıları, binlerce vatan evladının ölüme neden oldu, ülkeyi iç savaş noktasına getirdi.
Türkiye, kendisini hedefe koyan bir ABD örgütünün üyesi olmaya devam edemez, bu örgütün ülkemizdeki üslerinden sağlanan bilgi ve lojistikle ABD-İsrail Ortadoğu’da masumların kanını dökmeye devam ediyor.
NATO’nun yolu masumların kanıyla dolu ve eninde sonunda uçuruma çıkıyor. Ne Ankara, ne Brüksel ne Atlanta zirveleri bu saldırı örgütünün yıkılmasını engelleyebilir. Olgular NATO’nun sonunda dağılacağını gösteriyor.
Türkiye bu uçurumdan, vatanseverlerden teşkil edilmiş millî bir hükûmetin özgürleştirici dış politikasıyla kurtulabilir.