Fatih Ergin yazdı…
Hiranur Vakfı’nı hatırlıyor musunuz?
İsmailağa Cemaati’ne bağlı bu vakfın kurucusu Yusuf Ziya Gümüşel’in öz kızını henüz 6 yaşındayken 29 yaşındaki bir müridi ile imam nikahı yaptırarak sözde evlendirdiği ortaya çıkmıştı…
“Sözde evlendirdiği” diyorum çünkü bunun adı resmen çocuğun cinsel istismarıydı! Hem de imam nikahlı cinsel istismar!
İğrenç olay ortaya çıktığında kıyamet kopmuş, Türkiye’nin gündemine oturmuştu. Sadece vicdanları derinden yaralamamıştı bu olay, aklımızı da zorlamıştı. İğrençliğin ve sapıklığın böylesi akıl alır gibi değildi çünkü…
Bugünlerde en az önceki kadar dehşete düşüren benzer bir skandal Türkiye’nin gündeminde. Her ne kadar Hiranur Vakfı’ndaki olay kadar kamuoyunun dikkatini çekmemiş olsa da…
Adres yine aynı: Tarikat ve cemaatler bataklığı. Konu da yine aynı: Bir anne ve küçücük kızının gericilik karanlığında yaşadığı korkunç hikâye. Bu sefer ise karşımızda Kuran’a Hizmet Vakfı var…
Vakfın yöneticilerinden Ayhan Şengüler 2017 yılında söz konusu vakıfta D.Ş’ye tecavüz etti. Tecavüz sistematik olarak sürdü. D.Ş. yaşadığı kabustan kurtulmak için durumu ailesine anlattı. Ailesinin bulduğu çözüm onu tecavüzcüsü ile evlendirmek oldu!
Kâbus evlenince son bulmadı. Katlanarak sürdü. Tecavüzüne uğradığı Ayhan Şengüler’in hakaret ve şiddetlerine de maruz kalmaya başladı. Hamileyken bile dayak yedi. Doğumun ardından kızının hatırına evliliği sürdürmeye çalışan anne D.Ş. iki kez intihara teşebbüs etti.
Ayhan Şengüler, D.Ş’yi porno film izlemeye, filmde gördüklerini uygulamaya zorluyor, bağlayarak ona tecavüz ediyor ve sonra bağlı şekilde bırakıp gidiyordu.
D.Ş. artık yaşadıklarına itiraz etmeye başlayıp evi terk etmeye karar verince Kuran’a Hizmet Vakfı devreye girdi. D.Ş’nin evinde tarikat mahkemesi kuruldu. Hem de iki kez. Mahkemeler, Kuran’a Hizmet Vakfı’nın mensuplarından Mithat K., Mithat’ın imam nikâhlı eşi Fatma, Kürşat K., Kürşat’ın imam nikâhlı eşi Esma, Ubeydullah ve imam nikâhlı eşi Hatice ile Eyüp isimli şahıslardan oluşuyordu. Bu sözde mahkemelerde Zeynep’ten tövbe etmesi ve Müslüman olması istendi.
D.Ş. direndi. Direnince de içine cin girdiğine kanat getirdi sözde mahkeme. Oysa onların içine insanlık girmemişti. Cin çıkarma bahanesiyle D.Ş’ye ilaç içirildi. İlacın etkisiyle D.Ş’nin yaptıklarını da videoya aldılar.
Verdikleri ilacı D.Ş. içmemeye başlayınca tehditler başladı. “Yaşadığın tecavüzü anlatma, vakfın adına zarar gelir, Ensar Vakfı gibi bizim de adımız çıkar, tüm Müslümanların öfkesini üzerine çekersin. Bunu ister uyarı, ister tehdit olarak anla” dediler.
D.Ş. yine de mücadelesini sürdürdü. 2021’de Ayhan Şengüler’den ayrı yaşamaya başladı ve boşanma davası açtı. Dava sürecinde mahkemenin verdiği karar gereği Ayhan Şengüler de 4 yaşındaki kızını görmekteydi. Bir gün kızı annesi D.Ş’ye, babası Ayhan Şengüler’in kendisine dokunduğunu anlattı. D.Ş. bunun üzerine derhal İstanbul Çekmeköy İlçe Emniyet Müdürlüğüne giderek şikayetçi oldu.
Küçük kız, nöbetçi savcı Fatmagül Yörük’ün talimatıyla Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne gönderildi. Hazırlanan raporda, “Babasının onu dövdüğünü, kıyafetlerini çıkararak poposuna ve vajinasına dokunduğunu, canı acıyıp ‘baba bırak’ demesine rağmen babasının onu bırakmadığını” anlattığı yer aldı. Raporda ayrıca; küçük kızın anlatımlarının tutarlı olduğu ve çocuğun fiziksel ve bilişsel gelişiminin yaşıyla uyumlu bulunduğu da vurgulanmıştı.
Çocuğun beyanı ve raporun ardından savcı, Ayhan Şengüler’in tutuklanmasını talep etti. İstanbul Anadolu 2. Sulh Ceza Mahkemesi, 22 Şubat 2023’te bir ay adli kontrol ve yurtdışına çıkış yasağı koyarak Ayhan Şengüer’i serbest bıraktı.
Bir ay sonra ise Ayhan Şengüler için adli kontrol tedbiri de kaldırıldı ve İstanbul Anadolu Cumhuriyet savcısı, 5 Nisan 2023’te delil yetersizliğinden kovuşturmaya yer yok kararı vererek dosyayı kapattı. Dosyanın kapatılma gerekçelerinden biri; küçük kızın vajinası veya makatının zorlanmamış olmasıydı!
Diğer gerekçe ise; çocuğun yaşadığı istismarı 6 yaşındaki arkadaşına anlattığını söylemesi, arkadaşının ise, alınan ifadesinde, böyle bir olaydan haberi olmadığını belirtmesiydi.
Oysa ifadeyi veren kişi, istismara uğrayan küçük kızın arkadaşı değil, arkadaşının annesiydi. Arkadaşının annesi, D.Ş’nin komşusuydu ve bu ifadeyi verdikten sonra D.Ş’den özür dilemişti. 4 yaşındaki kızın ifadesi alınabilmişti ama 6 yaşındaki arkadaşı yerine, annesinin ifadesi tercih edilmiş, ifade ise çocuktan alınmış gibi zapta geçirilmişti.
Karara itiraz edildi. Aylar sonra itiraz değerlendirildi ve dava açıldı. 21 Ocak’ta yapılan duruşmada dava 5 Mayıs’a ertelendi. Mayıs’taki duruşmanın karar duruşması olması bekleniyor. Cumhuriyet Gazetesi’nden Rengin Temoçin’e yürek sızlatan açıklamalarda bulunan anne D.Ş. İstanbul Anadolu Adliyesi önünde on üç gündür adalet nöbeti tutuyor.
Peki Kuran’a Hizmet Vakfı’nda olanlar sadece D.Ş ve küçük kızının yaşadıkları ile mi sınırlı? Hayır değil…
Kuran’a Hizmet Vakfı, selefi söylemlere ve çizgiye sahip. Yani IŞİD’in çizgisindeler. Vakıf, Ümraniye’nin Ihlamurkuyu Mahallesi’nde “hizmet” veriyor. Aynı binada Vuslat dergisinin ve Özel FM adlı bir radyo kanalının büroları da var ve bu iki yayın da vakıf bünyesine dahil.
Vakıfta çalışanların hepsi kod adı kullanıyor. Mesela vakıf yöneticisi olan Ayhan Şengüler’in kod adı Ali. D.Ş, nikah masasına oturana kadar Şengüler’in adını Ali olarak biliyordu.
Vakıftakiler resmî nikaha karşı ve hepsi eşleriyle imam nikâhı kıyıyor. Ayhan Şengüler, henüz D.Ş. boşanma davası açtıktan sonra 15 yaşındaki bir çocukla imam nikahlı olarak yaşamaya başladı. Vakıfta çocuk gelinler imam nikahı kıyılarak, babaları yaşındaki erkekler ile evlendiriliyor.
Vakfa gelen ailelere; çocuklarını okula göndermemeleri, kendilerine getirmeleri ve eğitimlerini vakıf çatısı altında almaları telkin ediliyor. Vakıfta Vuslat Çocuk diye bir birim var ve bu birim, küçük çocukların, resmî eğitimden uzaklaşıp dini gereklere göre yetiştirilmesiyle uğraşıyor.
DEVŞİRİLENLER İSLAM DEVLETİ KURMAK İÇİN YÖNLENDİRİLİYOR YABANCI UYRUKLU IŞİD’LİLER VAKFA GELİYOR!
D.Ş.’nin evde, Ayhan Şengüer’in kitaplarının arasında bulduğu ve vakfın dağıttığı bir broşürde Türkiye Cumhuriyeti hedef alınıyor ve doğrusunun İslam devleti olduğu vurgulanıyor. Vakıf, tüm üye ve ziyaretçilerini devlet dışı eğitimlere, laik Türkiye Cumhuriyeti’nin alternatifi olacak bir İslam devleti kurmak için çalışmaya yönlendiriyor.
Vakıf hakkında yaptığım araştırmalarda aktarılan vahim bir iddia da var. İddiaya göre, vakıf ayrıca yabancı uyruklular ile de ilişki içerisinde. Vakfa girip çıkan yabancı uyruklular arasında Suriye ve Irak’ta IŞİD saflarında savaşanların olduğu da iddia ediliyor.
NE ZAMAN DERS ALINACAK?
Buraya kadar anlattıklarımızı toparlayacak olursak;
-İstanbul Ümraniye’de “yerli ve milli” bir IŞİD yuvası var.
-Bu bataklıkta, devletin düzenine karşı paralel bir düzen kurulmuş.
-Resmi nikahlar yapılmıyor, çocuk yaştaki kızlar imam nikahıyla çocuk gelin yapılıyor, cinsel istismara uğruyor, hayatları çalınıyor.
-Çocuklar okula gönderilmeyip İslam devleti kurma uğrunda Selefilik ideolojisi ile yetiştiriliyor.
Yani geleceğin canlı bombaları, geleceğin asker, polis katilleri yetişiyor. Sığınmacı ve kaçak akını ile selefiliğin Türkiye’de yerelleşmeye başlamasının sonucunu yılbaşı öncesinde Yalova’da üç polisimizin şehit olmasıyla aldık. Ben ise Yalova’daki olay üzerinden Türkiye’deki IŞİD yapılanması ile ilgili bir buçuk yıl önceki haberimi hatırlattım diye gözaltına alındım. Bilgime başvurulacağı yerde şüpheli sıfatıyla ifadem alındı.
Özetle; hem Hiranur Vakfı hem de Kuran’a Hizmet Vakfı’ndaki olaylarda, İslamcı basın dahil laiklik savunucularını yıllardır “ahlaksızlıkla” suçlayanların aslında ne derece “geniş” olduğunu, neleri normal karşılayabildiğini çok iyi görüyoruz. Görüyoruz ve gördükçe midemiz bulanıyor…
Türkiye eğer kadınları ve çocukları koruyan bir ülke olacaksa laikliği yerden kaldırıp yeniden hayata geçirmek zorunda.
Tarikatın olduğu, tarikat ve cemaatlerin zemin bulup devletleştiği ve laikliğin yok edildiği bir ülkede çocuğa ve kadına her yerde istismar ve saldırı olur.
“Benim çocuğum nasıl olsa tarikata gitmiyor” demeyin! Bu öylesine bir virüs ki buradan çıkar tüm topluma yayılır.
Sermayesi sadakat ve cehalet olan bu yapılarda Türk istikbalinin evlatlarının beyni yıkanıyor, cumhuriyete düşman, Türkiye’nin Talibanı olarak yetiştiriliyorlar…
Ve böylece Türkiye, intihara sürüklenen ülke oluyor!
Herkes birbirine iftira atıyor, 50 bin yıl sürecek kıyamet mahkemesinde, sahte müslümanlar ve Laik sol görünümlü Yahudiler hesap verecek,… Dönüş yok.. Ya ebedi cehennem yada ebedi cennet
Allah belanızı versin sizin pislikler. İdam edilmeleri şart yada bir hücrede yok olsun pislikler. Peki ya bunlara kim dur diyecek ?