İsmet Hergünşen
İsmet Hergünşen
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Manşet
  4. Tarih siyasetin malzemesi olmamalıdır

Tarih siyasetin malzemesi olmamalıdır

featured

İsmet Hergünşen yazdı…

Tarih, milletlerin ortak hafızasıdır. Ancak bu hafızanın güncel siyasi hesapların bir aracı haline getirilmesi, geçmişin anlaşılmasına değil, yeni gerilimleri beslemektedir.

İsrail Hükümeti’nin 1915 tehcir olaylarına ilişkin son yaklaşımı da bu açıdan Türkiye-İsrail ilişkilerinde yeni bir tartışmanın kapısını aralamıştır.

Türk kamuoyu da bu girişimlere artık yabancı değildir. 

Türkiye ile siyasi sorunlar yaşayan bazı ülkeler, 1915 olaylarını zaman zaman kendi iç siyasi gündemlerinin veya dış politika tercihlerinin bir parçası haline getirme alışkanlığındadırlar.

Filistin topraklarında yaşanan gelişmeler ve İsrail’in son yıllardaki politikaları uluslararası toplumda ciddi tartışmalara yol açarken, böylesi adımlar bölgesel gerilimleri daha da artırma potansiyeli taşımaktadır.

Hamas’ın saldırılarının ardından İsrail’in güvenlik ve siyasi hedeflerine tam anlamıyla ulaşabildiğini söylemek güçtür. 

ABD başta olmak üzere bazı Batılı ülkelerin desteği, İsrail’in uluslararası konumunu güçlendirse de, bölgede kalıcı istikrarın ancak karşılıklı güvene dayalı bir siyasi çözümle sağlanabileceği giderek daha belirginleşmektedir.

Bugün ihtiyaç duyulan şey yeni cepheleşmeler değil, cesur ve gerçekçi bir barış vizyonudur. 

Filistin Devleti’nin varlığının kabul edilmesi ve iki devletli çözüm perspektifinin güçlendirilmesi, bölgesel barış için hala en güçlü seçeneklerden biri olmayı sürdürmektedir.

Öte yandan, İsrail’in Yunanistan ve Kıbrıs Rum Yönetimi ile geliştirdiği iş birliklerinin Türkiye’nin güvenlik ve egemenlik hassasiyetleri dikkate alınmaksızın ilerletilmesi, Doğu Akdeniz’deki mevcut sorun alanlarını daha da karmaşık bir hale getirebilir.

Bölgenin kronik sorunlarının çözümünde sağduyunun, diyalog kanallarının ve diplomasinin öncelenmesi büyük önem taşımaktadır. 

Çünkü dogmatik yaklaşımlar ve aceleyle yapılan açıklamalar, çözüm arayışlarını kolaylaştırmamakta; tam tersine, krizleri daha da derinleştirmektedir.

Unutulmamalıdır ki savaşların en ağır bedelini devletler değil, halklar öder.

Çatışmalar uzadıkça insani kayıplar artmakta, ekonomik ve sosyal maliyetler ise milyonlarca insanın hayatını doğrudan etkilemektedir.

Türkiye-İsrail ilişkilerini kaçınılmaz bir çatışma ekseninde değerlendiren yaklaşımlar, iki ülkenin tarihi ve coğrafi gerçekleriyle tam olarak örtüşmemektedir. 

Tarihi çarpıtan kararların ve Doğu Akdeniz’de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile Türkiye’nin egemenlik haklarını hedef alabilecek girişimlerin hiçbir Türk Hükümeti tarafından kabul edilmeyeceği de beklenmelidir.

Tarihi, siyasetin gündelik hesaplarına malzeme yapmak, milletler arasındaki güveni aşındırmaktan başka bir sonuç doğurmaz. 

1915 tehcirine ilişkin ortaya atılan iddiaların tarihsel gerçeklerle bağdaşmadığı yönündeki Türkiye’nin yaklaşımı uzun yıllardır değişmemiştir. Bu nedenle konu, Türkiye açısından ne çözümlenmemiş bir mesele ne de bir kan davası olarak görülmektedir.

1948’den bu yana varlığını sürdüren bir devletin parlamentosunun, hükümetin attığı bu adımı yeniden değerlendirmesi ve daha sağduyulu bir yaklaşım benimsemesi, iki ülke arasındaki tansiyonun düşürülmesine katkı sağlayabilir. 

Çünkü tarih, milletler arasında yeni duvarlar örmek için değil, birbirini anlamanın yollarını açmak için vardır. Bunun için de henüz geç kalınmış değildir.

Son sözse, Tarih evrensel bir lisandır; onu doğru okuyanlar, geçmişten husumet değil, gelecek için barış üretirler.

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!