Cem Gürdeniz
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Diğer
  4. Taktik yaptırımlardan, jeopolitik savrulmaya

Taktik yaptırımlardan, jeopolitik savrulmaya

featured

Amiral Cem Gürdeniz yazdı…

Artık vaziyeti düzeltmek için mutlaka Avrupa’dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa’nın emellerine göre yapmak, bütün dersleri Avrupa’dan almak gibi birtakım zihniyetler belirdi. Halbuki, hangi istiklal vardır ki ecnebilerin nasihatleriyle, ecnebilerin planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir hadiseyi kaydetmemiştir!” (Mustafa Kemal Paşa, 6 Mart 1922, TBMM Gizli Celse Zabıtları, Cilt:17, Sayfa:6)

MANDACI ZİHNİYETİN İNATÇILIĞI

Mustafa Kemal’in bu sözlerinin asli hedefi bu topraklarda her zaman var olan mandacı zihniyet idi. O zihniyet bugün olduğu gibi memlekette kanser gibi yayılıyordu. İngilizler, işgal sonrası İstanbul’da Türklere İngiliz Dostları (Muhipleri) Derneğini kurdurmuştu. Bu derneğin üyeleri arasında bizzat Padişah Vahdettin, Sadrazam Damat Ferit, Dahiliye Vekili Ali Kemal ve İmam Sait Molla bulunuyordu. Derneğin başkanı Frew adında Protestan bir rahipti. Derneğin asli amacı İngiliz mandasını sağlamaktı. O dönemin yandaş medyası sayılacak Alemdar, Peyám-ı Sabah, Vakit ve İkdam gazeteleri bu amaca yönelik algı operasyonları yürütüyor, satın alınmış kalemler beyin yıkıyordu. Gazeteci, Refi Cevat Ulunay’ın Alemdar gazetesinde çıkan yazıları bunların en hevesli örnekleri arasındaydı. Şunları yazmıştı:

“Osmanlı İmparatorluğu İngiltere’ye yanaştıkça daima kazanmış, uzaklaştıkça kaybetmiştir. …Bizim için yol İngiltere’nin açacağı yoldur.” (19 Aralık 1918); “İngilizleri bekliyoruz. Türkler kendi güçleriyle adam olamaz. İngilizler elimizden tutarak bizi kurtaracak.” (21 Nisan 1919); “Turan’a mı İran’a mı nereye gideceklerse bir an önce defolsunlar. Biz bu memlekette yirminci asra layık birer Osmanlı olarak kalacağız.’’ (22 Mart 1919); Alem-i İslam kilidinin anahtarını İngiltere’nin emin ve itimat edilir eline tesliminde, Alem-i İslam için hiçbir tehlike yoktur.”(23 Temmuz 1919);“Yunanlılar ne kadar ebedi düşmanımız olursa olsun, bugünkü galiplerimizin bir müttefikidir, onlara karşı yapılacak hareket, İtilaf Devletleri’nin kırgınlığına sebep olur.” (23 Mart 1920).

İngiltere mandası dışında ABD mandasını isteyen ayrı bir grup daha vardı. Wilson’cular Birliği adı altında bir dernek kurmuşlardı. Aralarında Yunus Nadi (Abalıoğlu), Ahmet Emin (Yalman), Celal Nuri, Necmettin (Sadak), Ali Kemal, Velid Ebuzziya, Refik Halit gibi isimler vardı. Bu grup, 15 Aralık 1918’de ABD Başkanına bir mektup göndererek manda talebinde bulunmuştu.

YA İSTİKLAL YA ÖLÜM

Mustafa Kemal, İstanbul’u, Sarayı, Mandacıları dinlemez. “Ya istiklal ya ölüm” der. Emperyalizme ölümüne savaş açar. Geri adım atmaz. 1922 yılında Rusya Devlet Başkanı Lenin, Ankara’ya Aralov’u elçi tayin ettiğinde ona şu talimatı veriyordu: “O, istilacılara karşı bir kurtuluş savaşı yapıyor. Emperyalistlerin gururunu kıracağına, padişahı da yardakçılarıyla birlikte silip süpüreceğine inanıyorum. Halkın ona inandığını söylüyorlar. Ona, yani Türk halkına yardım etmemiz gerekiyor. İşte sizin işiniz budur. Türk hükümetine, Türk halkına saygı gösteriniz. Büyüklük taslamayınız. Onların işlerine karışmayınız.”

Sonuç: Destansı Kurtuluş Savaşı. Kurtarılmış bir vatan; İlan edilmiş bir Cumhuriyet. Tüm mazlum devletlere örnek bir Devrim.

Ve Sonrası: 1938 sonrası mirasyedi gibi harcanmış büyük bir birikim. Değil ihraç etmek, içeride bile korunamamış bir devrim. Vicdan alanından çıkarılıp oy uğruna siyaset sarmalına sokulmuş İslam dini. İktidarlar yoluyla kutsanmış bir karşı devrim. 1945 sonrası Atlantik emperyalizmi emrine sokulmuş emsalsiz bir coğrafya ancak kaybedilmiş milli bilinç. Niceliği nitelik önüne koyan, kalabalıklar demokrasisi. Ümmetçilikle sulandırılmış Türk milliyetçiliği. Üreten yerine tüketen borç ekonomisi. Devlet üzerinden zenginleşmeyi kutsayan ve koruyan ahlak anlayışı. Kemalizm gibi dünyaya örnek milli bir ideoloji varken, ithal ideolojiler peşinde koşan ve günümüzde ne rotasını ne de gideceği limanı bile bilemeyen sözde aydınlar. Asla ölmeyen Mandacı ruh. Gericiliği savunmayı demokrasi sanan cemaatler. Ordusunu ve donanmasını FETÖ üzerinden emperyalizm hizmetine teslim edenlere zamanında liyakat ve itibar veren, FETÖ’nün yüksek siyasi yapılanmasının üzerine gitmeyen bir devlet sistemi. Sadakatin liyakate tercih edildiği kamu sektörü. Bedensel refahı ruhsal ve kültürel refaha tercih eden kitleler. Bilgi çağında toplam nüfusun sadece yüzde 33’ünün lise ve üzeri eğitim alabildiği bir toplum.

Kısacası devrimci, devletçi, milliyetçi, halkçı, laik, bağımsız karakter ve pratikte kurulan bir cumhuriyetin 1938 sonrası yavaş yavaş kaybedilişinin son 82 yıllık tablosu. İç cephede bu karanlık tablonun ortaya çıkmasında tüm dünyaya 1970’ler sonrası dayatılan neo-liberal ekonomi politikalarının ve gerekli kıldığı siyasi rejim dayatmalarının da rolü olduğunu belirtmeliyiz. İç siyasetin yozlaşması, medyanın tekelleşmesi, kuvvetler ayrılığının ortadan kalkması, devletçilik ve halkçılığın terk edilmesi, eğitim ve öğretim ile adalet sisteminin temellerinde kalıcı hasarların yaşanması bu talihsiz sürecin dinamikleridir. İç ve dış emperyal cephe bunu başarmıştır. Ancak henüz her şeyi kazanamamıştır. İçerde yaşadığımız bunca engele; kurtuluş ve kuruluşa hakaretin liyakat sayıldığı özellikle son 40 yıllık dönemin yarattığı olumsuz koşullara rağmen, Cumhuriyet her şeye rağmen direnmeye devam ediyor. Cumhuriyet, Atatürk’ün adını anmayan; programlarına koyamayan siyasi partilerin varlığına rağmen direniyor. Zira bu karabasandan Türkiye’yi aydınlığa, jeopolitik bütünlüğe, gelişmişliğe taşıyacak tek reçete Atatürk Cumhuriyeti yoludur. Bu reçete, kurtuluş ve kuruluşun zamanın ruhu içinde bugüne kadar ulaşmış teori ve pratiğinin bir yansımasıdır. Her zor koşulda akla ilk gelendir. Sıkışan ve zorlanan tarafın Atatürk nefreti olmasına rağmen kullandığı bir kavram ve olgudur.

JEOPOLİTİK CEPHE

Diğer yandan son 82 yılda Mustafa Kemal Atatürk ideallerinden uzaklaşarak, Atlantik sistemin kölesi olmamıza ve 2002-2014 arasında çok büyük dış politika hataları yapılmasına rağmen jeopolitik cephede kayıp yaşamadık. Kıbrıs Barış Harekâtı; PKK ile askeri alanda mücadele; Mavi Vatanda uygulanan ganbot diplomasisi öne çıkan örneklerdir. Diğer yandan 15 Temmuz 2016 FETÖ darbe girişimi sonrası devletin kendine gelmesi ve jeopolitik gerçeklerle yüzleşmesi yeni bir dönemi başlattı. Bu dönemde özellikle Doğu Akdeniz cephesindeki çıkarlarımızı korumaya yönelik eylemler ile Suriye’de denize çıkışı olan kukla Kürt devletinin kurulmasının önlenmesi; Libya’da ciddi kazanımlar elde edilmesi; KKTC’de Maraş’ın iskana açılması ve Dağlık Karabağ’da Azerbaycan zaferine katkı sağlanması emperyalizmi son derece rahatsız etmiştir. Artık saldırıları söylemden eyleme geçmiştir.

100 YIL SONRA TARİH TEKRAR ETMEKTEDİR

İçerdeki kutuplaşma ve bölünmüşlüğü de kullanan emperyalizm cumhuriyete jeopolitik cepheden saldırmaktadır. Geçen hafta içinde AB ve ABD’de Türkiye’ye yaptırım öngören kararların çıkması bu sürecin bir ara sonucudur. Maalesef hayati jeopolitik çıkarlarımızın söz konusu olduğu bu dönemde iktidar ve muhalefet birlik ve beraberlik içinde değildir. İktidar olmak, hükümeti eleştirmek ve yıpratmak için milli çıkarların göz ardı edilebileceği, her yolun meşru olduğu bir dönem yaşanıyor. Bu süreçte günlük siyasi çıkarlar, uzun erimli jeopolitik çıkarları galebe çalabiliyor. AB ve ABD düşünce kuruluşlarının reçeteleri içerdeki sözde milli muhalif siyasetçilerimize ya da iktidara yakın akıl verici veya danışmanlara rehber olabiliyor. Adı Türk, zihni köle, ruhu hain, egoları GDO’lu yüzlerce sözde aydın, akademisyen, gazeteci ve bürokrat Türkiye’nin jeopolitik geleceğini yok sayarak hayati çıkar alanlarımızda emperyalist akıl ile aynı cephede yer tutabiliyor. İktidar ve mahfilleri de konumlarını koruyabilmek için gerektiğinde emperyalizme taviz verebileceklerinin örneklerini yaşatıyorlar. 22 Kasım 2020’de tarihimizin en onur kırıcı, haksız ve hukuksuz gemiye çıkma olayı yaşanıyor ve ne yazık ki muhalefet ya da pek çok sözde aydınımız bu olayın hukuksuzluğunu, tarihimizde denizde yaşadığımız ilk Alman saldırganlığını tartışmak yerine kendi içimizde iç siyasi kavgayı tercih edebiliyor. Türk bayraklı bir gemiye hukuk ayaklar altına alınarak çıkıldığı halde, olay sırf iktidara vurmak için gündeme getiriliyor. Almanya’ya veya AB’ye eleştiri yapılmıyor. İktidar da Almanya’yı gücendirmemek ve AB Zirvesinde aleyhimizde bir karar çıkmasını önlemeye katkı sağlamak için Roseline A gemisinde yaşanan haksız hukuksuz haydutluğun üzerine gitmiyor. Gemi 10 Aralık 2020’de Türkiye’ye geldiğinde karşılanması için medya kampanyası yapılmıyor, gemiye cumhuriyet savcıları sevk edilerek zabitan ve personelin yaşadıklarına yönelik tutanak tutulmuyor, ifade alınmıyor, dava açılmıyor.

ABD YAPTIRIMLARI

Türkiye Atlantik çıkar ve vizyonu dışında hareket ettiği sürece yaptırımlar ve tehditler devam edecektir. Ancak daha önemli olan, bu taktik kararların ekonomik bağımsızlığı olmayan Türkiye’nin 21. yüzyıl jeopolitiğine zarar verme potansiyelidir. Bu yaptırımların taktik içerikleri önemli değildir. Ancak yarattığı psikolojik ikilimin iktidar ve muhalefetin karar verme süreçlerinde yaratacağı stratejik ve hatta jeopolitik etkileri önemlidir. İktidarda huzursuzluk ve korku, muhalefette ise iktidar yıprandığı için kendine güven artışı yaratacağı açıktır. Muhalefet ve yeni kurulan partilerin Biden ve AB payandasına dayandıkları aşikardır. Diğer yandan iktidar mahfillerinde de son anda Biden ve ABD ile yakınlaşma işaretlerinin yoğunlaştığını görebiliyoruz. Örneğin, iktidar yanlısı bir gazetede S-400 sistemlerinin Amerikalılarla akla ziyan ortak çalıştırılma önerisi gündeme gelebiliyor. Müktesebatı ve geçmiş eğilimleri göz önüne alınarak, Washington DC’ye hariciye ekolü dışından tamamen siyasi kimlikli bir büyükelçi atanıyor. Akdeniz’den Dağlık Karabağ’a; Kıbrıs’tan Libya’ya hemen hemen her cephede, Türkiye aleyhinde Amerikan söylem ve eylem yoğunluğunun tepe yaptığı; Türkiye Cumhuriyetinin gelmiş geçmiş en büyük düşmanı FETÖ liderinin değil Türkiye’ye iadesi, sorgulanmasının bile düşünülmediği; Parası ödenmiş F 35 uçaklarına Birinci Dünya Savaşı arifesinde İngiltere’nin iki muharebe gemimize (Sultan Osman ve Reşadiye) el koymasına benzer  şekilde haksız ve hukuksuzca el koyulduğu bir ortamda, son anda ABD’ye yapılan jestler CATSAA yaptırımlarının ABD Senatosunda ezici çoğunluk ile kabulünü önleyememiştir. Emperyalizm asla affetmez ve vaz geçmez. Bu gerçek paralelinde mücadeleye devam edilmediği sürece sonuçta kaybedilecekler çağlayan etkisi ile jeopolitik boyuta erişir. Kaybeden son tahlilde devlet olur. Kişiler ve kurumlar unutulur. Ancak devleti kayıpları yüzyıllar boyu unutulmaz.

AB YAPTIRIMLARI

AB’nin 10 Aralık 2020 zirvesi, Türkiye kararları son derece tehditkâr boyuttadır. Doğu Akdeniz’i ilgilendiren 30. maddede satır aralarında AB, Türkiye’nin kıta sahanlığını tanımadığını; 21 Mart’a kadar geri adım atmadığı ve bir nevi Seville haritası sınırlarına çekilmediği sürece ek yaptırımların geleceği tehdidini umarsız ve yüzsüzce savurmaktadır. 31. Maddede haddini ve yetkisini aşarak KKTC/Maraş’ın iskana açılması konusunda Türkiye’ye tehditlerine devam etmekte ve yeni bir federasyon çalışmasında yer almaya hazır olduğunu deklare etmektedir. Halbuki, AB Kıbrıs’ın kaderinde asla yeri ve garantör statüsü olmayan bir varlıktır. GKRY’nin AB üyeliği ise tamamen kurucu anlaşmalara aykırıdır. Karar metninin 32. maddesi ise en rahatsız edici maddesidir. AB’nin çok taraflı bir Doğu Akdeniz Konferans girişimine öncülük etmesi teklif edilmektedir. Türkiye’nin böyle bir girişimi kabul etmesi, GKRY’nin AB üyeliliğine karşı çıkmayışımız ve 2004 yılında yaşanan Annan Planı skandalından sonra şüphesiz tarihimizdeki en ciddi ve hayati dış politika hatalarından birisi olacaktır. Doğu Akdeniz’de bir konferans yapılacaksa bu konferansta Yunanistan ve GKRY zaten olamaz. Yunanistan Doğu Akdeniz’de kıta sahanlığını ilgilendiren kıyısı olmadığı; GKRY ise Türkiye tarafından tanınmadığı için çağrılamazlar. Bu konferansa Suriye, İsrail, Lübnan, KKTC, Mısır ve Libya çağrılabilir.

Kararın 33. maddesi ise AB’nin Atlantikçi kanadının Doğu Akdeniz konusunda ABD’ye tam teslimiyetinin kabulüdür. Burada AB, Doğu Akdeniz ve ülkemizi ilgilendiren konularda ABD ile eşgüdüm içinde hareket edileceği tehdidinde bulunmaktadır. Satır arasında verilen mesaj önemlidir. ‘’Türkiye’nin jeopolitik tercihlerine tek başıma mâni olamıyorum. Yunanistan, Fransa ve GKRY bloku yetmiyor. Almanya 22 Kasım 2020’de hamle yaptı ancak yeterli olmadı. ABD’nin ağırlığına ihtiyacım var.’’

ABD VE AB’YE ÖNERİDE BULUNALIM

Asya yüzyılının çoktan başladığı; Dağlık Karabağ zaferi sonrası yeni başlayan jeopolitik evrede Türk- Rus, Türk- Çin ve Türk- Orta Asya eksenlerinde devrimsel seçeneklerin ortaya çıktığı; AB ülkelerinin ekonomik kriz içinde bulunduğu ve pek çok konuda kendi içlerinde bölündüğü; Türk askeri gücünün pek çok cephede kendini kan ve demir ile ispat ettiği bir konjonktürde Türkiye’ye AB’nin tehdit politikası geri teper. 1995’ten bu yana Gümrük Birliğinde olan Türkiye, henüz kendine bu dönem içinde yaşatılan haksızlıkları; AB katılım müzakere sürecinde yaşanan Yunanistan ve GKRY şımarıklıklarından kaynaklanan haksızlıkları, tek yanlı oldu bittileri gündeme bile getirmemiştir. AB’nin ABD ile Türkiye’ye hayati jeopolitik çıkarlarımızdan vaz geçmemiz için yapacağı her türlü baskı, sindirme, caydırma ters tepecektir. Yeter ki, iktidar ve muhalefet taktik etkisi olan yaptırımlardan korkarak jeopolitik savrulmaya düşmesin. Türkiye’nin ve geleceğinin gücünün farkında olsunlar. 1938 sonrası yapılan hataları ısrarla devam ettirmesinler. AB ve ABD’nin 15 Temmuz 2016 gecesi üzerimize FETÖ üzerinden ateş açtığını; Ateş açanların AB ve ABD’de korunup kollandığını unutmasınlar. Atatürk’ün dediği gibi: “Halbuki, hangi istiklal vardır ki ecnebilerin nasihatleriyle, ecnebilerin planlarıyla yükselebilsin?”

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

26 Yorum

  1. 13 Aralık 2020, 00:10

    Amiralimizin uyarıları İnşallah dikkate alınır. Çünkü tarih tekerrürden ibarettir unutmayalım. Bu haçlı zihniyeti hiçbir zaman değişmez. Atatürk ve silah arkadaşları Kurtuluş Savaşında nasıl bir yol izledilerse aynı taktiği uygulayarak, Ülkemize baskı kuranlara karşı dik bir duruş gösterip, akıllı planlamalar ve Ülkemizin çıkarları için yeni ülkelerle işbirliği yaparak bu zorlukların üstesinden gelebiliriz.Ki bu Atatürkün belirttiği gibi Türkün Damarlarındaki Asil Kanda Mevcuttur.Son olarak da Ne Mutlu Türküm Diyene ve Yaşasın Tam Bağımsız Türkiye!

  2. Ya istiklal, ya ölüm.

  3. 13 Aralık 2020, 02:36

    Sayın Gürdeniz amiralim tek kelime ile harika bir yazı. Elinize ve yüreğinize sağlık.
    Şükürler olsunki sizler gibi VATANSEVER, Mustafa Kemalin askerleri var.
    Iyiki varsınız. Saygılar.

  4. sn. cem bey yazınızda nato’dan hiç bahsetmemişsiniz.bu tarz krizlerde en akılcı yol nato üslerini kapatma hamleleri değil midir?yoksa içimizdeki abd-nato bizim için ceteris paribus mudur?

  5. Türkiyenin en büyük sorunu, iktidari ve muhalefeti ile, ayaklarin bas, baslarin ayak olmasidir. Bu sorun cözülmeden jeopolitik savrulmalardan kurtulabilmek mümkün degil. Kifayetsiz kisiler olmamasi gereken yerlerdeler. O yüzden da akilsiz basin derdini ayaklar cekiyor 1938‘ den beri.

  6. 13 Aralık 2020, 07:47

    Burada tarafların isimlendirmede büyük hata var sanırım düşmana dost derken haine de muhalefet diyebiliyor idraki yollarını sonuna kadar kullanamayan zihinler.

    Muhalefet doğruya destek yanlışa karşı bir anlayışta olması gerekirken milli menfaatleri kutsal değer kadar Allah’a sımsıkı sarılır gibi İktidarla kardeş sağkol olması gerekir.

    İçimizdeki hainleri temizlemediğimiz sürece entrikalar daha da çoğalacaktır ve gitgide mandacılık ruhu karar vermeksızın işlenecektir ve bu aciziyet olayları gerçek konum dışı aleyhimize de olsa tıpkı 38den sonra ki gibi devam edecektir.

    Bu ortama adeta uyum sağlamış ve nostaljisini yaşayan mazoşistler kerhaneyi aratmayan dağınık hâlde olan altyapıyı altın kafes gibi algılar ve herhangi bir ilerleme kaydında olan orta sürecini anlamakta kıtlardır korku içerisinde atabildiği 20 adımı 20sini tekrar geriye atabilecek kadar ötlektir…

    Derhal hainlere en ufak yardımda bulunan kimse ya idam ya sürgün. 2. seçenek herkesin yararına olacaktır ve diğer milletlerin de zararına…

  7. Komutanim, iyi ki varsiniz, ellerinize kollariniza saglik. Bir nefeste okudum. Her turk gencinin insanin bunlari okuyup anlatmasi gerekir. 1938 den bu yanan ingilizlerin cin i uyusturdukleri gibi bizi de uyuturmuslar bu kez ama din uzerinden, gericilik, mezhepcilik, kurt fasizmi ve irkciligi uzerinden.

  8. 13 Aralık 2020, 08:16

    Hocam,teşekkürler,muhteşem bir analiz olmuş!!!

  9. Amiralim gayet güzel yazarak izah etmeye çalışmış ama burada asıl bilmemiz gereken konu, TSK bünyesindeki temel ihtiyaç ve donanım için neden şimdiye kadar çalışmalar bu kadar geç kaldı?, neden şimdiye kadar kendi Helikopterimiz? Uçağımız? Tankımız? neden yok ? yoksa bazı kuvvet komutanlarının askeri eğitim aldığı ülkeleri tercih ederek gereken araç, gereç ve donanımın bu ülkelerden tedarikteki tercih edilmesinin sebebi olabilir mi ? 40 yıldır 5-6 bin çapulcu ile savaşıyoruz , daha bundan 10 yıl önceye kadar TSK ya kimsenin gücü yetmiyordu , buda ayrı bir realitemiz, yazdığınız her şey güzel, malımız, kanımız, canımız ile sonuna kadar Vatan sathında beraberiz ama bunları da bilmek istiyoruz, bu konudaki yazınızı bekleriz

  10. 13 Aralık 2020, 08:40

    Amiralim çok doğru ve yerinde saptamalar. Sizin gibi vatansever yol göstericiler var oldukça bu ülke jeopolotik savrulmalara karşı direnecektir.

  11. Biz Türk’üz!Güneşin memelerinden sütümüzü emdik.Güneşe bak!Doğu’dan doğacak güneşe bak!Masmavi göz,o gözün sarsılamaz iradesi tunçtan bakışlar.Tabii ki yarım kalan Türk Devrimi’ni tamamlayacak ve medeniyetin ayrılamaz parçası olduğumuzu göstereceğiz.Arap tarihçi Cahiz’in “Türklerin Faziletleri” kitabında (840 yılında yazdı ey dallama arapçı ve/veya atlantik eroinmanı şuursuz) söylediği gibi;”bir Türk tek başına kalsa bile O,kendi başına bir Millettir”.Çok yaşa Gürdeniz Paşa,teşekkür ederiz makaleniz için.

  12. Bizim TC olarak, boylesine onemli konularda bile muhalefet partilerimiz acik secik TC devletine ihanet ettikce,, feto ve pkk lilarla gizli secim ittifaklari kurdukca, bunlardaki avrupa abd hayranligi kopeklesme derecesinde var oldukca,sizin makalelerin teori olarak kalacagindan endise duyuyorum.Bir adim ileri goturmez bunlar hatta basa gelirlerse direk 1945 e dondururler Turkiyeyi…Cunku bu sekilde yaptiklari muhalefeti cok net olarak Ataturkculuk adi altinda yapiyorlar….Bilginize.

  13. Amiralim yine müthiş analizleriniz ile bizi aydınlattınız sağolun, söyledikleriniz ülkemizin yapması gerekenler fakat bu siyasi irade dediklerinizin ne kadarını gerçekleştirebilir orası muamma

  14. 13 Aralık 2020, 10:30

    Mukemmel ozetlemissiniz sayin Amiralim. 1938 yili sonrasi yapilan hatalari bir yana birakip son 18 yila baktigimizda maalesef ozellikle dis politikada kucaklayici ve istisare ile karar verilecek bir iklim yaratilmamistir. Bunun sorumlusunun kim oldugunu soylemeye gerek yok. Sade vatandasin dis politikadan haberi olmamasi gibi bir anlayisin sozkonusu olmadigini bilmemiz gerek. Ancak halkimizinda milli ile yerli arasindaki farki da cok iyi bilmesi gerekir. Kamu diplomasisinin yeterli olmadigi ulkemizde halkin dogru bilgilendirilmis olmasi son derece onemlidir. Bu baglamda diyebiliriz ki tum toplumun hemfikir oldugu rasyonel ( Eyyy demekle olmayan) bir dis politikaya acil olarak ihtiyacimiz var.

  15. Şu satırları yirmi tane profesör birleşip yazamaz. Sonra ben strateji işi askerin işidir, ancak asker kafası dünyayı stratejik algılayabilir deyince bana militarist diyorlar. Allahın belası mandacılar, derlerse desinler. Her askerin değil, sağlam kurmay kafası olan askerin istidadıdır bu stratejik aklı kullanmak. Cem Amiral o çok sağlam kurmay kafalardan işte, ve muntazam Türkçesiyle ne kadar güzel anlatmış. Ellerinden öperim, Allah yardımcısı olsun.

  16. 13 Aralık 2020, 11:41

    Değerli komutanım bu yazdıklarınız çok hayati konular, yazdıklarınızın altlarıni çize çize okuyor katıldığınız programları can kulağıyla dinliyorum. Ancak anlatmak istedikleriniz, yazılarınızı yazdığınız bu plartformda dahi anlaşılmış değil. Platform yazarlarının bir çoğu hala yüksek egolarını tatmin etme gayreti içindeler. Umarım sesinize kulak verir görüşlerinize katkı yapacak fikirler ortaya koyarlar ve sırf iktidara vurma kompleksine bir an önce kurtulurlar. Sağlık ve sihhat dileklerimle saygılar sunuyorum.

  17. Başyapıt. Nefis.

  18. 13 Aralık 2020, 12:16

    Mustafa Kemal Ataturk’un Komutani’ ndan bir yazi boyle oluyor, sevgi ve saygilar sayin Cem Gurdeniz.

  19. 13 Aralık 2020, 12:46

    1938’den sonra başlayan geri dönüş (ya da çöküş) tam bağımsızlığı kavrayamayan yönetim yüzündendir. Cem Gürdeniz makalede zaten açıklamış, mandacı zihniyet sonucu ekonomik, askeri bağımsızlığımız amaçlanmamaya başlıyor. Ne diyor İsmet İnönü: Sovyetler Birliği sorunları çözmek için görüşmek istese de ben Türk siyasetinin Amerikan siyasetiyle el ele gitmesinden yanayım. Mareşal Fevzi Çakmak ne diyor: Altı okları teker teker kırıp ..tlerine sokacağım. Bu insanların ikisi de Amerikan mandasını savunan, işgal gerçeğini bizzat yaşayıp Atatürk’ün safına katılan insanlar. Kurtuluş Savaşı’nda cephede yan yana savaşmışlar, 15 yıl boyunca Türk devriminde Atatürk’ün yanında durmuşlardır. Atatürk’ün ölümünden sonra yapılan politikalar gösteriyor ki, onun yanında bu kadar zaman geçirmiş insanlar onu anlamaktan çok uzaktır. Bu sinir bozucu ama her şeyden önce çok üzücü. Hiç mi anlamadınız tam bağımsızlık nedir, nasıl sağlanır? 1938 sonrası düşünce yapısı hala değişmemiştir. Bugün savunma sanayinde kaydedilen ilerleme Kıbrıs Barış Harekatı’ndan sonra Türkiye’ye yapılan ambargoyla Türkiye bir kere daha tam bağımsızlık gerçeğini yaşayarak öğrenmiştir. Kendi silahlarımızı üretmek için 1970’lerde bugünün yıldızı savunma şirketlerimiz ortaya çıktı. 40 yılı aşkın bir bilgi birikimi sonucu bugünkü ürünlerini verebildiler. Bu hükümet de askeri projeleri destekledi. Tam bağımsızlığım bir ayağı ordu ama güçlü bir ordu güçlü bir hazineye gerek duyar, işte bunu hala kavrayamıyor. 2002-2015 arası ne dış politikada ne iç güvenlikte Türk güvenliğini sağlayacak adımlar atılmadığını da göz önünde bulundurun. 2003 Süleymaniye çuval olayını unutmayın. Terör örgütünün temsilcilerinin meclise girişi ve hala orda oluşu, terörle savaşıma ara verilip terörün şehirlere iyice yerleşmesi ve sonucu Hendek Savaşları’nı unutmayın. Uçağımız, tankımız hala yok. Olacak. Doğru ulusal politikalarla…

  20. Devleti su anda yonetenler acilim ve sacilim pesindeler. Simdi de sleepz Joe Biden a yalakalanmaya calisiyorlar. Hele senin Ne mutlu Turkum diyene lafindan hic hoslanmazlar dolayisiyla sevgili Amiral Cem Gurdeniz her ne kadar dogru soylese de onu dinlerler mi hic?

  21. Agzimizla kus tutsak biz bunlara yaranamayiz..Bunlar kole ariyor kendilerine..Mandaci muhalefet hepimizi bunlarin kolesi yapacak..Direnen bir TC oldugu icin AB yaptirim karari alamadi..Gercek bir Turk, gercek bir Ataturkcu bunlara karsi direnmeye TC nin hukuki haklarini savunmaya sonuna kadar devam etmelidir..Sahte Ataturkculer dizlerini dovmeye devam etsin.

  22. 13 Aralık 2020, 18:37

    Teşekkürler.

  23. Amiralimizin yazısı, önümüzdeki tehlikeyi işaret eden önemli bir uyarı. Türkiye üzerindeki ABD ve AB kaynaklı baskı (ekonomik-siyasi) giderek, artabildiği kadar artacak gibi gözüküyor. Ancak tehlike orada değil. Tehlike, siyasi iktidarın (AKP) bu baskılar karşısında boyun eğip, teslimiyet ve açılım çizgisine geri savrulmasıdır. AKP yi ulusal çizgide tutacak bir muhalefet maalesef yok (hatta tam tersi geçerli: ne işimiz var Suriye’de, ne işimiz var Libya’da diyenler zamanı gelirse, hiç kuşkunuz olmasın, ne işimiz var Hatay’da, İzmir’de veya Konya’da da diyebilirler). İktidarın yapması gereken, her türlü baskıya karşı, Türk halkının özgürlükçü bilinç ve gururuna güvenmesidir. Bu halk, en umutsuz görülen zamanda Mustafa Kemal Atatürk’ün arkasında, mucizeler yarattı.

  24. 14 Aralık 2020, 15:22

    Sayın Amiralim siz bu yazıyı kimin için yazıyorsunuz.Bana bu görüşleri paylaşan bir siyasi parti,meclis,silahlı kuvvetler,bir karar mercii gösterin,sonra istediğinizi söyleyin.Bu yazıyı okuyup anlaya bilecel on milyon kişi çıkmaz koca memlekette..

  25. 15 Aralık 2020, 08:55

    Sayın Gürdeniz’in Tespitleri Önemli olup, İktidarı ve Muhalefetiyle tüm toplumu yakından ilgilendirmektedir.
    Sn. Gürdenizin bazı Tespitleri ile ilgili görüşümü belirtmek isterim.

    1- “Bu karabasandan Türkiye’yi aydınlığa, Jeopolitik bütünlüğe, Gelişmişliğe taşıyacak tek reçete Atatürk Cumhuriyeti yoludur. İfadesi, doğru bir tespittir, ancak ne yazık ki ülkemizde Cumhuriyet Yönetimi bulunmamaktadır. Cumhuriyet ve Demokrasi kısaca, “Halkın Kendini Yönetecek olan Kişileri, bizzat kendisinin belirlemesidir.” Ancak ülkemizde Milletvekilleri 5 parti başkanı tarafından belirlenmekte ve 57 Milyon Seçmen, bu kişiler tarafından belirlenen üç bin kişiden, altı yüz kişiyi seçmek zorunda bırakılmaktadır. Gerçek budur. Bu kıskaç içinde Atatürk Cumhuriyetinin Yaşama geçirilmesi mümkün değildir. Ülke, Emperyalizmin İşbirlikçisi, Atanmış Siyasetçilerin Rol Yaptığı Tiyatro Sahnesine dönmüştür.

    2- “15 Temmuz 2016 FETÖ darbe Girişimi sonrası devletin kendine gelmesi ve Jeoplolitik gerçeklerle yüzleşmesi yeni bir dönemi başlattı.” tespitine katılmıyorum.
    Siyasi İktidar, Dershane konusunda FETÖ ile çatışmasa ve FETÖ yandaşları tarafından da 17/25 Aralık’ta Yolsuzluk Dosyaları ortaya konulmasa, ne yazık ki Balyoz ve Ergenekon gibi Türk ordusuna darbe vuran davalarda Haksız ve hukuksuz olarak ceza alan masum kişiler halen cezaevinde olacaktı.

    Sonuç olarak;
    Doğru Yöntem, Halkın Kendini Yönetecek Temsilcileri Bizzat Kendisinin Belirlemesidir.
    Yanlış Kişi, Yol ve Yöntemlerle Doğru Hedefe Varılamaz.
    Balyoz ve Ergenekon gibi daha birçok davanın, HUKUK tanımayan “Gerçek Savcısı” ile,
    Atatürk Cumhuriyetinin Etkili olması, Ülkenin Emperyalizmin Kıskacından kurtulabilmesi mümkün değildir.

    TAKTİK YAPTIRIMLARIN SONUCU, JEOPOLİTİK SAVRULMADIR.

  26. bence bir milyon bile zor cikar. Cevremden biliyorum.

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!